YASİN SURESİ 2. BÖLÜM

31. Onlardan önce nice nesilleri helak ettik görmediler mi?Gerçekten onlar,onlara dönmeyecekler.

32.Ancak onlar hepsi katımızda hazır bulunanlardır.

Rabbimiz böyle dedi ama nasıl olur ki  -Biz Önceki nesilleri helak ettiğini görmedik. Rabbim, diyorsak şöyle bir düşünelim. Herkesin ölüm gerçeği ile yüzleştiğinde, Allah’ın emirleri karşısında kendini güçlü görüp, her türlü zulmü yapmayı hak gören zalim insanların da, Allah yolunda olanların da aciz kaldığını görüyoruz.Eninde sonunda  ölüm herkesi alıp götürüyor ve geri gelemiyorlar.Herkes için geçerli olan kural bu olup, bu giden insanlar Allah’ın huzuruna çıkacak ve emanet olarak verilen hayatın hesabını  bir şekilde verecek.

-Bütün bunların olacağını özellikle dirilmenin olacağını, gösteren deliller var mı? diye sorarsak  ilk önce ayağınızın altındaki toprağa bakmamızı ister..

33.Ölü toprak onlar için delilidir.Ona hayat verdik ve ondan taneler çıkarttık. Artık ondan yiyorlar.

Ölü toprak ve dirilme arasındaki bağı kuralım.Toprak, içindeki maddelerle,su ile birleşerek tohumların büyümesini sağlıyor. Nasıl ki ölü toprak,Allah’tan gelen su ile diriliyorsa  yine Allah’tan gelen emirle, ölüp toprağa giren insanda dirilecektir. Ayrıca tohumların kabukları var  değil mi?Tıpkı insanın tabutu gibi.Bizler kış mevsiminden sonra her ilkbaharda bu diriliş örneklerini görebiliriz.Bir otun bitmesinde dahi görebiliriz.

Az bir tevekkül yapalım.Bu toprağa can veren kim?Bitkileri,çalıları, ağaçları çıkaran kim?Eğer içinden  tabiat diyorsan  tohumlar,ağaçlar,çalılar kendi kendine can bulabilmişse, o canı bir süre sonra  niye kaybediyorlar da kuruyorlar?Hiç kurumasalar,sonsuza kadar yaşasalar ya…değilmi?

BİZDE TOPRAK GİBİ ÇEŞİTLİ ÜRÜNLER VERMELİYİZ.

NASILKİ MEYVELERİN HEPSİ AYRI BİR GIDA,AYETLERDE GIDA,İNSANLARDA BİRBİRİNE AYRI gıda olmalıdır.AYRI FAYDASI OLMALI.O ZAMAN HİÇ BİR İNSANIN BEN KENDİME YETERİM DEMESİ OLMAZ.DOKTOR FAYANSÇIYA İHTİYAÇ DUYAR.VAHİY İLE SULANALIM.Her ayet farklı gıda.

Rabbimiz topraktaki delillere başka  örneklerde verecek.

34-35. Biz yeryüzünde bahçeler içinde hurmalıklardan ve  üzüm bağlarından yarattık ve pınarlardan fışkırttık, meyvesinden yemeleri için ve o şeyden ki elleri onu yaptı. Hala şükretmeyecekler mi?

Allahu Teala üzüm,hurma üzerinden sadece üzüm ve hurmaya  değil “Allah’ın yarattığı her şeye bakın” diyor.Ah bir bakabilsek çok şey fark ederiz de bakmadığımız için bir namaz kılmaya bile üşendik?Allah yokmuş gibi yaşadık.Devam edelim. Rabbimiz önceki ayette tahıldan bahsetti.Tahıl, mercimek,buğday,pirinç gibi ürünlerdir.Rabbimiz önce yerin bitirdiklerinden tahıldan bahsetti.Çünkü tahıl zaruridir yani gereklidir,olmazsa olmazımızdır.Sebze ve meyveler ise tahıla, göre biraz daha geridedir.Olmasada olur dediklerimizdir. “Ellerle yapılanlar ” derken de Rabbimizin bize verdiği güç ve imkanlarla meyveleri, sebzeleri değişik değişik kullanabiliyoruz.Örneğin üzümden pekmez,kurutmalar,yemek harcı yapabiliyoruz. Bu imkanları bize Allah verdi. Demek ki el emeği ile gıdalar arttırılabilir.Elimizle çoğalttığımız hariç sadece Allah’ın verdiklerini bile saymaya çalışsak, bu imkansızdır, saymakla bitirilemeyecek kadar çoktur. İbrahim suresi 34. ayet:Hem size istediğiniz şeylerin hepsinden verdi. Öyle ki Allah’ın nimetini saysanız onu bitiremezsiniz muhakkak insan çok zalim ve çok nankördür.

Ayette de gördüğünüz gibi zalim ve nankör insana, Allah bu ayette de  verdiği nimetlerden bahsederek “hala şükretmeyecekler mi?” dedi.Demekki hala şükretmiyoruz.Şükür kelimesinin anlamını bir hatırlayalım.Şükür, verilen nimeti göstermektir ki yaradılan her varlık, yaratılışının gereğini yaparak şükreder.Örneğin tavuk yumurtlayarak, inek süt vererek, ağaç meyve vererek yapar.Peki insan nasıl şükreder? Allah’ın verdiklerine karşılık, Allah’a kulluk ederek şükür eder.Yaratılış sebebi Allah’a kul olmaktır.

Zariyat suresi 56. ayet:Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

Öyle bir şekilde Allah’a kulluk eder ki bu insan,değil müslüman olanların,müslüman olmayan insanların bile bakınca imreneceği bir hayat yaşar.İşte o zaman şükrünü yerine getirmiş olur.Bütün bunlara rağmen insanlar neden şükretmiyor,bir türlü anlam veremiyorum diyorsanız? Çünkü her şeye “bu sahip olduklarım zaten benim ki,ben kazandım ki, şükretmeye gerek yok” diyor .Böyle diyerekte bütün nimetleri Allah’ın verdiğini unutuyor firavunun yardımcısı karun gibi Kasas suresi 78. ayet:Karun dedi ki o servet bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi. 81:Derken Biz onu hem de sarayı ile birlikte yerin dibine geçirdik. 

36.Yerin bitirdiklerinden, kendilerinden (insanlardan)ve daha bilmediklerinden çift çift yaradan Allah münezzehtir .

Buradaki çift çift yaratmayı sadece karı koca olarak düşünmeyelim.Zevc,hem erkek ve dişiyi,hem de çiftlerden “birini ifade eder.Örneğin terliğin bir eşi diyoruz yani tamamlayan bir tane daha var.Ayrıca bu zevc uyumlu da olabilir, zıttı da olabilir. Zıtlıklarda bile çiftlik vardır,gök ve yer gibi. İç dış ,dünya ahiret,gece gündüz, iyi kötü, görünen görünmeyen, erkek kadın,genç yaşlı gibi her şey çift kutupludur,çifttir ama Allah tektir. Devamına bakalım. Rabbimiz çift yaratılışa örnekler verecek.

37. Ve elbette gece onlara delildir gündüzü ondan sıyırıp çekeriz bir de onlar karanlıkta kalanlardır.

Ayet: delil demektir. Şöyle ki insan tarafından aynısı yaratılamayan her şey, ayettir.

Gece onlar için bir delildir yani ayettir, ondan gündüzü ayırırız .Çünkü gece gündüz eştir,çifttir.

O zaman onlar karanlıkta kalırlar. Karanlık nedir? Işığın olmaması halidir.Işık olmazsa renkler görülemez ve karanlık olur. Bunun sonucu insanlar ise  karanlıkta kalır.İnsan karanlıkta kalmamaya tüm gökyüzünü güneş gibi aydınlatabilmeye güç yetirebilir mi? Muminin suresi 80. ayet:Gece gündüzün art arda gelmesi de onun eseridir  buyurdu.Bu sadece Allah’ın bir eseridir, varlığının eseridir.Sübhan oluşudur.

Allah insanların karanlıkta kalmaması için ne yapar?

38.Güneş Onun için belirlenen yere akar. İşte bu bilenin güçlü olanın takdiridir.

Karara: karar vermek demektir.

Akar:kelimesi ise Türkçesi cereyan yapmaktır.

Takdir: kelimesi ise ölçü demektir.

Güneş bize nasıl ayettir?Yani delildir? Bizden çok uzaktadır ama menfaatleri yanı başımızda olan bizim İçin yaratılmış, bizim faydamıza sunulmuş bir ayettir. Güneş bize bu faydayı sağlamak için Rabbimizin takdir ettiği bir yörünge içinde dönüp durmaktadır. Allah’tan başka kim güneşi yaratabilir, Allah’tan başka kim döndürebilir, Allah’tan başka kimin sözü geçer,kimi dinler  güneş? Allah’ın emriyle dönüp durmaktadır,Allah’ın emrini dinlemektedir.Bu da insanlara hizmet olarak karanlıkta kalmaması içindir.

Güneşe yörüngeler vererek,görevler vererek takdir eden Allah, ayı da takdir etmektedir.

39. Ve aya bir takım menziller takdir ettik. Hatta eski hurma salkımın çöpü gibi döndü.

Şems Suresi 2. ayette ay güneşi  tilavet eder ifadesi var. AY GÜNEŞİ TAKİP EDERKEN IŞIK ALIR.TİLAVET EDER KELİMESİ GEÇİYOR.İNSANDA KUR’ANI TAKİP EDERSE IŞIK ALIR.KARANLIKTAN ÇIKAR.

Buradaki dönme:Başladığı yere tekrar gitmek manasındadır.

Ay ,Güneş etrafında bir yörünge takip ediyor ama bu yörünge tam yuvarlak değil,elips şeklinde tavuk yumurtasına benzer bir yuvarlaktır.Hurma dalının kavisi de bu  elips yuvarlağına benziyor. Rabbimiz aya verdiği menzilleri de anlamamız için hurma salkımının çöpünü örnek veriyor.

Ay yörüngesinde hareket ederken dolandığı yolun biçimi konusunda bize adeta gösteri yapmaktadır, meydan okumaktadır.Bütün insanlar toplansa bir araya gelse ayın yörüngesini değiştirebilirler mi?  Hayır.Bu noktada ayda, güneş gibi “ben bir ayetim,beni de Allah’tan başkası yaratamaz” diyor.Görebiliyor muyuz?

Her şeyin düzenlenmesini, programını yapan Allah,bize program yapmaz mı? Bizim hayatımıza karışmaz mı?Güneş, ay gibi varlıklara program koyan,yön tayin eden, bize yön çizmez mi?

40.Güneş Ay’a ulaşır değildir.Gece gündüzü geçen değildir.Her biri bir yörünge içinde yüzüp giderler.

Güneş ve ay birbirlerini geçemez,birbirlerini yok farz edemezler. Allah’ın belirlediği yörüngeden de devam etmek zorundalar.Dünyamızdan bile 109 kat  büyüklükte bir Güneşe, aya, geceye, gündüze söz geçiren Allah’ın, bunlara güç yetiren Allah’ın, bize  güç yetiremeyecekte diriltemeyeceğini mi sanıyoruz? Güneş güneşken Allah’ı dinler de, ay ayken Allah’a boyun büküp teslim olur da bize ne oluyor? Bu kadar büyük varlıklar konusunda program yapan Allah’ın programında bir boşluk,bir yanlışlık bulabildik mi ki onun benim hayatıma çizdiği program konusunda şüphe edelim?

Ayetin sonunda her biri bir yörünge içinde yüzüp giderler buyurdu. Bu 33. ayet ve sonrası için bir sonuç cümlesidir.Bu varlıkların her biri bir yörünge içinde yüzüp giderler,görevlerini yerine getiriler yani Allah’ı tesbih ederler.Hatta bütün varlıklar tesbih eder.İsra suresi 44. ayet:Onu yedi Gök ile yer ve bütün bunlardaki akıl sahipleri tesbih  eder ve hatta hiçbir şey yoktur ki onu Hamd ile tesbih etmesin. Fakat siz onların tesbihlerini iyi anlamazsınız.

41.Onlar için dolu bir gemide zürriyetlerinin taşımamız bir delildir.

42.Ve onlar için binecekleri o şeyin benzerinden yarattık.

Denizaltı,deniz üstü,hava aracı,kara araçları gibi ulaşım araçlarından bahsediyor.

Bu ayet de Allah’ın kurallarının denizde bile geçerli olduğunu görüyoruz. Gemiye bindiğimizde,görünürde bizi gemi taşıyordur. Ama Allah’ın suya koyduğu kaldırma kuvveti olmasa, o gemi bizi taşıyamaz,ayette  binecekleri o şeylerin benzerinden yarattık dediğine göre,toprağa koyduğu yer çekimi kuvveti olmasa, arabalar bizi taşıyamaz, gökyüzüne koyduğu havanın kaldırma kuvveti olmasa, uçak,helikopter bizi taşıyamaz.İşte suda,karada,havada  her yerde Allah’ın ayetleri,delilleri,yasaları geçerlidir.Buna rağmen  gemiyi yapan kişi -Bu gemiyi ben yaptım, ben taşıyorum dese eksik söylemiş olur. Allah’ın yeryüzüne koyduğu yerçekimi olmasaydı o gemiyi kesinlikle yapamazdı,suyun kaldırma kuvveti olmasaydı o gemiyi hareket ettiremezdi. -Bu gemiyi ben yaptım diyen insanın halide, lambanın düğmesine basıpta lambayı yakan bir çocuğun -Ben lambayı yaktım deyip, arkasındaki binlerce elektronik işlemi kendisi yapmış gibi düşünmesi gibi olur. Akla hitap etmez, bize saçma gelir.Allah’ın doğaya koyduğu fizik kurallarında da Allah’ın imzasını görmemek aynı şekilde akla hitap etmez.Şöyleki gemiyi yapabiliyorsa hadi denize söz geçirebilsin?Söz geçiremez değil mi?

Önceki ayetlerde evren ile ilgili kurallar öne çıkardı şimdi de o evren içinde insan için geçerli olan kurallara geçiş yapıyor.Bizi anlatıyor dikkat edelim.

43. 44.Ve eğer dileseydik onları suda boğarız. Artık onlar için feryat eden yoktur  ve onlar kurtarılır değildir.Ancak bizden bir rahmet ve bir süreye kadar faydalandırma müstesna.

Bu ayetlerde Allah’ın gücü, bilgisi ve merhameti gündemdedir.Rabbimiz suyun kaldırma kuvvetinden ve daha birçok şeyden dolaylı olarak bahsederek, gemilerin o yasalara bağlı olarak yüzdüğüne işaret etti.43. ayette de Deniz’in rüzgara bağlı olarak dalgalanma yasasını görebiliriz.Bu yasalar hep var. Peki bu yasalar değişebilir mi? Değişir. Allah yasalarını koyar ama o yasalarınında mahkumu değil hakimidir. Dilerse o yasalar da ufak bir doz değişikliği yapar, insanları suda boğar.Karada ve havada da bu değişikliği yapabilir. Örneğin nimet olan rüzgarın dozunu arttırınca kasırgaya dönüştürür.Büyük dalgalara dönüştürür.

Bu, Allah’a çok kolaydır.Allah’ın insana can vermesi ne kadar kolaysa canını alması da o kadar kolaydır ama Allahu Teala rahmeti gereği insanlara kötüde olsa belli bir süreye kadar bu fizik kuralları ile yaşamasına müsaade ediyor.Müsaade etmeseydi,rahmetini kesseydi ne olurdu?

Nahl suresi 61. ayet:Eğer Allah insanlara zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı,yeryüzünde kımıldayan tek canlı bırakmazdı. 

Eğer Kur’an insandan bahsederken ayetin başına iyi ya da kötü sıfatı koymuyorsa genelde kötülüğe meyleden tarafı ile bahseder.Çünkü insan Rabb’inin emirleriyle yaşamazsa, kötülüğe meyil eden tarafı baskın olur. Alak suresi 1. ayete bakalım.Yaradan Rabb’inin adı ile oku dedi sonra 6. ayete bakalım Çünkü insan muhakkak azıtır. dedi.İnsan Allah’ın ayetler üzerinden yaptığı uyarıları dinlemezse ,ayetlerden yüz çevirir, Allah’ın verdiği nimetlerin emanet olduğunu kabul etmeyip bencillik eder, bu nimetlerle hayır işlemez, Allah’ın vaadine inanmayıp alaycı bir dille de sorgulayan bir kötü insan olur. Onun için eğer ayetinin başında iyi veya kötü sıfatı yoksa kötü insandan bahsediliyordur bilelim.

45.46.Onlara önünüzde ve arkanızdaki o şeyden sakının.Belki siz merhamet olunursunuz denildiği zaman  ve onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet geldiğinde yüz çevirenler oldular.

Bu iki ayet belki de Kur’an’da iki bin ayetle anlatılan kıssaların özetidir.İnsanlık tarihine şöyle bir baktığımızda  değişmez kural şudur: Bir tarafta uyaranlar, bir tarafta uyarılar karşısında yüz çevirenler.

Halbuki insan önündekileri ve arkasındakileri her zaman hesaba katmalıdır.Bir kere kendisi,kendi geleceği açısından kendisinin önceden yapmış olduğu Allah’a göndermiş olduğu amellerin hesabını çok ciddi bir biçimde yapmak zorundadır ki  kalan ömrünü çok iyi değerlendirebilsin.Allah da ona merhamet edebilsin. Ama bunun hesabını yapmazsa, ayetlerden yüz çevirip bu Kur’an’ın ayetlerini uygulamazsa sonuç ayette görüyoruz:Merhamet olmayacaktır.Nasıl olsa allah affeder cümlemiz olmayacaktır.

Şimdi Rabbmiz yüz çevirmeye bir örnek verecek.

47. Ne zaman onlara  Allah’ın sizi rızıklandırdığı o şeylerden infak edin’’denildiği zaman inkar eden kimseler iman eden kimselere ‘’o kimseyi biz mi doyuracağız Allah dilerse onu doyurur, siz ancak apaçık bir  sapıklıktasınız’’ dedi.

Peygamber Efendimiz zamanında müşrikler, iman edip Müslüman olan köle ve fakir Müslümanlara yardımı kestiği için Peygamber Efendimiz,onlara

-yardım edin diye hatırlatma yapıyordu.Bu cevabı ise  Mekke müşrikleri söylüyordu. Şimdiki zamana bakalım. Şimdiki zamanda da bunları diyen müşrikleri geçelim, Müslümanlar da var. Allah’ın kendisine verdiği emanete ‘’benim’’ deyip ‘’Benim olanı istediğim gibi harcarım, bana kimse karışamaz’’ diyenler var. Bunu açık açık demese de bencilliği ile cimriliğiyle, tavırlarıyla bu sözleri ortaya koyanlar var. Hadi şurada bir akrabamız var, arkadaşımız var, komşumuz var. Gidelim yardım edelim, onun için bir şeyler yapalım dediğimizde bu ayetleri diyenler var.Kendimize soralım.Peygamber Efendimiz dönemindeki müşriklerden  ne farkımız kaldı? Emanet ahlakımız nerede kaldı?

-“Ya gerçekten ben fakirleri doyurmak istemiyorum.Ben kimseye yardımcı olmak istemiyorum. Allah doyursun,Allah versin işte uğraşamam.” diyorsak Zariyat suresi 19. ayet:Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardır. Allahu Teala sana verdiği nimeti ihtiyaç sahipleri ile de paylaşmanı istiyor ki, başkalarını mutlu etmenin mutluluğunu yaşamanı, bencillik ve cimrilik hastalığından kurtulmanı istiyor.O ihtiyaç sahibini senin karşına çıkartıyor, seni onunla, onu seninle imtihan ediyor. Bizler bu imtihanı fark edebilirsek işte o zaman Allah yolunda iyilik yapanlardan olabiliriz.

Bir de şöyle bir mantık yürütürsek; -Allah fakir edecek biz besleyeceğiz “olur mu öyle şey? Allah gerekli görürse zaten doyururdu. Allah onlara acımayacak da biz mi onlara acayacağız öyle mi?  Biz ne bu halimizle Allah’tan daha zenginiz,ne de Allah’tan daha merhametliyiz. Rızkın kaynağında Allah vardır.İsteseydi verirdi.” dersen sana o rızkı veren Allah Bakara Suresi 254. ayette şunu söylüyor:Ey iman edenler kendisinde hiçbir alışverişin hiçbir dostluğun ve hiçbir şey bulunmadığı bir gün gelmeden önce size verdiğiniz rızıklardan Allah yolunda harcayın. Kafirler ise zalimlerin ta kendileridir.İyilik yapanları iman edenler,yapmayanları ise kafir ilan ediyor.Seçim senin.

-Kime yardım edeyim dersek Bakara Suresi 215. ayet: Sana nereye İnfak edeceklerini soruyorlar. De ki verdiğiniz nafaka anne ve baba, akrabalar, yetimler, yoksullar, yolcular içindir. Hayır olarak ne yaparsanız şüphesiz Allah onu bilir. Sıralamaya çok dikkat etmeliyiz. Çünkü yakınımızdakinin durumunu biliriz. Çevremizde hiç fakir yoksa bu daireyi genişletebiliriz.Tanımadığımız bir insana iyilik yapmak istersek de çok ama çok araştırmalıyız, çünkü hata yapabiliriz.

-Ne kadar yardım edeyim dersek Allah’ın verdiği nimetleri insanlarla paylaşma konusunda Rabbimiz Kur’an’da miktar belirtmez,serbest bırakır. Çünkü insanların durumları  farklıdır, iman dereceleri de farklıdır. Kimisi yarım elma verir, kimisi kasalarla elma verir. Bu, kişinin imanının gücüne ve samimiyetine bağlıdır.Bizim imanımızın gücü, samimiyeti ne kadar? En son kime iyilik yaptık?Kimin ihtiyacını karşılamaya çalıştık?Kimin yalnızlığına, sıkıntısına ortak olduk?Yoksa her hastalandığımızda ya da cenazelerde okuduğumuz Yasin suresindeki bu ayeti sadece ölülere mi okuduk? Kendimize hiç okumadık mı? Akrabalarımızda,mahallemizde ihtiyaç sahipleri hala var. Bakıyoruz o mahallede herkes zengin ama üç beş fakir var. Burada bu ayet ihmal edilmemiş mi? Bizler elimize kalemi alıp da kuruşu kuruşunu kaç lira vereceğiz diye hesap yaparsak ne denilebilir  ki? Allah Tekasür suresi 8.ayette :Nimetlerden muhakkak hesaba çekileceksiniz. diyor.

Malını paylaşan bellidir. O kişi hesaba inanır ve Allah’a kulluk etmek için paylaşır. Ya paylaşmayan ne der? O kimseyi biz mi doyuracağız.Allah dilerse onu doyurur. Siz ancak apaçık bir  sapıklıktasınız der. Devamında da eğer doğru söyleyenlerden olduysanız Allah’ın hesaba çekeceği  vaad ne zaman? diye alay ederler. Allah ne der? Araf suresi 187. ayet: Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki onun bilgisi yalnızca Rabbimin katındadır.Onu tam vaktinde koparacak olan ondan başkası değildir.Onun ağırlığına göklerde ve yerde dayanacak bir kimse yoktur. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu çok iyi biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki onun bilgisi Allah’ın katındadır. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.

48.Onlar doğru söyleyenlerden olduysanız bu vaad ne zaman derler.

Allahu Teala; yaptıklarınızdan sorumlusunuz, ahirette hesaba çekileceksiniz,ayetlerden yüz çevirmeyin,verdiğim nimetlerle Bana kulluk yapın, diğer insanlara iyilik yapın, diye buyurdu ama bu insanlar buna inanmadılar.Allah’ın bahsettiği vaat gününe yan çizdiler.Tüm bu ayetleri görmezden,duymazdan  gelip hiç yalan söylemeyen,dürüst olan Peygambere doğru söyleyenlerden olsaydın dediler.Alay ettiler.Burada  ahiret inancının olmadığını görüyoruz.Allah’tan korkmadıklarını görüyoruz. Zaten Allah’tan korksalardı önceki ayetlerde gördüğümüz gibi ayetleri yalanlayacak davranışlar içinde olmaz, yaptığı iyiliklerin ahirette muhakkak kendisine kat kat fazla  verileceğini bilir, Allah’ın muhakkak gelecek dediği o hesap gününe diğer insanlara iyilik yaparak onaylarlardı.

Allahu Teala onların bu vaad ne zamanmış, dediklerine  cevabını şöyle buyuruyor.

49.Onlar çekişiyorlarken ancak yakalayacak tek bir çığlık bekliyorlar.

Onlar öldükten sonra dirilme olup olmayacağına,hesap kitabın olup olmayacağına,yaşarken Allah’ın verdiği nimetlerden iyilik yapıp yapmayacağına dair tartışma yaparken, çekişirken, mallarıyla, mülkleriyle biriktirme derdine düşerken, evimin boyası, kıyafetimin deseni ,arabamın çiziği  derken birden bire geliverecek olan bir ses. Bu insanlar bu sesi önceden fark edecekler mi? Zuhruf suresi 66. ayet:Onlar kendileri farkına varmadan ansızın kıyametin başlarına gelmesini mi bekliyorlar?

Demek ki önceden fark edemeyecekler. 

Tekasür suresi 1. ayetteki gibi çoklukla övünmek sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı  ayeti gereği, oyalandılar.Bizlerin de mallarımızı üst üste koyma derdi, gardrobumuzdakileri çoğaltma  derdi, mutfağımızdakileri çoğaltma,ayakkabıları çoğaltma derdi var. Bu kadar çoğaltma derdi içimizde varken, Allah’ın çevrendekilere iyilik yap ayeti bizim derdimiz, hedefimiz olur mu?Ali İmran suresi 185. ayette dünya hayatı aldatıcı bir faydadan başka bir şey değildir. Muhakkak ki mallarınızla ve canlarınızla imtihan olunacaksınız ayeti cevabını veriyor. Bizler de Rabbimizin ayetlerini yalanlayarak iyilikler peşinde koşmuyorsak,o tek çığlığı bekliyoruz demektir. Sonuç ise Yunus Suresi 7. ayet: Onlar ki bize kavuşacaklarını arzu etmezler ve dünya hayatına razı olup onunla rahatlamışlardır ve onlar ki bizim ayetlerimizden habersizdirler.İşte bunların kazandıkları sebebiyle varacakları yer ateştir.Dünya hayatıyla rahatladık ahireti de erteledik.Sonumuz tabiki ateş olacak.

Öldükten sonra Allah’ın diriltmesini zor zanneden, iyilik yapmayan bu bencil insanlar, o tek çığlık geldiğinde bir şey yapabilirler mi?

50. Artık bir vasiyete güç yetiremezler,ailelerine de dönebilir değildirler.

Vasiyet etme isteği ölüm anında çok yoğun hale gelir,vasiyet etmek ister.Bunun en güzel örneğini İbrahim Peygamber ve Yakup Peygamberin vasiyetinde görüyoruz. Bakara Suresi 132. ayet:Bu dini İbrahim’in oğullarına vasiyet ettiği gibi Yakup da vasiyet etti.-oğullarım Allah sizin için bu dini seçti.Başka dinlerden sakının sadece Müslüman olarak can verin dedi.

Peygamberlerin ne kadar güzel vasiyet örnekleri var. Müslüman olarak can verin diyor.Bizim vasiyetimizde ne var? Yine mal mülk paylaşımı var. Keşke bizim vasiyetimizde peygamberler gibi güzel olsaydı da arkamızda kalanlar  -Bizim annemiz, babamız bizim Müslüman olarak can vermemizi istedi, bizler Müslümanlığın gereklerini yerine getirelim.” diyebilseydi. Üç beş tarla, üç beş zeytin ağacı derdine düşüpte kalp kırmasalardı.

Ayetleri tanımadık,raftan indirip Kur’anı okumadık. O çok sevdiğimiz, her zaman ismini duyduğumuzda salavat getirdiğimiz Peygamber Efendimizin de bir vasiyeti vardı onu duymadık mı? Size iki emanet bırakıyorum. Onlara sarıldığınız sürece yoldan çıkmazsınız. Birisi Kur’an diğeri sünnetimdir. Bizim Kur’an’da örnek vasiyetlerimiz olsun. Ben vasiyetimi çocuklarıma söyledim. Kur’anı vasiyet ettim ve iyi insanlar olun dedim. Dualarımda da hep bunu diledim.

Rabbimiz ayette artık bir vasiyete güç yetiremezler dedi. Demek ki her şey o kadar ani olur ki, o çok dönmek istediği ailesine, çevresine dönemeyecektir. Halbuki bu kişi malını Allah yolunda harcamayıp çevresine hava atmak için -Ben güçlüyüm demek için biriktirmişti. Şimdi o Allah’ın emirlerinden daha üstün tuttuğu ailesine ve çevresine dönemiyor. Dünyada her ne yaparsa yapsın, öldükten sonra dönen var mı? Vasiyetini değiştirebilen var mı? Yok. Bu gerçeği bir bilebilseydik gerçekten vasiyet olarak peygamberlerin vasiyetini yerine getirirdik. Dünya hayatının geçici olduğunu bilir, ona göre Allah yolunda  olmanın neler olduğunu bu Kur’an’dan öğrenip öğrenip hayatımıza uygulardık.

Kıyamet suresi 26-30. ayetler:”Hayır, can boğaza dayandığı, “Kimdir (bunu) iyi edecek?” dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.”

Bu ayetten çıkaracağımız ders: Her anımız son anımız olabilir. Onun için her anımızı son anımız gibi yaşamalıyız ki  geri dönme çarelerimizin kapanacağı ölüm gerçeği aklımızda kalmalı.

Rabbimiz her canlı ölümü tadacaktır diye buyurdu. Ona göre davranmalıyız.

51.Ve sura üfürüldüğü o vakit onlar kabirlerinden Rablerine akın ederler.

48. ayette doğru söylüyorsanız bu vaad ne zaman? diyerek Peygamberle, Allah’ın ayetleriyle dalga geçiyorlardı, iyilik yapmamakta direniyorladı. İşte o vakit geldiğinde onlar kabirlerinden, Rablerine doğru  bulundukları yerden kalkıp, hesap vermek üzere  Allah’a doğru koşacaklar. Allah’ın emirlerini yalanladıklarından dolayı Onun huzurunda boyunlarını bükeceklerdir.

Bir benzetme daha var. Nahl suresi 77. ayet: Bütün göklerin ve yerin gaybını bilmek de Allah’a ait kıyamet emri de sadece göz kırpma gibi yahut daha yakındır. 

Rablerinin huzuruna akın akın giden insanlardan, ahirete inanmayanların şaşkınlıklarını, pişmanlıklarını aşağıdaki ayette görüyoruz.

52. Eyvahlar bize! Uyuduğumuz yerden bizi kim kaldırdı? Bu Rahman’ın vadettiği o şeydir ve peygamberler doğru söyledi.

Bu ayetten sonra PİŞMANLIKTAN ELLERİNİ ISIRIYOR.

Furkan suresi 27. ayet:Hem o gün ki zalim ellerini ısıracak. Eyvah diyecek. Keşke peygamberlerin beraberinde bir yol tutsaydım.

Eğer ahiret olmasaydı, ölüm istirahat yeri olurdu. -rahat uyu,Işıklar,nurlar  içinde uyu

sözleri ahiret  olmasaydı doğru olurdu ama bakın iyilik yapmayanlar ne haldeler? Eyvahlar bize diye haykırıyorlar.

Bu haykırmayı  en fazla ahirete inanmayanlar yapar, ahireti en çok unutan yapar,ahiretin olma ihtimalini gündeminden çıkaranlar yapar.

Ahiretteki  bu haykırışın benzerini çevremizde birileri öldüğünde görürüz.Bazı insanlar bir yakınlarının ölüm haberini aldıklarında normal olan üzüntünün ötesinde çok şiddetli bir sarsıntı yaşarlar. Psikolojilerini bozacak kadar büyük bir sarsıntıdır bu. Bunun sebebi nedir? Ölümü,ölmeyi, dünyadan gitmeyi kendi hayatlarından  çıkarmaları veya tamamen unutmalarıdır.Oysa ki dünyaya gelmek ne kadar normal ve gerçekse, dünyadan gitmek de birçok insanın gitmesi ile bilinen bir gerçektir. 

Ayette bu rahmanın vaat ettiği o şeydir ve peygamberler doğru söyledi dediler. Rahman ifadesi geçiyor. Rahman ne demekti?Dünyada herkese acıyan, herkese merhamet eden ,yarattıklarına sevgisini,verdiği sayısız nimetlerle gösteren demekti. Aynı annenin yaramaz çocuğuna bile merhamet etmesi, beslemesi gibidir. Allah’ın bu merhameti, yani Rahman oluşu ahirette geçerli midir?Sadece emirlere uyan  insanlar için geçerlidir.Zaten öyle olmasaydı Allah’ın adaleti olmazdı. Bir sınıfta bile öğretmen, çalışmayan öğrenciye bile yüz veriyorsa o öğretmen adaletli  olur mu? Olmaz.

Allah adaletlidir.

53. Ancak tek bir çığlık oldu. Artık o vakit onlar katımızda hazır edilenlerdir.

Dünyada kişi, her ne kadar dirilişe inanmasa da “- beni yakın külümü rüzgarlı bir günde havaya savurun ,benim cesedimi denize atıp balıklara yem edin,benim cesedimi çok derin gömün, benim mezarımın üstüne tonlarca mermerler yapın ki ben diriliş gününde kalkmayayım,Allah’ın huzuruna çıkmayım” dese de bunu demenin hiçbir anlamı yoktur. Bir bakmışlar ki o ses,çığlık  sonrasında herkes Allah’ın huzurundadır. Dünyada yaptıklarının cezasını çekmeye giden de, sevdiği Rabbine kavuşmaya bu dünyada, her davranışıyla koşanda Allah’ın huzurunda olacaktır.

Allah’ın karşısında hazır bulunma hali varken, insanlar bu dirilme sonucu yaptıkları her şeyin gizli kalacağını mı zannediyor da iyilik yapmaktan geri duruyor? Allahu Teala Hakka suresi 18. ayette o gün arz olunursunuz. Öyle ki gizli bir haliniz kalmaz diye buyurdu.Zilzal suresi 7. ayette her kim zerre kadar bir hayır işlerse onu görecektir, her kimde zerre kadar bir şer işlerse onu görecektir diye buyurmuştur. Bizler Rabbimizin katında hazır ol şeklinde  durmaya hazır mıyız? Yoksa eğilip bükülecek miyiz?

54.Artık bugün bir kimse hiçbir şeyle zulmedilmez ve  ancak yapıyor olduğunuz o şeye karşılık verilirsiniz. Rabbimiz o gün kimseye zulmedilmez dedi. Çünkü Rabbimiz dünyadayken bizi Kur’an ile uyardı, kurallarıma uyarsan yolun cennettir,kurallarıma uymazsan yolun cehennemdir dedi. Bize seçenekler sundu. Bizim de tercihlerimiz, sonucumuzu belirleyecektir. Allah zulmetmez bilelim.

Bu ayette çıkartmamız gereken iki tane ders var.Birincisi o gün kimseye hiçbir şekilde zulmedilmez diyerek burada Rabbimiz bütün insanlara güvence veriyor. Tabiri caizse şunu diyor: Emekleriniz, bütün gayretleriniz Allah’ın garantisi altındadır,unutulmak, kaybolmak, yok sayılma gibi bir şey olamaz diyor.

İkinci çıkarmamız gereken ders ise “Yapıyor olduğunuz o şeyle karşılık verirsiniz” ayetinden yaptığımızın karşılığını bulacağımızı,hak ettiğimizi alacağımızı söylüyor.Bütün olarak Kur’an’a baktığımızda da şunu görürüz :Cehennem hak edenlerin gideceği bir yerdir.Hak edenler hak ettikleri sonu yaşayacaklardır. Tam karşılık olacak.Nur suresi 25. ayette   o gün Allah onlara hak ettikleri cezalarını tam olarak verecek” buyurdu. Cennet ise,

kullara kat kat fazlası ile karşılık verilecek. Bakara suresi 261. ayet: Mallarını Allah yolunda infak edenlerin durumu bir tanenin durumu gibidir. 7 başak bitirmiş her başakta 100 tane Allah dilediğine daha da katlar. Allah rahmeti geniş olandır bilendir.

Sonuç olarak Rabbimiz burada ,dünyanın fani olduğu gerçeğini hatırlatarak, dünyada yaptığımız tercihlerin  kötü sonuçlarını bize göstererek uyardı.

Şimdide iyilik edenlerin sonucunu bize sunacak.

55.Şüphesiz cennet halkı o gün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler.

Bu dünyada hep bir meşguliyetimiz var. Sabahleyin kalkmak, işe gitmek, çalışmak, eve gelmek ,ders çalışmak ,çocuklarla ilgilenmek gibi meşguliyetler. Bu meşguliyetler her zaman zevk içinde yaptığımız şeyler değil. Çoğu da zorunluluktan dolayı  yaptığımız şeyler ve biz bunları yapmaktan yeri gelir sıkılırız,bunalırız.Hatta ne kadar güzel şeyler yaparsak yapalım, belli bir süre sonra sıkılırız? Ama iyilikler yaparsak,cennetteki meşguliyetlerimiz zevk aldığımız şeyler olacak.Bizi yormayan şeyler olacak. Fatır Suresi 35. ayet: O Rab ki lütfuyla bizi asıl oturulacak yurda yerleştirdi. Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak, ne de orada bize bir bıkkınlık gelecektir.

DÜNYADA sıkılarak yaptığın CENNETTE meyve oluyor.

Bakara suresi 25. ayet:İman edip Salih ameller işleyenlere ise müjde ver. Onlar için altından ırmaklar akan cennetler var. Onlardan herhangi bir meyvesinin rızık olarak verilince her defasında bu bizim daha önce rızklandırıldığımız şey diyecekler. Onlara bu şekilde benzer olarak sunulacaktır.

Peki cennette sıkılma diye bir şey olacak mı? Buna dair tespitler yapalım .Şimdi bu dünya imtihan dünyası o yüzden burada iyi kötü, güzel çirkin,sevap günah, helal haram gibi zıtlıklar yan yana. Bunları ırmak gibi düşünelim. Bu ırmaklar imtihan gereği dünyada yan yana akarken, ahirette tamamen ayrılacaktır. Ne kadar iyi olarak tarif edilen şey varsa Cennette akacak, ne kadar kötü olarak tarif edilen şey varsa cehennemde akacaktır. İmtihan bittiği için cennette adına güzellik dediğimiz hiçbir şeyin zıttı yani çirkinlikler olmayacaktır. Durum böyle olunca da dirilişe inanan, iyilikler yapan insanın orada kendisini mutlu eden şeylerle meşguliyeti hiç bitmeyecek. Sözün özü bizler, bizi cennete götürecek hayatın meşguliyetleri  peşinde olalım ki cennette de güzel meşguliyetler bizi bulsun. 

Kur’an’da cennet ile ilgili ayetler çok fazladır.Allah’ın amacı nedir ki bu kadar çok cennetten bahsetmiş diye kendimize sorduğumuzda,  imtihan dünyamızda istek ve arzularımızın etrafındaki sınırlarla, imtihan olan insanların ,kendilerini frenlemelerine yardımcı olmak.

-Bu dünya  gaye olsun diye verilmedi. Burası Allah’ın rızasını gaye yapanlara verilecek ödül olan,cenneti kazanmaya vesile olsun diye verildi hatırlatmasıdır.Bu hatırlatmayı dikkate alarak Allah yolunda bugün yaşadığımız ne kadar sıkıntı,zahmet varsa onların tamamı geçecek bileceğiz.Cenneti hayal edip duracağız.

ALLAH İYİLİK YAPANLARA ÖDÜL VERİYOR. BİZ DE İYİLERE ÖDÜL VERELİM.İYİ OLMADAN DEĞİL İYİ OLDUKTAN SONRA VERELİM. BAŞARMADAN HEDİYE OLMAZ.YOKSA RÜŞVET OLUR.DOKTORA HEMEN HEDİYE VERME İYİLEŞTİRDİKTEN SONRA VER.AYNI ŞEYİ VERİYOR AMA BİRİ ÇIKARCILIK DİĞERİ FEDAKARLIK.

Bu cennetliklerin yerleri nasıldır?

56. Onlar ve eşleri gölgeler içinde tahtlar üzerinde yaslananlardır.

Cennetliklerle eşleri kelimesinden dolayı   -kötü de olsa, iyi bir insanın eşi cennete gider diyemeyiz muhakkak Salih amelleri olmalıdır. KENDİSİNE BENZEMELİDİR. Rad Suresi 23. ayet:Adn cennetlerine girecekler atalarından,eşlerinden,  zürriyetlerinden Salih olanlarla birlikte olacaklar.Yoksa bu dünyada eşimizden eziyet gördüysek, aşağılanma gördüysek, bizi ev yükü altında ezdiyse, herhalde cennette onunla birlikte olmak güzel bir meşguliyet olmayacaktır. Aksine cehnnem olacaktır, işkence olacaktır.ASİYE FİRAVUNLA,LUT PEYGAMBER KARISIYLA, NUH PEYGAMBER KARISIYLA CENNETTE OLABİLİR Mİ?

Bu cennetteki gölgeler içinde tahtlar üzerinde yaslanan güzel insanlara,ebedi misafir olanlara  Rabbimizin ikramı nelerdir?

57. Ve onlar için orada meyveler vardır ve istedikleri o şeyler onlar için vardır.

Cennette hep meyveler var.Neden yemekten bahsedilmez? Çünkü cennette acıkmak yoktur.Aç olan insan  zaten meyve yiyemez. Acıktım üzüm yiyeyim diyen olmaz. Meyve tok olan insanın yiyeceğidir,  keyfe yol olsun diye yenir.

Ayette gördüğümüz gibi,Cennette  insanın istediği her şey vardır. Ne kadar güzel ödüldür bu, istediğin her şeyin olması ama bunlardan daha üstün bir ödül var. Rabbimizin selamı.

58.Çok merhametli Rabden bir söz olarak selam vardır.

 Bu  dört ayette cennetliklerin ödülleri küçükten büyüğe, önemsizden en önemli olana doğru sıralanmaktadır.İşte ödülün en büyüğü, Yüce Allah’ın selamına muhatap olabilmektir. Yüce Allah bu dünyada kendisini teslim olanı, kendisi ile ve bütün insanlarla barış içinde yaşayan insanların güvende olduğu ve insanlara merhamet eden bu cennetliklere rahmet ve merhamet anlamına gelen selamını gönderecek. Bundan daha büyük bir mutluluk olur mu? Rabbimizin sesini, sözünü duyacağız. Bizzat kendisinden duyup dinleyeceğiz. Bu elbette hiçbir şeye değişilmez bir nimettir.Allah’ın selamına şahit olmak.

Bunlar dünyadayken Allah’ın sözlerini duymaktan, dinlemekten zevk alırlardı. Ayrıca dünyada Allah’ın sözü ile birlikte olmayanların, Allah’ın kitabıyla, Allah’ın Peygamberi ile ilgilenmeyenlerin orada da Rabbimizin selamından mahrum kalacağını biliyorlardı.

Ayette çok merhametli Rabden bir söz olarak selam vardır.Bu ödül Allah’ı sevenler için değerlidir.Günde bir sayfa olsun Kur’an okuyup anlayıp Rabb’im bana ne diyor diye düşünmüyorsa bir insan Rabb’inin Selam vermesinin de  bir önemi yoktur.Değersiz bir ödül gibi atar, gider.

59.Ey günahkarlar bugün ayrılın (Bağlantı ne bunlar beraber miydi ?)

54. ayette Rabbimiz yaptığınızın karşılığını alırsınız dedi ya  şöyle bir gözümüzde canlandıralım mahşerdeyiz. Her yer çok kalabalık. Rabbimiz bütün insanlara dünyadayken yaptıklarının karşılığını veriyor. Bu gerçeğe birebir şahit oluyoruz. Amel defterimiz  açıldı, teraziler kuruldu, hesaplar verildi ve heyecanla sonuçların açıklanmasını bekliyoruz.Bu öyle bir heyecan ki dünyadayken üniversite sınavının sonucunu beklemekten, iş başvurusunun sonucunu beklemekten katbekat heyecanlı. Önce cennete gireceklerin isimleri okunuyor.Her isimde acaba ben de var mıyım?diyorsun. Heyecandan kalbin tak tak atıyor.Sanki yerinden fırlayacak.Allahım o ne heyecan. Senin gibi  diğerleri de aynı beklentide. işte oradaki herkes ama herkes günahkar bile olsa ümit ve heyecanla kendi isimlerini duymayı beklerken son okunan isimden sonra geride kalanlara -Ey günahkarlar bugün ayrılın deniliyor. Yığılıp kalıyorsun. Bitmiş,tükenmiş bir durumda çaresizliği dibine kadar yaşıyorsun.iİşte bu sahne.Bu öyle bir kaybediş ki,öyle bir yıkılış ki bunu yaşamamamız için Rabbimiz dünyada günahlarla aramıza mesafe koymamızı istiyor. Cennetlikler güzel meşguliyetler içinde uğraşırken bizim günahlarımız yüzünden cehenneme gitmemizi istemiyor.Onun için meşguliyetlerimiz bizim günahlarımız olmasın. Dedikodu, fallar, yalan, kalp kırma,fitne olmasın.

Maide suresi 48. ayet:Sizi her birinize verdiği şey de imtihan edecek.O halde durmayın,Hayırlarda yarış edin. Hayırlarda yarışmak meşguliyetimiz olsun.Ama dikkat ettiniz mi bilmem genelde cahil insanlar boş  işlerle uğraşıyor.Azıcık akıl eden de hayırlarda yarışıyor.

Ama bizlerden nasılsa şöyle bir durum var: -Benim cehennemde ne işim olur,ben zaten cennetliğim deriz. Öyle  de hissederiz ona görede takılırız.Ama Kur’an bize cennet cehennem ayetlerinden birlikte bahsederek bu ayetlere karşı alıngan olmamızı ister.- cehennemden bahsetmiş acaba ben de hareketlerimde hata edip cehennemlik olma yolunda ilerliyor muyum,Allah’ın rızasını herşeyden üstün tutuyor muyum? diye sormamızı ister. Kendi kendimizi bu ayetler ile sorgulamamızı ister.

Bu ayetler aslında iyi insanlara da bir teselli oluyor. Düşünsene dünyada ömrünü  yiyen,sana durmadan kötülükler yapan, kalp kıran insanlarla beraberdin.Sırf Allah emretti diye ne kadar üzülsen de onlara sabrettin,kalbini kırdılar sustun,saygısızlık yaptılar Allahım dedin için yanarak. İşte ahirette o kötü insanlardan kurtuluyorsun. Günahkarlardan ayrılıyorsun.Bu kadar büyük acı yaşayanlara, tesellinin en güzeli bu kötülerle yolların ayrılması olur.

Bu günahkarlar cennete giden insanlardan ayrılmak istemiyorlar ki,onların arkasından cennete girmek istiyorlar ki  Allah aşağıdaki ayeti buyuruyor.

60-61. Ey ademoğulları size   -şeytana kulluk etmeyin.Muhakkak  o size apaçık bir düşmandır ve bana ibadet edin dosdoğru yol budur, diye ant vermedim mi ?

Rabbimiz bu ayetlerle aslında bizi erkenden uyarıyor. “Şeytana kulluk etmeyin. Muhakkak  o size apaçık bir düşmandır ve bana ibadet edin dosdoğru yol budur.” diye uyarıyor.Erken uyarı sistemleri gibi. Evde yangın olduğunda, yangından kurtulabilmek için yangın sensörü taktırırırz. Duman olduğunda yangın sensörü çalışır. Ona göre tedbirimizi  alırız.Cehenneme gitmemek için Rabbimizin söylediği ,aynı yangın sensörü  gibi olan bu ayetleri, bu uyarıları  dikkate alarak tedbirimizi alsak da -cehenneme ayrılın ey günahkarlar ifadesine maruz kalmasak.

Rabbimiz bu erken uyarıyı neden yapıyor?

Enam Suresi 12. ayette Rabbimiz rahmet etmeyi kendi nefsine yazmıştır. Bu sebeple bütün kullarını bu Kur’an-ı Kerim ile uyarmıştır. Bunu birçok ayette görüyoruz.Şeytana kulluk etmeyin diyor, nasıl şeytana kul olunur ki? dersen bilgisiz kalınarak,Kur’anı okumayarak,hayata uygulamayarak,herşeyi yapayım Allah nasıl olsa affeder diyerek  kul olunur.Bu noktada Bakara suresi 169.ayet karşılar bizi.

Bakara suresi 169. ayet: Muhakkak ki o size kötülük ve çirkinlik emreder ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyler söylemenizi ister.

Şeytan:Allahtan  uzak düşen demektir. Şeytana uyma kavramının içine de  insanları Allahtan  uzaklaştıran ne varsa her şeyi koyabiliriz. Örnek veriyorum.

Ezan okunduğunda -namaz kılmayı canım istemiyor diyorsan, nefsin şeytanın olmuştur. Yardıma muhtaç birisini gördüğünde ,yardım etmek dururken -uğraşamam diyorsan keyfin şeytanın olmuştur.

-sinirlendiğinde kırıp döküyorsan sinirin şeytanın olmuştur.

Bu şeytanları nasıl bileceğiz, nasıl fark edeceğiz? derseniz,  Rabbimiz Alak Suresi 1. ayette oku diye emretti ya, bu Kur’an’ı okursan, Allah’ın emrettiği yol ile şeytanın  istediği yolu çok kolay fark edersin. Yoksa Allah’ın karşısında boş boş -beni daha önce uyarsaydın bunu yapmazdım Allah’ım demezsin.Kur’anı bilmek çok güzel.Allah’ın emrini bilince kim ne derse desin rahatlıkla ikilemde kalmadan,acaba mı demeden yaparsın. Çizgilerin vardır.Allah’ın razı olacağı çizgilerin.

Allahu Teala buna benzer birçok uyarıda bulunmasına rağmen insanlar Kur’anı okumadığı ve anlamak istemediği için -şeytan beni kandırdı der demesine ama bu sözüyle ancak kendini kandırır.Çünkü şeytanın gerçek inananlar  üzerinde, hiçbir zorlayıcı gücü yoktur.

İbrahim suresi 22. ayet: İş bitince şeytan onlara şunu diyecek: Şüphesiz ki Allah size gerçek olanı vaat etti.Ben de size vaat ettim ama sonra caydım. Zaten benimse karşı bir gücüm yoktu.Ancak ben çağırdım.Siz de geldiniz.O halde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın.

Bizler şeytana suç atacağımıza, ben hata yaptım,keşke daha dikkatli olsaydım diyelim.Mert olalım. Yoksa şeytanı,şunu, bunu, akrabanı, anneni babanı, evladını, eşini  suçlamakla geçer ömrümüz.Bir arpa boyu yol almadan, hatalar içinde değişmeyen bizler. Artık toparlanma vaktimiz geldi değil mi?

Şeytanın insan üzerinde gücü yoktur ama  pek çok insan Allah’a kulluk sözünü unutup ne acıdır ki şeytanın yolundan gitmeyi tercih etti.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir