MAUN SURESİ

Allah, kimlere yazıklar olsun diyor?

Selamun aleyküm arkadaşlar;

Bugünkü dersimizde Maun suresini öğreneceğiz. Maun suresi beni en çok etkileyen surelerden biridir. Namazlarda okurken anlamını düşünmeden edemediğim bir sure.. iyi ki anlamını öğrenmişim, şükürler olsun dediğim bir suredir Maun suresi. Bi’set’in 2. yılında Mekke’de nazil olmuştur. O zaman diliminde de her zaman olduğu gibi insanların bir kısmı zengin bir kısmı ise fakirdi. Zengin olmak, statü sahibi olmak, edindiğin mal, oturduğun ev, giydiğin elbise, çevrenin genişliği, ne kadar çok insan tanıdığın, ne kadar çok akraban olduğu gibi etmenler senin değerini belirliyordu. Kısacası tıpkı günümüzde olduğu gibi her şey menfaat üzerine kuruluydu. İşte böyle her şeyin menfaat üzerine kurulu olduğu bir yerde fakire yetime yardım edenler gayet tabii azdı. Çünkü onlar aşağı tabakadan ve gereksiz insanlardı. Maun suresi insanların değerinin maddi unsurlara göre biçildiği Cahiliye döneminin cahilliğine adeta bir tokat gibi inmişti. 

Maun Suresinin Anlamı ve Önemi

1. “Gördün mü, o hesap ve ceza gününü yalanlayanı!” ﴾1﴿ 

Ayetin aslında hesap ve ceza anlamında “din” kelimesi kullanılmıştır. Din karşılık demektir, ahiret demektir. Sen ahireti yalanlayan, hesap vermeyi yalanlayan kimseyi gördün mü? Buraya dikkat edelim lütfen. Rabbimiz burada “dini yalanlayanı gördün mü?” diyor. “İnanmayanı gördün mü?” demiyor. Yani bu kimse dine inanıyor ama gereklerini yapmıyor. Allah’ın gereklerini yok sayıyor. Dinin bir kısım gereklerini yerine getiriyor ama diğerlerini maalesef umursamıyor. Bizim de böyle olup olmadığımızı sorgulamamız gerekir. Öte yandan surenin devamında dini yalanlayanların özelliklerinden bahsediliyor. 

2.” İşte o, yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir.” ﴾2-3﴿ 

Bu dini yalanlayan kimsenin özelliklerinin en başında yetimi sertçe itmesi gelmektedir. Öyleyse “ben Müslümanım” diyen bir kimsenin yetimi itip kakmaya hakkı var mıdır? Bunu sorgulamak gerekir. Arapça’da yetim demek sahipsiz kalmak, kimsesiz kalmak demektir. Yetimin manası iki türlüdür. İlk manası herkesin bildiği anne ve babası olmayan demektir.. Her zaman gözden kaçırdığımız bilmediğimiz bir yetim daha var. Edebi ve ilmi olmayan da yetim değil midir? Öyleyse yetime sahip çıkacağız. Sadece midesini doldurmakla kalmayacağız kalplerini ve kafalarını da dolduracağız. Çünkü o yetimlerin kalpleri ve kafaları yalnız. Şöyle bir düşünüyorum da bu yolculukta ben zaman zaman merak edip bir şeyleri sorduğumda bana kızdılar. Hâlbuki yetimdim. Bilgim çok az ve çok sınırlıydı. Soru sorarak öğrenecektim. Rabbimiz Kur’an’da Firavun’un sorusuna bile cevap veriyor (Taha, 20/49-53) kızmıyor. Peygamberimiz soru sorana hiç kızmıyor. Demek ki birileri bir şey soruyorsa bir şey öğrenmek istiyorsa kesinlikle kızmadan cevap vereceğiz. İşte o zaman bizler de yetimi itmemiş oluruz. Yetimi küçümsememiş oluruz. Unutmayalım ki Rabbimiz bazı yetimleri yetimlik ile sınar, bazılarını da yetime nasıl davrandıklarıyla sınar. Öyleyse ayetten anlaşıldığı üzere dini yalanlayanın başlıca özelliği yetime sahip çıkmamasıdır. Yoksulu yedirmeye teşvik etmez derken burada ayetin aslında kullanılan “miskin” kelimesi yiyecek bir öğün bile yemeği bile olmayan demektir. İşte bu kadar zor durumdaki bir insanı bile yedirmez ve hattası yedirmediği gibi yedirene bile müsaade etmez, engeller. Kendisi bencil ve cimri olduğu için diğerlerine de bunu yaptırmaz. Ve bu rezil görüşünü türlü bahanelerle yumuşatmaya çalışır. “Boşuna paran gidecek” “Onlar senden benden daha zengin” gibi ifadelerle hem sözde kendini aklar hem de seni hayır hasenattan geri döndürür. Bu ayetleri bilmeyen insan da bu kişilerin etkisi altında kalır böylece yetime ve fakire yardım etmez. Doğrusu iki grup insan vardır; birincisi Allah’ın verdiklerinin emanet olduğunu bilir ve Allah yolunda kullanır, insanlara faydalı şeyler de kullanır. Diğeri ise “Allah’ın verdikleri bana emanet değildir” der. “istediğim gibi kullanırım” der. “İstediğim yere harcarım istediğimi yaparım” der. Bu kimse Allah’ın verdiklerini emanet olarak görmediği için fakir ve yetime yardım etmez, infak etmez. İşte yetimi itip kakarak ve miskini doyurmayarak dini yalanlayan kimselerin sonuna şimdi bakacağız. Müddesir suresi 40-47 ayetlerde Allah u Teala buyuruyor ki; Ancak hakkın ve erdemin tarafında olanlar başka: ﴾40-41﴿ Onlar cennetlerdedir; günahkârlar hakkında birbirlerine sorular sorarlar? “Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?” ﴾42﴿ Onlar şöyle cevap verirler: “Biz namaz kılanlardan değildik; ﴾43﴿ Yoksulu doyurmuyorduk; ﴾44﴿ (Günaha) dalanlarla birlikte biz de dalıyorduk, ﴾45﴿ Ceza gününü de asılsız sayıyorduk, ﴾46﴿ Sonunda bize ölüm geldi çattı.” ﴾47﴿ Dünyada hep birlikteyiz öyle değil mi? İyi ile ve kötü ile beraberiz. Bazen evimizin içindeki insanlar, bazen komşularımız, bazen çalışma arkadaşlarımızdan çıkıyor bu iyiler ve kötüler. Cennete giden insanlar merak ediyorlar hayat boyu etraflarında olan insanların şimdi neden yanlarında olmadığını. Soruyorlar bu insanlara “Sizi yakıcı ateşe sokan nedir?” diye ve onlar “Biz namaz kılanlardan değildik.” Diye cevap veriyorlar. Hani etrafınızdaki insanlara “Namaz kılıyor musun?” diye sorduğunuzda “Benim kalbim temiz.” diye cevap verirler, kurum kurum otururlar böbürlenerek. Ya bu ayetleri görseler daha doğrusu bu ayetlere dikkat etseler bir idrak etseler namaz kılmayan insanın yeri neresiymiş? Elbette yakıcı bir ateş… Ve “Fakirlere yemek yedirmezdik.” Diye devam ediyor ayetler. Batıla dalanlarla beraber gidiyorlarmış, zevk eğlence ve dünya peşinde koşuyorlarmış. Bunların hepsi de ceza gününü yalanlayan birinin özelliği olmuş oluyor. İlla ağzımızdan çıkması gerekmiyor haşa “Ben ceza gününü yalanlıyorum.” Diye. Hülasa bunları biz de yaparsak; biz de din gününü yalanlamış sayılıyoruz. 

3. “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, ﴾4﴿ Onlar namazlarını ciddiye almazlar.” ﴾5﴿ Onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar. ﴾6﴿ Ufacık bir yardıma bile engel olurlar. ﴾7﴿ “

Namaz kılanlara yazıklar olsun!” Şaşırdık öyle değil mi? Peki nasıl namaz kılanlar bu kendilerine yazıklar olsun denilenler? Onlar namazlarından gafildirler, yanılırlar. Sehiv secdesi diye bir secde vardır. Sehiv yanılgı demektir ki namazda bir şeyi unuttuğumuz zaman sehiv secdesine gideriz. Ayetin lafzında geçen “Sahun” kelimesi de ciddiye almadıkları için yanılanlar demektir. Bu kimseler namazlarını gösteriş yapmak için kılarlarmış yani, ciddiyetinin öneminin farkında olmadan. Bazıları vardır eline namazlığı alır “Ben namaz kılmaya gidiyorum.” der. “Hadi beraber namaz kılalım demez.” Hava atarak namaz kılar. Bu kimse çevresi dindar desin diye kılar namazı, Allah istedi diye kılmaz. Oysa Nisa suresi 142. Ayet-i Kerimede Allah ne buyuruyor? “Münafıklar Allah’a oyun etmeye kalkışıyorlar. Hâlbuki Allah onların oyunlarını kendi başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıklarında üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı da pek az hatıra getirirler.” ﴾142﴿ Nisa suresinde namaza tembel tembel kalkmanın münafıklık olduğunu vurguluyor Rabbimiz. Tevbe suresi 54. Ayette ne buyruluyor peki? “Yaptıkları harcamaların kabul edilmesine engel olan esas sebep de şudur: Onlar Allah’ı ve peygamberini tanımadılar; namaza da ancak üşene üşene gelirler ve harcamalarını gönülsüz olarak yaparlar.” ﴾54﴿ İşte bu kişiler namazlarını ciddiye almayıp gösteriş yapanlardır. Halbuki Rabbimizin istediği namaz bu değildir. Ankebut 45 de Rabbimiz ne buyuruyordu? Kitaptan sana vahyedilenleri oku, namazı özenle kıl. Kuşkusuz namaz hayâsızlıktan ve kötülükten meneder. Allah’ı anmak her şeyden önemlidir. Allah yaptıklarınızı bilir. ﴾45﴿ Namazın bile kötülükten alıkoyamadığı gafiller var. Demek ki bu gafiller Allah’ın hoşlanmadığı şekilde namaz kılan kişilerdir. Hz. İbrahim’in duasındaki “Namazı ikame edenler” den (İbrahim,40) değildir bunlar. Bunların kıldığı namaz kötülükten alı koymayan bir namaz ne yazık ki.. Ve son olarak bu insanlar en ufacık bir yardımı bile engelliyor. Örnek vermek gerekirse komşusu tuz istese tuz bile vermez. Kimseye yardımcı olmaz hiç kimseye. Ve buna rağmen dini yaşadıklarını zannederler. Namaz kılmakla kendilerini kurtaracaklarını zannederler. İşte Rabbimiz böyle kimselere yazıklar olsun diyor. Bu surede dini yalanlayanları, hiçbir kurala uyumayan Allah için en ufacık bir yardım dahi yapmayıp sadece namaz kılan onu da kıldığını zanneden başka insanları anlatmış Rabbimiz. Özde değil sözde dindarları anlatmış. Eğer bizler de komşumuz açken tok yatıyorsak, açlık sınırında o kadar insan varken tokluk sancıları yaşıyorsak, tabağımızdakini sünnetlemenin derdine düşüp de tabağımızdakini paylaşmanın derdine düşmüyorsak, çevremizdeki yoksulların sıkıntıları karşısında ufacık bir yardımı bile yapmayıp “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” diyorsak bize de yazıklar olsun. Her namaz kılışımızda bu sureyi okuruz muhakkak. Eğer yardım etmiyorsak eğer bir şeyler yapmıyorsak bu sureyi ne yüzle okuyoruz? Yüzümüz var mı Allah’ın karşısına bu sureyi okuyarak secdeye varmaya? Bunun üzerinde düşünmemiz gerek vesselam… Dua ile…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir