Bugün Allah için ne yaptık?Bir düşünelim. Evet kabul ediyorum,bu ağır bir soru.. Ama bu soru bahanelerin sustuğu,kaçış yollarının kapandığı, ayaklarımızın titrediği, o büyük günde, mahşer meydanında, hepimizin gözlerinin içine bakılarak tek tek sorulacak bir soru..
O gün geldiğinde var ya -dersim vardı,işlerim vardı meşguldüm,yorgundum diye mazeretler diyemeyeceğiz! Çünkü o gün mazeretlerin bittiği gündür. Tıpkı Hz. Nuh’un oğlu gibi..Hatırlayın o dehşetli günü. Her yeri su
kaplamış..Hz. Nuh, evladına gemiden elini uzatıyor: Yavrucuğum! Bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma!’ diye haykırıyor
Hûd suresinde.Peki oğlu ne diyor? Bizim bugün yaptığımız gibi bir mazerete sığınıyor: ‘Ben bir dağa sığınırım, o beni sudan
korur!’ Oğlu, o dağın kendisini kurtaracağını sanıyordu; biz ise bugün meşguliyetlerimizin, işlerimizin, ‘herkes öyle yapıyor’
demelerimizin, gençliğimizin bizi kurtaracağını sanıyoruz.Ama ne oldu biliyor musunuz? Aralarına bir dalga girdi ve o genç sulara
gömüldü. Ne sığındığı o dağ kurtarabildi onu, ne de peygamber oğlu olması! Çünkü mazeretler, sular yükselene kadardır. Yarın
mahşer meydanında, o hesap dalgaları üzerimize geldiğinde; hangi ‘dağ’ bizi koruyacak? Elimizdeki telefon mu? Arkadaş larımız mı? ‘Meşguldüm’ bahanemiz mi? Nuh’un oğluna fayda vermeyen o ‘dağlar’, bize hiç fayda vermeyecek!” Neden? Çünkü diller
susacak, sadece yaptıklarımız konuşacak! Şimdi, kendimize soralım. Bugün Allah için ne yaptık?
Bakın, Rabbimiz bize ne kadar değer veriyor. Hardal tanesi ağırlığında bile olsa bütün yaptıklarımızın sorulacağı o hesap gününe
hazırlıksız yakalanmayalım diye bizi daha dünyadayken uyarıyor. Haşr suresinde adeta haykırıyor -herkes yarın için ne
hazırladığına baksın!Peki bakıyor muyuz? Yoksa ailemiz,arkadaşlarımız,çevremiz mi engel oluyor?Hayır.Tek engel biziz.
Çünkü biz kendi nefsimizi temize çıkarıp kalbim temiz diyoruz.Artık geçelim bunları.Kalbi en temiz olan Hz. Muhammed
(sav) bile secdede gözyaşı dökerken,Allah için gece gündüz çalışırken biz hangi yüzle benim kalbim temiz diyebiliyoruz.Gerçeksin
Necm suresinde Rabbimiz boşuna uyarmıyor.Kendinizi temize çıkarmayın diye.Onun için ben iyiyim,ben dört dörtlüğüm, ben zaten iyi bir müslümanım deyip kendinizi kandırmayalım.Kibirlenmeyelim. İşte bu yüzden,yapılacak en önemli iş,her gün
kendimizi Allah için ne yaptım diye kontrol etmektir.Uzaklara gitmeye gerek yok.Gelin bu kontrole en yakından ,bu sabahtan
başlayalım.
Gelin,bu sabahtan başlayalım. Gözümüzü açtığımızda -of yine mi sabah oldu diyerek söylendik mi yoksa -Rabbim bana bir gün
daha verdi elhamdülillah diye şükrettik mi? Hele ki sabah ezanı okunduğunda ,bizi yaradan Rabbimiz huzuruna çağırdığında,
sıcacık yatağımızdan, uykuyu isteyen gözlerimizden vazgeçip -Rabbim sana geldim, Allah-u ekber diyebildik mi? Sadece Rabbimize
ibadetten mi sorumluyuz ? Onun bize verdiği en büyük emanetler.Anne, baba. Rabbimiz Nisa suresi 36.ayette -anne babaya
iyilik edin,azarlamayın diye emrediyor.Sahi annemize babamıza öf mü dedik yoksa buyur anneciğim babacığım mı deyip yüzlerini çiçek gibi açtırıp dualarını mı aldık? Dikkatinizi çekmiştir.Kur’anda İbrahim peygamber kendisini taşlamakla tehdit eden
babasına bile babacığım diye hitap ediyor, iyi davranıyor.Yusuf peygamber de herkesin gözü önünde anne babasını tahta çıkarıyor. Biz nasıl davranıyoruz? Sözlerimizle, davranışlarımızla tahta mı çıkarıyoruz, yere mi batırıyoruz.
Peki bugün dilimizi koruyabildik mi? Rabbimiz Kaf Sûresi18.ayette“İnsanın ağzından çıkan her söz mutlaka kayda geçirilir.” diyor
Sahi bugün ne yazıldı? Gönül alan güzel sözler mi yoksa başkalarının hayatını didikleyen kırıcı, zehirli sözler mi? Oysa Rabbimiz bizi birbirimizin hayatını didikleyelim,zehir edelim diye yaratmadı.Zariyat suresi 56.ayette Ben cinleri ve insanları ancak bana
kulluk etsinler diye yarattım dediğine göre bizi demekki kulluk etmemiz için yarattı. Onun için işimiz elalem ne yapmış değil, bizim
Rabbimize ne kadar kulluk yaptığımızdır.
Gelelim en ağır yüke. Kul hakkı! Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleymanı bilirsiniz.Kanuni Sultan Süleyman, devlet işlerinden arta kalan vakitte, topkapı sarayının bahçesinde ağaç yetiştirmekle meşgul olurmuş. Birgün yetiştirdiği ağaçları karıncaların sardığını görüyor. Karıncaların hakkından korkmuş olacak ki bir mektup ile Şeyhülislam Ebu-suud efendiye soruyor. -Eğer karınca ağaca zarar veriyor, onu kurutuyorsa, karıncayı yok etmenin bir günahı var mıdır? diye. Ebu-suud efendi, zamanın şeyhülislâmıdır
Kanuni’ye hoş görünmek için,-karıncanın ölmesinden ne olur padişahım, abartma diyebilirdi, fakat o, bakın ne diyor: Bu cevap
bir padişaha sıradan bir cevap değil: Yarın Hakk’ın dîvânına varınca ,Süleyman’dan hakkını alır karınca.
Düşünün karınca bile hak isterse, biz kırdığımız kalplerin, akıttığımız gözyaşlarının hesabını nasıl vereceğiz?
Ve son bir hesap.Zaman.Zamanında hakkı var, onun için Rabbimiz Asr suresinde asra yemin olsun ki insanlar mutlaka hüsrandadır. Ancak, iman edenler, salih amel işleyenler,birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.diyor.Şimdi kendimize dürüst olalım. Allah aşkına zamanımız nerede geçiyor? Ayette Rabbimizin dediği gibi salih amellerle, hakkı ve sabrı tavsiye etmekte mi? Yoksa sosyal medyada, dizilerde,eğlencede mi?… Bu arada vaktim yok diyen kalbimiz, çok sevdiğimiz Kur’anı açtı mı? Sadece bir ayet ya, sadece bir ayet öğrendi mi? Bunları gelin, durup düşünelim. Kalbimize soralım. Sadece vicdanımız konuşsun. Bugün Allah için gerçekten ne yaptık?
Şimdi tek bir dua: Rabbim bizleri yarın huzurunda mahcup olanlardan değil, bugünün hesabını cesurca yapan kullarından eyle.
MAZERETLERİN BİTTİĞİ GÜN

