Selamun aleyküm arkadaşlar. Bugünkü dersimizde Tin Suresini öğreneceğiz.
Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillahirrahmanirrahîm.
﴾1﴿ Yemin olsun incire ve zeytine; ﴾2﴿ Sînâ dağına; ﴾3﴿ Ve şu güvenli beldeye!
Burada Rabbimiz incire, zeytine, Sina dağına, güvenli beldeye yemin ediyor. Bir sembol olarak incire baktığımızda İbrahim ve Nuh Peygamberleri, zeytine baktığımızda İsa Peygamberi, Sina dağına baktığımızda Musa Peygamberi, son olarak güvenli beldeye baktığımızda da Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in yaşamını hatırlarız. Rabbimiz semboller üzerinden bizim orada yaşanan olayları dikkate almamızı, hatırlamamızı istiyor. Güvenli belde deyince Bakara suresi 126. ayette geçen İbrahim Peygamberin duası aklımıza geliyor.
“İbrâhim, “Rabbim! Burayı güvenli bir şehir yap, halkından Allah’a ve âhiret gününe inananları da çeşitli ürünlerle rızıklandır” diye dua etmişti. Allah buyurdu ki: “İnkâr edene de az bir süre dünya nimetleri veririm, ama sonunda onu cehennemin azabına sürerim. O ne kötü bir sondur!”(Bakara:126)
Hz. İbrahim sadece inananları rızıklandır dedi ama Rabbimiz ‘ imtihan gereği’ herkesi rızıklandırdı. Çünkü Rabbimiz Tekasür suresi 8. ayette “Nihayet o gün nimetlerden elbette sorguya çekileceksiniz.”diye buyurdu. Bizler Rabbimizin verdiği nimetleri nerelerde kullanıyoruz? İyilikte mi yoksa kötülükte mi?
﴾4﴿ Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır.
İnsanın yaratılışını Secde suresi 7-9. ayetlerde bir görelim.
“Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır. Sonra onun neslini önemsenmeyen bir suyun özünden yaratıp sürdürmüştür. Sonra ona düzgün bir şekil vermiş ve ruhundan ona üflemiş; sizi kulak, göz ve gönüllerle donatmıştır. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!”(Secde:7-9)
İnsan yaratıldı ama anılmaya değer miydi? Rabbimiz İnsan suresi 1. ayette “İnsan anılmaya değer bir şey değildi.” diye buyuruyor. Peki insan ne zaman anılmaya değer oldu? Cevabını İnsan suresi 2. ayette buluyoruz. “Hakikatte biz insanı katışık bir nutfeden yarattık; imtihan edelim diye onu işitir ve görür kıldık.” Yani insan işiten, gören olduğunda anılmaya değer oluyor. İnsan anılmaya değer olunca da Rabbimiz ruhundan üflüyor. “Sonra ona düzgün bir şekil vermiş ve ruhundan ona üflemiş; sizi kulak, göz ve gönüllerle donatmıştır. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!”(Secde 9) Burada da Rabbimiz insanı anlayan, işiten ve gören yaptı. İnsanın ruhunu Yaradanını bulacak şekilde yarattı. Örneğin İbrahim Peygamberin Allah’ı kendi başına bulması.Bunu Enam suresi 76-78. ayetlerdegörüyoruz. Gecenin karanlığı onu kaplayınca bir yıldız gördü. “Rabbim budur” dedi. Yıldız batınca da “Batanları sevmem” dedi. Ayı doğarken görünce, “Rabbim budur” dedi. O da batınca, “Rabbim bana doğru yolu göstermezse elbette yolunu şaşırmış kimselerden olurum” dedi. Güneşi doğarken görünce, “Rabbim budur; zira bu daha büyük” dedi. O da batınca dedi ki: “Ey kavmim! ben, sizin (Allah’a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.”(Enam:76-78)
Aslında hepimizde Allah’ı bulma kapasitesi var. Hepimiz henüz anne karnındayken Rabbimizle bir sözleşme yaptık. Bunun delili Araf suresi 172. ayetindedir.
“Rabbin Âdemoğulları’ndan -onların sırtlarından- zürriyetlerini alıp bunları kendileri hakkındaki şu sözleşmeye şahit tutmuştu: Ben sizin rabbiniz değil miyim? “Elbette öyle! Tanıklık ederiz” dediler.”(Araf:172)
Rabbimiz bu sözleşmeyi yapmasının nedenini ayetin devamında buyuruyor.
“Böyle yapmamız kıyamet günü “biz bundan habersizdik.” dememeniz içindir.
Bizler hep mazeretler uydurup sözleşmemize çok da bağlı kalmadık. Alak suresi 1. ayetteki “ Yaradan Rabbinin adıyla oku!” emrini yerine getirecektik ki böylece sözümüzü tutmuş olacaktık. Birçoğumuz okumayarak Rabbimize verdiğimiz sözü tutmadık. Sonuç ise ne oldu? Bunu Bakara suresi 170. ayettegörüyoruz.
“Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, “Hayır, atalarımızdan gördüğümüze uyarız” dediler. Ya atalarının aklı bir şeye ermemiş, doğru yolu bulamamışlarsa!’’(Bakara: 170)
Hocam, ailem, çevrem, atalarım ne diyorsa odur deyip Kur’an’a bakma gereği duymadık. Halbuki Musa Peygamber Rabbimizi Taha suresi 50. ayette bize ne kadar güzel tanıtıyordu. “Mûsâ, “Bizim rabbimiz her şeye özüyle ve biçimiyle varlık veren, sonra da işin yolunu yordamını gösterendir” diye cevap verdi.’’ (Taha:50)
Rabbimiz haşa bize yolunu göstermiyor mu ki, Kur’andan emirlerini okumuyoruz. Rabbimiz yaratılışta bize imanı sevdirip isyan etmeyi çirkin göstermişti. İsyan etmeyi çirkin görmüyor muyuz? Bunu Hucurat suresi 7-8. ayetlerde görelim. “Bilin ki Allah’ın elçisi aranızdadır. Birçok durumda o sizin dediklerinizi yapsaydı işiniz kötüye giderdi, fakat Allah size imanı sevdirdi ve onu gönlünüze sindirdi; inkârcılığı, yoldan çıkmayı ve emre aykırı davranmayı da size çirkin gösterdi. Allah tarafından bahşedilmiş bir lutuf, bir nimet olarak doğru yolu bulmuş olanlar işte onlardır (bu vasıflara sahip olan sizlersiniz). Allah her şeyi bilmekte, yerli yerince yapmaktadır. ” (Hucurat:7-8)
Rabbimiz bize imanı nasıl sevdirir? Örneğin; ezan okunsaydı deriz, gıybetten uzak dururuz, yalanı kendimize yasaklarız, Allah benim rızkımı bu kadar takdir etmiş deyip çalışmaya devam ederiz, Rabbimizin emirlerini severek yerine getiririz.
Allah Katında En Değerli Olanlar
“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat:13)
Rabbimiz bu ayette en değerliyi ortaya çıkarmak istiyor. Bizler Rabbimizin katında en değerli olmak için günahlardan kaçmamız gerekir. Günaha hiç yaklaşmamamız gerekir, yaklaşırsak yaparız. Rabbimiz bizleri iyilik ve kötülükte serbest bıraktı. Bunu Kehf suresi 29. ayette görüyoruz.
“Ve de ki: Gerçek, rabbinizden gelendir. Artık dileyen iman etsin dileyen inkâr etsin. Biz, zalimler için alevleri kendilerini çepeçevre kuşatan bir ateş hazırladık. (Susuzluktan) imdat dileyecek olsalar buna, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir barınak! ” (Kehf:29)
İşte bu ayet inanç özgürlüğünün zirve noktasıdır. Bizler ise zorla Kur’an ve dua ezberlettik, zorla namaz kıldırdık. Oysa Peygamber Efendimiz(sav) hiç kimseyi zorlamamıştı. İnsanların seçme özgürlükleri olmasaydı cennet-cehennem olur muydu bir düşünelim. Cennetin, cehennemin bir değeri olur muydu? Bu sebeple Rabbimiz dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin diye buyurarak bizlere seçim özgürlüğünü verdi. Herkes kendi seçimini yaşamalı. Onun için Rabbimiz Bakara suresi 256’da şöyle buyuruyor: “Dinde zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır. Artık kim sahte tanrıları reddeder de Allah’a inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir. ” (Bakara:256)
Zorla yapılan işten zaten hayır gelmez. Hele ki din konusunda münafık ortaya çıkarmış oluruz. Münafık: Görüntüde iman edip, kalpten iman etmeyen demektir. Rabbimiz Yunus suresi 99. ayette şöyle buyuruyor: “Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi topluca iman ederdi. Hal böyleyken, mümin olsunlar diye sen tutup insanları zorlayacak mısın! ” (Yunus:99)
Kur’andaki Sarp Yokuş Nedir?
Bir insanın gönül alanına zulmetmek zulmün en büyüğüdür. Eğer biz Allah’ı dilersek Allah da bizi diler. Bizler hiç Kur’andaki imandan önce gelen yokuşu diledik mi? Neydi Kur’an diliyle o yokuş bir bakalım. “ Ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi? Ve ona iki yolu göstermedik mi? Fakat o, sarp yolu göze alamadı. O sarp yol nedir, bilir misin? Köle âzat etmektir. Veya bir kıtlık gününde yakını olan bir yetimi yahut aç açık bir yoksulu doyurmaktır. Sonra iman edip birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve acımayı öğütleyenlerden olmaktır. ”(Beled: 8-17)
Sarp yokuş gördüğünüz gibi bunları yapabilmektir. Bunları yapabilmek banane diyenlerin değil, bana ne düşüyor diyenlerin yürüyebileceği bir yoldur. Bu sarp yokuşta herkes yürüyemez. Mutlu edince mutlu olma ahlakına bürünenlerindir bu yol. Dikkat edersek 1- Esir bir boyun kurtarmak(insanlara sıkıntısında yardım etmek) 2- Açlık gününde yetimi veya yoksulu doyurmak 3- İman etmek.
İşte bunları yapıp sarp yokuşu aşarsak Tin suresi 4. ayetinin gereğini yerine getirmiş olacağız.
Rabbimiz Tin suresi 4. ayetinde “ Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” diyordu. Rabbim nasıl güzel yarattın diye sorarsak bizi İslam fıtratı üzerine yarattığını Rum suresi 30. ayette buyurur. “O halde sen hanîf olarak bütün varlığınla dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel! Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. İşte doğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.” ( Rum:30)
Fıtrat, doğuştan gelen özellik demektir. Peygamber Efendimiz (sav): “ Her doğan İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” Bu hadisin delili Bakara suresi 30. ayettedir. “Hani rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Biz seni övgü ile tesbih ederken ve senin kutsallığını dile getirip dururken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah “Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurdu.” (Bakara:30) İnsan doğuştan halife adayıdır. Halife, irade sahibi, kendi başına hareket edebilen, hayat direksiyonunu elinde tutan demektir.
Enam 165. ayete bakalım. “Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği şeylerde sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O’dur. Şüphesiz rabbinin cezası çok çabuktur; yine O’nun bağışlaması ve rahmeti boldur.” (Enam:165)
Rabbimiz bize de halifelik verdi. Ama bizler Ahzap 72. ayetindekiler gibi olduk.
“Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir.” (Ahzap:72)
Halifelik görevini çoğumuz yerine getiremedik. Okumayınca cahil olduk. Rabbimize verdiğimiz sözü tutamadık. Rabbimiz Alak suresi 6-7. ayetlerde şöyle buyurmuştur: “Hayır! Gerçek şu ki insan, kendini kendine yeterli gördüğü için çizgiyi aşar.” (Alak:6-7)
İnsan Güzel Yaratılışını Nasıl Tamamlar?
İnsan okumayınca azar. Rabbinin emirlerini dikkate almaz. Yaratılışına ihanet eder. Maalesef Rabbimize kulluk etmedik. Halbuki Rabbimiz bizi Enfal suresi 27. ayette uyarıyordu. “Ey iman edenler! Allah ve resulüne karşı hainlik etmeyin, size bırakılan emanetlere de bile bile hıyanet etmeyin.” (Enfal:27)
İnsan Allah ve Resul’ünün uyarısını dikkate almayarak Rabbine hainlik eder. İnsan güzel yaratılışını ancak Kur’an ile tamamlayarak halifelik görevini yerine getirir. Peygamber Efendimiz (sav): “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” demişti. Demekki doğuştan güzel ahlaklı olmak yetmiyor ki Peygamber Efendimiz Kur’an ile 23 sene gece gündüz güzel ahlakı tamamlamak için çalıştı. En sonunda Rabbimiz Peygamber Efendimize Enbiya suresi 107. ayette şöyle buyurdu: “Ve seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” Bizler de bu Kur’an için çalışırsak, alemlere taşırsak alemlere rahmet oluruz.
“İşte böylece sana da kendi buyruğumuzla bir ruh (Kur’an) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun; ama şimdi onu, dilediğimiz kullarımızı sayesinde doğruya eriştirdiğimiz bir ışık kıldık. Hiç şüphe yok ki sen doğru yolu, göklerin ve yerin yegâne sahibi olan Allah’ın yolunu göstermektesin. İyi bilinmeli ki bütün işler dönüp dolaşır Allah’a varır.” (Şura:52-53)
Peygamber Efendimiz (sav) 40 yaşına kadar hiç yalan söylememişti. Muhammed-ül Emindi. Peki bu güzel ahlakı Peygamberimize yetti mi? Yetmedi. O güzel ahlakını Kur’an ile tamamladı. Peki Peygamberimize kitapsız iman etmek yetmemişken Kur’ansız bir iman bizlere yetecek mi? Oysa imanımız bizi koşturmalıydı, harekete geçirmeliydi.
Peygamber Efendimiz (sav) vefat edene kadar Müddessir suresi 2. ayetin “ Kalk ve uyar!” gereğini uygulamışken, insanları uyarmaya çabalamışken bizler ne yapıyoruz? Eğer bu Kur’an bize nur ise aktif oluruz. Güzel yaratılışımızı Kur’an ile tamamlarız.
Vesselam…

