Kur’an’da İnfak
“De k: Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret ve rağbet ettiğiniz meskenler, size Allah’tan, resulünden ve onun yolunda cihat/ mücadele etmekten daha sevimliyse, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyip gözetleyin! Allah, fasıklar/ yoldan çıkmışlar topluluğunu hidayete/ doğru yola erdirmez. (Tövbe 9/24)
“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her neyi infak ederseniz elbette Allah onu bilir.” (Ali İmran 3/92)
“Ey iman edenler, kazandığınız şeylerin güzel ve temiz olanlarından ve sizin için yerden çıkardığımız şeylerden infak edin. Onlardan gözünüzü yummadan almayacağınız kötü şeyleri infak etmeyin. Bilin ki Allah ğani/ zengin ve hamid olandır. (Bakara 2/267)
“Allah yolunda infak edin. Kendi ellerinizle tehlikeye atılmayın. İhsan sahibi olun; Allah muhsinleri sever.” (Bakara 2/195)
“Şeytan size fakirliği/yoksulluğu vadeder ve size fahşayı/ çirkinliği emreder. Allah ise, size kendinden bir mağfiret ve fazilet vadetmektedir. Allah vasi ve alimdir. (Bakara 2/268)
“Ey iman edenler, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden, öyle bir gün gelmeden önce infak edin ki, onda ne bir alışveriş ne ahbaplık ne de bir şefaat vardır. Kafirler ise zalimlerin ta kendileridir.”(Bakara 254)
Güzel bir söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan hayırlıdır. Allah zengindir, hoşgörülüdür. (Bakara 2/263)
Kur’an, Müminlerin/ Allah’a güvenenlerin birçok özelliğinden söz eder. Bu özelliklerden bir tanesi de Allah rızası için infak etmeleridir.
“O’nun muhabbetini umarak, yoksula, yetime ve esire yemek yedirirler.”
“Biz sizi ancak Allah’ın veçhi/ rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür istiyoruz.”
“Biz; çetin, ‘asık suratlı’ gün sebebiyle Rabbimizden korkarız.”
“İşte, Allah onları bugün şerrinden korumuş ve onlara yüz aydınlığı ve sevinç vermiştir.”
“Sabretmelerine/ direnmelerine karşılık onlara cennet ve özgürlük lütfedilecektir.” (İnsan 76/8-12.)
Soru: Allah’ı mı daha çok seviyoruz, önemsiyoruz, yoksa Allah’ın verdiklerini mi?
Elbette bu soruya Allah’a canı gönülden inanmış her insanın vereceği cevap: Allah olacaktır.
Madem ki cevabımız Allah’tır. O halde Allah’ın verdiklerini gerçekten onun sevgisini ve rızasını kazanmak için, emrettiği şekilde infak ediyor muyuz?
İnsan dünyaya ebedi kalmak, mal-mülk biriktirmek için gönderilmiş değildir. Maalesef işin hakikati bu olduğu halde çoğumuz bu dünyada sürekli kalacakmışız gibi mal-mülk biriktirip yığmaya çalışıyoruz.
“O ki, mal biriktirdi ve onu sayıp durdu.” “Malın kendisini ebedi kılacağını hesaplıyor.” (Hümeze 104/2,3)
Bir insan için en büyük tehlike, verilen dünya nimetlerinin Allah’ı ona unutturmasıdır. Allah’ı unutan bir insan her ne kadar ben inanıyor, Allah var derse de “Allah yokmuş gibi” yaşar. İşte böyle bir insan kendini helak etmiş olur.
“Çoğaltma isteği sizi oyaladı, ta ki kabirlere girinceye kadar.” (Tekasur 102/1,2.)
Allah’ın verdiklerini, onun rızası doğrultusunda harcayan bir insan Allah’ı önemsemiş ve öncelemiş olur.
“Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlencedir. Ahiret yurduysa, işte o gerçek hayattır. Bir bilselerdi.” (Ankebut 29/64)
“İnsan başı boş bırakılacağını mı hesaplıyor.” (Kıyamet 75/36)
“O gün, cehennem getirilecek ve insan (yaptıklarını) hatırlayacaktır. Ama bu hatırlamanın kendisine ne (yarar)ı olabilir ki!”
“(O insan:) “Ah, keşke, bu hayatım için (dünyadayken iyi) bir şeyler gönderseydim!” diyecektir.”(Fecr 89/23,24)
Ne zaman öleceğimiz, bizce meçhul olduğundan, biriktirip toplamak yerine elimizden geldiği kadar her an infak etmeliyiz. Ahiretimiz için yatırım yapmalıyız. Bu dünyaya kalmak için değil, göçmek için gelmişiz. Önemli olan Allah’ın razı olduğu bir şekilde buradan göçmektir.
“Rabbimiz Allah’tır” deyip, sonra da istikamet sahibi/ dosdoğru olanlar var ya, işte onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.” (Ahkaf 46/13)
İnfak, Nifak ve Münafık
NFK (ن ف ق) kökü Kuran boyunca 111 kez geçer. 10 türemiş forma sahiptir:
1 kez isim fiil infâK olarak
1 kez isim munfiKîn olarak
1 kez isim nefaK olarak
1 kez isim nefaKât olarak
2 kez fiil nâfaKu olarak
2 kez isim nefaKat olarak
3 kez isim fiil nifâK olarak
5 kez isim munâfiKât olarak
27 kez isim munâfiKûn olarak
68 kez fiil enfaKa olarak
İnfak, nifak ve münafık aynı kökten türemiş kelimelerdir. Allah için infak eden nifak ve münafıklıktan korunmuş olur.
İnfağa ihtiyacı olduğu halde müminlerden yardım görmeyen bir kimse nifak ve münafıklığa kayabilir.
“Onlar mallarında açıktan isteyen ve mahrum olanlar için bilinen bir hak bulunanlardır” (Mearic 70/25,26)
Dünyevileşmenin (kapitalizm vb.) bize sunduğu “Sistem içerisinde başkası için dertlenmek, düşene el uzatıp yardım etmek, kendi malından ve gerekirse canından fedakârlık etmek yok; hatta bu büyük bir zayıflık göstergesi olarak da algılanmakta. Kural basit: Yaşamak için dünyayı ve ötekini tüket.”
Halbuki Allah’ın bize sunduğu hayat tarzında, “Bizler ötekini düşündükçe, sevgimizi ve malımızı istiflemeyip paylaştıkça, inandığımız değerler için büyük fedakârlıklar yaptıkça anlam dünyamız genişleyecek ve insanlara başka bir hayatın, başka bir düzenin mümkün olduğunu da göstermiş olacağız.”
İnfaka: Harcama, bağış, ihtiyaç sahiplerine destek olma ve yardım etmek gibi anlamlara gelir.
Enam suresi 6/35. Ayette “n-f-q” kelimesi “nefeqe fil erdi” yere delik, tünel açmak anlamında kullanılmıştır. Kök halinde kullanılan bu kelimeden hareket ederek infaka şöyle bir tanım getirebiliriz. Zor durumda kalmış, sıkıntısı olan ihtiyaç sahiplerine bir çıkış yolu açmak, onları düzlüğe, rahata çıkarmak, destek olmak gibi anlamlar geldiğini söyleyebiliriz.
Elindekine benim dersen, onu sahiplenir ve istediğin gibi harcarsın. Ama elindekine emanet gözüyle bakarsan, onu emanet edenin rızasına göre tasarruf edersin. Mümin elindekini Allah’tan bilir ve onun rızası için harcar. Kafir/ hakkı örtenler ise elindekini kendinden bilir ve onu istediği gibi harcar.
Kur’an’ın koyduğu ilkelerin başında yer alan infak konusu oldukça önemli bir konudur. Bir insanı tanımak istiyorsanız, o insanın hayatında infakın yerini araştırınız. Araştırınız, çünkü çok önemli bir ipucu yakalamış olursunuz. O, insanın kalitesini anlamada yardımcı olur. Evet! Allah için vermek, infak etmek, çok büyük bir meziyettir. İnfak, sahibini yüceltir, Allah katında sevimli kılar. Allah birçok ayette vermeyen, infak ruhu gelişmeyen ve kendisi için vermeyi bir vicdan zevki haline getirmeyenleri uyarmış, ikaz etmiştir.
Kur’an’da geçen bu kelime Türkçedeki “harcama” kelimesi gibi hem Allah yolunda harcamayı hem de Allah’ın yolundan alıkoymak ve gösteriş için harcamaları ifade eder.
Müminlerin infakı Allah için, Allah yolunda olanıdır.
Kafir/hakkı örtenlerin infakı ise Allah yolundan alıkoymak, gösteriş yapmak, makam-mevki, şan-şöhret ve benzeri durumlar içindir.
İnfak, Riba ve Borcun Birbiri ile Bağlantısı
Bakara Suresi 261’den son ayete kadar bu üç konu işlenir. Öncelikle müminlere güzel, temiz ve faydalı şeyleri Allah için ihtiyaç sahiplerine infak etmeleri emredilir. Bu infak konusu detaylı bir şekilde işlendikten sonra konu ribaya gelir. Buradan anlaşılıyor ki, infak etmeyen bir kimse mal-mülk biriktirerek, toplayarak ve kat kat artırarak riba etmiş olur. Yani riba, infağın tam zıttadır. Bu konu da detaylı bir şekilde işlendikten sonra konu borç meselesine gelir. Borç vermenin önemi, borçlu zor durumda ve eli darda ise borcu affetmenin sevabından söz eder. Buradan şöyle bir tefekkür elde edebiliriz. İmkânı olduğu halde borçluya Allah için infak etmeyen bir kimse ribaya girmiş olur.
“İnsanoğlunun bir vâdi dolusu altını olsa, bir vâdi daha ister. Onun gözünü topraktan başka bir şey doyurmaz…”
Biriktirme ve sürekli daha pahalısını isteme ile ilgili güzel bir video var. Bu videoda camın kenarında oturmuş dışarıyı seyreden ve yürüyemeyen bir kişi dışarıda yürüyen bir kişiye özenerek keşke ayaklarım olsa da ben de gezsem diye düşünüyor. Yayan yürüyen kişi ise yanından geçen bisikletli kişiye imrenerek keşke bir bisikletim olsa der, bisikletle giden de yanından geçen arabaya bakarak keşke bir arabam olsa der, arabadaki yanından geçen daha lüks arabaya özenerek keşke bunun gibi bir arabam olsa der, lüks arabadaki de havada uçan helikoptere bakarak keşke onun gibi bir helikopterim olsa der. Bu döngü böyle devam eder. İnsan oğlu hep açgözlülük ederek sahip olduğundan daha fazlasını ister.
Elindeki ile yetinmemek, sürekli daha pahalısını ve yüksek fiyatlı olanı istemek bir hastalıktır. Buna elindeki olanla yetinmeyip, mutlu olmayıp daha pahalısını isteme yani kat kat artırma, biriktirme riba hastalığı diye biliriz.
Bu hastalığın tedavisi Allah için infak etmek, elindekiyle yetinip, mutlu olmakla kurtulabiliriz.
“Göklerde olan şeylerde yeryüzünde olan şeyler de Allah’ındır. İçinizde olan şeyleri ister açığa vurun ister onları saklayın, Allah sizi onlar sebebiyle hesaba çeker. Artık, dilediği kimseye mağfiret eder, dilediği kimseye de azap eder. Allah her şeye kadirdir.” (Bakara 2/284)
Biriktirme Hastalığının Tipik Örneği Karun
“Şüphesiz ki Karun, Musa’nın kavminden biriydi; ona öyle hazineler vermiştik ki sadece anahtarlarını bile güçlü bir topluluk ancak taşıyabiliyordu. Karun bu gücüyle kavmine karşı büyüklenip onlara zulmetti. Kavmi de ona: ”Şımarma! Çünkü Allah şımaranları sevmiyor!”
“Ve Allah’ın sana verdiği bunca mal mülk ile ahiret yurdunu kazanmanın yollarını ara ama dünyadaki nasibini de unutma! Allah’ın sana bolca ihsanda bulunduğu gibi sen de insanlara iyilikte bulun ve sakın memlekette zorbalık ve bozgunculuk peşinde koşma, zira Allah, bozguncuları sevmiyor!” demişti de.”
“Karun: “Ben bunca malı mülkü ancak bilgim ve becerim sayesinde elde ettim!” dedi. Halbuki o bilmiyor mu ki Allah, kendisinden önceki kuşaklar içerisinde ondan daha güçlü ve daha zengin nicelerini helak etmiştir! Suçu tabiat haline getirmiş olanlara günahları için sorgu sual gerekmez.”
“Karun bir gün bütün görkem ve gösterişi ile halkının karşısına çıkmıştı. Dünya hayatına düşkün olanlar: “Keşke biz de Karun gibi zengin olsaydık ne olurdu sanki, gerçekten o ne kadar şanslı bir adammış!” diye söylendiler.”
“Dünya ve ahiret hakkında gerçek bilgiye sahip olanlar da: “Yazıklar olsun size! İman edip iyi ve yararlı işler yapanlar için Allah’ın ahirette vereceği mükafat şu üç günlük dünyanın tüm hazinelerinden daha değerlidir; ne var ki ona ancak imanı uğrunda her türlü zorluğa göğüs gerenler ulaşabilir.” demişlerdi.”
“Sonunda biz de onu, köşk ve sarayları ile birlikte yerin dibine geçirdik. Artık Allah’tan başka kimse ona yardım edemezdi, zaten etmedi de. Kurtulmak için de elinden hiçbir şey gelmiyordu.”
“Daha dün, onun yerinde olmak isteyenler bu defa şöyle dediler: “Vay be, demek ki, Allah kullarından hak edene rızkı bolca veriyor ve dilediği kimse için ise sınırlandırıyor muş. Eğer Allah, bize az mal vererek lütufta bulunmamış olsaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay be, demek ki nankörler asla iflah olmuyorlarmış!”
“İşte orada bir de ahiret yurdu var! Biz onu, yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk yapmayan kimseler için hazırladık. Mutlu son azgınlık ve fesattan sakınanlarındır.”
“Artık kim ilahi huzura bir iyilik ile gelirse ona hak ettiğinden daha fazlası vardır. Kim de ilahi huzura kötülük ile gelirse onlar, ancak yaptıkları kötülüklerin karşılığını göreceklerdir.” (Kasas 28/76-84)
“İnfak (“harcama”), malların toplumun ve cemaatin uğrunda harcanması için kullanılan genel bir kelimedir. Bunun içine zekât ve sadaka da girmektedir. Ve bu kelime çoğunlukla infak fi sebilullah (“Allah yolunda harcama”) ifadesinin kısaltılmış halidir.
Kur’an Müslümanlara infakı emretmektedir. Kendisine infak edilebilecekler (2:215), kişinin anne-babası, akrabaları, yetimler, fakirler ve yolculardır. Kişinin servetini hür bir biçimde harcaması gerekir; çünkü, evvelâ sahip olduğu şeyler ona, Allah’ın bir ihsanı ve nimetidir (2:3; 4:39) ve ikinci olarak, Allah Kendisinin yolunda harcanan her şeyin karşılığını kat kat fazlasıyla verecektir (2:261, 265). Kur’an mallarını hayırlı bir maksad için “bollukta ve darlıkta,” (3:134) “gece ve gündüz, gizli ve açıktan” (2:274; ayrıca 13:22; 14:31; 16:75) harcayanları övmektedir. Fakat infak, Allah’tan sevab kazanmak isteniyorsa, halkın övgüsünü kazanmak için değil (2:264), Onun rızasını kazanmak için yapılmalıdır (2:265, 272). Ayrıca, kendisine infak edilecek olanlar incitilmemeli veya başa kakma şeklinde muamele edilmemelidir (2:262, 264). Sahip oldukları şeyleri topluluğun acil ihtiyaçları için harcayanlara özel sevab vaad edilmektedir (57:10). Anlaşılabileceği üzere, infak, toplumdaki sosyal eşitsizlikleri ortadan kaldırmak ve diğer sosyal ihtiyaçları karşılamak için önemli bir vesile olabilir.”
Şimdi müminlerin infak etmesi ile ilgili ayetlere bakacağız. Ondan sonra kafir/ hakkı örtenlerin neden infak ettiğiyle ilgili ayetleri inceleyeceğiz.
Müminlerin infakı ile ilgili ayetler:
“Onlar; gayba inanırlar, salatı ikame ederler ve verdiğimiz rızıktan infak ederler.” (Bakara 2/3)
İnfak, Allah’a ibadetin öylesine bir parçasıdır ki, onsuz din olmaz. Bir insanın gönlünde yaktığı iman ışığının devamı, ancak salat-infak ikilisiyle yürür. “Acaba imanım ne durumda?” diye düşünüyorsanız; salatı ikame ve infaktaki seviyenize bakın. İmanın sağlaması ve göstergesi, bu iki temel ibadettedir. Bunlarda nasibiniz yoksa, iman ışığınız ya sönmüş ya da sönmek üzeredir. Genelde infak; Mü’minin kendisinde mevcut her nimeti başkalarına yansıtması, başkalarını o nimetlerden yararlandırması demektir. Her türlü malî yardımlarla davranış biçimindeki yardımlar infak kavramının içine girer. İnfak; paradan, maldan olduğu gibi, ilimden, güzel sözden, güler yüzden de olur. Ayrıca sağlığın, saadetin, gençliğin de infakı vardır. Ve infak, mücadele, gayretin ta kendisidir.
“Allah yolunda malınızı infak edin. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik yapın. Kuşkusuz, Allah, iyilik yapanları sever.” (Bakara 2/195)
Allah rızası için infak eden mümin, Allah ile ticaret yapmış olmanın bütün güzelliklerini kazanacak ve elindeki malın, Allah’ın malı olduğunu ve kendisinin onu muhtaç olan, Allah’ın kullarına ulaştırmaya görevli bulunduğunu anlayarak: “Al kardeşim, bu benim değil; senin hakkındır, bende bir emanettir, ben sana Allah Teâlâ’nın gönderdiği şu çıkını, postalanmış koliyi teslim etmeye görevlendirmiş bir dağıtıcıyım” diyerek, aynı şekilde alçak gönüllülüğü ile fakirin, ihtiyaç sahibinin hakkını vererek kalbini okşayacak ve bununla o topluluğun mümkün olduğu kadar açıklarını kapatacaktır.
Allah için infak eden bir insan kendisini hem dünyevi hem de uhrevi tehlikelerden korumuş olur. İhtiyaç sahiplerinin ihtiyacını gideren, düşenlerin yanında olan kişileri toplum sever ve onlara hürmet eder. Bu ve buna benzer birçok mesele infak edenin dünyada yaptığı infakla kendisini tehlikelerden korumuş olduğuna örnek gösterilebilir. Cömert insanlar toplum tarafından sevilir ve korunurlar ama cimri ve sürekli mal biriktiren insanlar sevilmezler.
“Sana, neyi infak edip vereceklerini soruyorlar. De ki: “İnfak ettiğiniz mal ve nimet; ana-baba, yakınlar, yetimler, yoksul ve çaresizlerle yolda kalan için olmalıdır. Hayır olarak yaptığınızı Allah en iyi biçimde bilmektedir.” (Bakara 2/215)
“… Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: “Afvı.” Allah size ayetlerini böylece açıklamaktadır. Umulur ki düşünürsünüz.” (Bakara 2/219)
Ne infak ederseniz edin onu affetmiş gibi infak edin. Bildiğiniz gibi affetmek bir insanın yaptığı hata, kusur ve bir yanlıştan dolayı bağışlamaktır. Bundan dolayı affetmek hata yapan kişiye bir daha hatasını hatırlatmamak, onu rencide etmemek ve bu olayı unutmaktır. Eğer böyle olmasa kişi karşındakini affetmemiş, sadece dil ile seni affettim demiştir. Bu da doğru bir af değildir. Sadece kişinin kendini ve karşıdaki kişiyi kandırmasıdır. İşte aynen bunun gibi her ne infak edeceksek Allah için infak edeceğiz ve bu infakı da af şeklinde yapacağız. Yani onu unutacağız, sürekli hatırımızda tutmayacağız. İşte şunu verdim, şunu yaptım, ben şöyleyim, böyleyim demeyeceğiz ki yaptığımız Allah için olsun ve yaptığımız infakı Allah kabul edip bizi bağışlasın. Allah’ın bizi ne kadar af etmesini istiyorsak biz de o kadar infak edeceğiz. Bizim birçok hata, günah ve kusurumuz var. Allah bizi nasıl af ediyorsa biz de insanları af edelim ve verdiklerimizi de af ile verelim.
Af kelimesinin affetmekten geldiğini biliyoruz. Bu da gösteriyor ki kişi her ne verirse versin onu kalbinde taşımayacak, kalbini ona bağlamayacak. Verdiğini affedecek. Olayı kapatacak diye anlıyorum. Birçok insan başkasına iyilik yapar aralarında ufak bir sorun olunca işte sana şunu yaptım, bunu yaptım, sana şu kadar yardım ettim der ve bütün iyiliklerini onun yüzüne çarpar. Kişiyi rencide ettiği için aslında yaptığı infakı af ile yapmamıştır diye biliriz. Çünkü yapılan Allah için yapılır ve konu kapatılmalıdır. Maalesef çoğumuz bu hataları yapıyoruz. İyiliğimizi boşa çıkarıyoruz. Allah muhafaza.
Sonuç: Af kelimesi ne kadarın infak edileceğini değil infakın nasıl olması gerektiğini ifade ediyor diye anlıyoruz. Herkesin durumu farklıdır, ihtiyacı farklıdır, ürünleri farklıdır. Bundan dolayı kişi ne kadar infak edeceğini kendisi, elini vicdanına koyarak, aklını kullanarak ve çevresindeki ihtiyaç sahiplerine bakarak bulabilir. Kuran evrensel bir kitaptır. Her çağda hükmü geçerlidir. Her çağın, ortamın şartları ayrı olduğu için bunu kişilerin vicdanına, aklına ve insanlığına bırakmıştır diye anlıyoruz.

