Nimetleri Nerede Kullanıyoruz?
İnşallah Kureyş suresinin anlamını öğreneceğiz. Bildiğiniz gibi Fil Suresi’nde Rabbimiz bize Ebrehe isimli hükümdarın içinde kocaman filler olan bir orduyla Kâbe’yi yıkmak için geldiğini ancak başaramayıp helak olduğunu anlatmıştır. Bu olay bütün Arap yarımadasında kavimlere yayılmış ve duyulmuştu. Bu olayın sonucunda bütün insanlar akın akın Kâbe’yi ziyaret etmeye başlamıştı. Bu musibet Kâbe’yi insanların gözünde daha da değerli kıldı. Hani biz de başımıza bir kaza geldiğinde, çevremizde birileri öldüğünde, bir hüzün çöktüğünde, bir deprem yaşadığımızda hiç namaz kılmasak bile namaz kılmak isteriz ya aynen öyle burada da öyle bir durum hâsıl olmuştu. Ve tabii ki insanların akın akın bu beldeye gelmesi oradaki ticaretin de artmasını sağladı. Kabileler zenginleştikçe saygınlıkları da arttı. Böylelikle Kâbe’nin çevresinde yaşayan insanların da hayatları kolaylaştı. Bu kolaylık ve refah elbette Mekke halkı için bir imtihandı…
1.Kureyş’in güvenliğini, onların kış ve yaz yolculuklarında güvenliğini sağlamak için (Allah lutuflarda bulundu). (1-2)
Kureyş önceden çok güvenli bir yer değildi. İçerisinde pek çok ticari faaliyet yapılmasına rağmen ve başka beldelerden insanların da oraya ibadet/ticaret vb. sebeplerden dolayı gelmesine rağmen bu gelen insanların can ve mal güvenliği sağlanamıyordu. Hatta bu sorunla ilgili olarak Kureyş’in ileri gelenleri aksiyon almış ve anlaşmalar imzalamışlardı. Elbette Ebrehe’nin etkisiz hale getirilmesi ile birlikte Kâbe’nin önemi daha da artınca güvenliği de önemli bir mesele haline geldi. Sadece güvenlik değil yoksulluk da büyük bir sorundu. Öyle ki insanlar yoksulluktan ve açlıktan ölüyorlardı. Peygamberimizin (sav) dedelerinden Haşim bu sorunu çözmek için “ilaf” sistemini getirdi. “İlaf” kelimesi birinci ve ikinci ayette geçmektedir. Bu sisteme göre Kureyş’in zenginleri ile yoksulları kaynaşacaktı. Sonuçta Haşim’in vasıtasıyla ve Rabbimizin izni ve inayetiyle bu beldede güvenlik sağlandı ve Tin Suresi’nde geçtiği şekliyle Mekke şehri “Beledü’l Emin” yani “Güvenli Şehir” ünvanına sahip oldu.
2. Onlar da kendilerini besleyip açlıklarını gideren ve her çeşit korkudan emin kılan şu evin rabbine kulluk etsinler. (3-4)
Öyleyse bu beytin rabbine kulluk etsinler; demek ki Kâbe’ye kulluk edenler de var öyle değil mi? Kâbe’ye, vasıtalara kulluk edenler var. Oysa sadece bir vasıtadır Kâbe. Rabbimiz “ Kâbe’ye değil bana kulluk edin ” diye buyuruyor. Cahiliye Arapları Kâbe’yi bir ticarethane olarak görüyorlardı ki içini sayısız putla doldurmuşlardı. Allah onlara “Sizi açlıktan kurtaran ve güvenliğinizi sağlayan benim!” diyor. “Gidip başka ilahlar bulmayın kendinize.” diyor. Demek ki her şey bir vasıtadır. Bizim ise patronumuz, bize rızk vermez bilakis rızk Allah’tandır. Patronlar, vasıtadır. Hocalar ilim vermez, ilim Allah’tandır, el-Alim sıfatına sahip olan O’dur. Öyleyse hocanın dediklerini kanun bilip körü körüne bağlanmayacağız, araştıracağız. Eğer ayetle çelişiyorsa, sünnetle çelişiyorsa asla uymayacağız. Yoksa Rabbimiz’e değil haşa hocamıza kulluk etmiş oluruz. Bir de birisi “Ayette böyle diyor ama..” ile başlayan bir cümle kuruyorsa o cümleyi hiç dinlememeliyiz bile. Şüphesiz ki Allah’ın sözünün üstüne söz olmaz…
Ayetin aslında “Açlıktan doyurmak” ibaresinin lafzı “et’ame” olarak geçiyor. Normalde Araplar tıka basa doymak anlamında “Şebia” kelimesini kullanırlar. Ancak güzelliğe bakın ki Rabbimiz burada “et’ame” kelimesini kullanmış. Çok fazla doymak hamd etmeyi gerektirmez ki. Çünkü zararlıdır. Rabbimiz burada gerektiği kadar doymak anlamında “et’ame” ibaresini kullanmış. Kur’an’ımız gerçekten çok büyük bir mucize öyle değil mi? İçine girdikçe öğrendikçe insan daha iyi anlıyor. Yine ayetin lafzında geçen “Havf” kelimesi Büyük korku demek. Tıpkı yılandan korkmak gibi depremden korkmak gibi karanlıktan korkmak gibi büyük bir korku… Demek ki Allah Mekke’yi büyük bir korkudan emin kılmış. Önce açlık kelimesi geçti neden biliyor musunuz? Çünkü en önemli şey açlıktır. Aç olan insan ölür, korkan insan ölmez. Öncelik açlıktır, sonra emniyet gelir.
Şimdi Kureyş suresini kendi hayatımıza uyarlayalım. Rabbimiz bize de çok nimet verdi, biz de Kureyş halkı gibi istediğimiz zaman yolculuğa çıkabiliyoruz. Her yere gidebiliyoruz. Şükürler olsun ki bir rahatlığımız var kimse bize “yolculuk yapamazsın” demiyor. Engellemiyor. Nerede olursak olalım rahatça yolculuğumuzu yapabiliyoruz. Öyleyse bizler de şunu düşünmeliyiz; acaba bize bu nimetleri veren Rabbimize kulluk ediyor muyuz yoksa etmiyor muyuz? Örneğin toplumda dedikodu yapmak normalken “ -aman herkes yapıyor” derken bizler kim Rabbim “…Herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?…” (Hucurat,12) ayetine rağmen dedikodu yapıyorsak neye kulluk ettiğimizi gerçekten sorgulamamız gerek. Ne buyurmuş Rabbimiz Nahl 112. Ayette:
Allah şöyle bir şehri örnek veriyor: Bu şehir güvenlikli ve huzurluydu; her yerden oraya bol rızık geliyordu. Derken ahalisi Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük etti, Allah da onlara yapıp ettikleri yüzünden genel bir açlık ve korku felâketini tattırdı. ﴾112﴿
Bizim şehrimizde rızıklar bol bol geliyor değil mi? Ne kadar büyük bir nimet içindeyiz. Eğer nankörlük edersek açlık ve korku elbisesi bizim de vücudumuzu da sarmaz mı? Şöyle bir kendimize bakalım. Doymak bilmiyoruz dünyaya. Ve nankörlük yapıyoruz. Lütfen bunları göz ardı etmeyelim. Bize bahşettiği bu sayısız nimetler karşılığında Rabbimizin emirlerini yerine getirmeye çalışalım. Sadece Rabbimize kulluk edelim.
Vesselam

