FURKAN SURESİ (1. BÖLÜM)

1.Alemlere uyarıcı olsun diye kulunun üzerine Furkan’ı indiren o zat pek yücedir.

Alemlere( bütün insanlara) Uyarıcı olsun diye Furkan olan Kur’an’ı indiren o zat pek yücedir. Nezir uyarmak demektir. Demekki ayette Nezir kelimesi geldiğine göre toplum iyi değil. Uyarılacak bir toplum olduğunu buradan anlıyoruz. 

Furkan ne demektir? 

Fark kelimesinden türemiş olup farkı fark ettiren manasında, hak ile batılı ayırt eden demektir. Ayette alemlere uyarıcı olarak indirilen Kur’an olduğu için burada Kur’anın furkan olduğunu da anlıyoruz. Furkan olan, Allah tarafından indirilen  bu Kur’an öyle  mükemmel bir kitap ki, öyle güzel bir kitap ki ,onu duvarlara asmayıpta elinin altında tutan, onunla beraber olan kişi, bu kitapla hareket ederse hayatındaki tüm bozuklukları, Allah yolundaki tüm sapmaları kolaylıkla fark eder.Tıpkı karanlıkta elinde, bir el feneriyle yürüyen bir kimse gibi veya karanlık bir yolda arabanın farı ile  önündeki uçurumu,virajı görmesi gibi farkeder. Örneğin:

*Birisini arkadan çekiştirdiğinde yada yüzüne karşıda bunu yaptığında Hümeze suresi furkan olur,ne kadar hoşuna gitse de yapmaz ve yapanları da dinlemez, doğruyu ayırt eder. Hemen duruşunu düzeltir.

Yalan ile işin içinden çok kolay sıyrılacakken, doğruluktan asla vazgeçmez, kıl payı kadar eğrilmez. Hud suresi 112. ayet: Emrolunduğun gibi dosdoğru ol ayeti gözünün önüne gelir ve o ayet ona Furkan olur.

Bir eve girerken bile  izinsiz girmez,  Nur Suresi 27. ayet: 351 Ey iman edenler, kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi fark ettirip ev halkına selam vermedikçe girmeyin .Bu sizin için daha iyidir. Herhalde bunu düşünüp anlarsınız ayeti ona Furkan olur. Paldır küldür eve dalmaz,bir dükkana bile girerken ses vererek girer.

Bir şahitlik olayı ile karşı karşıya geldiğinde akraba bile olsa,çocuğu bile olsa doğrudan vazgeçmez. Nahl suresi 90. ayet:Şüphesiz ki Allah adaleti, iyilik yapmayı,yakınlara yardım etmeyi emreder. Hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. Size öğüt vermektedir.Umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz ayeti ona Furkan olur.

Birilerini gördüğünde konuşmasıyla, kıyafetiyle, bulunduğu toplulukla yani sülalesi ile dalga geçmez, kötü lakaplarla anmaz,alay etmez.Hucurat suresi 11. ayet :Ey iman edenler bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar kendilerinden daha İyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler .Kendi kendinizi ayıplamayın. Birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü isimdir.Kim de tövbe etmezse işte bu kimseler zalimlerdir ayeti ona Furkan olur.

Anne ve babaya iyilik yapar, yaşlandıklarında yanında olup onları yük olarak görmeyip -Ben onlarla ilgilenecek kadar şanslıyım,ne kadar güzel nasibim varmış  deyip, onlara hep güzel söz söyler. -Aman boş ver o yaşlılarla sen mi ilgileneceksin diğer kardeşlerin ilgilensin diyenlere aldırmaz. İsra Suresi 23. ayet: Rabbim kesin olarak şunları emretti: Ondan başkasına ibadet etmeyin, anne babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlılık çağına ulaşırsa sakın onlara Öf deme ve onları azarlama ikisine de tatlı söz söyle.24: İkisine de acıyarak tevazu kanatlarını indir.-Ey Rabb’im beni küçükten terbiye edip yetiştirdikleri gibi sen de kendilerine merhamet et ayeti ona  Furkan olur. Anne babayı başının tacı eder.

Düşman olan kişi, barışa yanaşırsa yani yeşil ışık yakarsa o da ona affedici bir şekilde davranır, kin tutmaz. Enfal suresi 61. ayet: Eğer barışa yanaşırlarsa, sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et çünkü işiten ,bilen ancak Odur. ayeti ona Furkan olur.

Sözün özü furkan olan Kur’an, onunla beraber olanı da  furkan yapar,ona ışık olur, nur olur.Bizler Furkan olan bu kitabı tanıyalım,onun rehberliğinde bir hayat yaşayalım. Yoksa hak ve batılı yani doğru ile yalnışı ayırmamız asla mümkün olmayacaktır..

Kur’ansız din, hayat olmaz.

Ayrıca furkan olursak yani hak ile batılı ayırırsak şöyleki ayet tebareke kelimesi ile başlıyor. Arapçada  mübarek kelimesi ile aynı kökten olup bereket demektir.Bu sebeple Kur’an bereket olur. Onun için Allahtan korkalım da bu kitap bizi furkan yapsın.Enfal suresi 29. ayet:Ey iman edenler Allah’tan korkarsanız O size iyi ile kötüyü ayıran bir anlayış  (Furkan kelimesi var) verir ve tarafından günahlarınızı örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.

Ayette de gördüğünüz gibi Allahtan   korkmazsak furkan olma işi bizim için çok zor.
Ayette kuluna ifadesi üzerinden onlara verilen mesaj şu oluyor: Sizden melek gibi bir hayat yaşamanızı isteseydim sizi melek olarak gönderebilirdim ama siz insansınız. İçinizden birini Allah’a kulluğun nasıl yapılacağını öğretmek için gönderiyorum, diyor. 

Ahzap suresi  21.ayet: Yemin olsun ki Resulullahta sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel örnek vardır.

Rabbimiz bu sebeple  kuluna ifadesini kullanmış olabilir..

Allah Peygamberine kul diyerek, Peygamberin görevini bizlerden  de bekliyor. Peygamberin görevi Allah’ı tanımak, tanıtmak,sevmek,sevdirmek, ona kul olmak, kullukta güzel örnek olmak. Bizler de öyle olmalıyız.Sadece peygamberler değil bizler de Allah’ın kuluyuz. Ayrıca bu Kur’an sadece vahiy getiren peygambere inmedi.Ben müslümanım,ben de Allah’ın kuluyum diyen her insana indi.Bu görevler benim de görevim diyebilen  her Müslümana indi. Bunu bilirsek Kur’anın bu ayetindeki kuluna ifadesini anlamış oluruz.

Şimdi Allahu Teala, furkan olan Kur’anı indiren olduğundan dolayı kendi özelliklerini anlatacak ki, Onun yüceliğine iman edip bu Kur’anı furkan bilelim.

2.O ki göklerin ve yerin mülkü Onundur ve çocuk edinmedi ve  mülkün içinde ona ortak olmadı ve her şeyi yarattı. Artık takdir etmekle takdir etti.

Allah ilk başta meydan okudu. Bu ayette de gökleri, yeri, her şeyi yaratma gücüm olduğu için çocuğa ihtiyacım yok, diyor.Takdir etmekle takdir etti derken de evrene koyduğu yasalar ile de düzeni devam ettirir.

Şimdi ortam okumasını bir anlayalım. ‘’Adam yanında şemsiye taşıyor” denildiğinde, demek ki  yağmurdan dolayı şemsiye taşıyor diyebiliriz. ‘’İlaç  içiyor’’ denildiğinde, bir hastalığının olduğunu diyebiliriz.Şimdi ayete bakalım. Ayette Allah  göklerin ve yerin mülkünün sahibi olduğunu, çocuk edinerek  bu mülkte ortağının olmadığını ve her şeyi ölçü ile yarattığını söylüyor.Az zihnimizi zorlayalım.Bu ayet indiğinde Mekkede gündem nedir? İnsanlar nasıl düşünüyor, neleri konuşuyor ki  bu ayetler iniyor.İnen ayetlere sonuç dersek, bu sonuçtan yola çıkarak bu ayetlerin inme sebeplerini bulabiliriz.Bu ayetin indiği Mekke ortamında şunlar konuşuluyordu:Allah’ın çocukları var ,Allah’ın ortakları var, Allah’ın Kader konusunu yani ölçü konusunu doğru anlamayanlar var. İşte Allahu Teala ortama göre bu yanlış fikirleri düzeltmek için ayeti indiriyor.Bunu görebiliriz. Ortam okuması işte böyle güzel bir teknik.

Allahu Teala mülkün sahibi olup furkan olan Kur’anı indirdi ama Allah’a rağmen göklere ve yere hükmedemeyen,yaratılan, hiçbir şeye ölçü koyamayan birilerini ilah ediniyorlar.Allah’ın Kur’anda  Benden başka ilah edinmeyin uyarısına rağmen ilahlar ediniyorlar.

3.Ve Ondan başka Onun yanında hiçbir şey yaratamaz  ilahlar edindiler ve onlar yaratılıyorlar ve  nefisleri için zarar ve faydaya sahip olamazlar ve ölüme, hayata ve diriltmeye sahip olamazlar.

Bu ayet bize en başta Kur’an rehberliğinden ayrılıp, kendi başına hareket eden bir aklın düştüğü durumu gösteriyor ve şunu diyor: Kur’an aklı doğru kullanmanın kılavuzudur, Kur’anını rehber bil diyor. Aklını kullanmayan insanların, yaratmaktan aciz olup kendileri yaratılmış olan,kendilerine bile faydası ve zararı olmayan, ölme,yaşama ve öldükten sonra dirilme ile ilgili hiç bir şey yapamayan aciz olan varlıkları ilah edindiklerini görüyoruz. Az akıl etse bu ilahlar değil fayda vermek halbuki bir sinek bile yaratamazlar. Hac suresi 73. ayet: Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi ona iyi kulak verin. Sizin Allah’tan başka taptıklarınız bir sinek dahi yaratamazlar, hepsi bunun için toplansalar bile. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de âciz, istenen de. Bir sineği bile yaratma gücü olmayan bir insanın sözünü tutuyoruz da her şeyi yaratan  ve güç yetiren, yerin ve göğün sahibi Allah’ın sözünü neden tutmuyoruz?dediğimde diğer ayet cevap veriyor.

74:Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.

Allah’ı tanımadılar ki?Akıl etmeyerek Allah’ı Kur’andan tanımadılar. Böyle olunca Allah var der ama yanında da başka ilahlar edinir. Bu ilahlar sadece putlar değil, canlı kanlı insanlar da var. Örneğin Yahudilerin Üzeyir Peygamberi tanrılaştırmaları. Tevbe suresi 30. ayet: Yahudiler, “Üzeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar ise, “İsa Mesih, Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah, onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar!

Bilginleri veya din adamlarını Tanrı edinmeleri. Tevbe Suresi 31. ayet: Bilginlerini, rahiplerini Allah’tan başka rabler edindiler. Meryem’in oğlu mesih’i de. Halbuki hepsi Bir olan Allah’a ibadet etmekle emir olunmuşlardı.Allah’tan başka ilah yoktur, O müşriklerin ortak koştuğu şeylerden münezzehtir.

Bilginler ve din adamları nasıl ilah olur?Kur’anda Allah’ın emrettiklerini bir kenara atıp, onların sözlerini tutmakla olur.-Ayette Allah böyle diyor ama benim hocamın dediği önemli demekle olur. Ayeti görmesine rağmen  ben anlamam,cami hocası ne derse doğrudur, demekle olur. Bilmeden ilah edinir diyemem. Allah’ın ilk emri Alak suresinde oku emriydi. Okumayınca, bilmeyince bu olur.

Allah’ı tanımayıncada ilahlar edinip peygamberimize inen Kur’ana da  -uydurmadır, dediler.

4. Ve inkar eden kimseler bu ancak onun uydurduğu iftiradır,diğer kavim  aleyhine ona yardım etti;bu sebeple muhakkak zulümle ve yalanla geldiler.

5. Ve onları yazdırdı.Öncekilerin masalları ;bu sebeple onlar ona sabah akşam okunuyor dediler.

Bu ayetlerde Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna iman etmeyen müşriklerin iman etmeme gerekçesi olarak ortaya koydukları en ciddi iddiaları görüyoruz.Aynı zamanda, bu iddialar  dolaylı bir şekilde itiraf oluyor. Kur’an Allah’ın kelamıdır.

Onların iddialarına yakından baktığımızda dilimizden şu dökülüyor:- Hz. Muhammed’i (sav) çok ama çok iyi tanıyan müşrikler bula bula bu gerekçeleri mi bulmuşlar? 

Başkasından yardım aldı yalanına Kur’an Yunus Suresi  37. ayet :Bu Kur’an Allah’ın dışındakilerden uydurulamaz. Fakat o önündekinin bir tasdik edicisi ve kitabın açıklayıcısı olarak alemlerin Rabbinden indirilmiştir. Bunda hiç şüphe yoktur. 38. Onu uydurdu mu diyorlar? De ki  öyleyse Haydi! onun benzeri bir sure getirin ve Allah’tan başka kime gücünüz yeterse çağırın. Eğer doğruysanız.Bunu yapın, diyor. Madem öyle Peygamberimiz  başkasından yardım aldıysa Mekkelilerin söz ustası sayılacak şairleri var. Çok ünlü, dilbaz şairler. Şairlerden yardım alarak, onun söylediği sözlere benzer ayet getirebilirlerdi ama getiremiyorlar.

Madem birilerinden yardım aldı diyorlar. Yardım aldığını gösterdikleri kişiler, onları haklı göstermek yerine,onların yalancı olduğuna delil oluyor. Onlara göre, peygamberin yardım aldığı kişiler, Mekke’ye dışarıdan gelmiş tarih ve edebiyat yönüyle hiçbir şekilde öne çıkan özellikleri olmayan, Arapçayı bile tam olarak konuşamayan insanlar. Devrin en güçlü şairleri değil, o devirde Tevrat’ı, İncil’i çok iyi bilen alimlerde değil. Bunu Nahl suresinde görüyoruz.

Nahl suresi 103. ayet: Andolsun ki biz onların, “Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur’an ise gayet açık bir Arapça’dır. 

Aynı çalışkan öğrencinin tembel öğrenciden kopya alması gibi saçma iddialar. Bir tarafta Arapça bile konuşamayanlar,Arapça olarak müthiş bir kitap yazsın. Mantıklı değil.

Bu kimseler neden gerçek olan bir kitaba masal diyorlar?Çünkü insanlar bu kitabı ciddiye almasın istiyorlar. Ama bu kitabı bir okuyan bilir ki bu kitapta hiç bir ahenksizlik yoktur.

Nisa suresi 82. ayet: Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.

6.De ki göklerde ve yerdeki gizliyi bilen O Allah onu indirdi. Muhakkak O çok bağışlayan ve merhamet edendir.

Her yaptığı bilindiğinde insan ne hisseder?Bu sorunun  tek kelimelik cevaplarından biri korkudur Bir insanın yaptığı her şeyin aklından geçen, hayal ettiği şeylerin dahil bilindiğini bilmesi, o insanda endişe ve korkuya sebep olur. Davranışlarımızı kontrol etsek bile aklımızdan geçenlere, özellikle de irademizin dışında hareket edebilen hayal dünyamızı kontrol edemeyiz. Bizleri  mahcup edecek bir şeyler olur. İşte bu noktada bu ayet bütün insanlara şunu diyor: Evet Allah her şeyi yaratan olmasının sebebi ile gizli açık her şeyi bilir ama bu konuda endişe ve korkunuz olmasın. Bu bildiği hiçbir şeyi, insana zarar verecek şekilde  kullanmaz. Nereden biliyoruz? Ayetin sonuna gelen şu iki isimden:Gaffur ve Rahim.

Bu açıklamalardan sonra bu ayeti önceki ayetlere bağlarsak öne çıkan mesajlardan biri şu olur: Ey Muhammed,Rabb’in güzel isimlerinden Gafur ve Rahim esmasının yansımalarını kulların da görmek ister. Kullarınında affedici ve merhametli olmasını ister. O yüzden bugün sana bu Kur’an’ı uydurdu diye iftira atan,Allah’a ortak koşan  insanlar, yarın iman ettiklerinde, Kur’anın  Allah’tan geldiğini anladıklarında, eski  itirazlarının mahcubiyetini yaşar, bağışlanmak isterlerse, şimdiden bilsin ki Allah bağışlayan ve affedendir.Bak bana ortak koşsalar da ben onları affediyorum, diyor.

Sen ve etrafındaki müminler de onlara karşı bağışlayıcı ve merhametli olsunlar.

Ayrıca Hicr suresinde onlara kulum diyerekte Rabbimiz sahip çıkıyor.Onları dışlamıyor,affetmem demiyor.

Hicr suresi 49. ayet: Haber ver kullarıma ki muhakkak ki ben bağışlayanım, esirgeyenim.

Böyle bir durumda ümitsizliğe düşebileceklerini biliyorki Zümer suresinde, Zümer suresi  53.ayet: De ki ey kendi nefisleri aleyhine ölçüyü aşan kullarım. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. O çok bağışlayan, çok esirgendir, diyor.

Onlar, Allah’ın herşeyi bilmesine ve onları affedici olmasına kulak vermedi. Allah tarafından indirilen Kur’anı karalama kampanyasında çalıştılar.-Allah tarafından indilirmedi dediler. Baktılar bu iftiranın alıcısı yok. Bu sefer yöntem değiştirdiler. Sözü bırakıp, söyleyenle uğraşmaya başladılar. Peygamber ile uğraşıp ona sardılar. Uymaya gönülleri yok ya durmadan mazeret sunuyorlar, sebepler buluyorlar.

7. Ve bu peygambere ne oluyor, yemek yiyor ve çarşılarda  yürüyor. Ona bir melek indirilmeliydi artık onunla beraber uyarıcı olsaydı.

O kimseler yemek yiyen,çarşılarda rızkı için çalışan, gezen peygamber olmaz, böyle peygamber olmaz, diyorlar.

Peygamber çarşı pazar gezmeyecek, halkın arasına girmeye tenezzül etmeyecek. Çünkü bunların  inandığı Rabbi de böyle,hayata karışmamalı. Göklerde olmalı, onun gönderdiği peygamberi de öyle olmalı. Yani ensesi kalın, hiçbir şeye girmeyen, karışmayan, yükseklerde olmalı.Böyle olması için de bu kafaya göre peygamberin geçim derdi, yeme içme derdi olmamalıdır .Yan gelip yatarak, insanlara din satarak geçinmelidir. Emek vermeyen ,bedavacı olmalıdır.

Bu ayet günümüze  nasıl geliyor? 

Din satan, sattığı din ile geçinenlere dikkat edelim. Çarşı pazara giriyorlar mı, girmiyorlar mı?Nasıl geçiniyorlar? Halbuki halkın arasına girmek, karışmak peygamberimizin sünnetidir. Halktan birisi olmak, mescidi nebeviye dışarıdan gelen birisi Mescid-i Nebevi’nin içine girdiği zaman,topluluğun içine  karışan Resulullah’ı Tanıyamıyordu. Resulullah’ın kim olduğunu öğrenmek için şöyle sormak zorunda kalıyordu -Hanginiz Muhammed.

Yani bir topluma girdiği zaman- hanginiz Muhammed diyecek. O kadar halkın arasına karışmışlar mı?Yoksa ulaşılmaz villalarda mı? İslam’ı yaşadıklarını iddia edenler nasıl? Oturdukları yerler, giydikleri kıyafetler de Resulullah gibi sade mi yoksa abartılı mı ?Bu kişilerin de Ahzap suresi 21. ayetteki gibi Ahzap suresi 21.ayet: Yemin olsun resulullahta  da sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’a çok zikredenler için çok güzel örnek vardır. Resulullah’a örnek almaları gerekmiyor mu? Elini, eteğini hatta ayağını öptürenler yada buna müsade edenler, tahtlarda oturan, karşısındaki kişilerin el-pençe saygı duruşta durmasına müsade edenler, oradaki insanların yüzüne bakılmasına izin verilmediği için ancak yere bakılmasına izin verenler, çıkarken sırt dönülmemesi için ancak  geri geri çıkılabilmesine, söylediklerinin sorgusuz sualsiz kabul edilmesini isteyenler, Allah için kime benzediğini bir  düşünün, saygı diyorsanız, Rasulullah isteseydi böyle abartılı bir saygı gösterisinin çok daha fazlasını kendisine gösterilmesini isteyebilirdi. Ama o, öyle yapmadı.

Hepimiz biliyoruz ki peygamber kendi işini kendisi görüyor, kendi işinde kimseyi kullanmıyordu. Çok sade bir hayât yaşardı. Zaman zaman ev işlerinde hanımlarına yardımda bulunurdu. Elbisesini yamar, ayakkabıları yırtıldığı zaman söküklerini diker, kendi hizmetini kendisi görürdü. Ev süpürür; deveyi bağlar, yemler, koyunları sağar; alışverişi kendisi yapar ve aldıklarını kendisi taşırdı. Hizmetçisiyle birlikte oturup yemek yer ve onunla beraber hamur yoğururdu.

Ayetin devamında Onunla beraber bir de melek indirilseydi diyorlar. Peki melekler indirilseydi ne olurdu?

Enam suresi 8. ayet: Bir de şunun üzerine bir melek indirilse de görsek diyorlar.Eğer böyle bir melek indirseydik kesin olarak iş bitirilmiş olur, kendilerine bir an bile göz açtırılmazdı.

İnanmaya niyetleri yok ya bu sefer ne diyorlar?

8.“Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya ürününden yiyeceği bir bahçesi olsaydı ya!” Zalimler, (inananlara): “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediler.

Bunların, bir peygamberde eksiklik olarak gördükleri şeye bakalım. Neymiş hazinesi olmalıymış,hazineleri yoksa da en azından geçim derdi olmadan,yorulmadan meyvelerini yiyebileceği bir bahçesi olmalıymış.

Sanki peygamberi Allah değil onlar seçiyor. Halbuki Allah’ın Değer ölçüsü mekkeliler gibi değil.Onun terazisi farklı çalışıyor. Onun katında üstünlük ölçüsü takvadır. Allahtan sakınmadır. Bu açıdan bir insan, ne kadar Allahtan sakınıyorsa Allah katında  o kadar değerlidir.Hucurat Suresi 13. ayet: Ey insanlar doğrusu Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah katında en değerli ve en üstününüz ondan en çok korkanınızdır.Şüphesiz Allah bilendir her şeyden haberdar olandır. Allah böyle buyurdu ama müşriklerin peygamberde aradığı özellik  takva değil zengin olması.

Ayeti biraz daha düşünelim.Bu ayette müşriklerin peygamber tanımını görebiliriz. Çarşılarda gezen,geçim derdi olan peygamber. Müşrikler farkında olmadan bir peygamber tanımı yapıyorlar. Dedikleri şu: Muhammed(sav) -beni peygamber olarak bu dünyayı yaratan Allah gönderdi diyor ama dünya malından hiçbir şeye tenezzül etmiyor.  Ben alemleri yaradan ve terbiye eden  Allah’ın elçisiyim diyor, ama Allah’tan kendisi için bir ayrıcalık istemiyor. Halkın arasında, halktan biri olarak yaşıyor. Kendinde olağanüstü özellikler arayanlara beni falan gibi aşırı yücelterek uçurmayın diyor. Hadisi hatırlayalım: Hristiyanların İsa’yı uçurdukları( aşırı yücelttikleri) gibi beni de uçurmayın. Zira ben Allah’ın kuluyum.Öyleyse benim için yalnızca Allah’ın kulu ve elçisi deyin.

Karşısında ezilip üzülen insanlara – rahat olun ben de sizden biriyim diyor. Evinde, çarşısında, pazarında insanlardan bir insan olarak yaşıyor. Peygamberlik makamını hiçbir şekilde şahsının ve ailesinin çıkarına kullanmamaya  dikkat ediyor.

Görüyoruz ki farkında olmadan peygamberi ne güzel tanımlıyorlar.

Ayette  büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz derken  normalde peygamberim diyor ama bu kadar mütevazi yaşaması, o makamı bir üstünlük aracı gibi kullanmaması, irade ile olacak bir iş değil. -Aynı makamda biz olsak çarşıda pazarda dolaşmayız, hazinelerimiz, hizmetçilerimiz olur. O bunları yapmadığına göre kesin büyülenmiş diyorlar.

Bakalım bu bakış açısına sahip olan insanların Allah yolunda ilerlemeye gücü yeter mi?

9.Sana misalleri nasıl örnek verdiler. Böylece sapıttılar.Artık yola güç yetiremezler.

Peygambere karşı bu bakış açısına sahip olan insanların, Allah yolunda ilerlemeye takati yetmez. O yüzden peygamber anlayışımızı düzeltmemiz lazım. Yani yerden bir kum alıp, düşmanın üzerine üfleyen  ve onların gözünü kör eden bir peygamber anlayışımızdan, kılıcıyla kalkanıyla yaralanan, darbe yiyen bir peygamber  anlayışına terfi etmemiz lazım.Beleşçi Resul anlayışında biz bu yolda ilerleyemeyiz. Her şeyin mucizelerle, kerametlerle halleden bir peygamber örneği,her şeyi emeğiyle,alın teriyle halleden müslüman için hiçbir şey anlatmaz. Unutma Hollywood filmlerinde yada yeşilçam filmlerinde  yer alan süper kahraman değil Peygamberimiz. Kur’an-ı Kerim kul olan peygamberden bahsediyor. Kur’an,hayatın içinde, cephenin en önünde onlarla birlikte savaşan,yaralanan,zor şartlarda kalan, emek veren peygamberi anlatır. Bu anlayıştan terfi etmek lazım. Yoksa bu yolda gitmeye takatımız yetmeyecek. Bu noktada Necm suresi 39.ayeti gerçekten bilmemiz gerekiyor. Necm Suresi 39 ayet: Ve şüphesiz ki insan için kendi çalıştığından başkası yoktur. Ve elbette ki çalışmasını yakında görecektir.

Allahu Teala Rad suresinde Rad Suresi 1. ayet: İşte bunlar sana o kitabın ayetleri ve sana Rabbinden indirilen haktır. Fakat insanların çoğu iman etmezler, buyuruyor.

Allah dileseydi,peygamberine zenginliği verir miydi?

10.Dilerse sana bundan daha güzelini, içinden ırmaklar akan cennetleri verebilecek olan, sana saraylar kurabilecek olan Allah’ın şanı yücedir.

Müşrikler peygamberin zengin olmasını istedi ama Rabbimiz imtihan gereği  bunu dilememiş ki, onu zengin etsin.Ayrıca Allah’ın  buna gücü yeter,Allah dileseydi peygamber, köşkte kalan,bağları bahçeleri olan zengin biri olabilirdi. Fakat son peygamberin kıyamete kadar olan mesajının örnekliği açısından doğru aday Hz. Muhammeddi. Onu seçti. Onun seçimi bir hikmet iledir.Bu hikmet dünya hayatının, ahiretin yanında yol azığından ibaret olmasıdır.

Rad suresi 26. ayet:Allah, rızkı dilediğine bol verir, (dilediğine de) kısar. Onlar ise dünya hayatı ile sevinmektedirler. Hâlbuki dünya hayatı, ahiretin yanında çok az bir yararlanmadan ibarettir.

Müşriklerin yok peygamber melek olmalıydı,yok zengin olmalıydı gibi bunca itirazının arkasında yatan gerçek sebebe gelince hesap vermek istememeleridir.

11.Doğrusu saati yalanladılar ve saati yalanlayan o kimse için çılgın bir ateş hazırladık.

Burada çıldırtan ateş ifadesi var. Çok güzel bir detay. Bu ifadenin üstteki ayetle bağlantısı nedir? Peygamber zengin olmalı,yanında melekler olmalı beklentisi. Yani süper kahraman beklentisi. Neden böyle? Bu her şeyin dünyada olmasını arzulayan bir bakış açısının yansımasıdır. Sonuç ise kıyameti yalanlamaya gidiyor. Bunların düşünce işleyişi böyledir.

Bir de şöyle bir durum var.Çarşıda pazarda gezen,ölümlü, kendisinden üstün olarak görmedikleri bir peygamberin, getirdiklerinden dolayı bu adamların hesap vermesi çok ağırlarına gidiyor. Diyor ki:

– Sen suçlusun, insanları köleleştiriyorsun, zina yapıyorsun ,hak yiyorsun,seni çıldırtan bir ateş bekliyor.

Bunu diyen kim? Kendisinden daha düşük gördüğü biri olan Hz.Muhammed(sav). Bu adamın zoruna gitmez mi, adam çıldırmaz mı? Çıldırtan ateş aslında budur. Yani düşünün şöyle bir örnek verelim: Siz çok zenginsiniz, yanınızda bir sürü eleman çalışıyor,sokaktaki biri sizi hesaba çekiyor, çok ağırınıza  gidiyor. Aynı öyle. Kehf suresindeki zenginin sözlerine bir bakalım:

Kehf suresi 35. ayet:  Derken kendine zulmederek bağına girdi. Şöyle dedi: “Bunun sonsuza değin yok olacağını sanmıyorum.”“Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile andolsun bundan daha iyi bir sonuç bulurum.” 

Ayrıca çıldırma potansiyeli olan insana, çıldıran cehennem var. Bu ayet bize çılgınlık ve kötülük yapanları bekleyen, çılgın bir ateş var. Çıldıran ,azgınlaşan, içine gireni girdiğine bin pişman yapan bu ateşe girmek istemiyorsanız çılgınca davranışlar yapmadan önce bir kere daha düşünün diyor.

Şimdi bu ateşin özelliğini anlatacak.

12. Uzak bir yerden onları gördüğü vakit ona ait öfkelenme ve uğultu işitirler.

Allah, bu ayetlerde cehennemden bahsediyor. Çıldırtan ateşi olan öfkelenen bir ateş. Peki Allah’ın amacındaki öncelik sadece cehennemi anlatmak mı?Hayır. Öncelik anlatılanlar üzerinden dünyadaki insanlara yaptıklarına yönelik sonucu göstermektir. Neden böyle diyoruz? Çünkü Kur’an’da bütün cennet ve cehennem anlatımları  mecazdır. Gayb aleminde, sınırsız bir ortamda olacakların bizim sınırlı dünyamızda, sınırlı idrakımızın anlayacağı kadardır. Örneğin hiç elektriği görmemiş birisine elektiği anlatırsak ne kadar anlatabiliriz ki? Bu sebeple cennet ve cehennemle ilgili anlatımları,  anlatılanların çok ama çok ötesinde bir şey olarak hayal etmeliyiz.

Peki cehennem  ateşinin görme özelliği var mı? Bu ayet, ateşin bir canlı olarak, uzak mesafeden insanı gördüğünü söylüyor.Az önce söylediğimiz gibi cennet ve cehennem ile ilgili ayetlerin tamamının mecaz olduğunu dikkate aldığımızda bütün bu ayetlerin amacı, ahireti dünyadayken bize olabildiğince fazla hissettirmek. Çünkü biz  duyu organlarımıza  göre üzülen ve sevinen varlıklarız.  Böyle olduğumuz  için Rabbimiz, bize duygularımız üzerinden hitap ederek korkutuyor ki bugünden tedbirimizi alalım ve bu ayet üzerinden kötülük yapacaklara da şu mesajı veriyor: Uzak zannediyorsun ama cehennem ateşinin gözleri senin üzerinde. Yani yaptığın kötülük görünmüyor zannetme. Yanına kar kalacak diye düşünme. Bunun hesabını vereceğini bil ve gel bu işten vazgeç diyor. Şimdi düşünelim.Cehennem kendi halindeyken bile dayanılmaz azap mahali iken,  öfkelendiği zaman durumu nasıl olur?Gidilir mi böyle bir yere, daha İçine girmeden korkunç seslerini homurtlarını duyuyorken, içine girdiğimizde halimizne olacak? Rabbim, emirlerine karşı çıkmaktan bizleri korusun.

Kaf suresi 30. ayet: O gün ki cehenneme doldun mu diyeceğiz, o daha fazla var mı diyecek.

Demek ki her kötüye yer var. Öyle bir yer ki şehir manzaralı,suit oda falan değil ölmeyi isteyecek kadar dar bir yer.

13.Ve ondan dar bir yere  bağlı olarak atıldıkları vakit, orada  yok oluşu çağırdılar.

Karin: Bağlı,birleşik demektir.

Dar bir yere atıldıklarında  yaşadıkları acı sebebiyle ölümü temenni ettirecek bir azabın içinde  dua etmeye başlarlar. -Bize bir ölüm, bir yok oluş yok mu?Neredesin ey yok oluş, neredesin ey ölüm diye bağırıp çağırırlar. Ölümü isterler ama bakın ölecekler mi?

Taha Suresi 74. ayet: Her kim Rabb’ine suçlu olarak varırsa şüphesiz ki ona cehennem vardır. Orada ne ölür ne de dirilir. Her taraftan ölüm gelir ama ölemezler.

İbrahim Suresi 16. ayet: Ardından da cehennem vardır. Kendisine irinli su içirilecektir. Yutmaya çalışacak boğazından geçiremeyecek. Her taraftan ona ölüm gelecek.Halbuki ölmeyecek. Arkasından da şiddetli bir azap gelecek.

Bir gün, er yada geç bu azaptan çıkabilecekler mi?

Zuhruf suresi 74. ayet: Haberiniz olsun ki günah işleyenler cehennem azabında sonsuza dek kalıcıdırlar. Kendilerinden o azap hafifletilmez ve onlar onun içerisinde her ümidi kesmişlerdir. 

14. Bugün yok oluşu bir kere çağırmayın ve yok oluşu çok kere çağırın.

Bu azap geçici değil, bu yüzden bugün yok oluşu bir kere çağırmayın ,çok kere çağırın buyruluyor. Her daim ölümü çağıracak kadar büyük bir azap.Ölümün acısını her yerden hissedecekler ama ölemeyecekler. Hep ölümü yaşayacaklar ama bir türlü ölemeyecekler denilecek ki:

-Hayır siz böyle kalacaksınız. Siz ebediyen cehennemde kalacaksınız. Bu cehennemde kesinlikle ölümle bir kurtuluş yok. Sizin için artık ölmek yoktur.

Şimdi karşılaştırma zamanı:Cennet mi cehennem mi daha hayırlı?

15. De, o mu hayırlı yoksa Takva sahiplerine vaat olunan ebedi Cennet mi? Onlar için bir varış yeri ve karşılık oldu.

Acıdan defalarca ölmeyi isteyeceğimiz bir son mu? Takva sahibi olup,günahlardan sakınıp -Rabbim sen nasıl istersen, öyle yaşarım diyenin sonu mu ? Hangisinin sonunu istiyoruz? Rabbinin istediğini yapan, değil cehennemde olmak, cehennemin sesini bile duymuyor. Cennette istediği gibi yaşıyor.

Enbiya suresi 102. ayet: Onlar cehennemin uğultusunu bile duymazlar ve bunlar canlarının istediği nimetler içinde ebedi kalacaklardır.

Öyleyse seçimimizi yapıp ona göre de yaşayalım.

16. Orada onlar için istedikleri şeyler, ebedi kalanlar olarak vardır. Mesul bir söz Rabbinin üzerine oldu.

Dünyada dilediğimiz her şey geçicidir. Cennette  dilediğimiz her şey ise kalıcıdır. 

Orası kalıcı ikamet yeri.

Orada bir insanın isteyebileceği her şey var.Orada mahrumiyet yok, orada mahrumiyetten dolayı üzüntü verici, insanın beğenmeyip burun kıvıracağı hiçbir şey yoktur, orada razı oluş vardır. Orada istenilen her şeye ulaşmak vardır. Dünyada  kazanılan Allah’ın rızasının,orada nimet olup, insanın yüzüne,içine,kalbine sinmesi vardır. Bu öyle bir  mutluluk ki yüzlerinde ,gözlerinde, hallerinde ve tavırlarında etrafa taşacaktır. Göz aydınlığı olan sevinçler.

Secde suresi 17. ayet:Şimdi hiç kimse kendileri için yaptıklarına karşılık gözler aydınlığı olacak şeylerden neler gizlenmiş olduğunu bilemez.

Bizler bu göz aydınlığı olan sevinçleri bu dünyada tahmin bile edemeyiz.Aynı iki garibanın hayali gibi.

İki gariban hayal kuruyorlar Biri diğerine:

-Gardaş farz etki kral oldun, hizmetçilerin geldi. Ne istersin?

-Bulgur pilavı, ayran.

-Neden daha başka şeyler istesene?

-Bunun dışında yemek çeşidi görmedim ki der.

İşte bizim dünyada gördüklerimiz bu kadar, isteyebileceğimiz de bu kadar. Ama Allah daha fazlasını veriyor.Göz aydınlığı olan ikramlar. Bir de en önemlisi var. Bu  her şeye değer:

Yasin Suresi 55. ayet: O gün cennetlikler gerçekten nimetler içinde zevk sürerler. Kendileri ve eşleri gölgeler altında tahtlara kurulurlar. Orada onların istek duyduğu her çeşit meyve vardır. Bütün istekleri yerine getirilir. Onlara çok esirgeyen Rabbin söylediği bir selam vardır.

17. Ve o gün   Allah’ın yanında taptıkları o şeyleri  diriltecek. Artık Allah söyleyecek- siz mi şu kullarımı saptırdınız yoksa onlar mı yolu kaybettiler?

Allah, onların taptıkları şeyleri diriltiyor ve kullarımı siz mi saptırdınız yoksa onlar mı yolu kaybettiler, diye soruyor.

Ayette de gördüğümüz gibi, Kur’anda  bir çok ayette cennetliklerin ve cehennemliklerin konuşmaları vardır. En fazla da cehennemliklerin konuşmaları vardır.Bu ayetlerde de bu konuşmalardan bir bölüm görüyoruz.En fazla konuşulan konu: Uyulanlara uyanlar, lokomotif olanlara vagon olanlar, liderler ve onların arkasından giderler, aldatanlar ile aldatılanlar arasındaki konuşmalar.Bu ve benzeri bütün konuşmalarda amaç öylesine laf olsun diye konuşmak değildir. Bize bir mesaj var. Arkasında, önünde, yanında, içinde bulunduğunuz, lider, önder ne aklınıza gelirse  sorgulamalarını dünyada yap. Hesap sorulacak ne varsa, hesabını dünyada sor. Hesap vermeyen yada veremeyen,söz kalabalığı yapan  her türlü insan ve gruptan uzak dur. Yoksa ahirette bu konuşmalarda ismi geçmeyenlerin yerinde sen olabilirsin,mesajı var.

Bakara Suresi 166. ayet: O zaman kendilerine tabi olunan kimseler azabı görerek kendilerine uyanlardan uzaklaşmışlar ve aralarındaki bütün bağlar parçalanmıştır. Onlara uyanlar da şöyle demiştir: Ah bizim için dünyaya bir dönüş olsaydı da onların bizden uzaklaştırdıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık.İşte böylece Allah onlara bütün amellerine üzerlerine yığılmış hasretler halinde gösterecektir. Onlar bu ateşten çıkacak değillerdir.

Peki tapılanlar ne diyor?

18. Dediler seni tenzih ederiz. Senin yanında dostlardan edinmemiz bize yaraşır değildi.  Velakin babalarını zevke daldırdın hatta zikri unuttular ve helaka giden bir kavim oldular.

Allah’ın nimeti vermesi de, vermemesi de Allah’ın imtihanıydı. Bazılarına çok verir, bazılarına az verir. O nimetle ne yaptığından sorumlu tutarak da imtihana çeker.

Araf suresi  168.ayet: Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere ayırdık.İçlerinden iyi olanları da vardı olmayanları da. Ve onları biz bazen nimetlerle, bazen de musibetlerle imtihana çektik. Sonunda belki Hakka dönerler diye.

Rabbimiz kendisine dönmemiz için böyle yaptı ama onlar zikri unuttular.Düşünmek lazımdı.Yarın için ahiret için ne gönderiyorum diye. 

Haşr suresi 18. ayet: Ey inananlar. Allah’tan korkun ve kişi yarın için ne yapıp gönderdiğine baksın. Allah’tan korkun. Çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır ve onlar gibi olmayın ki Allah’ı unutmuşlardır da Allah da onları kendilerini unutturmuştur. Onlar hep fasıklardır.

19. Artık muhakkak sizi söylediğiniz o şeylerle  yalanladılar.Artık geri çevirmeye  ve yardıma güç yetiremezsiniz ve kim sizden zulüm ederse ona büyük bir azap tattıracağız.

Bana da ayrı kitap gelmeliydi diyenler, melekleri isteyenler, Kur’anı furkan bilmeyip, ayetleri kenara atıp başkalarının sözünü ciddiye alanlar, ahirette azaptan yakalarını kurtaramayacak.

Şimdi de Rabbimiz, akıl yürütmemizi isteyecek.

20. Peygamberleri senden önce göndermedik. Ancak muhakkak onlar elbette yemek yerler ve çarşılarda gezerler ve  bazınızı bazınız için bir fitne kıldık. Sabredecek misiniz? Rabbin  gören olandır.

Önceki peygamberleri bilmiyorlar mı? Onlar da yemek yiyen, çarşı pazarlarda dolaşan kimseler değiller miydi? Tüm peygamberlerin ortak özellikleri  bu değil miydi?Niye şimdi Hz. Muhammed’e  bu özelliklerinden  ötürü itiraz ediyorlar? O zaman birilerinin böyle peygamber kabul edilip son  peygamber Hz. Muhammed’i kabullenmemelerinin  sebebi  nedir? Hiç bir mantığı yoktur. İnanmayanlar her zaman bir gerekçe bulur.

Gazete ve televizyon haberlerine baktığımızda birkaç güne bir tekrar eden konuların,hayatın içinde sık sık yaşandığını görürüz. Bu konular olumsuzsa, yetkililerden o konularla ilgili tekrar eden açıklamalar duyarız. Yangın, doğalgaz, ailede şiddet haberleri gibi…Günlük hayatımıza bakalım. Ders çalışmayan çocuğumuza günde kaç defa ders çalış diyoruz…Buna  hayatın doğal akışı diyoruz. Bunun gibi Kur’anda hayat kitabı olduğu için bu doğal akışla uyumludur. Hep aynı konuda sorun olunca, tekrarlarda oluyor. Bunun örneğini de bu ayette  görüyoruz. Peygamber Efendimize yönelik eleştirirler ve bu eleştiriler karşısında Allah’ın sabır tavsiyesi Kur’anda çok defa karşımıza çıkar. Buradaki sabır imtihanını kazanmak için bilinmesi gereken en önemli şey Allah’ın bütün yapılanları gözetlemiş olduğudur. Mademki Allah tüm yapılanları görmektedir. O zaman hakaretlere dayanmak en önemli ve yerinde çıkış yolu olacaktır. Sabretmenin ilacı Allah’ın gördüğünü bilmektir. O açıdan imtihanının her anında, bunu aklımızdan çıkarmayalım.

Bu ayetlerde Peygamberimizin imtihanlarından, müşriklerle imtihanını görüyoruz. Onların:

-Sen ne biçim peygambersin. Peygamber olsan çarşıda pazarda dolaşmazsın, hazinelerin olur, hizmetçilerin olur, meleklerin, koruma orduların olur?

Sözlerine,  Peygamberimiz de bir insan olduğu için haliyle  üzülüyor. Halbuki Hz. Muhammed’den(sav) önceki peygamberler de tıpkı onun gibi yiyen, içen, doğan, büyüyen, evlenen, baba olan, hastalanan kimselerdi.

Enbiya suresi 8. ayet: Biz onları hem yemek yemez bir ceset yapmadık, hem de ebedi değildirler ayeti gibi onlar yemek yemez bir ceset değil ki.

Bu ayetlerin indiği zamanda müşrikler diyorlar ki:

– Muhammed benim inandığım Allah, her şeye kadir diyor ama onun her şeye kadir olan Allah’ı bizim isteklerimize cevap veremiyor. Madem her şeye kadir bir melek gönderse ya, madem her şeye kadar ona hazineler, hizmetkarlar, bağ bahçeler verse ya..

Müşrikler bunları dediğinde bizim de içimizden şunlar geçiyor: Bunlar Allah için çok kolay şeyler,mucizeleri gösterse hemen iş biter. Müminler de bu kadar sıkıntı çekmemiş olur.Bu noktada bir mucize gösterse, iş bitse olmaz mı? Geçmişte defalarca mucize gösteren Allah bu durumda neden peygamberi vasıtasıyla mucize göstermedi? diyorsan: Geçmişte o mucizeleri verdi ama mucizeleri gören bir çok insan o mucizeleri yalanladı.

Bu durum İsra suresinin 59.ayetinde şöyle anlatılır:Bizi ayetler (mucizeler)ve peygamber göndermekten alıkoyan şey ancak önceki ümmetlerin onları yalanlamış olmalarıdır.

Ankebut suresi 51. ayette de bu ayetin devamı olarak şöyle denir:Sana indirdiğimiz ve onlara okunmakta olan kitap onlara yetmedi mi? Şüphesiz ki onda iman edecek bir kavim için muhakkak bir rahmet ve ilahi bir uyarı vardır.

Rablerinin kendilerini gördüğünden Gafil olan, ahirete inanmadıkları için de bahaneye devam eden,Allah’ın hesabıyla,sorgulamasıyla karşılaşmak istemeyen bu insanlar bu kez de  bunu der.

21.Bize kavuşacaklarını ummayanlar, “Bize melekler indirilseydi, yahut Rabbimizi görseydik ya!” dediler. Andolsun, onlar kendi benliklerinde büyüklük tasladılar ve büyük bir taşkınlık gösterdiler.

Peygamberin getirdiklerine  eyvallahsız, ihtiyaçsız davranıp ,işi yokuşa sürüp inatlarını pekiştirirler.

-Herkese bir melek gelecek, herkese özel ayet indirecek diyorlar. Neden böyle düşünüyorlar? Kendilerini çok değerli görüyorlar, çok kibirliler, üstün görüyorlar. Böyle birisine,- bir adama vahiy inecek biz de ona uyacağız denildiğinde nefisleri bunu kaldırmıyor.Sıradan bir kul olmayı içlerine sindiremeyerek içten içe kibirleniyorlar. Biz büyüğüz bize de büyük melek gelmeli, biz de değerliyiz, biz de Allah’ın kuluyuz. Madem o bir insan hiçbir üstünlüğü yok, bize o zaman melek gelseydi inansaydık diyorlar.

Günümüze getirelim.Bizim içimizden  çıkan insanı muhatap almayız.Büyük hocalar gelsin, büyük hocalar bilmiyor mu derler, teknolojide de bunu derler. Kendi halkının ürününü almaz, yabancı ürün alır. Komşusundan süt almaz,marketten alır gibi. 

Bir de böyle bir teklifleri var. Allah’ı görmek. Sonsuz ve sınırsız olan Allah’ı bizim görmemiz demek, halbuki Onun madde olması demektir. Madde olan bir şey yaratıcı olamaz. Sonlu ve sınırlı olur, bir şekli olur. Şeklin de bir mekanı olur. O yüzden gözümüz onu görmeyi kaldıramaz. Hz. Musa da böyle bir talepte bulunmuş, Onun görülemeyeceğini anlayanlardan ilkiyim demiştir. Araf suresi 143.ayet: Ne zaman ki Musa belirlediğimiz zamanda Tura gelip de Rabbi onunla konuşunca Rabbim Bana kendini göster seni göreyim dedi Rabbi: Sen beni asla göremezsin Fakat şu dağa bak eğer o yerinde durabiliyorsa Sen de beni göreceksin buyurdu Rabb’i O dağa tecelli edince onu Paramparça etti.musa da baygın düştü bayılınca dedi ki senin noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana Tövbe ettim ben inananlardan ilkiyim.

Peki melekleri gördüklerinde ne olacak?

22. Fakat melekleri görecekleri gün, işte o gün suçlulara hiçbir müjde yoktur. “Eyvah! Biz Allah’ın rahmetinden tamamen uzaklaştırılmışız” diyecekler.

Melekleri dünyada göremeyecekler ama mahşerde görecekler. Müjde bekleyecekler ama melekler onlara müjde olmadığını söyleyeceklerdir.

Hicr suresi 7. ayet: Eğer doğru söyleyenlerden isen getirsene o melekleri bize dediler. Biz o melekleri ancak hak ile indiririz ve indirildikleri vakit de onlara(yani kafirlere)göz açtırılmaz. Göz açtırılmayacak kadar azabın olduğu bir yerde, müjde olmaz.Onların dünyada  yaptıkları iyilikler, ahirette toz zerresi haline geliverdi.

23. Ve amelden yaptıkları o şeye vardık ve hemen  onu saçılmış bir toz zerresi kılıverdik.

Kadem: ayak, adım.

Arapçası heb: çabuk  kaybolan. 

Mücrim kelimesi var mücrim suçlular demektir. Bakalım burada kafir demiyor çünkü inananlar da suçlu olabilir. Kafirlerden de suçlu olabilir.

Toz, toprak,avuça alınması mümkün olmayan toz zerrecikleri anlamına gelmektedir. Biraz daha manayı ileri götürürsek ayetin manası onları faydalanamayacak hale getiririz ,sileriz demektir.

Kibir, inkar ve azgınlıkta ileri giderek melekleri Ve Allah’ı görmek istemeleri, Allah’ın rahmetinden uzak kalmalarına ve amellerinin yok sayılmasına sebep olmuş ve durum bu şekilde sonuçlanmıştır.

Artık size başarı, size sevinmek ve mutluluk yasaktır.Sizin dünyanız bitti.Sizin için artık mutluluk söz konusu değildir, sizin için bundan sonra asla sevinçli bir haber yoktur. Sizin için azap var, sizin için yokluk var, sizin için kahroluş var.

Bu ayete baktığımızda Allah’ın rızasını kazanma gibi bir gayeden yoksun oldukları için, Allah’ın razı olmadığı yoldan elde edilen para olabilir, gelir olabilir. Bundan biz hayır yapabilir miyiz? Bunlarla ihtiyaç sahiplerine yardım edebilir miyiz gibi bir soru aklımıza geliyor? Bakın bu ayette ne diyor Rabbimiz- O mücrimlerin, suçluların yaptığı iyilikleri ele alacağız değerlendireceğiz.Fakat bunların içerisindeki riya veya gösteriş, dünyalık beklenti,haram, menfaat olduğu için yapılan iyilik havaya sıçılmış toz zerresi kadar değersiz olacak. Zaten  Allah’ın razı olmadığı yoldan elde edilen gelir, Allah’ı razı etmek için kullanılamaz. Örneğin adam diyor bana piyongo çıktı,kumar oynadım,faizle uğraştım,hırsızlık yaptım,kul hakkı yedim, cami yaptıracağım, şunu yaptıracağım, bunu yaptıracağım. Allah’ın razı olmadığı, haram kıldığı. bir şekilde bu parayı kazanmışsın. Sonra müslümansın ya  vicdanını rahatlatmak için, diyorsun ki -Ben Allah’ı razı edeyim, sevap kazanayım.Bu olmaz. Ne yapılır? İnsanların yararına bazı yerlere harcanır,hiç  hayır da beklenmez. Bunun gibi bunlardan elde edilen haram para ile Allah’ın rızası kazanılamaz çünkü  zerre değeri yoktur. Allah katında değerli olması için Allah’ın rızası şarttır.Muhammed suresi 28. ayet: Çünkü onlar Allah’ın gazaplanmasına sebep olan şeylerin ardına düştüler de Onun rızasını istemediler. O da onların bütün amellerini boşa çıkarmıştır.

Bizler Rabbimizin rızasını isteyelim.O bize rızasının neler olduğunu Kur’anda gösterdi.

 Maide suresi 90.ayet: Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.

Nur suresi 39. ayet: İnkar edenlere gelince onların amelleri ıssız çöllerdeki serap gibidir ki susayan onu su zanneder. Nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanı başında da Allah’ı bulmuştur. Allah ise onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görendir.

İbrahim suresi 18. ayet:Rablerini inkar edenlerin durumu şudur: Amelleri bir küle benzer ki onu fırtınalı bir günde rüzgar şiddetle savunmaktadır, kazandıklarından hiçbir şey ellerine geçmez. İşte asıl o uzak sapıklık budur.

Allah’ın rızasını hedef bilen cennet ehli nasıldır?

24. Cennet ehli o gün de kalacak yer bakımından daha hayırlıdır ve  dinlendiği yer bakımından daha güzeldir.

 Bu ayeti önceki ayetler ile birlikte okursak verilen mesaj şu: Emanete benim diyenlerin ahireti hesap etmediği için bütün amelleri boşa giderken, emaneti nimet bilen, verirken Allah’ı görmese de Allah’ın adını anarak verenler, verdiklerinin karşılığını ebedi cennet  olarak alacaklardır. 

Bu cennettekiler,  dünyada Allah için bir hayat yaşamışlardı, kendi menfaatini gözetmemişlerdi. Allah’a imanı,Allah’ı razı etmeyi,ahirette karlı çıkmayı hesap etmişlerdi. Bu sebeple Allah’ın uyarılarına kulak verdiler, Allah’ın kitabını ellerinden, gözlerinden,kulaklarından hiç düşürmediler. Hep ayetlerle  beraber oldular. Allah’ın cennet müjdesine evet diyebilmek için dünyada peygamberin örnekliğine evet dediler ve onun gibi bir hayat yaşamanın kavgasını verdiler ve işte sonunda da bu tercihlerin neticesi olarak Allah’ın lütfuna ulaştılar. 

Cennette kalplerinde kırgınlık, kin var mı?

Araf suresi 43. ayet: Göğüslerinde kin türünden ne varsa hepsini söküp atmışızdır.

25. O gün gök bulutlarla yarılıp parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir.

Melekleri görmek istediler, Allah’ı görmek istediler, mahşerin dekoru hazırlanırken dünya değişiyor, gökyüzünde kapılar oluşuyor ve melekler geliyor.

Nebe suresi 18. ayet: Bu, sûra üfürüleceği gün gerçekleşir ve siz bölük bölük gelirsiniz.

Böyle bir günde inkar edenler için zor günler başlıyor.

26. O gün gerçek hükümranlık Rahmân’ındır ve kâfirlere zorlu bir gün olacaktır.

Mülk, dünyada Rahman için hak değil mi ki Rabbimiz öyle bir ifade kullanıyor?Şöyle ki artık imtihan perdesi kalktığı için, Allah mülkünde istediğini yapıyor.Şuan  biz de onun mülküyüz ama irademiz var. Ahirette bu irade olacak mı? Hayır. Onun mülkü olduğumuz için O bizi nereye yönlendirirse oraya gitmek zorundayız. Mülk Allahındır. İstediğini yapar. Dolayısıyla  irade orada yok ya  kafirler cennete gitmek istiyor ama cennete gidememek çok zor geliyor ki ayette zor bir gün oldu diyor. Ayrıca defterlerinde yaptıkları her şey var.

Kehf suresi 49. ayet: O gün herkesin amel defteri ortaya konulmuştur. Ey Muhammed! Günahkarların amel defterlerinden korkarak eyvah bize bu nasıl deftermiş ki büyük küçük hiçbir şey bırakmadan hepsini saymış dökmüş dediklerini görürsün. Onlar bütün yaptıklarını hazır bulmuşlardır Rabbin hiç kimseye zulmetmez.

Peki gizli kalır mı?

Mümin suresi 16. ayet: O gün onlar kabirlerinden meydana çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah’a karşı gizli kalmaz. Bugün mülk kimindir?  Kahhar olan tek Allahındır.

Bu zor günlerde zalimler ne yapacaklar? Onu da bize 27. ayet açıklıyor.

27. Ve o gün  zalim ellerini ısıracak -Keşke ben peygamberlerle  yolu beraber tutsaydım diyecek.

Bunlar peygamberi tanımadıkları için,Peygamberle beraber yol tutmadıkları için, cehennemde pişmanlıktan ellerine ısıran insanlar.Hani biz de bir şeylere çok pişman olduğumuzda elimizi ısırıveririz, ısırırken canımız yansa da pişmanlıktan dolayı hissetmeyiz ya aynı onun gibi. Bizler de peygamberlerle beraber yol tutacağımıza, nelere yol tutuyoruz? 

Hiçbir lider,hiçbir önder peygamberin yerine geçmez ama  Allah’ın Kur’anda birebir uymamızı istediği peygamberleri tanımak nasılsa  zorumuza gidiyor. En kötüsü de peygamberin yolu olan Kur’anı okumak bize zor geliyor.

Yusuf Suresi 108. ayet: De ki işte benim yolum bu basiret üzere Allah’a davet ederim. Ben ve bana tabi olanlar Allah’a tesbih ile tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.

Peygamberimiz benim yolum bu demesine rağmen insanlar hiç kitabı ve Peygamberi tanımaya yönelmiyorlar değil mi ?  

Bizler Peygamberi değil de birilerini örnek almaya çalışıyorsak kesinlikle bilelim ki onda kalacağız ve ondan bir adım daha ileri gidemeyeceğiz demektir. Ancak onun kadar olabileceğiz demektir. Kunduracılarda aynı kalıpla kalıp çıkarılır, yoksa kalıp da gittikçe küçülür ya bizde Peygamberi örnek almayarak insanlıkta da küçüldük, kullukta da küçüldük.

Peygamberlerin yolu nedir?Şu insana, bu insana davet midir?Hayır. Kesinlikle ama kesinlikle şuna, buna değil Allah’a davettir. Bu sebeple bizler de kendimize yada topluluğumuza değil sadece Allah’a davet etmeliyiz.Yoksa müşriklerden oluruz. Bu ayete dikkatle bakalım. Allah, peygamberin şunu demesini istiyor.Yusuf Suresi 108. ayet: De ki İşte benim yolum bu basiret üzere Allah’a davet ederim. Ben ve bana tabi olanlar Allah’a tesbih ile tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.

28. Eyvah bana keşke ben falanı dost edinmeseydim.

Dost edinmeseydim ifadesinde Arapçada halil kelimesi var. Kur’an da Halil’in kullanıldığı yer bazen olumlu, bazen de olumsuz olur. Bakın burada şeytanlaşmış kişileri  dost edinmek var. Bir de Hz. İbrahim’in Allah’ı dost edinmesi var değil mi? Bu şekilde farklı yerlerde  kullanılıyor. Halil kelimesinin kök manası da iki şey arasındaki boşluk demek. Şimdi boşluğun, dostlukla, sevgi ile  nasıl bir alakası var? dersek şöyle halil kelimesi : Kaybıyla oluşan kalpteki doldurulamayan boşluk. Yani birini kaybettiğin zaman onun yeri doldurulamıyorsa o sizin dostunuzdur, halildir o. Bu arkadaştan farklıdır. Arkadaşın yeri doldurulabilir. Halil ise sevgi ve muhabbet duyulan yakın dost manasına geliyor. Yani bu adam şeytansı insanları, böyle ahlaksızlığa kafası çalışanları,  peygamberin davasına engel olmak için onlara destek verip işbirliği yaparak yakın dost edinmiş.Şimdi bakalım günümüze .Bir insan kendi dost çevresini kendisi oluşturur değil mi? Kimse kimseyle zorla dost olmaz. Hatta atalarımız ne diyor? Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. Eğer dostlarımız, zaafları olan nefsi duygularına düşkünse, bu aslında bizim de öyle isteklerimiz olduğunu gösteriyor. Bizim de ondan hoşlandığımızı gösteriyor. Allah’ın emirlerine titizlikle uyan insanların yanında sıkılıyorsak,onları  dost edinmez, hemen uzaklaşmak isteriz. O yüzden arkadaşlarımızı doğru seçmemiz lazım. Çünkü arkadaşlar sürü psikoloji ile hareket etmemizi sağlıyor .Yani tek başımıza yapmayacağımız suçu grup halinde yapabiliriz. Haberlere şöyle bir bakarsak en gaddar, en cani suçlar grup halinde yapılan suçlar.Onun için Tevbe suresi 119. ayet: Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.

Doğrularla beraber olmazsak

Zuhruf  suresi 36. ayet: Ve her kim Rahman’ın zikrine kör giderse biz ona bir şeytan sardırırız artık o, ona arkadaştır.

Şeytan arkadaşımız olur.

29. “Andolsun, Kur’an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Zaten şeytan insanı yardımcısız bırakıverir.”

Zikir Kur’andır.Dost edindikleri onu Kur’an’dan saptırıyor. Zikir olan Kur’an geldikten sonra beni şu saptırdı bu saptırdı demenin manası yoktur, bu mazeret değildir. Çünkü zikir ona gelmiştir.Ama o kendisine benzeyen  dostlarının sözünü tuttu. Zuhruf suresi 44. ayette ve muhakkak ki o hem senin için hem kavmin için bir şereftir ve ileride ondan sorguya çekileceksin, ayetini bilmeyerek dostlarının peşinde savrulup durdu. O dostları da bu kişi tam zikirle yani Kur’an’la tanışmak üzereyken başka bir kitabı, başka şeyleri tavsiye ederek onu yoldan çıkardı.

Kaf Suresi 45. ayet :O halde sen benim tehdidimden korkanlara bu Kur’an ile öğüt ver ayetini arkalarına atıp işte din budur diyerek kendi gruplarını,kendi kitaplarını,kendi inançlarını sunuveriyorlar ve allah yolundan saptırıyorlar. İnsanlara kulluk kitabı olarak Kur’anı  tavsiye edeceğiniz yerde başka şeyleri tavsiye ediyorsak, insanları saptırıyoruz demektir.

27, 28, 29.ayetleri tekrar bir okuyalım. Bu duruma düşmemek için  pişmanlığımızı dünyada yaşayalım. Bu ayetler sadece ahireti anlatmıyor, ahirette yaşanacaklar üzerine dünyadakilere şu mesajı veriyor:

– Peygamberin daveti olan Kur’ana  uymakta geç kalma.

– Allah’ın koyduğu ölçüler Kur’anda varken, o ölçüleri yok sayarak zikir yani Kur’an geldikten sonra sapanlardan olma.

-Dünyada dostum dediğin insanlara iyi bak  yoksa ahirette diyeceğin keşkelerin sana hiçbir faydası olmayacak, yalnız kalır da hiçbir yardımcı da bulamazsın diyor.

Özetlersek ahirette yaşayacağın her pişmanlığı dünyada yaşa ki çevreni iyi seç.

Şimdi gelecek ayet bunların yalnış yolda olmasının ana sebebini söyleyecek.

30. Peygamber dedi:Ey Rabbim muhakkak kavmim bu Kur’an’ı terk edilmiş kıldılar.

Mahşerde Kur’an’ın kıymetini bilmeyen insanların halini gören peygamberimiz derin ve üzüntü ile bu şikayetini dile getiriyor .Benim kavmim Kuran’ı  mehcur bıraktı diyor,terk edilmiş kıldı diyor. Üzülerek görüyoruz ki Müslümanların içinde mehcur bırakanlar var. Duvarlarda,raflarda terkedilmiş halde bırakanlar var Kur’an’ı.

-“Ama  Müslümanlar Kur’an’ın Allah kelamı olduğunu kabul eder, onun  yeterli ve gerekli olduğuna inanır.” diyorsan bunu inkar eden yok ki. Bunu söylemelerine rağmen Kur’anı hayatının rehberi yapmamaları var. Ayeti bir düşünelim. Peygamberimiz benim kavmim Kur’anı terk edilmiş kıldılar diyor.

Enfal suresi 24. ayet:Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.

Neml suresi 80-81. ayet:Şüphesiz sen ölülere duyuramazsın. Arkalarına dönüp kaçarlarken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin. Ancak âyetlerimize inanıp da müslüman olmuş olanlara duyurabilirsin.

Müddessir suresi 52. ayet:Hatta onlardan her bir kişi, kendisine açılmış sahifeler verilmesini istiyor.

Hac suresi 72. ayet:Kendilerine âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman, o kâfirlerin yüz ifadelerinden inkârlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar. De ki: “Şimdi size bu durumdan daha beterini haber vereyim mi: Ateş.. Allah, onu kâfirlere vaad etti. Ne kötü varış yeridir orası!”

Resul bize bir hayat kitabı bırakıyor fakat biz o kitapla ilişkimizi inanıyormuş gibi görünerek sürdürüyoruz,hayata uygulamıyoruz. O dönemde mekkeli müşrikler, inanmadığı Kur’an’ı arkaya atarken, bizler inandığımız Kur’an’ı arkaya atıp kadir kıymetini bilemedik,olması gereken en üst sıraya koymadık. Günümüzde ise Kuran’ı sadece Kur’an’a inanmayanlar terk etmedi, kendilerini Mümin sanan insanlar, kendini Müslüman zannedenler de  sorumluluğunu yerine getirmeyerek  terk etti. Kur’an’ın kapağını açmayanlar olduğu gibi , onun kapağını açtığı ve onun tahsilini,eğitimini yapar gibi göründüğü halde onu terk edip başkalarının sözleriyle fetva verip onu terk eden din alimleri var. Kur’an’ı bırakıpta   fetvaları dini görüş olarak ortaya atanlar var. Demek ki günümüzde Müslümanlar Kur’an’ı terk etmiş durumdadır.Artık Kur’an sadece mezarlarda,ölüler için  okunmakta, duvara bir süs eşyası gibi asılmaktadır. İçine bakıp Yüce Allah’ın nasıl bir mesaj verdiğine-Rabbim bana ne emrediyor diye bakan yoktur. İnanıyorum diyor elinin altında tutuyor, duvara asıyor, hayatına uygulamıyor. Çünkü suçlularla günahkarlarla, savaşacak gücü yok, kendisiyle de mücadele edecek gücü yok. Konforu daha önemli, rahatı önemli. Değil namaz, abdest almaya üşenen müslümanlar olduk,annelerimize huzur değil dert verenlerden olduk. Güzel sözü yabancılara,evdekilere de kötü sözü layık gördük. Müslümanların Kur’an’dan  kaçışı, hicret etmesi onu terk etmesi,yani uygulamaması bu ayet ile ifade edilmektedir.

Kendimize bir soralım.Kur’an benim için terk edilmiş bir kitap mı? Yaptıklarımı neye göre yapıyorum? Kur’an’a göre mi kafama göre mi? Hayatımıza  kelime olarak bana göreler yön vermeye başladıysa üzülerek söylüyorum ki Kur’an’ı terk etme belirtileri başlamış demektir, yani işin  Allah’a göresini öğreten Kur’an ölçüleri varken, sen o ölçülere -çağı geçmiş diyor veya demesen bile değer verme anlamında görmüyor ve unutuyorsan o ölçülerin yerine kendi bana görelerini koyarak yaşıyorsan sen ,ben veya başkası bunu kim yaparsa yapsın, Kur’an’ı terk etmiş demektir,bu ayette peygamberimizin şikayet ettiklerinden biri olmuş demektir. 

Kur’anda Allah’ın razı olduğu ölçüler var.Yani işin Allah’a göresi var. Her şeyi yaradan  Allah’ın razı olduğu ölçüleri barındıran Kur’an’ı terk etmek her yönüyle hayatın içinde ölçme aleti olan metreyi, tartma aleti olan teraziyi terk etmeye benzer ki insanların çoğunun bunları terk ettiğini hayal edelim..Böyle bir dünyada

– kumaş satan bir dükkana  gidelim. Bakıyoruz ki satıcı metreyi terk ettiği için, ölçme işinde kendini merkeze koyuyor ve her müşteriye: Bu kumaşın boyu bana göre şu kadar diyor.

-Manava gidiyoruz. O da teraziyi terk ediyor ve: Bu meyvenin ağırlığı bana göre şu kadar diyor.

Sözün özü, Allah’ın rızasına uyma  çaban varsa sen Kur’anı terk etmiyorsun, sen Kur’an ölçülerine uyarak yaşamaya gayret ediyorsun demektir. Hem Müslümanım diyor hem de aksini yapıyorsan Furkan suresinin 30. ayeti senin için uyarıdır.

Yasin Suresi 6. ayet: İşte bunlar Allah’ın ayetleri. sana  onları hak olarak okuyoruz. Artık Allah’ın ayetlerine inanmadıktan sonra hangi söze inanırlar?

Bu dünyada iman etmeyen bir insan olmak büyük bir talihsizlik. Ondan daha büyüğü var mı ?Hem iman etmek,hem de onun kıymetini bilmemek. Hem Müslüman olmak, hem de insanların Müslüman olmasının önünde kötü örnek olmak daha büyük bir talihsizliktir.Allah korusun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir