YASİN SURESİ 3. BÖLÜM

62.Ve andolsun sizden pek çok halkı saptırdı.Artık akıl ediyor olmadınız mı?

Burada Allah’ın yemin etmesi aslında bu yasanın değişmezliğini ifade ediyor.Şeytan pek çok insanı doğru yoldan sap-tı-ra-cak. Çünkü onlar Allah’a ulaşmak için, Allah’ın verdiği aklı kullanmadılar.

Akıl etmek kavramının üzerinde duralım. Akıl nedir? Olayları, parçaları birbirine bağlayıp gerekeni yapabilmektir ki akıl etmek,zekadan farklıdır. Zeka:Anlık bilgiyi kullanma yeteneği olup, anlık olayları değerlendirmektir.Kişi  çok zeki olabilir fakat akıllı olmayabilir.Örneğim zeki olup kapıyı anahtarsız açabilir.Ama akıllı ise bu zekasını hırsızlıkla kullanmaz. Çilingir hizmeti verebilir.

Akıl etmek Türkçede olduğu gibi Arapçada da  isim değil fiildir.Yani aklın olması yeterli değil, aktif olarak akılı  kullanmaktır. Şöyle ki akıl var ama onu Allah rızası için kullanmazsa o akıl insanı pislik içinde bırakır.Yunus Suresi 100. ayet:Akıllarını güzel kullanmayanları pislik içerisinde bırakır ayetinde gördüğümüz gibi pislik içinde bırakır. İnsanı, şeytana kul olmaktan koruyan en önemli unsur bu ayete göre akıl etmek oldu. Aklı verenin rızasına  uygun kullanmamak yani akıl etmemek sonuç itibariyle hem bu dünyada, hem de ahirette cehennemdir.

Rabbimiz ayetlerde doğru yol budur demesine rağmen, Kuran’ı bize göndermesine rağmen, biz bu Kur’an’ı okumazsak ,hayatımıza uygulamazsak akıl etmezsek, şeytanın ve ona benzeyenlerin vesveseleri bizi etkiler. Birçok insanı da Allah yolundan çıkartır. Birçok insan bu Kur’anı açıp da -ben bunsuz asla yolumu bulamam demiyor, okuyanlar da sesini güzel çıkartmanın yani tecvidin peşinde. İlim yuvalarının çoğu Kur’an’da anlayarak okumayı en son sıralara atmış. Allah’ın sözlerinden daha güzel kitaplar varmış gibi onları okutuyorlar,hafızlığı bitirenler ise bir ayetin bile anlamını bilmeden -Ben hafızım diyorsa, bu Kur’an hayata uygulanmıyorsa tabii ki pek çok insan Allah yolundan sapacaktır.Çünkü ne olduğunu bilmiyor ki,peygamberleri de Kur’an’dan tanımıyor ki, ona göre davransın. Akıl edilmiyor. -Allah bu Kur’an’ın indirdi, bu Kur’an bana ne diyor? demiyorlar. Hayata uygulanacak kitap değil de roman gibi okuyorlar. Rabbimiz -akıl ediyor olmadınız mı? dedi. Demek ki akıl etmemizi istiyor. Sormak lazım ya bu akıllarımızı Allah’ın razı olacağı yolda kullanmamız gerekmez mi?Bizi cehennemden kurtaran, cennete ulaştıran yolda kullanmamız gerekmez mi?

Buna rağmen -Bugün bir ayet öğreneyim, hayata uygulamaya çalışayım diyeceğine; -ben bu Kur’anı anlamıyorum, unutkanım, nasıl yapayım ki diye binbir çeşit bahaneler üreten insanın en ayrıntılı,en zor yemeği yapabildiğini, araba parçalarının tüm isimlerini bildiğini, çiftçiliğin kitabını yazacak kadar bilgili olduğunu görünce şaşırmamak elde değil. Aklımızı keşke biraz da Allah yolunda kullansaydık. İşte o zaman Allah yolundan saptırmaya çalışanlar bizi etkilemezdi.

Hicr suresi 39. ayet:Rabbim beni azdırmana yemin ederim ki mutlaka ben onlar için yeryüzünde süsler yapacağım ve hepsini azdıracağım. Ancak içlerinden İhlas verilen kulların müstesna.Allah buyurdu ki bu bana göre hak olan dosdoğru bir yoldur.Muhakkak ve o kullarım, senin onlar üzerine bir hakimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar bunların dışındadır.

Allah yolunda olan insanın yolu bellidir, sınırları bellidir,yapılması gerekenler belli,yapılmaması gerekenler bellidir.Hayır bellidir, şer bellidir.Kim ne derse desin yolundan şaşmaz. Allah’ın razı olduğu yolda bilerek yürür.Akıl etmeyen ise iman etmez.

İşte bu akıl  etmeyenlere, uyarılara kulak tıkayanlara ,şeytana uyanlar  olarak yaşamış olanlara şöyle denir:

63. İşte bu cehennemdir Öyle ki vaat olunduğunuzdur.

48. ayette Peygamber Efendimizle(sav) ve ayetleri söyleyenlerle dalga geçiyorlardı.Bu vaat ne zaman gerçekleşecek? diyorlardı. Rabbimiz cevap veriyor işte -bu size vadedilen cehennemdir diyor. Bir şeyi Allah vaat etmişse onu oldu bilmek gerekiyor, ona görede davranmak, yalanmış gibi ayetleri arkalara atmamak gerekiyor.

Bunlar neden cehennemdeler?

64.İnkar ediyor olduğunuz sebeple bugün oraya girin.

Akıl etmemenin sonucu inkar oldu, nankörlük oldu, hakikatin üstünü örtmek oldu. Hepsi birbirine bağlı.

En büyük nankörlük vahiy nimetini israf etmektir. Bizler vahiy nimetini akıl etmekle anlıyoruz. Aklı kullanmamak  ise en büyük nankörlük oldu.Bizi hayvandan ayıran en önemli özellik akıldır.Furkan Suresi 44. ayet:Yoksa onların çoğunu işitirler veya akıl ederler mi zannediyorsun. Onlar ancak hayvan gibidirler.Hatta yol bakımından da şaşkın ve sapıktırlar.Ayetten de anlaşıldığı gibi akıl etmemek  insanı,insan  seviyesinden hayvan seviyesine hatta daha aşağı seviyelere düşürür.

Bunlar akıl etmeyerek Allah’ın var dediği hesap, kitap ,ahireti inkar ederek,güzel davranışları yapmamaları, Allah’a layık kul olmamalarından dolayı cehenneme giriyorlar.Buradaki yaslanma ifadesi alevi güçlendirmek, cezayı arttırmak manasında olduğu için cehennemin ateşini güçlendiriyorlar.

Herkes aslında dünyada ne yaptığını biliyor. Rabbimiz bu ayeti inkar ediyor olduğunuz sebeple bugün oraya girin. Ayetini buyurduğunda herkesin diyeceği ancak şu olacak: -Ben yaşadığım hayatla,yaptığım tercihlerle bu kötü sonu hak ettim.

Cehenneme yaslanan bu insanlar konuşabilecekler mi?

65.Bugün onların ağızlarının üzerine mühür vururuz ve kazanıyor oldukları o şeyi bize elleri söyler, ayakları şahitlik eder.

Burada kazanmış oldukları şeyler ile eller bağlantılı. Amelle yani davranışlar ile elleri birleştirdi. Ayakların da şahitliği -Şuralara gitti, buralara gitti diye dillenerek elin yaptıklarına araç olması,onu taşımasıdır. Acaba niye elleri konuşurda, ayakları şahitlik eder? derseniz insan yaptıklarının tamamını eliyle yapar. Bir işi yaparken, bir davranışı işlerken eliyle yapıp işler. Rabbimiz Tebbet suresinde eli kurudu, eliyle kazandıkları yüzünden diye buyuruyor. Elbette öteki organlarımız da faaldir ama yapan eldir.

Çok değer verdiğimiz organların da kendi  

zararına delil teşkil etmesi de insana büyük bir ızdırap olmaktadır. Hepimizin bildiği ufak bir hikayeyi hatırlatmak istiyorum.Hani bir gün dostları ağaca sormuşlar -en çok neden korkarsın diye -ateş mi demişler ağaç düşünmeden

– hayır demiş.Şaşırmışlar. Ateş bütün ağaçları koca ormanı bir kerede yakar, nasıl korkmazsın? demişler.

-Korkmam demiş ağaç,kendinden emin bir tavırla.

-Peki ya keçiler onlardan korkar mısın? diye sormuşlar. Ağaç yine kendinden gayet emin bir tavırla -hayır demiş.

Nasıl olur yapraklarını yer, gövdene zarar verir,talan eder seni, nasıl korkmazsın keçilerden? diye üstelemişler.

-Korkmam işte demiş.

-Peki o zaman ne korkutur seni?diye tekrar sormuşlar. Ağaç gözleri uzaklara dalgın bir biçimde:-Balta demiş. 

Dostları, iyiden iyiye şaşırmış. Ateşten bile korkmayan ağaç, küçük baltadan mı korkar ?diye düşünürken ağaç

– baltanın kökü benden de o yüzden korkarım demiş.

Aynı ağaç gibi bakalım Fussilet Suresi 21. ayette nasıl da korkuyorlar.

Fussilet suresi 21. ayet:Onlar derilerine, “Niçin aleyhimize şâhitlik ettiniz?” derler. Derileri de der ki; “Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı ve yine yalnızca O’na döndürülüyorsunuz.”

Ağzına mühür vurulması da  dilinin tutulması,damağının kuruması manasındadır.  Hani dilim tutuldu deriz  ya. Ağızları yaptıklarını inkar etmek için konuşmak istese de, normalde bülbül gibi konuşan dil konuşamıyor.Şahitlerini dinliyor, amel defterini okuyor. Diyecek söz bitiyor. Sözün bittiği yer olur. Ağza vurulan mühür, mazeretin bittiği yer. İşte öyle müthiş bir adil yargılama oluyor ki sözün bittiği yerde, insanın  yaptıkları konuşmaya başlıyor. 

Peki başka neler konuşacaktır da şahit olacaktır?

Nur suresi 24. ayet:O gün ki aleyhlerinde dilleri,elleri ve ayakları yaptıklarına şahitlik edecektir.

Fussilet suresi 20. ayet:Sonunda oraya geldikleri zaman kulakları gözleri  ve derileri işledikleri şeye karşı onların aleyhine  şahitlik edecektir.

Rabbimiz bize  bu organlarımızı vermiş. Bunları Allah’ın rızasına uygun kullanmamak nankörlüktür. En önemli organımız yukarıdaki ayette gördüğümüz gibi akıldı, beyindi. Aklımız, beynimiz bu azalarımızı kontrol ediyor.

66.Eğer dileseydik gözlerinin üzerini silme kör ederdik. Yola koşarlardı fakat nasıl görecekler?

Rabbimiz “Dileseydik ona verdiğimiz bu görme organını ortadan kaldırır, onu kör ederdik. O zaman yolda koşuştururdu, diye buyuruyor. Hani yolda göremeyen bir insanın şaşkın bir şekilde sağa sola koşturur ya, o şekilde  koşuşturup oraya buraya çarpmasını resmediyor.- bundan sonra nasıl görürler diyor Rabbimiz,

Şöyle ki; şeytana apaçık bir düşman edilmeyen,doğru  yol olan Allah’a kulluk etmeyi gerçekleştirmeyen ,daha sonra aklını çalıştırmayan insanlar aslında gerçeklere gözlerini kapatmışlardır.Yoksa durup  dururken onların Allah, gözlerini kapatmamıştır.

Allah bunları dileseydi gözlerini kör ederdi. Ama onların gözlerini kör etmedi. Her şeyi görmesini istedi. Ama insanlar şeytanın yolunda,zulme kötülüklere koşuyorlar da, Allah’a imana,kulluğa koşmanın gerekliliğini  görmek istemiyorlar.

67.Eğer dileseydik onları oldukları yerde elbette şekillerini değiştirirdik.Artık ileri gitmeye güç yetiremezler ve geri dönmezler.

Rabbimiz Tin suresi 4. ayette eğer insanlar doğru ile yanlış arasında seçim yapma özgürlüğünden yoksun olmalarını dilemiş olsaydık onları kesinlikle farklı bir tabiatta yaratırdık.Bir ağaç bir taş olurlardı. İradesiz bir varlık olurlar.Ama biz öyle yapmadık onları mahlukatın en şereflisi yaptık diyor.

68.Ve o kimseye ömür verirsek yaratılışın içinde tersine çeviririz.Hala akıl erdiremiyorlar mı ?

Buradaki nekis kelimesi zaten  bir şeyin tepe aşağı dönmesi demek.Türkçemizde hastalığın Nüks etmesi de buradan gelir. İyileşmiş insanın hastalığının  tekrar geri gelmesi. Burada bir insanın bebekken acizliğinin, yaşlanınca da tekrar geri gelmesidir.

Bu 3 ayette Rabbimiz, vücudumuzun olmaması halinde içine düşeceğimiz çaresizliği bize resmetti.Bu çaresizliği bilip Allah’a kullukta fırsatları değerlendirmemizi, akıl etmemizi buyuruyor. İmkan varken, o imkanları Allah’a kullukta değerlendirmeyenler,o fırsatlara bir daha geri dönemezler. Öyleyse ne yapacağız? Gücümüz varken Rabbimize kulluk edeceğiz, imkanımız varken iyilikler yapacağız.Gözlerimiz görürken Kur’anımızı okuyacağız. Ayaklarımız sağlamken Allah yolunda koşacağız. Allah’a karşı sorumluluklarımızı -daha erken, daha gencim, daha zamanım var,ileride yaparım gibi gerekçelerle ömrümüzün en değerli yılları olan gençlik yıllarını günaha,ihtiyarlık yıllarını Allah’a demeyeceğiz.Asla ertelemeyeceğiz. Allah’ın bize gönderdiği kur’an-ı Kerim’i okuyup Rabbimize kulluğa yöneleceğiz.

Peygamber Efendimiz(sav) bir hadisinde şöyle buyuruyor:Şu beş şey: Gençlik.

-Kulluğa yönelecektim ama Rabbimiz bana zaman vermedi. Namaz kılmaya gidecektim ama ömrüm yetmedi.Anneme babama güzellikler yapacaktım ama vaktim olmadı.Eğer Rabbim bana uzun ömür verseydi ben bütün bu iyilikleri yapardım dersen,keşkelerle hayatını doldurursan Fatır Suresi 37. ayet cevap olur sana:Onlar orada cehennemde Rabbimiz bizi çıkar.Önce yaptığımızın yerine iyi işler yapalım diye feryat ederler. Sanki onlara bu dünyada yeterince ömür verilmemiş gibi konuşurlar. Onlara size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi?Hem size peygamber de geldi. Şimdi tadın azabı, zalimlerin yardımcısı yoktur denilir.

Allah bize yeterince ömür verdi.

62.ayettenten 68. ayete kadar  dikkat ettiğimizde kafiyeli bir kullanım var. Sonları çok kafiyeli, şiir gibi geliyor fark ettiniz mi? Muhatapların da bu, peygamberin okuduğu ayetten yana- bize şiir mi okuyor demesine sebep oluyor.Ayrıca niçin bize verilen süreyi Allah yolunda değerlendirmedik?sorusunun cevabı bir alttaki ayettir.

69. Ona şiir öğretmedik ve ona şiir ulaşmazda. Ancak zikir ve apaçık Kur’andır.

Rabbimiz bu ayette “Biz ona şiir öğretmedik” diyor.Zengin kafiyelerle anlattım diye şiir zannetmeyin,diyor.Şiir öğretmek ne Resul’e, ne de Allah’a yakışır. O Kur’an sadece  zikirdir, hatırlatmadır, öğüttür. Rabbimiz Kur’an’ın amacını anlattı.Kur’an bir şiir değil, Peygamber de şair değil.

Günümüze bu ayeti ona şiir öğretmedik ve ona şiir ulaşmazda. Ancak zikir ve apaçık Kur’andır. ayetini nasıl alacağız? Şiir kötü bir şey mi, ne demek istiyor? Onu bir anlamaya çalışalım.

Günümüzde Allah’ın sözleri, nağmeler ile bir ağıt gibi, uzun hava okunur gibi yada şarkı gibi okunuyor,şiir gibi okunuyor. Dinleyen taraf ağlatılıyor ancak ağlatılıyor. Ağlama bitince de her duygu gibi ağlama duygusu da bitiyor. Geriye ne kalıyor?Koskoca bir hiç. Hayata uygulanamayan, ağıt olan,türkü olan Rabbimizin ayetleri. Halbuki Kur’an bir şarkı değildir,şarkı gibi okunamaz,Kur’an ağıt değildir, ağıt gibi okunamaz. Kur’an şiir değildir,şiir gibi okunamaz. Kur’an bir zikirdir, öğüttür,yani manadır. Allah’ın Zuhruf suresi 44.ayette hepinizi bu kitaptan  sorguya çeceğim dediği kitaptır. Bu sebeple  amaç, sesin tonlarını ortaya dökmek, ses gösterisi yapmak değildir. Yani uzun hava okumak değildir,hüzünlendirmek,ağlatmak değildir. İnsanları uyararak Allah’a ulaştırmak olmalıdır.

Şu anda öyle Kur’an okuyanlar  var ki ama manasını anlatmazlar. Rabbim ne demiş? Ne Murad etmiş? Amacı ne? İnsanlar manasını bilemeyecek,kendisini toparlayamayacak,mezarlığa gidecek ama ders almayacak,mevlitlerde dedikodu yapacak,kandillerde iki ibadetle cenneti kazanacak.Vay halimize.

Niçin insanların cahil kalmasını isterler?Cahil kullanılır.Kur’anı anlayanı kullanamaz. Cahili kullanmak kolaydır.

KUR’ANI BİLEN NEDEN,NİÇİN DİYE SORAR.

Rabbimiz, bu şarkı,şiir gibi okuma hastalığımızı bildiği için Kur’an-ı Kerim’e ona şiir öğretmedik ve ona şiir ulaşmazda. Ancak zikir ve apaçık Kur’andır. ifadelerini koyuyor. 

Bizler şiir gibi,şarkı gibi okuduk. Okumaya da,dinlemeye de devam ediyoruz. Yakışmayanı yapmakta da ısrar ediyoruz.

Ayrıca bu “ona şiir öğretmedik ve ona şiir ulaşmazda. Ancak zikir ve apaçık Kur’andır.” ayetinden yola çıkarak  şairler kötüdür diyemeyiz.Şuara Suresi 224. ayet:Peygamberi hicveden kafir şairlere gelince, onlara sapık kimseler uyarlar. Görmez misin bunlar her vadide şaşkınca dolaşırlar.Gerçekten onlar yapmadıkları şeyleri söylerler.Ancak iman edip Salih amelleri işleyenler, Allah’ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna. Haksızlık edenler, hangi dönüşe döndürüleceklerini yakında bilecekler.

Ayette peygamberi hicveden,kötüleyenlere Allah kötüdür diyor. Sadece peygamberleri mi? Peygamberin bize ulaştırdığı Kur’andaki, ayetlere ters düşen,insanları kötülüğe sevkeden  şiirler de bunun içindedir. Yoksa iyiliğe teşvik eden şairlere kötü denilemez. Sonuçta şiir de  bir sanattır. Aynı Kur’anda Hz. Süleyman’ın sarayındaki heykeller gibi. Sebe suresi 13.ayet: “Onlar Süleyman’a mihraplardan, heykellerden,havuzlar gibi leğenlerden,sabit kazanlardan ne isterlerse yaparlardı.Ey Davud ailesi şükredin.Kullarımdan şükredenler ne kadar azdır.” Ama insanlar heykellere  şükredeceğine, alıyor o heykelleri  puta çeviriyor. Şairleri de öyle düşünebiliriz. Şairlik  bir sanattır ve sanatın kötülükte kullanılması yalnıştır.Her sanatta olduğu gibi.

Şiir olmayan,öğüt olan, apaçık anlatımların olduğu Kur’an ne için inmiştir?

70. Diri olan o kimseyi uyarması için ve kafirlerin üzerine sözün hak olması içindir.

Kur’an sadece zikir için,öğüt ve nasihat için, hay olanları uyarmak için indirildi. Hay olan hayatta olan demektir.Ama biz yine aldık malesef hayatta olmayanlara şiir şeklinde okuduk. Hay diri olan demektir. Hay ayeti öncelikli olarak, hayatta olmak olarak  anlaşılmalıdır.Çünkü  ölü olanın imtihanı sona ermiştir,imtihanı bitmiştir.Bu sebeple Kur’an öncelikle Hay olanları yani diri olanları uyarmak için indirilmiştir. Hayatta olmak lazım. En temel şart bu ama biz bu ayetin zıttına,bu ayetleri ,daha çok ölülere okuyoruz .Ölülerin mezarlarına okunan kitap haline getiriyoruz.Halbuki öncelik yaşayanlardır.

Her yaşayan diri midir? Ayette görelim.

Neml suresi 80. ayet:Bil ki sen ölülere işittiremezsin.Arkasını dönüp kaçmakta olan sağırlara da daveti duyuramazsın. Sen o körleri sapıklıklarından hidayete erdirecek de değilsin.Sen ancak ayetlerimize iman edeceklere işittirirsin de onlar müslüman olur,selamet bulurlar.

Demek ki gönlü imana kapalı,peygamberin uyarılarına sırtını dönen insanlara Yüce Allah yaşasalar bile ölü demektedir. Bu kimselere ayetleri diyorsun,ölü gibiler,Allah namazı emretti diyorsun,ses yok,abdest almaya ,secdeye durmaya can yok. Allah fakirlere yardım et diye emretti diyorsun, elleri ölü,cebine gitmeye mecali yok. Allah dürüstlüğü emretti diyorsun,bunu duymaya bütün vücudu ölü,nefes bile yok. Bu kişi ölü değilde nedir?

İnsanları uyarırken özellikle şu ayetleri anlatmalıyız. Çünkü diri kimseleri uyarması için dedi. Uyarı olan ayetlere şimdi bakalım.

71.Biz ellerimizin yaptığı o şeylerden onlar için hayvanlar yaptık. Artık onlar onlara sahiplerdir görmediler mi?

Burada Allah’ın eli kelimeleri var. Vech kelimesi, yani yüz kelimesi  Allah’ın zatını ifade eden bir kelime, ağız kelimesi de  Allah’ın sözünü  ifade eden kelime olarak bunu görmüştük. Elle yaratma da Allah’ın gücünü ve kudretini  anlatan  bir kelimedir. Allahu Teala elleri olmadığı halde neden anlatırken el kelimesini kullanmış? diye kafamızda bir soru oluşursa Allahu Teala bizim anlamamız için bu benzetmeyi yapmıştır, bizim seviyemize uygun anlatmıştır.

Allah eliyle yani kudretiyle her şeyi yapabilir.Kudret eliyle yarattıklarından biri olan hayvanlara bizler sahip oluyoruz ama bu sahipliğimizde her şeyi emanet olarak görmeliyiz. Onları  veriliş  amacına uygun kullanmaktan  bizler sorumluyuz.

72. Ve onları onlar için boyun eğdirdik. Binitler artık onlardandır ve onlardan yerler.

Allah’ın hayvanları bize  boyun eğdirmesi, bizim hizmetimize sunması demektir. Böylece bizim hem binek ihtiyacımızı  hem de yeme ihtiyacımızı  planlamıştır.  Allahu Teala, bu varlıkları bizim hizmetimize sunmasaydı bizim onları yaratmamız, onlara boyun eğdirmemiz imkansızdı. Allah bizim faydalanmamız için hayvanları, müthiş bir düzende yaratmıştır.

Nahl suresi 66. ayet: Kuşkusuz sizin için hayvanlarda da büyük bir ibret vardır. Zira size onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından gelen içenlerin boğazından kolayca geçen Halis bir süt içirmekteyiz. İnsan şunu düşünmelidir: Hayvan ot yiyor ve bu ot mideye gidip hazmedilince ondan kan oluyor, süt oluyor,pislik oluyor. Bu mekanizmayı hayvanın iç organlarına  kim yerleştirmiştir?

Nahl suresi 68. ayet:Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kuracakları kovanlardan kendine evler edin. Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabb’inin kolay kıldığı yollara koy. İçlerinden renkleri değişik bir içecek Peyda olur ki, onda insanlara bir şifa vardır. Şüphesiz  tevekkül edecek bir kavim için elbet bir ayet vardır.

Arılar kovanlarına bal yapmayı nasıl bilebilir?

Allah’ın bizim hizmetimize sunduğu

bütün bu ikramlarından, aklımızı başımıza alıp da “-Yarabbi sen bütün bunları sana isyan edeyim diye vermedin,karşı geleyim diye vermedin, seni memnun edeyim diye verdin.” demeye yanaşmayacak mıyız, bunu anlamayacak mıyız?Biraz  düşünelim.  Bir deve bir çocuğa teslim olacak. Ona boyun bükecek. O çocuğun sırtına binmesine izin verecek. Allah buna izin vermeseydi, o çocuk o deveye güç yetirebilir miydi?

Peki sadece hayvanlar mı? Arabalar,gemiler, bütün ulaşım araçları böyledir. Onların böyle hizmet etme yasasını,kanununu  koyan Allah’tır.

Hayvanları binek olarak ve  gıda olarak kullanıyoruz. Peki başka faydaları nelerdir?

73. Onlar için menfaatler ve içecekler vardır hala şükretmezler mi?

Yukarıdaki ayetlerde hala akıl etmezler mi? Burada da  hala şükretmezler mi? ifadesi var. O zaman bağlantıyı kuralım. Aklını kullanmayan şükür edemez. Aklı kullanmadığı için farkındalığını yitirir yani nimeti, elini, gözünü, verilen yemeği, yiyeceği, gıdayı hiçbirisini fark edemez, nimetin kimden geldiğini göremez.O zaman Rabbimiz ne diyor? İnsanların çoğu akıl etmez. Sonra ne olur? Bu yüzden insanlar çok şükretmez. İnsanlardan çoğu iman etmez ayetine kadar varır. Dikkat edersek,ayetlerin hepsi birbiriyle bağlantılıdır.

Rabbimiz,  bu ayetlerde hayvanlara, insana hizmet ettirmek için boyun eğdirdiğinden ve  faydasından bahsetti.Bir kuraldan bahsedelim. Kur’andaki ayetlerde Söz nimetlerden açılınca o sözün, dönüp dolaşıp geleceği yer en sonunda şükür oluyor. İnsan, Allah’ın sunduğu faydalar üzerinde yoğunlaşınca herhalükarda şükür  meydana gelmelidir. Yoksa şükürsüzlük hastalığına sebep oluyor. Bizdeki sorun şu: Bizler şükür noktasında Allah’a şükrediyoruz ama aradaki vasıtaları da kendimize ilah görüyor muyuz? Allah’ın ayetlerini mi daha çok biliyoruz yoksa onların sözlerini mi? Allah’ın emirlerine mi uyuyoruz yoksa onların emirlerine mi? Allah’ı mı daha çok anıyoruz yoksa  onların isimlerini mi?Halbuki Allah’ın nimetleri olmasa, kimse kimseye hiç bir şey veremez, yardım edemez.Şükür etme noktasında sadece Allah’a şükredelim.

74.Ve onlar Allah’ın yanında  ilahlar edindiler umulur ki yardım olunacaklar.

Allah bu kadar nimet vermişken insanlar, yine Allah’tan yardım olunacaklarını ümit ederek Allah’ın yanında  başka ilahlar edindiler. Buradaki mindûnillah  ifadesi Kur’an’da birçok yerde geçer. Allah’tan başka şeklinde ifade edilir fakat biz bunu Allah’ın yanında olarak anlamlandırmalıyız. Nedeni ise dun kelimesi  üstün zıttıdır. Yani en üstün, aşağısında olmaktır.Bu da Allah’ın yanında ilah edinmek olan müşrikliktir.

Müşrikler yani Allah’a şirk koşanlar nasıldır? 

Allah’a inanırlardı. En büyük olarak Onu görürlerdi. Ankebut suresi 61. ayet: Yemin olsun ki sorsan onlara Kim o gökleri ve yeri yaratıp güneşi ve ayı hizmetkar etmiş? Elbette şüphesiz Allah derler. O halde nasıl çevriliyorlar? Şirk dediğimiz şey, Allah’a ortak koşmak demektir. Allah’ı kabul etmektir yoksa şirk olmaz.

Neden Allahtan başka ilahlar ediniyorlar? Allah’a  daha çok yaklaşmak için, onun rızasını kazanmak için yapıyorlardı.Zümer suresi 3.ayet: Haberin olsun halis din yalnız Allah’ındır.Onu bırakıp kendilerine başka veliler edinenler -onlara bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz derler. İşte mindunillah kavramı onların  aracı tanıdıkları, bu araya koydukları her türlü şeydir.

Bu kimseler Allah ile arasının iyi olmasını istiyor ve kendisine fayda vermeyen şeyleri Allah’a yaklaştırıyormuş gibi kulluk ediyor. Bu akılsızlığın sonucudur. Hala akıl etmezler mi? Bu akılsızlık ne şükürsüzlüğe, şükürsüzlük de şirke sürükleyen bir psikolojiye sürüklüyor. Bu akılsızlık  öyle bir haldir ki Allah’tan yardım isteyeceğine, kendisine kesinlikle faydası olmayan şeylerden yardım ister.

Bizim de ilahlarımız var mı? Allah’ın bize gönderdiği Kur’ana zaman ayırmayı düşünüyor muyuz? Niye yapmıyoruz? Niye zamanımız kalmıyor? Nelerden vazgeçemediğinizi ,nelerden vazgeçtiğimizi, bir düşünürsek ilahımızı da buluruz. O zaman menfaatlerimiz, rahatımız, akılsızlığımız  ilahımız haline gelmesin.

75. Onlara yardım etmeye güç yetiremezler. Onlar için hazırlanmış askerlerdir.

Yardım sadece Allah’tan beklenmelidir.

Bu ayeti daha iyi anlamak için şimdi gözümüzde canlandıralım. Bir ilah düşünelim. Kendisine adaklar adanıyor,kendisinden emniyet, huzur, güven ,sağlıklı bir yaşam gibi şeyler isteniyor,dilekler dileniyor. İnsanlar da bu ilahlar için hiç üşenmeden,canla başla tapınaklar yapıyor. Sonra da bu tapınakları birtakım tehlikelerden korumak için asker gibi kapısında nöbet tutuyorlar.İlginç bir manzara değil mi? Bir varlık, hem ilah olacak,kendisine tapılacak, hem de kendisini tapanların korumasına  muhtaç olacak. Olacak iş mi? Allah bize Hac suresi 73.ayette bir örnek vermişti.Allah dışında yardım istediklerimizin değil diğerlerine yardım etmesi, onlar bir sinek bile yaratamazlar demişti. Hac suresi 73. ayet: Ey insanlar size  bir misal verilmektedir.Şimdi onu dinleyin. Allah’ı bırakıp da yalvardıklarınız bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de aciz, kendininden istenen de.

Allah’ın yanında yardım istedikleri,onlara yardım etmeye güç yeter değildir. Sinek bile yaratamazlar.Ama onlar yardım istedikleri şeyler için onlara hazırkıta yani hazırolda askerdir. 

Kabirlerde diyorsun ki -bu bir kabir, bunda bir şey yok ölmüş, bunun bir faydası yok, Allahtan iste. Ama öyle bir saldırıyorlar ki. Neden böyle yapıyorlar? Allah’ın yanında gördükleri şeylerin, onları hem bu dünyada, hem de ahirette kurtaracağına  inanıyorlar. Ben bunu ne kadar  savunursam, bunun ne kadar askerliğini yaparsam, ne kadar bunun için etrafa saldırırsam, zarar verirsem beni o kadar kayırır, mantıksızlığına düşüyorlar. Bizler bu fanatiklerle nasıl mücadele edeceğiz?  Nasıl bir tavır sergileyeceğiz?

Böyle insanlar Peygamber Efendimizi hüzünlendirmesin diye  -Bunlar böyle yapıyorlar diye üzülme , Ben onların gizlediği ve açığa vurdukları bütün planları biliyorum. Seninle beraberim diyor ve bu tarz insanlara karşı nasıl davranılması gerektiğine dair çok önemli bir teknik söylüyor.

76.O halde onların sözleri seni üzmesin. Elbette biz gizledikleri ve açığa vurdukları o şeyi biliriz.

Bu kimseler Allah’ın Resulüne de saldırmışlar ki Rabbimiz, artık onların sözleri seni hüzünlendirmesin, üzmesin muhakkak ki Biz sakladıklarını da açıkladıklarını da biliriz diyor.

Hüzün: İstenmeyen bir durumun başa gelmesinden  veya geçmişteki bir kayıptan duyulan keder, üzüntü manasına geliyor.  

Kur’an’da geçen hüzünlenme yada üzülme gibi ifadeler aslında hüzünlenmemeyi, üzülmemeyi ifade etmez. Bizim fıtratımız da yani yaratılışımızda  hüzünlenme, üzülme var. Taş değiliz ki hüzünleniriz de ,üzülürüz de. Kur’an bize burada çok önemli bir yaşama kuralını söyler. Hüzünlenme duygusuna  götüren davranışlardan  sakınmayı öğüt eder.Örneğin, karşı taraf sahtekarlığın kitabını yazmış,işi gücü insanları kandırmak.Bu kişiye -Allah bir gün hesap sorar, bunu yapma dediğinde  karşı taraf öğüt almayıp tepki gösteriyorsa: -Ne Allah’ı,ne hesabı derse sende durmayıp ikide bir de -Allahtan kork dersen,sana, sonunda hüzünlenmene  sebep olacak konuşmalar ve hareketler yapar.

Ayete göre açıklayalım.Ayetteki  bu kişi, Allah’ın yanında ilah edinmiş ve sana  çatır çatır savunuyor. Kırılacağın bir konuşma yapıyor. Bu konuşmanın gidişatı, seni üzecek bir ortama doğru gidiyor. Bu konuşmayı  kırgınlıklara, üzüntülere yani hüzüne  sebep olmadan yarıda kesmek lazım,hüzüne götüren halden, hüzünlenmeden ayrılmak lazım.Bu da aslında insanı korur, üzülmesini de engeller. Saldırıya karşı bir tedbir oluşturur.

Allahu Teala ayette Peygamber Efendimize neden üzülme,hüzünlenme diyor? 

Enam Suresi 33. ayet: Yemin olsun söyledikleri laf seni cidden üzüyor. Bununla beraber yalancı dedikleri sen değilsin.Fakat zalimler Allah’ın ayetlerini inkar ediyorlar. 

Hüzünlenmek için bu ayet yetmeli bize.Hiç tereddütümüz olmasın Allah kendi hakkını korur, ayetin devamına göre de Peygamberimize:

– Onların söylediklerine üzülme  yaratmama rağmen Bana karşı da düşman kesiliyor. Rabb’ine düşman kesilen sana düşmanca sözler söylemez mi? Diyerekte ayrıca  teselli ediyor.

77.İnsan görmedi mi? Şüphesiz Biz onu bir meniden yarattık. Bu sebeple bir bakarsın ki o apaçık bir düşmandır.

Allah’a düşman olmak konusunda çeşitli sebeplerle, alaycı bir dille,ahireti inkar eden insanları örnek verebiliriz. Kazandığı paraya haram katanlar,kul hakkını hiçe sayanlar,insanları üzenler,anne-babaya öf diyenler,fitne çıkaranlar, dedikodu yapanlar,sadece namaz kılıp iyiliği çok görenler yok mudur? Allah’ın Kur’anda belirttiği emirlerine uymamak, Allah’ın ilk emri  olan, Alak Suresi 1. ayetteki gibi Yaradan Rabbinin adıyla okumamak, düşmanlığın başıdır.Bu kimseler sadece yaratılışa baksaydı Allah’a düşman değil, Allah’a dost olurdu.Ama insan yaratılışını unuttu.

78. Yaratılışını unuttu ve misal olarak bize örnek gösterdi, çürümüş kemikleri kim diriltecek dedi. 

Peygamberimiz zamanında birisi, yerden bir kemik alarak onu ufalıyor, ardından da havaya savurarak Peygamberimize:” -Sağlam kemikler bile toz toprak olmuş, paramparça olmuş.Bu sağlam kemikleri bile çürüten toprakta, nasıl bir daha bir araya geleceğiz?Toprak herşeyi yiyip bitiriyor, nasıl dirileceğiz?” şeklinde meydan okuyor. Kendi yaratılışını unutarak bunu yapıyor. Bu durum sadece iman etmeyenlerin değilde Ben müslümanım diyen insanlar içinde de,Müslüman olmanın gereğini tam olarak yapmayan insanlarda da, -kemikleri kim diriltecek? kelimeleri dille olmasada hal ve hareketlerle bangır bangır bağırır.

Ben müslümanım  diyenlerin bazılarında da  ahireti reddeden insanlar gibi davranış olur. Sonuç olarakta iman etmeyerek yada imanın gereklerini yerine getirmeyerek böyle Yaradan Allah’a meydan okur.

Halbuki akıl edip yağmura, toprağın dirilişine baksaydı bunu anlardı.Ama gözünü kapatıp güneş varken gözünü yumup- bana güneş yoktur, diyen ama güneşin ısısını,ışığını alan insanın haline benzemek istedi. Kendini kandırdı.Bunun gibi dirilmeyi inkar edenlere, dirilme olmayacak gibi yaşayanlara Allah insanın kendi yaratılışından örnekler vererek anlatmıştır. 

79. De ki onları ilk defa yaradan onları diriltecek ve O her yaratmayı bilendir.

Ahirete ve yaratılışa iman etmeyenlere de yani inanmayanlara da, müşriklere de verilen cevaptan  sonra bu ikisine de burada bir açıklama getirmiştir. Allah çekirdekten ağaca, yumurtadan tavuğa, spermden insana, her şeyi yaratır. Öyle ki insan,çürümüş kemikleri bile gösterse o kemikler bir zamanlar yoktu. Allah yaratmadı mı?Daha ortada hiçbir şey yokken dahi onları yarattı. İnsan suresi 1. ayet:Gerçekten insan üzerine zamandan öyle bir müddet geldi ki o zaman o anılmaya değer bir şey değildi.

Yaratırken bir damla sudan yaratmayı yapan Allah, öldükten sonra da onun yeniden yaratmaya kadir değil mi? Biz toprağa tekrar bir hammadde olarak döndüğünüzde, tekrar dirilme ihtimalimiz ilk yaratılıştan daha fazla kolay değil mi? Yoktan var etmektense, vardan var etmek daha kolaydır. Ayrıca mülk suresi 3.ayette çevir çevir gözünü bak bir kusur bulabiliyor musun? diye bahsetttiği göklerin ve yaydıkça yaydık diye bahsettiği yerin yaratılışı, insana göre daha büyük değil mi?Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz bunu söylüyor.Mümin Suresi 57. ayet: Elbette göklerin ve yerin yaratılması insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Ancak insanların çoğu bilmezler.

Aslında insanlar  öldükten sonra tekrar dirileceklerini biliyorlar ama hayatlarını Allah’ın ayetlerine  göre değiştirmek istemiyorlar. Rahatlarından vazgeçmek istemiyorlar. Dünyada yaptıklarının yanlarına kar kalmasını,hesabın sorulmasını istemedikleri için böyle kendilerince teknik geliştiriyorlar. Gözü açıklık yapıp bilmemişliğe,anlamamışlığa yatıyorlar.

Allahu Teala burada her türlü yaratmayı bildiğini ifade ediyor ve bir örnek daha veriyor.Bu ayetler  üzerinde düşünüp anlamak isterlerse insanı,Allah’a götürür.Allahın emirlerine,koşa koşa uymaya götürür.

80. O ki yeşil ağaçtan sizin için ateş kıldı. Bu sebeple siz ondan tutuşturuyorsunuz .

Yeşil ağaçtan sizin için ateş kılan Odur. Böylece siz onu yakarsınız.

Halaka :yarattı, ceale: kıldı demek olup var olan bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek manasındadır. Yeşil ağacı yanmaya uygun bir şekilde kılmak için bir özellik yüklüyor. Burada anlıyoruz ki  yeşil ağaçlar yanma ihtimali en düşük ağaçtır, yakmak çok zordur. Ağacın bekletilmesi ve kuruması lazım ki yanabilsin.Yeşil ağacın yanması ne kadar uzak bir ihtimal. Zıtlıklar var fakat yeşil ağaç toprağa gömülüyor, toprakta odun,kömür oluyor. Bir dönüşüm geçirip yakıt oluyor. Hatta bu örneği şununla birleştirebiliriz. Kurumuş, dağılmış kemiklerin bir araya gelmesi ne kadar uzak bir ihtimal. O kurumuş toprağa gömüldükten sonra senin de bi ağaç gibi bir dönüşüm geçireceğini neden düşünmüyorsun? Yeşil ağaç dönüşüm geçiriyor. Bu dönüşümü Rabbimiz bir örnek olarak sunuyor. Toprağın içerisinde canlı, kanlı olan tabiri caizse bir ağaç bir odun kömürüne dönüştü. Dikkat edersek bizler de canlı kanlıyız. Odunun içine ateş olma özelliğini koyan Allah insanın yapısına da tekrar dirilme özelliği koyamaz mı?Burada maddenin enerjiye dönüşümünü görüyoruz.

Önceki ayetle  bu ayeti birlikte anlarsak, Rabbimiz şu mesajı veriyor: -Ey insanlar sizin için imkansız görünenler Allah için mümkündür.Ölüden diri çıkarma konusunda siz acizsiniz  ama Allah Kadirdir. Bu konuda hemen yanı başımızdaki yeşil ağaçlara bakalım. O ağaçları yoktan yaratmada aciz olduğunuz gibi, o ağaçlara yanma özelliği vermede de aciziz ama Allah her şeye kadirdir.Artık görüp de cehennem odununa dönüşmeyelim. Öldükten sonra cehennem odununa  dönüşmeyelim. Burada düşünen kullara bir nükte var.

Diğer ayette bir örnek daha verecek.

81.O gökleri ve yerleri yaratan Allah benzerlerini yaratmaya Kadir değil mi?Doğrusu O ziyadesiyle yaratmayı bilendir.

Halak yaratan demektir. Hallak ise  sürekli yaratan AN BE AN YARATMAKTIR demektir. Örneğin çiçeğin adım adım büyümesi hallaktır. 1.sinde bir tane var, tek defa da yaratmış.2.sinde hallakta 2 tane var, devam ediyor. Alim ise her şeyi bilen demektir.

Bu ayet bize ne diyor?

Gökleri ve yeri yaradan Allah,ahiret alemini neden yaratamasın ki? Göğü ve yeri yoktan yaratması onu da yaratacağına şahittir. Değil gökler,değil yerler her şeye Allah’ın gücü yeter,diyor. Bu sadece Allah’ın istemesine ve ol demesine bağlıdır.

82. Muhakkak bir şey istediği zaman ona ol der, o da oluverir.

Allah öyle bir Allah’tır ki ol derse olur. Allah’ın bu, ol demesini  bazı durumlarda bir süreç olarak görüyoruz.Tohumdan bitkinin çıkması gibi,çiçek açması gibi,yavaş yavaş olması… Bazı yerlerde de süreç değildir, hemen olur insanların dirilmesi gibi.

Demek ki iki durumda da  Allah’ın yaratması bir defada bitmiyor ol demesi , sürekli devam ediyor.

83.Bu sebeple  her şeyin mülkü elinde olan o Allah  sübhandır  ve yalnız ona döndürüleceksiniz.

Burada fe ifadesi var. Bu  sebeple manasını verir.Üstteki ayete bağlamak zorundayız.Muhakkak ki bir şey istediği zaman ona  ol  der, o da oluverir ve mülkün sahibidir. İşte bu yüzden Allah sübhanallahtır. Allah güçlüdür ve ona döneceğiz. Sübhan olan Allah’a olan bir yolculuk.

Kur,anda  Sübhan kelimesinin geçtiği ayetlerde  o konu için asla aksi düşünülemez. Allah, her türlü eksikten, noksanlıktan uzaktır. O yüzden o ne diyorsa olacaktır, kesinlikle olacaktır.O yüzden, Yasin suresinde buraya kadar anlatılan ahiretle ilgili  konuların hiçbiri için – acaba olabilir mi? ya olmazsa, diye bir şey düşünmeyelim,bir toz zerresi  kadar bile şüphemiz olmasın. Allah sübhandır. Sübhan  olan Allah’ın kendisin de eksik ve kusur olmadığı gibi tabiki gönderdiği dinde de eksik ve kusur olamaz,bilmeliyiz.Maide suresi 3. ayet: İşte bugün sizin için dininizi Kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslamı seçtim. Sübhan olan Allah’ın bize seçtiği dine uymalıyız. Bunu da, bize Peygamberle gönderdiği  Kur’ana uyarak yaparız.

Yasin Suresi bize  son cümlesi olan yalnız ona döndürüleceksiniz ifadesi  üzerinden sana,bana, hepimize: -Bir gün siz de ölecek sonra da dirileceksiniz. Öleceğini  adı gibi bilen, ahirete ve Allah’a döneceğine kesin olarak iman eden  bir insanın yaşaması gereken hayatı,yaşıyor musun? O hayatın hakkını veriyor musun? diyor. Öyleyse ellerimizi kafamızın arasına alıp iyice bir düşünelim. Madem Rabbimize döneceğiz. Onun razı olduğu bir  hayatla ona dönmek için gayret etmeliyiz. Her ne kadar  araba benim,ev benim,arsa benim, desek de bir gün sadece mezarlara yazılan  Al-i İmran suresi 185.ayet: Her nefis ölümü tadacak. ayeti karşımıza duvar gibi çıkar. Bütün ‘’benim’’ dediklerimiz,sahiplendiklerimiz,gerçek mülk sahibi olan Allah’a kalır.Bu gerçek mülk sahibine dönüşümüz bugün yada yarın bir gün mutlaka olacak.Bu sebeple

-Rabbim kulun geldi diyebilecek yüzümüz olsun.

Böylece Yasin suresi yaşayan ölülere değil, yaşayan bizlere öğüt olsun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir