Rahmeti sonsuz, merhameti sınırsız Allah’ın adıyla
Bilindiği üzere insanoğlu, sosyal bir varlıktır; tek başına hayatını idâme ettirmesi, yalnız başına hayatta kalması asla mümkün değildir. Bu nedenledir belki, Allah azze ve celle daha Âdem aleyhisselam’ı yaratır yaratmaz kendisi ile ünsiyet kurup kaynaşması için eşi Havvâ’yı yaratmıştır. Nitekim Allah Araf Suresi 189’da şöyle buyurmaktadır; “O, odur ki, sizi bir tek canlıdan yarattı, eşini de ondan vücuda getirdi ki, gönlü buna ısınsın.”
Yaşadığımız şu hayat, hep tek bir minval üzere sürüp gitmez; tıpkı mevsimler gibi sürekli değişir. Bazen acı, bazen tatlı; bazen iyi, bazen kötü olur ki Kainatın sahibi de öyle diyor; Eğer başınıza bir bela gelirse biliniz ki benzer bir belaya başka insanlar da uğramıştır; zira böyle iyi ve kötü günleri insanlara sırayla paylaştırırız. Bu, Allah’ın iman edenleri seçip ayırması ve aranızdan hakikate şâhitlik yapanları seçmesi içindir; çünkü Allah, zâlimleri asla sevmez. Bu nedenle, bu acı veya tatlı günlerimizi bizimle paylaşacak dostlara ve arkadaşlara ihtiyacımız vardır.
İnsanoğlunun arkadaşsız yaşayamayacağını bilen Rabbimiz, arkadaş edinmeyi meşru kılmış ve bu çerçevede arkadaşlıkların nasıl olması gerektiğini, kimlerle dostluk kurulup- kurulmayacağını, dostluğun hangi sınırlar içerisinde olması gerektiğini kitabı ve peygamberi vasıtası ile bizlere anlatmıştır. Biz bu yazımızda çok etraflı olmasa da ana hatlarıyla İslam’da arkadaşlığın nasıl olması gerektiğini anlatmaya çalışacağız.
Hangi Arkadaşımız Daha Hayırlıdır?
Türkçede arkadaş, aralarında iyi ilişkiler bulunan, teklifsiz yakınlık ifadeleri için de kullanılmaktadır.
Sahabe-i Kirâm, bir ara Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e “Yâ Rasulallâh! Acaba hangi arkadaşımız daha hayırlıdır” diye soru sormuşlardı. Bu soruya Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şu üç özelliği zikrederek cevap verdi: *Görüldüğünde size Allah’ı hatırlatan, *Konuştuğunda ilminizi artıran,
*Yaptığı işlerle ahireti hatırınıza getiren kimsedir.
Bir başka hadiste de şöyle buyrulur:
“Bu ümmet içerisinde Allah’ın en hayırlı kulları, görüldüklerinde Allah’ı hatırlatan kimselerdir.”
Yine benzer bir hadiste “kişi arkadaşının dini üzerinedir” ifadesi geçmektedir.
Arkadaşlarımızın nasıl olması ve hangi vasıflara sahip arkadaşlar seçmemiz gerektiği noktasında bu hadisler aslında bizlere çok ciddi anlamda ipuçları vermektedir.
Rastgele arkadaş seçimi insanı helake götüren unsurlardan birisidir. İnsan, arkadaş seçerken çok dikkatli olmalı ve sadece Allah’tan korkup sakınan kimselerle arkadaşlık etmelidir. Aksi halde helakin eşiğine gelebilir.
Bir müslümanın arkadaşı, aynı kendisi gibi Müslüman ve mümin olmalıdır. Bir müslümanın kendi akidesinden ve kendi inancından olmayan insanlarla sıkı-fıkı olması, dostane bir tavırla onlarla ilişki içerisine girmesi asla düşünülemez. Çünkü böylesi tavırlarla onlarla arkadaşlık etmek zamanla insanı onlara benzetecek ve onu ―Allah korusun― helakin eşiğine getirecektir.
Nitekim Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem bir hadisinde bu hakikate dikkat çekerek yalnız müminlerle arkadaşlık edilmesi gerektiğini açık bir şekilde dile getirmiştir.
Dost edinilen bir şahsın şirkten kendisini arındırmış olması ve Allah’a hakkıyla iman etmesi, onu arkadaş edinen kimsenin yanlış yollara düşmesini engellemesi bakımından son derece önemlidir. Zira şirkten sakınan bir insan, aynı zamanda arkadaş olduğu insanları da şirkten sakındıracaktır. Dolayısıyla böylesi bir şahsiyetle arkadaş olan kimse, Allah’ın izni ile şirke düşme noktasında kendisini ciddî anlamda koruma altına almış olacaktır. İşte bu nedenle bizlere mümin olan kimselerle arkadaşlık etmemiz emredilmiştir.
Aslında bu, sadece Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem tarafından verilmiş bir emir değildir. Aksine bu, Kur’an’ı Kerim’de Rabbimiz tarafından da sürekli vurgulanmış bir emirdir. Rabbimiz şöyle buyurur:
“Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz…” (Âli İmrân, 28)
“Ey imân edenler! Yahudî ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar (gerektiğinde) birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden her kim onları dost edinirse, doğrusu o da onlardandır…” (Maide, 51)
“Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin.” (Maide, 57)
“Mü’min erkekler de, mü’min kadınlar da birbirinin velîleri (dostları ve yardımcıları) dir.” (Tevbe, 71)
Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.
Bu ayetlerin tamamında müminlerden başkaları ile dostluk kurulmaması gerektiği vurgulanmaktadır.
Söz buraya gelmişken Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şu sözünü zikretmemek olmaz. O, sahih bir hadisinde buyurur ki:
“İyi ve kötü arkadaşın hali, güzel koku satanla körük çekenin (demircinin) haline benzer: Misk satan, ya sana güzel kokusundan bir miktar ücretsiz verir ya sen satın alırsın, ya da (hiç değilse onunla beraber olduğun sürece) güzel koku koklamış olursun. Körük çeken kimse ise, ya elbiseni yakar ya da (en azından) körüğün kötü kokusundan rahatsız olursun.”
Arkadaş vardır, ilaç gibidir olduğunda ararsın,
Arkadaş vardır gıda gibidir olmadan duramazsın,
Arkadaş vardır hastalık gibidir her gördüğünde kaçarsın.
İşte iyi arkadaşla kötü arkadaşın örneği…
Hangisi ile beraber olmak istersin? Kokucuyla mı, yoksa demirciyle mi?
Bu örnekleri kafamıza nakşetmeli ve arkadaş seçimini iyi yapmalıyız.
Bu noktada Rabbimizin bizlere çok önemli bir emri vardır. Rabbimiz, Tevbe Suresi 119’da buyurur ki:
“Ey iman edenler, Allah’tan korkup sakının ve sadıklarla beraber olun!”
Buradaki hitabın genelliği ve Kur’an’daki kullanımları dikkate alınırsa bu kelimeye, “özü sözü bir olan ve dürüst davranan kişiler” mânası vermek daha uygun olur. Kuşkusuz bu niteliği taşıyan örnek şahsiyetlerin başında peygamberler ve Peygamberimiz Hz. Muhammed ile ona gönülden bağlanmış sahâbîleri gelir. “Doğrularla beraber olun” buyruğunun, onlarla maddî bir beraberlik içinde olmaktan çok, bu sayede elde edilecek doğruluk erdemiyle onlar gibi davranmayı hedeflediği açıktır. Buna göre “Allah’a saygıda kusur etmeme, O’na karşı gelmekten sakınma çabası gösterme” gibi mânalarla açıklanabilen takvâ kavramının sıdk kökünden gelen sâdıkūn kavramıyla birlikte kullanılmış olması, tam anlamıyla takvâya erişebilmenin ancak doğrulukla birlikte gerçekleşebileceğini gösterir
Bir müslümanın bu emre kayıtsız kalması düşünülemez. Onun mutlaka sadık kullarla, Allah’a kendisini adamış insanlarla beraber olması, onlarla düşüp-kalkması gerekmektedir.
Peki “Sadık” İnsanlar Kimlerdir? Vasıfları Nelerdir?
İslam âlimlerinin belirttiğine göre sadık bir kimse, her şeyden önce kendisini Allah’ın razı olmadığı her türlü söz, davranış ve inançlardan arındırmış kimse demektir. Bununla birlikte özü ve sözü doğru olan, ihlâsı asla terk etmeyen ve her daim doğru konuşmaya özen gösteren insanlara denir.
Daha Rabbini doğru dürüst tanıyamamış, ağzından hâlâ şirk sözleri dökülen, şirkin her türlüsünü çok rahatlıkla işleyebilen kimseler sarıkta taksalar, cübbede giyseler Evliyâullah’tan olduklarını da iddia etseler asla sadıklar zümresinden değildirler. Bunlar olsa olsa insanların gözünü boyamayı iyi beceren üç beş şaklabandır. Nitekim Allah Bakara Suresi 257’de şöyle buyurur; “Allah iman edenlerin velisidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri ise sahte tanrılardır; onları aydınlıktan çıkarıp karanlıklara sokarlar. İşte bunlar ateşliklerdir, bunlar orada devamlı kalıcıdırlar.”
Düzgün arkadaş seçmeyen kimseler, yarın kıyamet günü bin pişman olacak ve dünyada iken kötü arkadaş seçmelerinden ötürü nedametlerinden ellerini ısıracaklardır. Ama vakit el ısırma vakti değildir!
Bakınız, Rabbimiz Furkan Suresi 27. ayet ve devamında dünyada iken düzgün arkadaş seçmeyenlerin durumunu şöyle izah ediyor:
“O gün zalim kimse, (çaresizlik içinde) ellerini ısırıp şöyle diyecektir: “Ne olurdu ben de peygamberle beraber aynı yolu tutsaydım! Yazıklar olsun bana, keşke falanı (filanı) dost edinmeseydim! Andolsun, Kur’an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Zaten şeytan insanı yardımcısız bırakıverendir!”
Zuhruf Suresi 67. ayette de şöyle buyurur:
“O gün bütün dostlar birbirlerine düşman olacaklardır; ancak takva sahipleri müstesnadır.”
Eğer insan dünyada iken salih, Allah’tan korkan, Rabbine ibadet eden, ihlâslı ve müttakî kimseleri dost edinmezse ahirette mutlaka pişman olacak ve pişmanlıktan dolayı ellerini ısıracaktır. Allah’ın “olacaktır” dediği bir şeyde hiç olmama gibi bir ihtimal olur mu? Allah böylesi insanlarla dostluk kurmayanların, sapık kimseleri velî edinenlerin mutlaka pişman olacaklarını ve bunun göstergesi olarak da ellerini ısıracaklarını söylemektedir. Sözü Allah’tan daha doğru olan kimdir? O, “Ellerini ısıracaklardır” dedikten sonra kim aksini iddia edebilir?
Evet, dünyada salih arkadaşlar edinmeyenler, Rasulullah gibi yaşantısı olan arkadaşlarla dostluk kurmayanlar ahirette mutlaka pişman olacaklardır. Bu kesin olarak böyle olacağına göre gelin şimdiden arkadaşlarımızı düzgün şahsiyetlerden seçelim ve iyi kimselerle oturup- kalkmaya gayret edelim.
Arkadaşlık Hakkında Nasihatler
Hz. Ali radıyallahu anh’ın arkadaşlık hakkında çok güzel bir nasihati bulunmaktadır. O, oğullarına nasihat ederken şöyle demiştir:
“Oğlum!
* Ahmakla dost olmaktan sakın, çünkü sana fayda vermek isterken zararı dokunur.
* Cimriyle dost olmaktan sakın, ona en fazla muhtaç olduğunda yardımına koşmaz, yerinde oturur.
* Kötülük sahibiyle dost olma, o pek az bir menfaat karşılığında seni satar.
* Yalancıyla dost olmaktan sakın, çünkü yalancı serâba benzer, uzağı yakın gösterir sana, yakını uzaklaştırır senden.”
Kimlerle dost olmamamız gerektiğine dair çok önemli bir nasihattir bu. Bu nasihati dikkate alarak ahmakla, cimriyle, kötülük sahibiyle ve yalancıyla asla dostluk kurmamalı ve kötü sonuçlarla karşılaşma pozisyonuna düşmemeliyiz.
Bakınız çeşitli ayetlerde konu ile alakalı şöyle buyrulmuştur;
De ki: “Size sadece bir öğüt veriyorum: Allah için ikişer ikişer ve teker teker kalkınız. Sonra arkadaşınızda kesinlikle hiçbir deliliğin olmadığını iyice düşününüz. O sadece, sizi önünüzdeki şiddetli azaba karşı uyaran birisidir.
Cennet sohbetinde birbirine dönüp karşılıklı sorular sorarlar. İçlerinden biri şöyle der: “Benim bir arkadaşım vardı; Derdi ki: Sen de onaylıyor musun gerçekten? Biz, ölüp de toprak ve kemik yığını haline gelmişken mutlaka hesaba çekilecekmişiz öyle mi?” Ve ekler: “Şimdi dönüp bakar mısınız (ona)?” Sonra kendisi dönüp bakar ve arkadaşını cehennemin ortasında görür. “Allah’a yemin ederim ki” der, “Neredeyse beni de mahvedecektin! Rabbimin lutfu olmasaydı ben de şimdi cehenneme getirilenler arasında olacaktım.
Arkadaşlık bağına çok önem vermeliyiz, nitekim güzel bir söz var “karga çöplüğe, bülbül ise güzelliğe götürür”
Daima güzel arkadaşlıklar edinmeyi Rabbim cümlemize nasip eylesin.
Yaptıklarımız ve yazdıklarımız sadece vaktinizi almış ise yazık bize. Yok, yararlı şeyler ise lütfen duanızı bizden esirgemeyiniz. Haklarınızı helâl ediniz. Hepinizi Allah’a ısmarladık!
Vesselam…

