LEYL SURESİ

Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillahirrahmanirrahîm.

Selamünaleyküm arkadaşlar. 

Bugünkü dersimizde Leyl suresini öğreneceğiz. Leyl suresi infaktan yani vermekten, bağışlamaktan bahseder. Bütün sahip olduklarımız, Rabbimizin bize verdiği emanetlerdir ve bu emanetler sadakat gerektirir.Allah’ın emrettiği yerlerde kullanıyorsak, bağı verenden salkımı vermeyi esirgemiyorsak emanetlere sadakatliyiz demektir. Rabbimize verdiğimiz sözü tutuyoruz demektir. Rabbimiz Hadid suresi 10. ayette “Göklerin ve yerin tamamı zaten Allah’a ait olduğu halde ne diye hâlâ Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz? İçinizden fetihten önce harcayan ve savaşanlar ötekilerle bir değildir. Onların derecesi, daha sonra harcayan ve savaşanlardan üstündür. Bununla birlikte Allah her birine en güzel olanı vaad etmiştir. Allah, yaptıklarınızdan tamamen haberdardır.” buyurmaktadır.

Öyleyse Rabbimizin verdiği nimetleri Allah yolunda harcamalıyız. Çünkü Allah yolunda vermek demek verdiğinden daha fazlasını almak demektir. Bunu Bakara suresi 261. ayette görüyoruz.

“ Mallarını Allah yolunda harcayanların örneği, her başağında yüz tanenin bulunduğu yedi adet başak çıkaran bir tohum tanesi gibidir. Allah dilediğine katlayarak verir, Allah (zât ve sıfatlarında) sınırsızdır, her şeyi bilmektedir.”

Her başakta 100 tane yani yüz tohum. Hesap edelim Allahu Teala 1’e 700 veriyor. Niyetimize göre de bu daha da fazla olabiliyor. Öyleyse ne yapmalıyız? İnfak etmeliyiz, bağışlamayız. Rabbimizin bize verdiklerinden bağışta bulunmalıyız. İşte o zaman sadakatli oluruz. Müslümanım sözünde durmuş oluruz. 

﴾1﴿ Yemin olsun, bürüyüp örttüğünde geceye;  ﴾2﴿ Aydınlandığında gündüze; ﴾3﴿ Erkeği ve dişiyi yaratan ilâhî kudrete ki,

Gündüz nasıl ışıkla aydınlanıyorsa insan da ayetlerle aydınlanır. Delili İbrahim Suresi 1. ayettedir. “ Elif-lâm-râ. Bu, rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz kitaptır.”

Bakara Suresi 257. ayet: “Allah iman edenlerin velîsidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri ise sahte tanrılardır; onları aydınlıktan çıkarıp karanlıklara sokarlar. İşte bunlar ateşliklerdir, bunlar orada devamlı kalıcıdırlar.”

Allah iman edenlerin dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Bizler de karanlıklardan aydınlığa çıkmak istiyorsak, karanlıklarda bocaladıysak ne yapacağız?Ayetlerle yaşayacağız, hayatımıza uygulayacağız, ki işte o zaman karanlıklardan aydınlığa çıkarız. Küfür karanlıktır,gecedir onun kaynağı olmaz. Işığın ise kaynağı vardır ve kaynağı tektir, Kur’andır. Karanlık ve aydınlık, gece ve gündüz zıttır. Biri gelince diğeri gider. Küfürle iman da zıttır. İman etmiş bir kalpte hem iman hem küfür olmaz. İkisi aynı anda barınmaz,barınamaz. Onun için Kur’an öyle olan insanlara münafık diyor ve onların yeri neresi biliyor musunuz? Cehennemin en alt tabakasıdır, Nisa suresi 145. ayettir.

“ Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar; artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın.”
Münafık, kafirlerden daha aşağıdır. Çünkü bunlar müslümanları ve Allah’ı kandırmaya çalışıyor. Allah’ı kandırabilir mi? Kandıramaz. Bizim de kalbimizde iman varsa küfre yer olmamalı, kötü şeyler yer almamalı kalbimizde. İman varsa kötü şeyler yer almaz yoksa yerimiz cehennemin en alt tabakası olur. Münafıklardan oluruz bunlara dikkat etmemiz gerekir.
Rabbimiz Leyl suresinde geceye ve gündüze, erkeğe ve dişiye yemin ederken ayrıca şahitlik görevi de yüklüyor. İnsan bu kadar şahit varken, bu kadar şahitlikler varken Kıyamet suresi 36. ayetteki gibi başı boş bırakıldığını sanıyor ve Asr suresindeki ziyanda olan insanlardan oluyor.

Rabbimiz Asr suresinde ne buyurmuştu?

“Asra yemin ederim ki, İnsan gerçekten ziyandadır. Ancak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler başkadır.” 

Rabbim kimler ziyanda değildir? İman edip salih ameller işleyenler yani güzel davranışta bulunanlar, iyilik yapanlar. Rabbimiz sadece iman etmek demiyor, ikisini bir arada diyor. Öyleyse sadece iman ettim deyip durmamalıyız. Salih amel işlemeli, güzellikler yapmalıyız. Başka? Birbirimize hep Hakkı tavsiye etmeliyiz. Birbirimize Allah’ın yolunu, güzellikleri, sabrı tavsiye etmeliyiz. Hakkı tavsiye etmek zaten sabır gerektirir. İnsanlar sana iyi ki söyledin demeyecekler, kim bilir neler neler diyecekler. Eğer bunları yaparsak ziyanda olmayan insanlardan oluruz. Yoksa boş yere yaratıldık, öylesine yaratıldık diyenlerden oluruz, ziyan oluruz.

4﴿ Çabalarınız elbette farklı farklıdır.

Elbette erkek olsun, kadın olsun karaktere göre, yaşama göre, hedeflere göre hepimizin çalışmaları farklı farklıdır. Herkesin yaptığı çalışmalar farklı olduğu için sonuç da farklı olacaktır. Kimi dünya, kimi ahiret, kimi mal, kimi makam, kimi kendisi için çalışır, çabalar. Kimi de  Allah’ı razı etmek için çalışır. Ne güzeldir o çalışanlar, Allah’ı razı etmek için çabalayanlar.

Bakara Suresi 148. ayet: “Herkesin yüzünü ona doğru çevirdiği bir yönü vardır. Öyleyse hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizin hepinizi bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.”

 Rabbimiz hayırlara yönelmemizi, hayırlarda yarışmamızı, koşmamızı istiyor. Aynı Zekeriya Peygamber gibi. Zekeriya Peygamber ne yapmıştı bakalım.

Enbiya suresi 89. ayet: “Zekeriyyâ’yı da an! Hani o, rabbine şöyle niyaz etmişti: “Rabbim! Geride kalanların en hayırlısı sensin, yine de sen beni yalnız (çocuksuz) bırakma!”

“Biz onun da duasını kabul ettik ve ona Yahyâ’yı verdik; eşini de bunun için elverişli kıldık. Onlar, hayır işlerinde koşuşurlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı; onlar, bize karşı derin saygı içindeydiler.” (Enbiya:90)

Zekeriya Peygamber hayırlı işlerde yarışıyor, sadece duada kalmıyor. Bizler de sadece dua etmede kalmamalı, yarışmalı, hayırlı işlerde koşmalıyız. Çalışmalarımız dağınıktır. Herkes farklı farklı yönlerde çabalar ama bizler hayırlı işlerde beraber olmalıyız. Hayırlı işler de çabalamalıyız. Farklılıklar her yerde Allah’ın yasasıdır, biri olmadan diğeri olmaz. Gece olacak ki gündüzün değeri olsun, kötülükler olacak ki iyiliğin değeri olsun, cehennem olacak ki cennetin değeri olsun, zorluk olacak ki kolaylığın değeri olsun, yorulmak olacak ki dinlenmenin tadı olsun, yoksa anlamı olmazdı. Tekdüze insanlar, tekdüze hayat anlamlı olmazdı. Sürekli mutluluk olsa mutsuzluğu bilmezdik. Mutluluk zamanla anlamsızlaşırdı. Rabbimiz diyor ya “Hepinizin farklı yönlerde çalışmaları vardır .” diye. Aslında bu farklılıklar güzeldir. İnsan iyiyi, güzeli seçebiliyor. Bizler de Kur’an’ı okursak iyiyi, güzeli seçebiliriz.

5﴿ Artık kim cömert davranır, günah işlemekten sakınırsa;

Artık kim iyilikler yaptı, infak etti, bir şeyler verdi, bir şeylerden fedakarlık yaptı ve sakındıysa Rabbim yönlendirir.Ancak gösteriş yapanlar istisna. Bakara suresi 264. ayete bakalım.

“Ey iman edenler! Allah’a ve âhiret gününe inanmadığı halde malını insanlara gösteriş yapmak için harcayan kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve incitmek suretiyle boşa çıkarmayın. O kimsenin misali, üzerinde toprak bulunan düzgün ve yalçın bir kayadır; kayanın üzerine şiddetli bir yağmur yağmış, onu çıplak halde bırakmıştır. Bu gibilerin kazandıkları hiçbir şeyden istifadeleri olmaz ve Allah, inkârcı topluluğa hidayet vermez.”

O kimseler insanlara gösteriş yapmak için malını dağıtır. Ne Allah’a inanır ne de ahiret gününe. Zaten insanlara gösteriş yapmak için malına dağıtan insan Allah’a inanmaz, ahiret gününe inanmaz.  Allah için yapmaz ki bunu, sadece gösteriş için yapar. Ve yaptığı iyilikleri günün birinde başa kakar. Tıpkı firavun gibi. Şuara suresi 18 ve 19. ayetler:” (Makamına vardıklarında Mûsâ’ya) Firavun şöyle dedi: “Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının nice yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını yaptın. Sen nankörün birisin!”

Halbuki bebekleri ailesinden koparan, öldüren firavundu.

Ali İmran suresi 35. ayet: “Bir zamanlar İmrân’ın karısı şöyle demişti: “Rabbim! Karnımdakini kayıtsız şartsız sana adadım, benden kabul buyur; kuşkusuz sensin her şeyi işiten, her şeyi bilen.”

İmran’ın karısı: “Benden kabul buyur” diyor. Ne kadar güzel bir düşünce, ne kadar güzel ifade öyle değil mi? 
Peki Habil ne yapmıştı? Maide suresi 27 ve 28. ayetler: “Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini gerçeğe uygun olarak anlat: Hani ikisi de birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, diğerine, “Andolsun seni öldüreceğim!” dedi. O da dedi ki: “Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder. Andolsun ki sen öldürmek için bana el uzatsan bile, ben öldürmek için sana elimi kaldıracak değilim! Zira ben âlemlerin rabbi olan Allah’tan korkarım.”

Habil malının en iyisini vermişti. Kabil ise en kötüsünü vermişti. Bizler de en iyilerini verirsek Rabbimiz kabul eder. Yoksa kabul eder mi düşünelim. Peki Rabbimize neleri infak edeceğiz, neleri vereceğiz? Bakara suresi 267. ayet: “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın iyilerinden verin. Kendinizin ancak içiniz çekmeye çekmeye alabileceğiniz âdi şeyleri hayır diye vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah zengindir, bütün iyilik ve güzellikler O’na mahsustur.” 

Evet temiz olanlardan vermeliyiz. Temiz olmayan şeyleri vermeye kalkışmamalıyız. Helal olandan vermeliyiz. Bir şeyin kazanç yolu haram ise İslam asla ona mal demez, o temiz değildir. Rabbimiz burada “Kendinizin göz yummadan alıcısı olmadığınız bir şeyleri vermeye kalkışmayın.” dedi.  Bizler ne yaptık? Eski kıyafetlerimizi, eski eşyalarımızı, gözden çıkarttıklarımızı verdik . Çöpe atmayıp da bari hayrımız olsun dediklerimizi verdik. Rabbimize gereksiz gördüklerimizi değil, gerçekten de değer verdiğimiz şeylerden vermeliyiz. Değer verdiklerimizi infak etmeliyiz. İnfak ettikçe iyiliğe erebiliriz. 

Ali İmran suresi 92. ayet: “Allah yolunda sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça iyiliğe asla eremezsiniz. Ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir.”

Toplumda insanlar genelde paradan bahseder. Çünkü parayı sever. Maldan mülkten bahseder. Bizler de infaktan yani bağışlamaktan bahsetmeliyiz ki insanlara  örnek olalım, insanlara yardımcı olalım. Onları Allah yolunda harcamaya teşvik edelim.

6﴿ Bunların güzel karşılığına da inanırsa;

Peki bu insanlar ne yapar? Hemen bakalım. Bu insanlar bütün göklerdeki ve yerdeki hep Allah’ındır diyerek Ali İmran suresi 134. ayeti yaparlar. “ Onlar (takvâ sahipleri) bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah işini güzel yapanları sever.” 

Dikkat ettiniz mi? Bollukta ve darlıkta diyor. Sadece bol olduğunda, parası olduğunda demiyor. İmkanları olmadığında bile infak ederler. Yani iyilik yaparlar. Kızdıklarında öfkelerini yutarlar ve insanların kusurlarını affederler. Allah da iyilik yapanları sever. Bu iyilik yapanlar nasıl iyilik yapar? İnsan suresi 8 ayet: “Onlar, kendileri (yemek) istedikleri halde yiyeceği yoksula, yetime ve esire ikram ederler.”

 Bu iyi insanlar yoksula, yetime, esire seve seve yemek yedirirler. Ve sonra size ancak Allah’ın rızası için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık isteriz ne de bir teşekkür bekleriz derler.

Bizler teşekkür veyahut karşılık bekliyor muyuz? Hani iyilik yapıp da şunu diyoruz ya: “ -Ya bir teşekkür de etmedin.” Artık iyilerden olmak istiyorsak bunu dememeliyiz. Hiçbir karşılık, dua bile beklememeliyiz. 
Ve  onlar “Biz sert ve belalı bir günde Rabbimizden korkarız” derler. Demek ki yoksula, yetime seve seve yemek yediren, karşılık beklemeyen insanlar Rablerinden korkuyor. Bu güzel insanlar bunları neden yapıyorlar biliyor musunuz? Bilgileri var. Zariyat suresi 19. ayet: “ Yardım isteyenlere ve yoksullara mallarından belli bir pay ayırırlardı.” 

Bunlar diyorlar ki: -Benim malımda onların hakkı var. Hakkını verirken insan kötü davranmaz. Onların hakkı olduğunu bildikleri için bunlar iyilik yapıyorlar.  Bizler de malımızda fakirin, yoksulun hakkı olduğunun farkında mıyız, biliyor muyuz ki  iyi insanlardan olalım. Peki iyilik yaparsak sonuç ne olur? Yunus suresi 26. ayet: “ Güzel yapanlara daha güzeli, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerinde ne toz toprak bulaşığı olur ne de aşağılanmışlık izi. İşte bunlar cennetlik kullardır, kendileri orada sonsuza kadar kalıcıdırlar.” 

Cennet ehlini görüyoruz. İyilik yapanlar, fakirleri sevindirenler orada ebedi olarak kalacaklar. Peki bu insanların hiç günahları yok muydu? Tabii ki vardı ama Rabbimiz  iyilik yaptıkları için günahlarını örtüyor.

Ankebut suresi 7. ayet: “Biz, iman edip dünya ve âhirete yararlı işler yapanların (önceki) kötülüklerini mutlaka sileriz ve onları yaptıklarının daha güzeliyle ödüllendiririz.”

Rabbimiz iyilik yapan insanların kötülüklerini örtüyor. Onları utandırmıyor bile. Öyleyse ne duruyoruz. İyiliklerde yarışalım,güzel işler yapalım, hiç durmayalım. 
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav): ”En büyük günah dünya sevgisidir” dedi. Kıyamet suresi 20. ayette Rabbimiz “Hayırsız geçmekte olan dünyayı seviyorsunuz” diyor. Biz dünyayı seviyoruz. Dünyayı o kadar çok seviyoruz ki ahiret için yapmamız gerekenleri yapmıyoruz. İyilikte, hayırda koşmuyoruz. Öyleyse en güzeli tasdik etmek için, Müslümanım sözünü tasdik etmek için iyilikler yapmalı, hayırlı işlerde  koşmalıyız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir