Başarıyı Kimden Bilelim?
Bugün Nasr Suresi hakkında konuşacağız. Bu sureye “Veda Suresi” de denir. Çünkü Peygamberimiz (sav) bu sure indikten birkaç gün sonra vefat etmiştir. Bilindiği üzere mübarek kabri Mescid-i Nebevi’de medfundur. Halbuki Mekke’yi de çok ama çok severdi. En sevgili dostu Hz. Ebubekir-i Sıddık (r.a.) ile birlikte Hicret etmeden evvel Mekke sevdasından olsa gerek, Mekke tarafına masum bir şekilde bakarken “Allah’ın yarattığı şeyler içinde en çok sevdiğim yer sensin. Eğer buranın halkı beni (zorla) çıkarmasaydı, ben kendiliğimden çıkmazdım.” (Heysemi, Mecmau‘z-Zevâid, 3/283) Mekke’yi bu kadar çok severken Mekke’nin fethi olduğun da bile Medine’de kalmaya devam etmiştir. Bunun sebebi Ensar’a olan vefasıdır. En zor zamanlarında Peygamberimiz’e (sav) ve diğer Müslümanlara onlar yardımcı olmuştur. İşte bizim Peygamberimiz bu kadar çok vefalıydı. Şimdi bizim kendimize şöyle bir bakıp ne kadar vefalı olduğumuzu yoklamamız gerekmez mi? Bir bardak suyun hatırı için sabrediyor muyuz yoksa en sonunda her şeyi devirip döküyor muyuz?
1. Allah’ın yardımı gelip fetih gerçekleştiğinde; (1)
Buraya özellikle dikkat etmek gerekiyor. Demek ki fetih yani başarı Allah’ın yardımıyla olurmuş. Öyleyse elde ettiğimiz her başarıyı Allah’tan bilmek icap ediyor. “Ben yaptım” dememeliyiz. Eğer başarıyı kendimizden bilmeye başlarsak işte o zaman kaybetmeye başlarız. Tıpkı Allah’ın Kasas Suresi 78. ayette kendisinden bir ibret olarak bahsettiği Karun gibi:
“Kārûn, “Bu serveti sahip olduğum bilgi sayesinde elde ettim” diye karşılık verdi. Bilmiyor muydu ki Allah ondan önceki kuşaklardan, ondan daha güçlü ve daha çok servet biriktirmiş kimseleri helâk etmişti. Ama suçluluğu kesinleşmiş olanlara artık günahları sorulmaz!” (78)
Karun çok zengin biri o kadar zengin ki sadece hazinesinin anahtarlarını on kişilik bir grup taşıyabiliyor. O kadar zengin ve sahip olduğum her şeyi :
-Ben kendi çabamla ve bilgimle elde ettim diyor. Diğer insanlar da ona gıpta ile bakıyor. Ancak Allah’ın gazabı tecelli edip de onun evi ve serveti yerin dibine geçirilince artık ona gıpta edenler “İyi ki onun gibi değildik” diye sevinmeye başladılar. Bugün dünyada Karun gibi pek çok milyarderler var. Hepsi de dünyayı karıştırmak ve insanları sömürmenin derdinde. Dinden imandan bihaber zavallılar. Bilelim ki onlar da birer Karun’dur. Bizlerde bugün bu Karunlara gıpta ediyor muyuz? Onlar gibi olmaya çalışıp servetin esas sahibini unutuyor muyuz?
Bu ayet ışığında başarının da, servetin de Allah’tan geldiğini görmeliyiz. Allah’tan bilmezsek biz de kaybedenlerden oluruz.
2. Ve insanların akın akın Allah’ın dinine girdiğini gördüğünde; (2)Rabbine hamdederek şanının yüceliğini dile getir ve O’ndan af dile; şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir. (3)
Burada bir başarı var öyle değil mi? İnsanlar Allah’ın dinine Allah’ın kurallarına uyuyorlar. Akın akın Arap yarımadasının dört bir yanından bu dine giriyorlar. Ve daha da sonrası mucizevi bir şekilde bu din bir kuru çölden tüm dünyaya yayılıyor. Tüm dünya genelinden insanlar akın akın bu dine giriyorlar. Burada İslam’ın bir başarısı var. Fetih İslam’ın başarısıdır.
Öyleyse Rabbini tesbih et! Başarıyı gördüğümüzde ne yapmamız gerekiyormuş? Parti vermek veya kutlama yapmak değil Allah’ı tesbih etmemiz gerekiyormuş. Bir de tevbe etmemiz gerekiyormuş. Çünkü Allah yardım etmeseydi bu fethi gerçekleştiremezdik başarıyı yakalayamazdık. Peki neden tevbe istiğfar edeceğiz? Çünkü Rabbimiz bizden günahsız olmamızı beklemiyor ama hatada da ısrar etmemizi de istemiyor. İnsanoğlu günah işleyebilir. Hz Adem de günah işledi, hemen tövbe etti. Lakin şeytan ne yaptı? “Sen beni yoldan çıkardın!” diye Allah’a suç atmıştı. Bazen bizler de öyle yapıyoruz değil mi “Bundan dolayı böyle oldu” diyerek kendi suçumuzu kadere yani ona atıyoruz. Ne kadar büyük bir yanılgıdayız. Oysa Allah tövbeleri kabul edendir. Yeter ki biz pişman olalım yeter ki yapmayacağız diyelim. Kalbimizde niyetimiz neyse ona göre Rabbimiz tövbelerimizi kabul eder.
Nasr suresinden ne ders çıkartacağız? Hiçbir başarıyı kendimizden bilmeyeceğiz. “Allah bize yardım etmeseydi biz asla yapamazdık” diyeceğiz. Aslında biz farkında olmadan veya olarak bu Kur’an’ın birçok hükmünü göz ardı ettik. Kur’an “anne babaya öf bile demeyin onların ihtiyaçlarını giderin” dedi, değil ihtiyaçlarını gidermek biz onlarla aynı mahallede bile oturmadık. Kur’an “birbirinizle kardeş olun” dedi biz düşman olduk. Kur’an “münafık olmayın” dedi biz her şeyimizi göstermelik yaptık. Kur’an “yalan söylemeyin” dedi biz işimize gelmeyince yalan iftira gıybet ettik hatta insanları cehennemlik ilan ettik. Kur’an bize “siz Allah’a din mi öğretiyorsunuz” haşa dedi biz dedik ki “Kur’an anlaşılmaz”. Kur’an “dininizi benimle yaşayın” dedi biz dedik “Kur’an’da her şeyi yazmıyor” Sahi biz Rabbimizin hangi buyruğunu doğru düzgün yerine getiriyoruz? Bu konuda düşünmemiz gerek.
Vesselam…

