(22-23)O gün birtakım yüzler aydındır.Rablerine bakarlar.
“Bazı yüzler o gün ışıl ışıl, parlaktır. Rabbine bakan, Rabbine bakan bazı yüzler o gün ışıl ışıl, parlaktır.”
Nazara Ne Demektir?
Nazara, tüm ilgi ve alaka demektir. Bu yüzler, dünyada kulluk ödevini yaparken, Allah’ın emirlerine gönül vermiş, Allah yolunda olanlardır, Allah yolunda gidenlerdir; dünyadayken Allah’a yönelenlerdir.
Bakara Suresi 112. ayette Rabbimiz şöyle buyurur:“Kim özü muhsin, yani iyilik dolu olarak, yüzünü Allah’a tertemiz döndürür, işte onun Rabbi katında ecri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olacak değillerdir”
Bu ayette vaat edilen güzel kullardır onlar.
Bunlar imanlarında, Peygamber Efendimizin “Din samimiyettir” dediği gibi, samimi olanlardır. Dinde samimi olmak, gerçekten Allah’ı tanımak ve O’nun için bir şeyler yapmak demektir.Aksi tabii ki münafıklık olur, dilde Müslümanlık olur.
Parlak Yüzlerin Başka Özellikleri
Bu yüzlerin başka özellikleri de var:
1.Güleç ve Sevinçli Olmaları
Abese Suresi 38. ayet:“O gün birtakım yüzler var ki parlak, güleç ve sevinçlidir.
Ne kadar güzel, değil mi? Cennet nimetlerini görüp de insan nasıl sevinmez, yüzü nasıl ışıl ışıl olmaz ki? İmtihanı başarıyla tamamlamış olmanın mükâfatıdır bu.
2. Allah Anıldığı Zaman Ürperen Kalpler
Peki bu yüzler neden böyledir? Bunlar, Enfal Suresi 2. ayetteki gibi olan insanlardır:“Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. Karşılarında ayetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır ve Rablerine tevekkül ederler.”
Ayetleri gördüğünde kalpleri pırpır atan, sevinen, ayetleri gerçekten seven insanlardır bunlar.
Raflarda Kur’an’ı bırakıp da öylece unutan insanlar değil, ayetleri öğrenip öğrenip hayatına uygulayan güzel insanlardır.
Rabbimizi Görebilecek Miyiz?
Ayette muhakkak kafamıza takılmıştır: “Rabbine bakan” diyor. Rabbimizi görebilecek miyiz?
Musa Peygamber’e Araf Suresi 143. ayette Rabbimiz ne demişti bir bakalım:“Ne zaman ki Musa, belirlediğimiz zamanda gelip de Rabbi onunla konuşunca, ‘Rabbim! Bana göster, seni göreyim’ dedi. Rabbimiz ne dedi? ‘Sen beni asla göremezsin.’”
Şimdi, “Sen beni asla göremezsin” diyen de Allah, Kıyamet suresinde “Rabbine bakan yüzler ışıl ışıl parıldar” diyen de Allah, değil mi?
Demek ki farklı ortamları kastediyor:Musa Peygamber’e hitap edilen yer dünyadır. Dünyada göremezsin diyor. Kıyamet Suresi’nde bahsedilen ise ahiret ortamıdır. Orada görürsün diyor. Kesinlikle biliyor ve inanıyoruz ki, Allah cennette görülecektir. Nasıl mı? Nasılını bilemeyiz diyeceğiz. Sadece ayetler diyorsa öyledir, bitti! Bunun ötesi yok, nasılı yok. İman edeceğiz.Rabbimiz ahirette, “Rabbine bakan yüzler vardır” diyorsa vardır, arkadaşlar.
(24-25)O gün birtakım yüzler de asıktır.Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar.
Bu kişi, ölüm anında dünyada ne yaptığını anlar, çünkü ölüm hayatın özetidir. Diriliş de hayatın ve ölümün özetidir. O zaman anlar…
Bel kıran ölüm geldiği zaman, dünyanın boş olduğunu anlar. Fakir kelimesi, daha önce de açıklandığı gibi, aslen “beli kırık” manasından gelir. Fakirin gücü olmadığı için çalışamaz ve muhtaç duruma düşer. Burada da bu kelime özellikle gelmiştir; bu kişiler artık hiçbir şey yapamaz hale gelirler.
Ahiretteki Durumları
Hatta hüzünden yüzleri kapkara kesilir.
Abese Suresi 40. ayet:“Yine o gün birtakım yüzler vardır ki, keder bürümüş, hüzünden kapkara kesilmiştir.”
Bunlar dünyada neler yapmış, ne kötülükler yapmışlar da ahirette bu hale düşmüşler?
Ayetlere Karşı Tavırları
Hac Suresi 72. ayet:“Ayetlerimiz kendilerine apaçık olarak okunduğu zaman, o kâfirlerin yüzlerinde inkârları anlarsın.”
Ayetleri duyduklarında yüzleri ne hale geliyor, değil mi? Çevrenizdeki insanların yüzüne bakın; ayet söylendiğinde yüzleri ne şekle giriyor, ne haldeler? Eğer kötü hale geliyorsa, bu ayet gözünüzde canlanıyor…
“Neredeyse kendilerini ayetlerimizi okuyanlara saldıracaklar.”
Görüyorsunuz değil mi? Ayetleri duyduklarında saldırma seviyesinde nefret eden insanlar, ayetlerden nefret eden insanlar…
Kur’an’a ve İbadete Engel Olmaları
Bu kişilerin başka özellikleri nelerdir?
Fussilet Suresi 26. ayet: “İnkâr edenler, ‘Bu Kur’an’ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki üstün gelirsiniz’ dediler.”
Bunlar, Kur’an okunurken ve Kur’an’ın emirleri hayata uygulanırken gürültü yapanlardır.
Sen namaz kılmak istersin, der ki: “Ya ne namazı? Hadi gel gezelim, hadi gel şu filmi seyredelim, hadi gel şu eğlenceye gidelim, hadi gel şu boş işlerle uğraşalım” diyen tiplerdir. Kur’an’ın emirlerini görüp de tam tersini yapmaları için insanlara farklı seçenekler sunanlardır. O kadar çok seçenek sunuyorlar ki, maalesef Müslümanlar yapması gereken şeyleri yapmıyor. Ayetleri okuyup okuyup hayatına uygulamıyor. Böyle olunca da ahirette yüzleri kapkara, hüzünden bir parça oluyor.
(26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, “Kimdir (bunu) iyi edecek?” dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.
Muhakkak o ayrılık vaktinin geldiğini kişi tam olarak bilmiştir. Tam bir ayrılık vaktinin içinde olduğunu bilmesi, onu derin bir sıkıntı içine sokar. Hayatı boyunca malının, mülkünün ve evlatlarının derdine düşmüş, ahireti unutmuştu. Bir namaz kılmanın, bir insan sevindirmenin veya bir güzellik yapmanın derdine düşmemişti.
Şimdi ise bu kişi, ayrılık vaktinin geldiğini bilmekte ve büyük bir sıkıntı içindedir. Sevdiği insanlardan, kıyamadığı malından, evlatlarından ve sevdiği dünyadan ayrılacak olmanın, bir daha göremeyecek olmanın acısıyla sıkıntılı bir veda anı yaşamaktadır.
💡 Rabbimiz Bu Acıyı Neden Anlatıyor?
Peki, Rabbimiz bu sıkıntılı durumları ve acıklı şeyleri bize şimdiden neden anlatıyor? Ayetlerde bu resmi çizerek içimizi karartmak mı istiyor, canımızı sıkmak mı istiyor?
Hayır! Rabbimiz, bizim ölümden ders çıkartıp ona göre davranarak cennete gitmemizi istiyor. Çünkü Rabbimiz, rahmeti üstüne bir görev bilmiştir. Bu sahneleri boşuna bize anlatmıyor; bizden ders çıkarmamızı istiyor.
🏃 Ölüm Anı ve Koşmanın Pişmanlığı
Ayrılık vakti geldiğinde, kişinin bacağı bacağına dolaşır. Neden telaşlandı?
Rabbimiz İsra Suresi 82. ayette şöyle buyurmuştu: “Biz Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir. Zalimler ise yalnızca ziyanını arttırır.”
Bu kişi, Rabbimizin demesine rağmen Kur’an’ı şifa ve rahmet olarak bilmedi. Allah’ın emirlerini uygulamak için koşmadı. Ömrünü Allah yolunda harcamadı. Gücünü, kuvvetini, bacaklarını Allah rızası için güzel yerlerde kullanmadı. Aksine, Allah’ın emirlerini çiğnemekte, fitneye, aldatmaya, yalana koşmakta kullandı.
Rabbinin yolunda koşmadığı için, ölüm anında büyük bir telaş yaşadı.
Kaçış Yok: Rabbimize Sevk Ediliş
Çünkü o gün, sevk edilecek gündür. Rabbine sevk edilecek, yani en sonunda gideceği yer olan Rabbinin huzuruna götürülecek gündür.
Bu sevk edilecek yerden kaçış yoktur. Kötü insanlar 12. ayette “Kaçacak yer nerede?” diyorlardı. O gün bu kaçacak yeri arayacağına ve pişmanlıkları yaşayacağına ne yapalım?
Henüz fırsatımız varken, bugün nereye kaçalım? Tabii ki Allah’ın emirlerine uymaya kaçalım. Annemiz, babamız, çevremiz, arkadaşlarımız ne derse desin, biz Allah’ın emirlerine sevk edelim. Çünkü sonuçta Rabbimizin huzuruna sevk edileceğiz ve O’nun karşısına çıkacağız.
Hesap Vakti
Rabbimiz diyecek ki: “Kulluk ettin mi?” O gün: “Rabbimiz, işte şu mazeretlerimiz vardı, işte dünyayı çok sevdiydik, işte evladımızı çok sevdiydik, ondan dolayı senin emirlerini yerine getiremedik,” mi diyeceğiz?
Hayır! “Rabbimiz, sana layıkıyla kul olmak için elimden geleni yaptım,” dememiz lazım. Bunun için de bu dünyadayken başkalarına sığınmayın. Ne oğlumuza, ne malımıza, ne şeyhimize, ne hocamıza ne de bilgimize güvenmeyelim. Sığınak olarak Allah’a sevk edilecek yer olarak bilelim. Bunu bilmek için de ne yapacağız? İlk önce Rabbimizden gelen kitabı, Kur’an’ı okuyacağız, onu anlayacağız.
(31)O, (Peygamberi) doğrulamamış, namaz da kılmamıştı.
Bu kişinin, Allah’ın emirlerine uyma noktasında söz ve davranışları birbirine uygun olmadı. Gönlünde ayetlere yer açmadı. Ayetleri beğendi beğenmesine, ancak Kur’an’ı adeta bilimsel bir ansiklopedi gibi, hayatının dışında tuttu. “Rabbim bana ne diyormuş?” diye merak bile etmedi.
Böyle yaparak da Allah’a gereği gibi kulluk yapmadı. Bu durum böyle olunca da, hayatı namaz kılarmış gibi de olmadı. Namaz, kişiyi kötülük yapmaktan alıkoymalıydı.
Ankebut Suresi 45. ayette Rabbimiz ne diyor? “Namaz kişiyi kötülükten alıkoyar.”
Namaz ayrıca neyi sağlamalıydı? İyiliğe koşturmayı sağlamalıydı (Delili Bakara Suresi 177. ayet).
Namaz kılan insanlar iyi olmalıydı, ama bu kişi bunları yapmadı. Çünkü Müslümanlığını tasdiklemedi ve onaylamadı.
Bu kişi neden doğru dürüst namaz kılmadı?
Kıyamet Suresi’nin 3. ayetinde ne diyordu? “Kemiklerin bir araya toplanmayacağını zannediyordu.”
Bu gibi kişiler, dirilişin (haşr) olmayacağını sanıyor. Yoksa doğru dürüst namaz kılarlardı; iyiliğe koşturan, kötülükten alıkoyan bir namaz kılarlardı.
Böyle bir kişi doğru dürüst namaz kılmaz ki. Dünyaya, malına, dükkânına, bahçesine ve tezgâhına olan tutkusu onu engeller. Adamakıllı namazını kılmaz. Bu insanlar maalesef hayatında Allah’ı söz sahibi etmezler.
Ölüm anında o kadar telaşlanmasının ve doğru dürüst namaz kılmamasının yanında, bu kişi iki tane daha suç işledi. Bunlar nelerdir, bakalım:
(32)Fakat yalanlamış ve yüz çevirmişti.
”Hem gereğini yerine getirmedi hem de yalanladı, yüz çevirdi. Yalan saymak ne demektir? Yalan saymak; anlamakla, bilmekle, iman etmekle beraber, bu imanın gereğini yerine getirmemektir.
Allah’ın emirlerini kabul etmekle beraber, gereğini yapmaya yönelmememiz bizi o kadar canımızı sıkıyor ki… ‘Ya bunlar nasıl Müslüman?’ diyoruz. İşte bu durum, dilde söylenenlerle hareketlerin uyuşmamasıdır.
Ayrıca, bu kişi davranışlarıyla da ne yapıyor? Allah’ın emirlerine karşı tavır koyuyor, değil mi? Sırt çevirip, yüz çevirip ilgisiz kalarak bunu yapıyor. Ah, ayetleri bir düşünseydi! Şu sırt çevirme olayını bir yapmasaydı, dinleseydi, araştırsaydı. Ama maalesef onu da yapmadı. Kur’an’ıyla, Allah’ın sözleriyle ilgilenmedi bile, yönünü bile dönmedi, Kur’an’a bakmadı. Sonra ne yaptı? Çalım satarak ailesine, yani çevresine gitti.”
(33)Sonra da kasıla kasıla ailesine gitmişti.
Bu kişi, Allah’ın emirlerine uymayan, namaz kılmayan ve Allah’ın ayetlerini tasdiklemeyip yalanlayan ve yüz çeviren biridir.
Kibir ve Gurur: Yaptığı bu inkârcı tavrı sanki bir marifetmiş gibi görerek övünç duyacak bir şey sanır.
Gerile gerile, kasıla kasıla, çalım satarak yandaşlarının yanına, kendisi gibi ahiret derdi olmayan, dinle ilgisi olmayan çevresinin yanına gider.
Tanımı: Bu insan, şımarıklığıyla tanınır.
Rabbimiz, İnşikâk Suresi 13. Ayet’te bu durumu şöyle açıklar: “Çünkü o, Ailesi içinde mal mülk sebebiyle şımarık idi.”
Müminlere Karşı Alaycı Tutumu
Bu kişi, kendisi iman etmediği gibi, iman edenlere de gülüyor ve onlarla dalga geçiyor.
Mutaffifîn Suresi (29-32. Ayetler) ile Açıklanan Alaycılık:
Alay Etme: “O günah işleyenler iman edenlere gülüyorlardı.”
İçki içer, zina eder ve Müslümanları kınayarak der ki: “Bak şuna, dünyanın tadını çıkartmıyor,” veya “Hiçbir şeyden de anlamıyor.”
Onların yaşam tarzıyla, kıyafetiyle, imanıyla alay eder.
Kaş Göz İşaretleri: Müminlere uğradıkları zaman, birbirlerine kaş göz işareti edip onları küçümserler:
”Şu var ya şu, herkese iyilik yapıyor, enayinin teki!”
Eve Dönüş: Evlerine döndükleri zaman (Müslümanlarla alay ettikleri için) zevk alarak dönüyorlardı.
Müslümanları gördüklerinde: “Ha işte bunlar sapıklardan, yoldan çıkmışlardır” diyorlardı. “Asıl yol bizim yolumuz, kötülükler bizim yolumuz. Ne güzel, işte böyle rahatız…” diye gururlanırlardı.
Gururlanma: Ailesinin yanına vardıklarında, Müslümanlarla dalga geçtiklerini anlatıyorlardı.
Önemli Not: “Halbuki onlar (inkarcılar), müminlerin başına Gözcü olarak Gönderilmemişlerdi.” (Mutaffifîn Suresi 33. Ayet)
Onlar bu dünyada iman edenlere güle dursunlar, ahirette durum tamamen tersine dönecektir.
Mutaffifîn Suresi (34-36. Ayetler) ile Açıklanan Akıbet:
34.Ayet: “İşte bugün de iman edenler kafirlere gülecekler.”
35. Ayet: (İman edenler) Rahat latlar (koltuklar) üzerinde etrafa bakacaklar.
36. Ayet: (Ve soracaklar): “Kafirler ettiklerinin cezasını buldular mı?”
Müslümanların yaşamlarıyla, namaz kılışlarıyla, ibadetleriyle ve hayata bakışlarıyla dalga geçenler, elbette belasını bulacaktır.
Rabbimiz, çalım satarak ailesine gidenlere ve kötülük yaptığıyla gurur duyanlara bu ayetlerle, dünya hayatındaki şımarıklığın karşılığının ahiretteki hüsran olduğunu bildirmiştir.
(34-35) “Bu azap sana lâyıktır, lâyık! Evet, lâyıktır sana, lâyık!” denecektir.
Rabbimiz (bu kişiye) “layıktır bu, sana layıktır” diyor. Bu kişi ne yaptı? Ölümden bile ibret almadı. Annesi, babası, kardeşi, çevresi… Muhakkak birilerinin öldüğünü gördü. Ama ölüm de bir öğüttür; (o ise bunu) görmedi. Ölüm yokmuş gibi hayatına devam etti.
Babasını götürüp mezara gömdü. Fakat orada, (sanki kendisi hiç ölmeyecekmiş gibi) arsa parselledi, sülalesini gömecek arsayı parselledi! Nasılsa kendisi hiç ölmeyecekmiş gibi, ölüm yokmuş gibi davrandı. Musibetlerden de ders çıkarmadı, nasihat almadı. Bu kişi, ahirette artık yana yakıla kendisine yazık eder.
Rabbimiz diyor ki: “Kişinin, yana yakıla ‘Allah’a karşı aşırı gitmemden dolayı bana yazıklar olsun! Gerçekten ben, Allah’ın diniyle alay edenlerdenim’ diyeceği günden sakının.” (Zümer Suresi, 56. Ayet)
Nasıl alay etti? Müslümanların yaşam tarzıyla alay etti.
Biz de bu kelimeyi demek istemiyoruz, değil mi? “Yazıklar olsun” demek istemiyoruz, değil mi?
Öyleyse ne duruyoruz? Rabbimizin emirlerine uymamak için neyi bekliyoruz? Yoksa başıboş bırakıldığımızı mı zannediyoruz?
(36)İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder.
İnsan, kendine hiçbir sorumluluk taşımayan develer gibi mi zannediyor? Kendini hayvan mı sanıyor? Rabb’inin emirlerine uymuyor, çünkü maalesef hiçbir fark göremiyor.
Bu başıboşluk düşüncesiyle ne diyor? “Ben hiç kimseye hesap vermem, canımın her istediğini yaparım” diyor. Ve zulmü de en uç noktalara kadar yapıyor bu insan.
Başıboş bırakılacağını zanneden insan, hiç de öyle zannetme, çevrene zulüm yapma!
Bizi yaratan, Yaşamımızın ve ölümümüzün hiçbir anında bizi başıboş bırakmaz. Ne doğum, ne ölüm, ne de ölümden sonra bizi başıboş bırakmaz, ihmal etmez Rabbimiz.
Öyle ya, bu dünyayı sana hizmet ettiren Allah, yeri göğü yaratan Allah, ölümü, hayatı yaratan Allah, her şeyi ama her şeyi yaratan Allah… Bir meyveyi sana boyun eğdiren Allah, bütün yaratılmışları yaratan Allah, seni de boş bırakmaz, beni de boş bırakmaz. Her şeyin bir sahibi olduğu gibi, insanın da sahibi var, onun da istekleri var. Bunu unutma!
Kulluk ve İlk Emir: Oku!
Peki, Rabbimiz bizden ne ister?
Zâriyât Suresi 56. Ayet: Allah’a kulluk etmemizi ister.
Peki, kulluğu nasıl yapacağız, Rabbim derseniz?
Alak Suresi 1. Ayet: Bunun cevabıdır. Bunu artık ezbere biliyoruz: OKUMAK!
Rabbimizin ilk emri okumaktı. Biz ne yapacağız? Bu Kur’an’ı okuyarak kulluk edeceğiz!
İşte o zaman başıboş bırakılan insan olmayacağız. Başıboş bırakılan bir hayvan gibi değil, yüce hedefleri olan, sorumlu bir insan olacağız. Allah’ın tanımına uygun Müslüman olacağız.
Yoksa, başıboş bırakılacağını düşünen insan ne yapar?
Çevresine o kadar çok kötülük yapar ki, kendi özgürlüğü için tüm insanların özgürlüğünü hiçe sayar. Kendi kalbi için bütün kalpleri kırar. Kendi menfaati için bütün haksızlıkları yapar.
Rabbimiz, başıboş bırakılacağını düşünen insandan yaratılışı düşünmesini istiyor. Çünkü yaratılışla alakalı ayetler sıralanıyor. Buraya dikkat etmemiz gerekiyor.
Eğer biz de başıboş bırakıldığımızı, hiçbir görevimizin olmadığını düşünüyorsak, insanın yaratılışını araştıralım.
(37)O dökülen meniden ibaret az bir su değil miydi?
Dirilişi inkâr eden, başıboş yaratıldığını düşünüp çevresine zalimlik yapan insana Rabbimiz ne güzel cevap veriyor:
”Yaratılmadan önce, anılmaya değer bile değildin!”
Dökülen meniden sadece bir damla suydun. Neyine güvendin de emirlerime uymuyorsun, diyor Rabbimiz.
Bunu bir kere yapan, bir kere yaratan, tekrar yaratamaz mı? Topraktan seni tekrar diriltmez mi, diyor Rabbimiz.
Ve Rabbimiz (bu konudaki) açıklamasına devam ediyor…
(38)Sonra bu, bir “alaka” oldu. Derken Allah onu yaratıp güzelce şekillendirdi.
Alak: Asılı Duran Et Parçası
Alaka kelimesini nerede görüyoruz? Aslında halkımızın arasında bu kelimeyi çok kullanıyoruz. Ne deriz? “Seninle alakamı kesiyorum,” yani “bağımı koparıyorum” deriz. İşte bu kelime oradan gelir.
Peki, Kur’an’daki anlamı nedir?
Sperm ne oluyor? Yumurtayla birleşiyor ve zigota dönüşüyor.
Alaka (Embriyoloji bilimindeki karşılığıyla “implantasyon”dan sonraki aşama), bir yere asılı duran et parçası demektir.
Sperm ve yumurta birleşiyor; annenin rahminde, göbek kordonu ile orada asılı duruyor.
Rabbimiz tam da bunu anlatıyor. “Düzene koyduk” derken de, “şekillendirdim, yavaş yavaş şekillendirdim” demektir.
Düşünün, 1400 yıl öncesi bu bilgiler! O dönemde ne ultrason, ne mikroskop vardı. Bunun mucize olduğunu insan nasıl göremez ki?
(39)Nihayet ondan da erkek ve dişi iki eşi var etti.
Rabbimiz, niçin iki çifti (erkeği ve dişiyi) yarattı? Niçin bunu böyle yaptı?
Çünkü bunlar, neslin devamı için belirlenen cinsiyetlerdir.
Neslin devamı için bu gereklidir.
(40)Şimdi, bunları yapan Allah’ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?
Bu ayette sanki Allah’ın gücünün yetmemesi, zorluk varmış gibi anlaşılıyor. Ancak Rabbimiz aslında burada diriltme konusuna insanın mantığıyla bakıyor. Allah’ın mantığında bu yoktur; zira Allah için hiçbir şeyde kolaylık veya zorluk yoktur.
Bizim anlamamız için Rabbimiz böyle anlatıyor: Rabbimiz, Toprak olsak da, un ufak olsak da, bizi topraktan hayat verip tekrar döndürmeye, Kıyamet Günü (Diriliş) için bizi ayağa kaldırmaya kadirdir. Rabbimiz bu ayeti bu şekilde söylüyor.
Soru İşareti ve Cevabımız
Peki, bu ayet niye soruyla bitti?
Bu ayeti okuduğumuzda ne diyeceğiz? “Bu konuda, diriltme konusunda en ufak bir şüphemiz dahi yoktur ya Rabbim!” diyeceğiz.
Ve davranışlarımızı buna göre düzenleyeceğiz.
Eğer, “Ya Rabbimiz bu kadar insanı nasıl yaratacak? Geçmişten kalan insanlar var, bu çok zordur” diye düşünüyorsanız, Lokman Suresi 28. Ayet ile cevap verelim: “Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de ancak tek bir nefis gibidir. Muhakkak ki Allah işitendir, görendir.”
Bu ayeti bileceğiz, arkadaşlar: Biri yaratmakta, bini yaratmakta, milyonu yaratmakta Allah için birdir diyeceğiz ve iman edeceğiz!
Sonuç
Evet, Kıyamet (Suresi) dersimiz bitti. Benim bu dersten anladıklarım bunlar.
Rabbimiz, öğrendiklerimizi hayatımıza uygulamayı bize nasip eder inşallah.
Sevgilerimle.

