Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.
İnsan gerçekten ziyandadır. (2)
Ayetin lafzında geçen hüsran nedir? İşlerin beklediğimiz gibi gitmemesi sonucu hissettiğimiz üzüntü, hasar, zarar, ziyan gibi manalara gelir. Hani birilerinden beklemediğimiz bir şey görürsek, beklemediğimiz bir hareket görürsek ne deriz? “Beni hüsrana uğrattı.” deriz ya işte Rabbimiz bu ayette insanlar hüsrandır buyuruyor, bir durum ortaya koyuyor ve sonra bunun çözümü için yapmamız gerekenleri diğer ayette tek tek sıralıyor. Aynı inşaat yapmak gibi, biri diğerini tamamlayan biri olmazsa diğeri eksik kalan maddeleri sıralıyor. İnşaatta bir madde eksik olursa o bina yıkılır. İman binamızı sağlamlaştırmak için neler yapacağımızı Rabbimiz tek tek anlatıyor.
Ancak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler başkadır. (3)
Demek ki bir insan iman edecek ancak taklit etmeyecek ki hüsranda olmasın. Atalarından, büyüklerinden, bir arkadaşından, öğretmenlerinden gördüğü gibi taklit ederek değil birebir Kur’an ile ve Peygamber Efendimizin (sav) hayatını bilerek iman edecek ki bu maddelerin devamını da uygulayabilecek. Kur’an’daki “atalarımızın dinini asla bırakmayız” diyenlerden farkı olacak. İman ispat ister. Burada Rabbimiz bizlere iman etmenin ispatlarını sıralıyor; Hani birisi “Ben terziyim” dese onun ne diktiğini görmek isteriz, diktiğini görmeden terzi olduğuna inanmayız ya işte Rabbimiz de bizim dilimizle söylediğimiz “iman ettim” cümlesine şahit istiyor davranışlarımızla ispatlamamızı istiyor. Ankebut 2‘de ne buyurmuştu Rabbimiz? “İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, “İman ettik” demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar?” Bu ayetten anlaşıldığı gibi Rabbimiz imanımızı imtihan ediyor. Unutmayın, insan sadece “iman ettim” demekle bu imtihanı geçemez, kaybedenlerden olur. Hüsrandan kurtulabilmemiz için imanla birlikte salih amel de işlemek gerek. Salih amel Arapça’da sulh kökünden gelen bir kelime, düzeltmek demek. Bozulan bir şeyi düzeltmek…İnsan önce kendini düzeltmeye çalışmalı ki başkalarına da faydası olsun. Kendimizi düzeltmeye başlarsak başkalarını da düzeltmeye çabalarız, başka insanlara da iyiliği tavsiye ede ede en sonunda biz de yapmaya başlarız. Çünkü sözün etkisi inanılmaz derecede büyüktür : Birilerine “dürüst ol” diye tavsiyelerde bulunuyorsak başta kendimiz dürüst olmak zorundayız. Aksi halde o tavsiyede bulunduğumuz insan demez mi “ sen bana bunu diyorsun kendin yapmıyorsun” diye. İşte böyle böyle biz dilimizden çıktığı gibi biri olmaya başlarız.
İman ve Salih amel kelimeleri Kur’an’da kardeştir hep yan yana gelirler. Nasıl ki kardeşler birbirlerinden ayrılmazlar imanla Salih amel de aynı o şekildedir. Çünkü salih amele dayanmayan hiç bir iman güçlü bir temelde değildir. Eğer sadece “iman ettim” demekle olsaydı davranış gerekmeseydi bütün münafıklar mümindi. Çünkü onlar da iman ettim diyordu ama sadece söz ile bu iş olmaz. Uygulama yoksa hiçbir önemi yok. Bu sebeple Müslüman’ın davranışları çok güzel olmalıdır ki davranışlarımız imanımıza şahitlik etsin, ispat olsun. Mü’minûn Suresi 100. ayetteki kimseler gibi “Rabbim! Beni geri gönder de, geride bıraktığım dünyada iyi işler yapayım” diye yalvaranlardan olmasın sonumuz. Şimdi fırsat varken bir şeyler yapalım.
İman ettiler Salih amel işlediler ve bununla da yetinmeyip Hakkı birbirlerine tavsiye ettiler. Hak nedir peki? Hak; annemizin, babamızın, arkadaşımızın, toplumun söyledikleri değil Rabbimizin dediğidir. Bakara 147‘de “Hak, Rabbinden gelendir; o halde sakın şüpheye düşenlerden olma!” Kur’an Allah’ın kulları ile konuşmasıdır. Öyleyse Kur’an’dan gayrı hak söz mü arıyoruz? Bir şeylerin çözümünün doğrusunu bu kitabın dışında aramayalım. Rabbimizin değil de başkalarının dediklerine kulak asmayalım. Örneğin çevremizdeki insanlar Allah’ın aç bıraktığını sen mi doyuracaksın boş ver dediğinde Beled Suresini uygulayacağız onları kötü durumlarından kurtarmaya çalışacağız, yardım edeceğiz, gerekirse kendi ekmeğimizi paylaşacağız. İşte bu şekilde Hakkı tavsiye edenlerden olabiliriz. “O senin kötü özelliklerini yayıyor sen de onun açıklarını yay rezil et” diyorsak Hakkı tavsiye etmiş olmuyoruz. Faiz için “bu zamanda mal mülk sahibi olmak için başka yol yok” diyorsak Bakara 276 “Allah faizi mahveder sadakaları arttırır” ayetini tavsiye etmemiş oluyoruz. Keyfine bak Allah verir diyorsak Tur 21’de “herkes kendi kazandığına bağlıdır” ayetini tavsiye etmemiş oluyoruz. Bu da ancak delalet olur boş ve yanlış yol olur. Rabbimiz Yunus 32‘de ne buyurdu? ” Haktan başka sadece dalalet vardır” buyurdu. Müslüman çevresindekilere fayda verir Müslüman açık yaymaz Müslüman faiz almaz, vermez, Müslüman tembel olmaz diyeceğiz ki o zaman Hakkı tavsiye etmiş olalım. Enbiya 35’te “Her can ölümü tadacaktır. Denemek için sizi kötü ve iyi durumlarla imtihan ederiz. Sonunda bize geleceksiniz.” diyor. Öyleyse hayat imtihan içinmiş bunu bilerek yaşayacağız. İyiliğe kötülükle cevap verilebileceğini bilerek hazırlıklı olacağız. Bazen insanların alkışlarıyla, övgüleriyle bazen can yakıcı ifadeleriyle karşılaşacağız. Zenginlikle, fakirlikle, sağlıkla, sıhhatle bir şekilde muhakkak imtihan olacağız. Asiye, ve Hz. Lut Peygamber eşleriyle, Nuh Peygamber oğluyla, Peygamberimiz amcası Ebu Leheb ile İbrahim Peygamber babasıyla Eyüp Peygamber hastalıkla imtihan oldu. Allah iman ettim sözünde ne kadar samimi olduğumuza bakacak. Ankebut 3’te “Andolsun ki biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir” buyruluyor. Bu imtihan dünyasında Hakkı tavsiye etmenin bir bedeli var Peygamberimizin üstüne deve işkembesi attılar, boğazını sıktılar, öldürmek istediler. İbrahim Peygamber’i ateşe attılar. Lut Peygamberi yurdundan kovdular . Musa Peygambere yalancı dediler. Ama onlar hakkın emirlerine uyma noktasında asla ama asla taviz vermediler, eğilmediler, dimdik durdular. Her davranışlarıyla bize sabrı gösterdiler. Rabbimiz’in insanlar hüsrandadır ayetindeki gibi hüsranda olmamak için çok çalışmalıyız. Necm 39‘da “Şüphesiz ki insan için çalıştığı kadarı vardır” ayetinin gereğini birebir yerine getirmeliyiz.
Sadece namaz oruç ile ancak kendimize iyilik yaparız buradaki Hakkı tavsiye edip de zararlı olmayan insanlar gibi olmalıyız. Sadece ama sadece kendimize iyilik yapıyorsak olmaz. Allah’ın razı olduğu kullardan bu şekilde olamayız. Bu sebeple bu dini insanlara taşımak için güzel işler yapacağız tembel tembel oturmayacağız, zamanımızın değerini bileceğiz. Çarşıda pazarda televizyon karşısında faydasız internet videoları ile zamanımızı heder etmeyeceğiz. Rabbimizin emirlerinin olduğu bu kitabı uygulayabilmek için çabalayalım yalnız çabalarken kârımızı zararımızı dünya hesabına göre değil ahiret hesabına göre yapalım ki Casiye 24‘teki “ Bir de şöyle demektedirler: “Bu dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur. Ölürüz, yaşarız. Bizi öldüren ise zamandan başkası değildir.” Halbuki onların bu konuda bir bilgileri yoktur, onlar sadece boş iddiada bulunuyorlar..” diyenler gibi olmayalım.
Vesselam…

