Selamünaleyküm arkadaşlar. Bugünkü dersimizde İnşikak suresini öğreneceğiz. İnşikak yarılma, çatlama demektir. İnşikak suresi bize göğün ve yerin Rabbinin emrine uyduğunu, insanın da en sonunda Rabbine kavuşacağını, bu kavuşmanın ise hesap verme olacağını anlatan suredir. Kıyamet öncesi ve kıyamet sonrası olacakları anlatarak bu konuda hazır olmamız gerektiği için buna uyaran suredir.
Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim
(1) Gök yarıldığı, (2) Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği vakit,
Burada gökyüzü canlı bir varlık gibi kendini parçalamak bile olsa görevini yerine getiriyor. Kainatın her zerresi gibi kocaman gökyüzü de ben emre uymam demiyor. Ben büyüğüm demiyor. Emri yerine getiriyor. Zaten ona yakışan da odur. İnsan gibi Allah’a kafa tutmak mı? Sen bilmezsin, ben bilirim demek mi? Hayır, bunu asla yapmıyor. Allah “birleş” derse gökyüzü ne yapıyor birleşiyor, “yarıl” derse yarılıyor, “yürü” derse yürüyor diğer varlıklar gibi Allah ne derse onu yapıyor. Dikkat ederseniz insan hariç tüm varlıkların kulluk ipi Allah’ın elindedir. Peki bizim kulluk ipimiz neye bağlı, neye göre Allah’a kul oluyoruz. İşimiz düşünce mi Allah diyoruz, zorda kalınca mı diyoruz. Halbuki her zaman “Allah”dememiz gerekmiyor muydu, sevgi her zaman olmayı gerektiriyor halbuki. “Ama Allah gökyüzüne irade vermedi ki, tabii ki gökyüzü emre uyar “ bunu diyebilirsiniz. O zaman size ben “Allah insana kendi ruhundan üfledi” derim. Ona güvendi. Hatta o kadar çok güvendi ki kendi ismiyle aynı ismi verdi. Allah’ın Mümin ismi vardır. İnananlara da “Mümin” der Kur’an. Mümin “güven” demektir. İşte Allah insana güvendi. Güvendiği için seçme seçeneğini de verdi. Bizler bu irademizi yani seçme seçeneğimizi Allah’ın istediği yönde mi yapıyoruz? İşte önemli olan budur.
(3) Yer uzatılıp düzlendiği, (4) İçinde ne varsa attığı ve tamamen boşaldığı
(5) Ve Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği vakit,
Yeryüzü uzatıldığı zaman dümdüz olur. “Şimdi her yerde dağlar var. Kocaman, ulu dağlar. Bunlar nasıl dümdüz olur” diye sorarsanız.
Taha Suresi 105-107. ayetler : “Bir de sana dağlardan soruyorlar, Dolayısıyla de ki: “Rabbim onları ufalayıp savuracak da, yerlerini dümdüz bomboş bırakacak. Onda ne bir iniş, ne bir yokuş göremeyeceksin.”
Her tarafı kaplayan gökyüzü yarıldı. Uçsuz bucaksız yeryüzü dağların savrulmasıyla, havaya uçmasıyla dümdüz oldu. Hiç iniş yokuş görünmüyor. Bütün bunlar ne için olacak. Ayette içindeki o şeyleri atıp boşaldığı zaman diye buyuruyor Rabbimiz. Yerin içindeki madenler, taşlar, lavlar için mi bütün bu düzenleme. Tabii ki bütün ölülerin dirilmesi için Hz. Adem Peygamberden beri ölmüş olanların dirilmesi için. Delili mi ?
İnfitar suresi 4. ayet : “Ve kabirler deşildiği zaman,”
İşte o zaman bütün ölüler dirilecek. Rabbimiz toprağa diriltme potansiyeli vermiştir. Özellikle bahar aylarında toprağa baktığımızda bunu görebiliyoruz. Yeter ki gözlem yapalım. Bunun sonucunda kabirler boşalacak. Ve hesap vakti gelecek.
Zilzal suresi 6. ayet :”O gün insanlar, amellerinin karşılığı kendilerine gösterilmek üzere bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır.”
Göğün yarılması, yerin yarılması bunların hepsinin düzenlemesinin sebebi bu. Amellerinin karşılığını insanlara vermek için. Rabbimiz bunu yapacak.
Zilzal suresi 7-8. ayetler :”Ki, her kim zerre kadar bir hayır işlerse onu görecektir. Her kim de zerre kadar bir şer işlerse onu görecektir.”
Hiçbir iyiliği ufak görmeyelim. “Bu kadarcık iyilikten ne olur” demeyelim. Hiçbir ufak kötülüğü de “çok küçüktür” demeyelim. Neden ufak bir kötülük bile olsa, ufak bir iyilik bile olsa karşılığını göreceğiz.
(6) Ey insan! Kuşkusuz sen Rabbine doğru çaba üstüne çaba sarfetmektesin, nihayet O’na varacaksın.
Bu ayette Rabbimiz “Ey insan!” ifadesini kullandı. Demek ki bu ayet bütün insanlara sesleniyor. Herkes Rabbine kavuşacak istese de istemese de kavuşacak. Yalnız bu kavuşma bizim bildiğimiz gibi kavuşma değil. Uzaktaki bir şey yakın olursa işte o zaman kavuşma olur. Allah bize zaten yakın ki Kâf suresi 16 ayette Rabbimiz “Şah damarınızdan daha yakınım” diye buyurdu. Peki bu kavuşma nasıl olacak. Bu dünyadaki gayret ve çabanın sonucunu görmek olacak. Ya Cennet ya cehenneme çıkacak bu kavuşma.
Ankebut suresi 4. ayet :”Yoksa kötülükleri yapanlar! Bizden kaçabilecek mi sandılar? Ne kadar kötü (ve yanlış) hüküm veriyorlar!”
Bu kimseler Allah’tan kaçabileceğini düşündüğü için her kötülüğü yapar. Kalp kırar, kul hakkına girer, iftira atar, yalan söyler, kandırır. Aklınıza ne geliyorsa her kötülükte başı çeker. Çünkü hesap vereceğine inanmaz. Allah’tan kaçabileceğini düşünür. Bunun sonucu ahireti tamamen unutmaya kadar varır. İnsan ilişkilerinde de böyle değil mi? Örnek veriyorum; kardeşimizi sevmiyoruz diyelim ondan kaçıyoruz, sürekli kaçıyoruz sonunda ne olur onu unuturuz. Onsuz hayata alışırız. Şimdi bu kişi Allah’tan kaçacağını sandı, sonuç Allah’ı unutmaya kadar gitti. Peki Allah onu unutur mu, bakalım.
Casiye suresi 34. ayet :”O gün kafirlere şöyle denilir: “Siz, dünyada bugüne kavuşmayı nasıl unuttuysanız, Biz de bugün sizi öylece unutacağız. Yeriniz ateştir ve sizin için yardımcılardan bir kimse de yoktur.”
Allah onu cehennemde bile unuttu. Bu kişi dünyada Allah’ı hatırlamamıştı ki. Allah’ın kuralları mı o da neydi ki. Böyle yapan insanı Allah tabii ki cehennemde unutur. Şimdi az düşünelim. Halbuki bu dünyada ister iyi kul olalım, ister kötü kul olalım. Ne yaparsak yapalım Allah’a doğru an ve an yaklaşıyoruz. Ne yaparsak yapalım. Tüm uğraşlarımız mezara doğru. Mecburuzdur buna. Mecburu istikametimizdir Allah. Ankebut Suresi 57 ayette Rabbimiz Her canlı ölümü tadacaktır diye buyurdu. “Dönüşünüz Onadır“diye buyurdu. Kıyamet suresinde “kaçacak yer ararsınız ama kaçacak yer yok” diye buyurdu. Dönüşümüz Allah’a ise Allah’ın emirlerine uymalıyız.
(7) O vakit kitabı sağ eline verilen,
Kitap, yaptığımız davranışlarımızın bir araya getirilmesiyle oluşan bir kitap. Geçmişte yaptıklarımızın hatırlatıldığı kitap. Doğumumuzdan ölümümüze kadar ne yaptıysak hepsinin içinde bulunduğu kitap. Yazarı kim? Yazarı tabii ki kendimiz oluyoruz. Her insan kendi kitabını yazar aslında. Öyle değil mi? Bu kişi kitabını sağından aldıysa bu kişide, iyilikler vardır, kitabında iyilikler yazılmıştır.
Beled suresi 18 ayet : “Ki, onlardır işte sağcılar.”
Bu sağdan defterini alanlar, kitabını alanlar neler yapmış bakalım.
Beled suresi 13 ayet :”Esir bir boyun kurtarmak (bir köle azad etmek).”
Şimdiki zamanda köle yok. Kimse köle değil. Burada esir, bir boyun kurtarmak ne? Zorda kalmış birilerine yardımcı olmak.
Beled suresi 14- 15- 16. ayetler :”Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetim, yahut yerde sürünen bir yoksula yemek yedirmektir.”
Burada yakınlığı olan bir yetim ifadesinde ille de akrabamız olan bir yetim olarak düşünmemeliyiz. Şimdi teknoloji ilerledi, herkes birbirine yakın.
Beled suresi 17. ayet :”Sonra, iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.”
Sağcıların özelliklerini burada görüyoruz. Bir insan iyilik yapınca, ahirete hazırlıklar yapınca işte kitabını sağdan alır. İçi mutlulukla dolar. Çok sevinir, güler aynı takdir alan öğrencinin sevinci gibi karnesini uzatır. Alın okuyun der, alnı açıktır. Başarının sevinciyle yüzü aktır, en büyük başarıyı kazanmıştır o kişi.
Hakka suresi 19-20. ayetler : “Kitabı sağ tarafından verilen: Alın, kitabımı okuyun; doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum, der.”
Görüyorsunuz değil mi buradaki sevinci. Bu kimseler Allah’a kavuşacağını bildiği için, hayatını da ona göre düzenlediği için, ona göre davrandığı için ahirette o kişiye kıl kadar bile zulüm olmaz.
İsra suresi 71. ayet :”Günün birinde her sınıf insanları, imamlarıyla çağıracağız. O gün her kime kitabı sağ eliyle verilirse, işte onlar kitaplarını okuyacaklar ve kıl kadar bile zulmedilmeyecekler.”
Bu kimseler cehennemin uğultusunu bile işitmezler.
Enbiya suresi 101. ayet:”Şüphe yok ki haklarında Bizden güzel şeyler takdir edilenler ise oradan (cehennemden) uzak tutulurlar.”
Enbiya suresi 102. ayet :”Onun (cehennemin) uğultusunu bile duymazlar ve bunlar canlarının istediği nimetler içinde ebedi kalacaklardır.”
Defterini sağdan aldı, hayırlarda koştu, bir çok iyilikler yaptı bu kimseler. Cehennemin uğultusunu bile duymazlar. “Bu insanlar hiç hata yapmadı mı? Bu sağdan kitap alanlar sütten çıkmış ak kaşık mı? Bunlar günahsız mı?” diye bir soru aklınıza gelebilir. Tabii ki bunlar hata yaptı. İnsan olur da hatasız olur mu?Rabbimiz iyiliklerinden dolayı onların günahlarından vazgeçiyor.
Ahkaf suresi 16. ayet :”İşte bunlar, cennet ehli içinde o seçilmişlerdir ki, kendilerinden yaptıkları amellerin en güzelini kabul edeceğiz ve günahlarından geçeceğiz. Bu, şaşmaz doğru sözdedir ki, söz verilmektesiniz!”
Rabbimiz söz veriyor. Yeter ki iyilikler yapalım, günahlarımızdan vazgeçiyor Rabbimiz . Öyleyse biz iyilikler yapmaya bakalım. İşte o zaman günahlarımız örtülecek.
(8) Kolay bir hesapla hesaba çekilecek,
Buradaki kimseler kolay bir hesaba çekilecek. Çünkü salih ameller, güzel işler yaptı.
Bakara suresi 25. ayet :”İman edip, salih ameller işleyenlere ise müjde ver. Onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler var.”
Bu kimseler sadece iman etmekle kalmadı, salih ameller yani güzel işler de yaptı. İşte bu kişinin hesabı kolay olur. Burada öyle bir matematik hesabı var.
Bakara suresi 261. ayet : “Mallarını Allah yolunda infak edenlerin durumu, bir danenin (tohum) durumu gibidir, yedi başak bitirmiş, her başakta yüz dane, Allah dilediğine daha da katlar. Allah rahmeti geniş olandır, bilendir.”
1’e 7 Başakları bir hesaplayalım. 7 başak bir başakta 100 tane var. Öyleyse ile Rabbimiz 1 iyiliğe 700 tane sevap yazıyor.
Enam suresi 160. ayet : “Kim bir iyilik ile gelirse, ona on katı verilir. Kim de bir kötüle gelirse, ona sadece misliyle ceza verilir ve hiçbirine haksızlık yapılmaz.”
Bu ayette Rabbimiz “1 iyiliğe 10 katı verilir” dedi. Biraz matematik hesabı yaparsak aslında bu sonucun çok güzel olduğunu görürüz. Niye birisinde 700 diğerinde 10 katı verildi diye sorarsanız. İşte orada niyetlerimiz devreye girer. Ne niyetle verdik? Nasıl verdik? Çok zenginken vermek mi önemli, malı yoksa çok azken vermek mi önemli? Niyeti neydi, durumu neydi? Ona göre buradaki 10 katı ya da 700 katı ya da sınırsız olması, iyiliğin sınırsız olması, mükafatı ona göre değişir. Bu dünyadaki matematik hesabına benzemez bu hesap. Rabbimizin hesabı böyle güzeldir. Bu kitabı sağından verilen kimse iyilik yapmayı meslek haline getirdi. Sürekli iyilik yaptı onun için kolay bir hesaba çekildi.
(9) Ve sevinçli olarak ailesine dönecektir.
Burada ehli ifadesi var. İlk etapta ailesidir, ama daha geniş manada sevdiği, arkadaşları, hepsidir. Yani hayatı beraber yaşadıklarıdır. Benzer sonucu, yani kitabı sağdan almayı hak edenlerdir bunlar. Aynı yolun yolcusu olanlardır. Zaten aile demek, aynı çizgiyi aynı şeyleri yaşayan insanlar demek değil midir? Aynı görüş açısına sahip olan demek değil midir? Onlar ailedir. Yoksa aile olunur mu? Tabii ki olunmaz.
Ra’d suresi 23. ayet : “Adn cennetlerine girecekler, atalarından, eşlerinden ve zürriyetlerinden salih olanlarla birlikte olacaklar.”
Rabbimiz“Salih olanlarla birlikte olacaklar” diye buyurdu. Yani ailenizden birisi namaz kılıyor, diğeri kılmıyor. Birisi iyilik peşinde koşuyor, diğeri koşmuyor, birisi dedikodu yapıyor, diğeri yapmıyor. Bunların hepsinin yeri aynı mı olacak öbür dünyada. Tabii ki olmayacak. Peki bu kişiler sizin aileniz olabilir mi kötü kişiler, olamaz. Maalesef Kur’an diliyle ailemiz olamaz. Aynı Nuh Peygamberde olduğu gibi. Nuh peygamberin bir oğlu var. İsmi Kenan. Nuh Peygamber 950 yıl boyunca oğlunu uyarıyor. Güzel dille uyarıyor. Ama oğlu bu uyarıları ciddiye almıyor. Rabbimiz şöyle buyuruyor ;
Hud Suresi 46. ayet :”(Allah) buyurdu: “Ey Nuh! O senin ailenden değil. Çünkü onun işi kötü bir iştir. Dolayısıyla bilmediğin şeyi benden isteme. Ben seni cahillerden olmaktan yasaklarım.”
Nuh Peygamber oğlunun affedilmesi için dua ediyordu. Allahu Teala: “bilmediğin şeyi benden isteme” dedi. Evet Kenan Nuh Peygamberin oğluydu ama ailesi miydi, değildi. Çünkü aynı yolda değildi. Ayette dikkat ederseniz “Senin oğlun değildir” demedi Rabbimiz, “senin ailenden değildir” dedi. Kan bağıyla bağlı olduğumuz insanlar bizim ailemiz midir, evet toplumumuza bakarsak öyle. Ama Kur’an diliyle bizim ailemiz değildir. Aynı yolda olduğumuz insanlar bizim ailemizdir.
(10) Ama kitabı arkasından verilen,
Kur’an’da normalde kişinin kitabı sağından veya solundan verilir. Ama İnşikak suresinde sol yok, arkadan ifadesi var. Neden arkadan? Çünkü bu kişi beklemediği, ummadığı taraftan kitabını alacak. Hak etti mi bunu? Bu kimseler dünyadayken Kuran’ı arkalarına attı. Kuranla ilgisi olmadı. Kurandan habersiz yaşadı, Allah’ın istediği hayatı değil, keyfine göre bir hayat yaşamayı tercih etti. Arkaya atarsa ayetleri elbette kitabı da arkasından verilir. Kitabı da arkadan verilince bu kişi elbette helakı, yani ölümü çağırır.
(11) “Yetiş ey ölüm!” diye bağıracak
Kitabı arkadan verir vermez hemen bunu çağırıyor, helak diyor. Ölüp yok olmak için feryat ediyor. Yok olmak istiyor. Ah ölüm neredesin gel, bizi bu durumdan kurtar diye davetiye çıkarıyor. Ölümün acısını her yerinde hissediyor. Her yerden ama ölmüyor. Bunlar hep ölümü yaşayacak mı, yaşayacak. Defalarca ölümü istemesine rağmen Rabbimiz onları öldürmeyecek.
Furkan suresi 14. ayet :”Bir kere yok oluşu istemeyin, aksine çok kere yok olmayı haykırın!”
Defalarca feryat edecekler. Helakı çağıracaklar ama ölüm yok. Bunlar hatta ölümün hayatı bitirmiş olmasını isterler. Ölümle yok olmak isterler.
Hakka suresi 25- 26- 27. ayetler :”Kitabı sol tarafından verilene gelince, o der ki: “Keşke, bana kitabım verilmeseydi de, hesabımın ne olduğunu bilmeseydim. Keşke o (ölüm hayatımı) kesip bitirmiş olsa idi!”
Hatta bu kimse toprak olmak isteyecek.
Nebe suresi 40. ayet : “Çünkü Biz, size yakın bir azabı haber verdik. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve Hakkı inkar eden diyecek ki: “Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım.”
Ne kadar kötü bir durum ki, bu kimseler toprak olmayı istiyor. Çünkü elleriyle hiçbir şey yapmadı. Hiçbir güzel iş yapmadı ki bu, elleri bomboş kaldı. Toprak olmayı istese de, bin kere ölümü istese de, isteği yerine gelecek mi? İsteği olmayacak, çaresiz o ateşe girecek, sonsuza kadar ölümü aratacak bir azabın içinde kalacak. Kitabı arkasından verilen kimse helakı çağıracak ama sonuç olmayacak.
(12) Ve alevli ateşe girecektir.
Mü’minun suresi 104. ayet : “Ateş yüzlerini yalar, o halde ki, içinde dişleri sırıtır.”
Ne kadar yakıcı bir ateş ki hemen dişlerini sırıtıveriyor, tüm deriler dökülüyor.
Nisa suresi 56. ayet : “Şüphesiz ayetlerimizi tanımayan kafirler, muhakkak ki Biz onları, yarın bir ateşe yaslayacağız. Derileri piştikçe bir azabı duysunlar diye kendilerine değişik başka deriler vereceğiz.”
Rabbimiz azabı daha fazla hissetsin diye sürekli yanan derilerini değiştiriyor. Bunu neden yapıyor. Çünkü bu kişiler ayetleri tanımadılar. Ayetleri gördüler yerine getirmediler, umursamadılar. Bizler ayetleri umursamayanlardan olmayalım. Ayetleri gördüğümüzde, duyduğumuzda, bir kitaptan herhangi bir kitaptan karşılaştığımızda hemen uygulamaya çalışalım. Baş üstüne Rabbim diyelim. İşte o zaman bu azap bize uğramaz.
(13) Çünkü o ailesi içinde sevinçli idi.
Ailesi dediği, çevresi, dostları onu çok seviyor. Bu hal insan da neye sebep olur biliyor musunuz? Ben her şeyi doğru yapıyorum ki beni seviyorlar demeye kadar varır. Dünyadaki bu konforu da ahireti unutturur. Sen ne dersen de bu kimseye ne yaparsan yap, sıcacık yatağından kalkmaz, bir hayra koşmaz. Bencilce, şımarıkça bu dünyada keyfi için yaşar. Yoksul mu, ona ne ki. Dinle, namazla, ayetle ilgisi olmaz bu kimsenin. İman edenlere, dürüst olanlara, zina etmeyenlere, dedikodu yapmayanlara, adaletli olanlara, yalan söylemeyenlere bu kimseler gülerler.
Mutaffifin suresi 29-32.ayetler :”Evet… O günah işleyenler, iman edenlere gülüyorlardı. Ve onlara uğradıkları zaman birbirlerine kaş göz ediyorlardı. Ve evlerine döndükleri zaman, zevk alarak dönüyorlardı. Ve onları (müminleri) gördükleri zaman: “Ha! İşte bunlar sapıklardır!” diyorlardı.”
Onların eğlencesi Müminler alay etmek. Peki buradaki müslümanların suçu neydi ki bunları gördüklerinde, bunlar sapıklardır diyorlardı, bunlar kötüdür diyorlardı, gülüyorlardı, alay ediyorlardı. Buradaki Müslümanların tek suçları vardı, o da inanmayanlar gibi olmamak. Onlar gibi bu dini yaşamamak. Örnek veriyorum; 10 tane dedikoducu arasında bir kişiyi isterler mi istemezler. Ona tahammül bile edemezler. Çünkü onlar gibi değildir o. Onu istemezler onunla alay ederler, ona gülerler. 10 tane sahtekarın içinde bir tane dürüst barınamaz, çok zorlanır. İşte bu kişinin eğlendiği şeyler bunlar. Ailesinin yanında sevinçliydi. Çünkü bu dini yaşayanlarla alay ediyorlardı.

