GERÇEKTEN ALLAH’I TANIDIK MI?
İhlas Suresi Kuran’a denk gelen bir suredir. Kur’an’ın en önemli surelerinden birisidir. Halbuki bakın çok kısa bir sure, sadece iki satırlık bu surenin önemi nereden gelmektedir diye soracak olursak cevabımız inandığımız Allah’ı bize tanıtması onun özelliklerini bize söylemesi olacaktır. Hani insan birisini tanıdıkça sever ya da nefret eder ya bu tanıma Rabbimiz olunca nasıl oluyor? Tanıdıkça daha çok sevmeye başlıyoruz. Rabbimizin özelliklerini öğrendikçe daha mutlu oluyoruz. Hepimiz Rabbimizi çok seviyoruz ya öyleyse o çok sevdiğimiz Rabbimizin özelliklerine bakarak onu daha iyi tanıyalım. Sevdikçe tanıyalım, tanıdıkça sevelim… Onun emirleri karşısında aynı sahabeler gibi başım üstüne diyelim… Ayrıca yaptığımız her işimiz de Kuran kalite belgeli olsun. İhlas kelimesinin anlamı Allah’a kulluk etmek; aracısız, yalnızca ve yalnızca ona kulluk etmek demektir.
Euzübillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.
De ki: “O, Allah’tır, bir tektir.”(1)
Bu ayet Peygamber Efendimizi (sav) muhatap alan bir ayet. Peygamber Efendimiz vasıtasıyla da bütün Müslümanları muhatap alıyor. Bizler de diyeceğiz o Allah birdir. Allah’ın birliği ayrıca kendisinin zati sıfatlarından yani sadece ve sadece kendisine ait olan yarattığı hiçbir varlıkta bulunmayan Vahdaniyet (bir olmak) sıfatının tecellisidir. Bu Birlik Parçalara bölünemeyen, bir bütün anlamında bir birliktir. Kainatta insanın aklına gelebilecek her varlık cevherlerden yani atomlardan oluşur. Ancak Allah’ın atomu, temel yapı taşı yoktur. Olamaz…Çünkü o her şeyin yaratıcısı olan mutlak bir olan varlıktır. İşte bu “ehad” olmaktır. Bu sıradan bir “bir”lik değildir. Mekke’de insanlar Peygamber Efendimizden önce de Allah’a inanıyorlardı. Şaşırdınız değil mi? Benim bu hususa şaşırmamın sebebi bu kadar cahil bir halkın, adeta kötülük yapma hevesinden gözleri dönmüş bir halkın da Alemlerin Rabbi olan Allah’a inanıyor olmasıydı. Cahiliye halkının Peygamberimizden önce de Allah’a inandıklarının delili var mı derseniz Zuhruf 9 ve Zuhruf 87 ayetlerinde aradığımız delili bulabiliriz.
Kendilerine “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan tereddüt etmeden, “Onları sonsuz güç ve ilim sahibi yarattı” diyeceklerdir. (9)
“Onları kim yarattı?” diye sorsan kuşkusuz “Allah yarattı” diyecekler. Şu halde (Allah’ı bırakıp) nasıl onlara dönebiliyorlar! (87)
Duyduklarımızla değil birebir gözümüzle görürsek kalbimiz daha emin olur. O yüzden Kuran’ı Kerime birebir bakmamız gerekiyor. Aynı İbrahim Peygamber gibi… Hani İbrahim Peygamber ‘’Rabbim bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster’’ dediğinde Rabbimiz ‘’Yoksa inanmıyor musun?’’ diye buyurmuştu. İbrahim Peygamber burada “Rabbim, kalbimin tatmin olması için bana göster.” Diye cevap veriyor.(Bakara, 260) Biz de bu Kur’an’a kendi penceremizden bakacağız kendi gözümüzle göreceğiz ki bizim de kalbimiz tatmin olsun.
Demek ki kötü insanlara da “Seni kim yarattı?” diye sorulduğunda alacağımız cevap aynı olabiliyor. Buradaki meseleye dikkat çekmek istiyorum. Bu insanlar yeri göğü Allah yarattı demelerine rağmen, gerçeği bilmelerine rağmen çok büyük hatalara düşüyorlardı. Allah’la birlikte kendilerine başka ilahlar da edinmeleri bu hataların başında gelir. Zümer Suresi 3. Ayete baktığımızda bunun sebebini göreceğiz.
“Bilinmeli ki halis dindarlık yalnız Allah için olanıdır. Allah’tan başka şeyleri kendilerine koruyucu kabul edenler, -ki “sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye onlara tapıyoruz” diyorlar…” (3)
Ancak bu insanlar kendilerini Allah’a yaklaşmak için aracı olarak gördükleri putlara ve diğer şeylere öylesine kaptırdılar ki bunlar bir araçtan ziyade bir amaca dönüştü. Ve sonuç olarak onlar Allah’a yaklaşmadılar. Çünkü Allah’ın bir olduğunu unuttular. Onlar Allah’a yaklaştırsınlar diye kendi elleriyle yaptıkları putlara kulluk ediyorlar, onları dost ediniyorlardı hani, işte bizler de bizi Allah’a yaklaştırsın diye kulluk ettiklerimizi bir hatırlayalım. Mekkeliler putlara Allah’a yaklaştırsın diye kulluk ediyorlardı ya işte bu bir aşağılık duygusunun eseridir. Bizler Allah’a zaten yakınız neden ona yaklaşmak için başka aracılara ihtiyaç duyalım ki? Rabbimiz Kaf 16-17 de ne buyuruyor?
İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz; sağında solunda oturmuş iki alıcı (yaptıklarını) alıp kaydederken biz ona şah damarından daha yakınız. (16-17)
Rabbimiz bize şah damarından yakınken araya aracı koymak aslında bizi ondan olduğumuzdan daha da uzaklaştırmış olmuyor mu?
Ey iman edenler! Sizi hayat verecek şeylere çağırdıklarında Allah ve resulünün çağrısına uyun ve şüphesiz bilin ki, Allah kişi ile kalbinin arasına girer. Unutmayın ki, O’nun huzuruna götürüleceksiniz. (24)
Rabbimiz muhakkak ki Allah kişiyle kalbinin arasına girer diye buyuruyor. Bu Rabbimizin bizim içimizde bize ait olan- olduğunu sandığımıza her şeyi bildiği, gördüğü, duyduğu anlamına gelmiyor mu? Öyleyse bize en yakın olan o’dur, Ana babamızdan, eşimizden çocuğumuzdan da yakındır. Şimdi Bakara Suresi 186’ya bakalım.
Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki şüphesiz ben yakınım, bana dua ettiğinde dua edenin dileğine karşılık veririm. Şu halde benim davetime gelsinler ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulabilsinler. (186)
Bunlar ve Kur’an’ımızdaki bunlar gibi pek çok ayet gösteriyor ki bizim Allah’a yakınlaşmak için kimseyi aracı edinmeye ihtiyacımız yok. Pekala aracısız kulluk etmek için hangi yolu izlemeliyiz? Eğer ben yolumu bulamıyorum derseniz Araf Suresi 3. ayete bakalım.
“Rabbinizden size indirilene uyun; O’nu bırakıp da başka önderlerin ardından gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (3)
O halde bizim yolumuz Kur’an ve sünnet yoludur. Yolu Kur’an ve sünnet yolu olan alimleri de okuyabiliriz elbette ama önceliğimiz bu yoldan gidenleri tespit edebilmek amacıyla bu yola hakim olmaktır. Hiç şüphesiz Kur’an ve Sünnet yolunu bilmeyen biri hangi alimin Hak hangi alimin batıl olduğunu da bilemez. Rabbimiz Peygamberimize(sav)’den Al-i İmran Suresi 31’de şöyle demesini istiyor.
De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.” (31)
Yolumuz Kur’an-ı Kerim, yolumuz Peygamber Efendimiz’in(sav) yolu. Eğer başkalarını örnek alırsak belli bir süreden sonra tıkanacağız. Bizim örnek modelimiz kimdir? Bunu ayette de görüyoruz ki Peygamber Efendimizdir(sav). Peki yolumuzun rehberi nedir? Kur’an-ı Kerim’dir. Bizi Allah’a yaklaştırsın diye başkalarına kulluk ediyoruz diyorsanız Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin(sav) hayatı bize yetmiyor mu?
Aslında Rabbimizi gereği gibi tanısaydık o kadar kötülükler olmazdı. Bir örnek vermek istiyorum bu hikayeyi eminim siz de duymuşsunuzdur. Sarhoşun biri bir yetimin başını sıvazlıyor. Aslında niyeti elindeki pisliği sürmek. Bu hikayeyi anlatanlar o sarhoşun sırf yetimi mutlu ettiği için cennete gideceğinden bahseder. Peki niyetleri bilen Allah böyle bir kimseyi cennetine koyar mı? Sarhoşun niyeti yetimin başını okşamak değildi ki. Elindeki pisliği sürmekti. Bununla alakalı en bilinen mütevatir hadislerden olan “Ameller niyetlere göredir.” hadisini unutmamak gerekir. Bizler bize anlatılanlar doğrultusunda o sarhoşun cennete gittiğine inandık. Böyle hikayeleri duyduğumuz zaman Kur’an ve sünnete uygunluğunu araştırmak gerekir. Aksi halde bu din hakkında yanlış fikirlere sahip olabiliriz ve yine bu dine önyargıyla yaklaşanların bu önyargılarına dayanak bulmalarına sebebiyet verebiliriz. Düşünürsek doğru yolu bulacağız. Düşünmezsek Rabbimizi gereği gibi tanımayıp hataya düşeriz.
“Allah Samed’dir. (Her şey O’na muhtaçtır, o, hiçbir şeye muhtaç değildir.)” Ondan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir). Kendisi de doğmamıştır (kimsenin çocuğu değildir).” (2-3)
Hristiyan ve Yahudiler Allah çocuk edindi dediler. Araplarda kız çocuklarına Allah’ın kızları dediler. Allah bu ayet-i kerimelerde doğmadığını ve doğurmadığını hiçbir bütünün bir parçası olamayacağını yine vahdaniyet sıfatının bir tecellisini gösterir mahiyette ifade ediyor. Çünkü hiçbir şeyin parçası olmayan bir varlık elbette ki hiçbir varlıktan var olmuş da olamaz. Yine aynı şekilde onun doğmamış ve doğurmamış olması onun ezeli ve ebedi olması ile de yakından ilişkilidir.
“Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.” (4)
Rabbimiz bana hiç bir şey denk değildir dedi ama Mekkeliler putlara taptılar, putlara kulluk ettiler. Şimdi de putlar var. Putlar her zamanda şekil değiştirerek insanın karşısına çıkar. Unutmayalım ki bizi Allah’tan uzaklaştıran her şey bizim putumuzdur. Ezan okunduğunda namazı kılmak için dünyayı bir kenara koyup “Rabbim huzuruna ben geldim” diyemiyorsak dünya putumuzdur. Birilerinin ihtiyacı olduğunda malımızı paylaşmaktan çekiniyorsak o mal bizim putumuzdur. Rabbimizin “adaletli ol” emrine rağmen sırf akrabamız kırılmasın diye akrabamızdan yana davranıyorsak o akraba bizim putumuzdur. Eşim tesettüre izin vermiyor deyip de örtünmeyenin eşi putudur. Hanımının gönlü olsun diye eve haram para getiren erkeğin hanımı putudur. Rabbimizin isteklerini bir kenara atıp kimin isteklerini yerine getiriyorsak işte o bizim putumuz oluyor. Ben kimsenin değil de kendi istediğimi yapıyorum, kendi isteğime göre davranıyorum diyorsak kendimiz putumuzdur.
“Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan da size düşman olanlar vardır, onlardan sakının. Ama affeder, hoşgörülü ve bağışlayıcı davranırsanız, şüphesiz Allah da çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.”(Tegabün 14)
Eşlerimiz, çocuklarımız bizi Allah yolundan alıkoyarlarsa bizim düşmanımız olurlar. Öyleyse Allah yolundan bizi alıkoyan her şey bizim putumuzdur arkadaşlar. Suremizin adı İhlas ama hiç ihlas kelimesi geçmez dikkatinizi çekti mi? Rabbimizin gönderdiği kitaba bütün olarak inanırsak ihlaslı oluruz.
İhlas aracısız kulluk etmek demektir.
Selam ve Dua ile..

