31. Ve işte böyle her peygamber için günahkarlardan bir düşman yaptık ve yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin kafidir.
Düşman olmak bir tercihtir. Ayette yaptık ifadesi geçiyor. Burada Allah, günahkarları peygamberlere düşman yapmıyor, çünkü insanın iradesi var, tercihi var. Tercihini Allahtan değilde, kötülükten yana kullanırsa peygamberin imtihanı haline gelir.
Bu ayeti önceki ayet ile ile birlikte okursak mesaj şu olur: Bu dünyada her şey zıttı ile var, gece varsa gündüz, yanlış varsa doğru, günah varsa sevap olduğu gibi, düşman varsa dost da olacak. Adem’i Kabil’siz, Hud’u Adsız, Salih’i Semudsuz, Musa’yı Firavunsuz yaratmayan Muhammedi de Ebu cehilsiz yaratmaz. Dünya imtihan yeridir. Zorluklarla karşılaştığımızda da Rabbim kafidir.
Kur’anı terk edenlerin, peygambere düşmanlıkları da, iman etmemek için buldukları bahaneleri de hiç bitmeyecek.
32. ve inkar eden kimseler – Kur’an ona bir defada ve toptan indirilseydi dedi. Onu gönlüne sabitleyelim diye tane tane okumakla onu tane tane okuttuk.
tedricilik: yavaş yavaş olgunlaştırmak.
İnkar eden kimseler Kur’an ona bir defa da ve toptan indirilseydi dediler. Bu soruyla uyandırılmak istenen şüphe şu: Kur’an Muhammed’in kendi uydurması, aklına geldikçe, önüne garklı durumlar çıktıkça hemen ona göre ayet söylüyor. Madem bu Kur’an Allah’ın sözü o zaman o söz toplu halde insin. Biz de kabul edelim, diyorlar. Ama Allah ayetin devamında onlara cevap olarak gönlüne sabitleyelim diye tane tane okuttuk diyor. Ayrıca Kur’an’ın nüzul sırası bir ders müfredatı gibi sırasıyla oluyor. Fıtratın yani yaratılışın yolu izleniyor. Şimdiki zamanda örnek: Uygulamalı dersle eğitim veren okullardır. Varsayalım bir doktor yetiştireceksiniz .iki şey yaparsınız.
-Bütün dersleri- olmaz ama olduğunu varsayalım- birden bir gecede öğretirsiniz. Sonra da -bu kişi doktorun bilmesi gereken her şeyi biliyor dersiniz.
-6 yıl tıp fakultesi ârtı 5 yıl uzmanlık okutursunuz. 11 yıl içinde görülecek bütün dersleri görür. Bu süre içinde bir doktorun edebileceği bütün tecrübeleri uygulama içinde yaşayarak, içine sindirerek, bir beceri ve kabiliyet haline getirerek öğretirsiniz. Sonra da- bu kişi bir beyin cerrahının bilmesi gereken her şeyi biliyor dersiniz.
Örnekte olduğu gibi anlamlarını içimize sindire sindire okumalıyız ki öğrenebilelim. Kötü alışkanlıkların terki zaman ister.Her şey bir anda olmaz. Bir anda ağaç çiçek açmaz,bir anda yaprak açmaz.
Ayetin son cümlesi ona ağır ağır okuduk yani Tertil üzere okuduk. Bu ayet bütün zamanlarda Kur’an okuyacaklara şunu söylüyor. Siz de bizim size indirdiğimiz gibi okuyun. Hayatın içinde, yaşayarak, hissederek, uygulayarak okuyun. Bu sebeple Kur’an’ı sürekli okumak zorundayız. Beraberliğimizi sürdürmeliyiz ki bu faydalar bizim için de söz konusu olsun. Gönlümüze yerleşsin.
33. Ve bir misal ile sana gelmezler ancak hakkı ve daha güzelini açıklayarak sana getirdik.
Çeliği yapan makineyi daha iyi bilir. Seni zora sokmak için, onların sana getirdiği hiçbir konu, soru yoktur ki bir misal ile sana gelmezler ancak hakkı ve daha güzelini açıklayarak sana getirdik buyuruyor Rabbimiz. Onun için Kur’andan daha güzel örnek olmayacağı için insanlara Kur’andaki örnekleri vermeliyiz. Ancak Kur’an ile uyarabiliriz.
Bu ayetin mesajı nedir?
Kıyamete kadar gelecek hiç bir soru yok ki İslam dininde onun cevabı olmasın.
Maide suresi 3.ayet:İşte bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçtim.
Şura suresi 52-53. ayetler:İşte sana da, emrimizle, bir ruh (kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah’ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah’a döner.
Allah’ın tamamladım dediği dinde, bize seçtiği İslam dininde bir eksiklik yoktur. Her şeyin cevabı vardır.
34. O kimseler ki cehenneme yüzleri üstü toplanacaklar. İşte onlar yer olarak daha fenadır ve yol olarak daha sapıktır.
En şiddetli muhalefeti yaptıkları için, sana düşmanlık yapanların hepsinin sonu aynı olacak.
Surenin ilk ayetlerinden biri Peygamberimize iftiralar atan, sürekli yalan ve bahaneler üreten, ayaklarına kadar gelmiş olan doğru yoldan sapan bir topluluğu ahirette bekleyen sondan bahsediyor. Mekke müşrikleri gibi yapanların sonunu göstererek şu mesajı veriyor: Dünyada olmasa bile ahirette ebedi bir helak yaşamak istemiyorsanız Kur’an’ın ve Hz Muhammed’in kıymetini bilin diyor. Allah’ın yolunda olun diyor.
35.ve elbette muhakkak Musa’ya verdik. Ve kardeşi Harun’u onunla vezir kıldık.
Musa peygamber medyenden ailesi ile birlikte Mısır’a dönerken yolda, Rabbimiz kendisine ilk vahyine ulaştırdığı zaman,Musa Allah’a yalvarıp- Ya Rabbi ben çok yalnızım. Bana ehlinden bir yardımcı ver dedikten sonra bizzat kardeşi Harun’u isteyerek, onu bana destek kıl demişti. Rabbimiz de onun duasını kabul etti. Kardeşin Harun sana yardımcı verildi buyurdu, gerçekten güzel bir kardeş, güzel bir vezir, güzel bir yardımcı. Kasas Suresi 33. ayet:De ki ey Rabbim. Ben onlardan bir adam öldürdüm. Korkarım beni hemen öldürürler. 34. Biraderim Harun ise lisanca benden daha düzgün konuşur. Beni tasdik eden bir yardımcı olmak üzere beraberinde ona da Risalet ver. Doğrusu ben beni yalanlarlar diye korkarım. 35. Allah buyurdu ki kardeşinle bileğine kuvvet vereceğiz ve sizin için bir saltanat kuracağız da size erişemeyecekler. Ayetlerimiz hakkı için size tabi olanlar galip geleceksiniz.
Rabbimizin bize kitabında anlattığına göre,Musa peygamberin, firavun ve toplumuyla olan mücadelesinde onu hep Musa’nın yani başında görüyoruz. Bizler de hep birbirimize, kardeşlerimize güzel kardeşler olalım, mal-mülk menfaat, dedikoduları bir kenara bırakıp onları arayalım, ilgilenelim. Onları hayatımızda isteyelim. Kardeşlerimize Allah’ın emirlerine uyma konusunda, Allah’ın düşmanlarıyla mücadelesi konusunda, yeryüzünde İslam dininin yaşanması konusunda hep yardımcı olalım. Kardeşlerimize karlı, güzel kardeşler olup, cennetine sebep olan cehennem yollarına barikatlar koyan bir kardeş olalım.
36. Hemen ikiniz ayetlerimizi yalanlayan o kimselerin kavmine gidin, dedik. Sonuçta helak ederek onları yerle bir ettik.
Allah ilk önce Hz. Musa ve Harun’u seçiyor. Sonra ayetleri yalanlayan kavme gidin diyor.Hz. Musa ve Harun Peygamber hemen firavuna ve kavmine gidiyor.Burada bir hazırlık süreci var mı? Yok. Musa’nın acelesi: Ta-ha suresi 83-84-85. ayetler: (Mûsâ, Tûr’a varınca): “Seni, acele ile kavminden uzaklaştıran nedir, ey Mûsâ?” (dedik.)Mûsâ, şöyle dedi: “Onlar, işte onlar hemen arkamdalar. Rabbim! Sen hoşnut olasın diye, acele ederek sana geldim.”Allah, “Şüphesiz, biz senden sonra halkını sınadık; Sâmirî onları saptırdı” dedi.
Bizler o zaman da olsaydık,şu kursa gideyim, şunu yapayım, ilmimi arttırayım, çocukları evlendireyim şu işleri bitireyim derdik.Müddessir suresi 2. ayet:Kalk da uyar.
Peygamberler Allah emretti diyor ve hemen yapılması gerekeni yapıyorlar.Musa Peygamber’in kardeşiyle bu yolculuğunu Araf suresinde geniş olarak anlatıldığı için oradan okuyup anlayabilirsiniz. Sadece bu iki ayette bile Musa peygamberden ve Harun peygamberden kısa bir hatırlatma var. Bir tarafta çok güçlü olan firavun ve kavmi, bir tarafta Allah yolunda iki insan.Demek ki sayılar önemli değil .Allah yanında ise dünyaya galip gelirsin.
Peygamberin henüz gitmediği kavim için Kur’anın ayetleri yalanlıyor demesi biraz kafanızı karıştırmış olabilir. Aslında o kavmin insanlara zulmetmekle,kötülük yapmakla yalanladıklarını anlıyoruz. Bu tarz kötü davranışlarda tabii ki ayetleri yalanlamaktır.
Allahu Teala, bir kavmi bize daha iyi anlamamız için örnek verecek.
37. ve Nuh kavmi ne zaman ki resullerini yalanladılar onları suda boğduk. İnsanlar için bir ibret kıldık ve zalimler için acıklı bir azap hazırladık.
Nuh’un kavmi peygamberleri yalanladığı zaman onları boğduk. Buradaki peygamberler ifadesi çoğul olduğu için Nuh kavminin birden fazla peygamberi yalanladığını anlıyoruz..Bunlar da bizim için bir ibret bir ders olarak vardır.
Kur’anın üslubu:Bir peygamberi anarak bütün peygamberleri söyler.
38.Ad’ı ve Semudu ve Ress halkını ve bunun arasında birçok nesillere de.
Ress halkı :Yemame civarında olup kuyunun etrafında yaşayan bir halktır. Peygamberi kuyuya atıp üstünü kapattılar.
Tüm bu kavimlerin hepsi inkarda ısrar etmeleri sebebiyle helak oluyor.
39.Bunların her birine misaller getirdik, (öğüt almadıkları için) hepsini kırıp geçirdik.
Peygamberimiz bunları Mekkelilere anlatıyordu. Mekkeliler, Şam’a giderken Lut kavminin şehir kalıntılarını görüyorlardı. Şimdi ayetler bize ondan bahsedecek.
40.ve elbette muhakkak belde üzerine vardılar. Öyle bir belde ki kötülük yağmuruna tutuldu artık onu görüyor olmadılar mıydı? Doğrusu dirilmeyi arzu etmiyor oldular.
Onlar dediği Kur’an’ın muhatapları yani Kur’anı terk edilmiş bırakanlara bunu Rabbimiz diyor. O yok olan şehirleri görüyor olmalıydınız diye. Felaket yağmuru yağdırdığımız şehir demiyor yağdırılmış diyor. Allah buradaki felaketi kendi üzerine almıyor fark ettiniz mi? – Ben bu kavimleri felaket yağmuruna tuttum, onları helak ettim, demiyor. Felaket yağmuru yağdırılmış şehri görmediler mi? diyor. Zaten yalanlayan kendi sonunu hazırlar. Kendi kendini felaketlere uğtratır ya onun için felaket yağmuruna tutuldu diye ifade ediyor.
Mekkeliler, ticaret yolları üzerinden giderken,yani Mekkeden Şam’a giderken Lut kavminin şehir kalıntılarını ve diğer kalıntıları görmediler mi? Burada Kur’an’da anlatılan ve bir doğal afetle toplu olarak helak olan tüm Kavimler Mekkeliler tarafından biliniyor, bunu anlıyoruz. Semudu biliyorlar, Firavunu, Ad kavmini, Ress asabını hepsini biliyorlar. Bundan bu anlaşılıyor. Bilmedikleri bir kavmin yok olmasından Kur’an bahsetmiyor. Bu kavimlerin kalıntıları hala günümüze kadar ulaşmış,bunları biz bile görmekteyiz. Burada çok büyük bir medeniyet vardı. Bu medeniyet yok oldu gitti. Peki Rabbimiz sürekli bunları neden hatırlatıyor? Öncelikle amaç detaylı tarih bilgisi vermek değil, tarih dersi değil. Geçmiş bir kavmi örnek vererek, dünyadaki hiçbir medeniyetin, topluluğun sürekli kalmadığını, hesap günü denen mecburi sona doğru ilerlediklerini, ilk Kur’an ile muhatap olanların bildiği o küçük yerlerden örnekler vererek anlatıyor. Önce de olsa sonra da olsa ölüm sizi gelip bulacak diyor. Tarih bunun şahididir diyor. Bunları düşünmeliyiz.
Allah,bizlere gönderdiği Kur’anda, dünya hayatının faniliğini, geçip giden kavimler üzerinden sürekli bize hatırlatmaktadır. Yani biz o kavimleri helak ettik, berbat hale getirdik, yok ettik değil. O kavimler sizden güçlü ama zaman içerisinde emaneti bırakıp gittiler,mülkün ebedi sahibi olamadılar. Asıl verilmek istenen mesaj bu. Yoksa ben onları sinek gibi ezdim değil. Rabbimiz zaten rahman ve rahimdir.
Merhametin kaynağıdır. O, sadece bizim de günah yükleri üzerimizde bu dünyadan gitmemizi istemiyor, hayatı ölümü ciddiye almamızı istiyor ki, ayetin devamı onlar dirilmeyi arzu etmiyorlar diye bitiyor.Bize düşen Enam suresindeki gibilerden olmamak. Enam suresi 29. ayet:Yine dönüp hayat ancak dünya hayatımızdan ibaret, biz bir daha diriltilecek değiliz diyecekler.
Enam suresi 162.ayet:Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”
Ölümü ciddiye almayanların bir karakter özelliği de ayetler ile dalga geçtikleri gibi, peygamberlerle de de dalga geçmeleridir. Bunu 41. ayette okuyoruz.
41. ve seni gördükleri vakit seni ancak eğlence ediniyorlar.Allah’ın peygamber olarak gönderdi o kimse bu mu?
Helak olmuş şehirlerden ibret almadıkları için her seferinde peygamberleri gördükleri vakit, peygamberlerin dediklerini ciddiye alınmayacak söz yani eğlence, şaka olarak görüp makaraya alıyorlar. Kasıla kasıla Allah’ın peygamber olarak gönderdiği o kimse bu mu? diye eğleniyorlar. Peygamberleri küçümsüyorlar. Peygamber olsa olsa bu iki şehirden büyük godomanlar,zenginler olmalıydı dediler. Zuhruf suresi 31. ayet: Yine onlar bu Kur’an şu iki şehirden bir büyük adama indirilmeli değil miydi dediler.
Bu tepkileri normal hayatta da görürüz.
Asıl sorun bunların ayetlerle,gerçeklerle, ölümle sürekli dalga geçmeye meyillerinin olması. Neden böyleler? Bu gerçekler onlara ağır geliyor, bunu ancak alayla hafifletmeye çalışıyorlar.Böylece inkarlarını kolaylaştırıyorlar. Burada da aynen böyle. Allah bula bula bu beşeri mi buldu? Hiçbir özelliği yok, diyorlar. Az düşünseler Allah yaşadıkları hayattan örnekler veriyor? Şehirleri görmüyor musunuz? diye. Onlar o, gördükleri örneklere, itiraz edemedikleri için bu sefer Resul ile alay etmeye başlıyorlar. O ayetleri getirene yöneliyorlar. Bu ayet Kur’anı terketmeyene,Kur’anı terkedenin bakışının farklı olacağını, bu farklı bakışın zamanla şiddetlenip alay etmeye varacağını anlatmaktadır.
Bir zamanlar Güvenilir Muhammed, Muhammedül Emin dedikleri kişi, peygamber olarak görevlendirilip Allah inancını onlara tebliğ edince, onu alaya almaya başladılar, hatta deli dediler.
Hicr Suresi 6. ayet:Bir de ey o kendisine kitap indirilmiş olan Muhammed mutlaka sen delisin dediler.
Müşriklerin kibirli sözleri 42. ayette devam ediyor.
42. Neredeyse Bizim üzerlerine sebat etmemiz olmasaydı,elbette ilahlarımızdan bizi saptıracak? ve ileride azabı gördükleri zaman yolca daha sapık kimdir biliyorlar.
Bu peygamber, çok tehlikeli tatlı diline, masum görüntüsüne aldanmayın neredeyse bizim üzerlerine sıkıca sarılmanız, sebat etmemiz olmasaydı elbette ilahlarımızdan bizi saptıracak? diyorlar. Onlar böyle diyorlar ama ileride azabı gördükleri zaman yolca daha sapık kimdir bilecekler diyor. Bu ayet, Peygamberin getirdiği ayetlerin ne kadar etkili olduğunu da ifade etmektedir. Onların bu sözleri, peygamberin tebliğ görevini yani ayetleri anlatma görevini hakkıyla yerine getirdiğine delil teşkil etmektedir.
Buradaki sabır olumlu bir sabır değil inatlaşmaktır. Ataların dininde sürekli inat etmek. Babam, dedem böyle yaptı Kur’an ne derse desin,peygamber ne derse desin farketmez. Ben atalarımın yaptığını yaparım demek, bu sabır değil inat etmektir. Yani bilgiye dayanmayan,kuru bir inattır.
Bizler o yüzden,geçmişten öğrendiklerinizi bir kenara bırakarak yeni öğrendiklerimize açık olmamız lazım yoksa bunların düştüğü hataya düşeriz. Burada güçle gelen küstahlığın yanında şımarıklığı ve haddi aşmayı da görüyoruz. Ayetteki ifadeden şunu anlıyoruz:
– Bu şehirde güçlü olan biziz. O yüzden kimin doğru, kimin yanlış yolda olup saptığına da biz karar veririz. Eğer bu gelişmelere direnmeyip seyirci kalsaydık, kendisi saptığı gibi bizi de saptıracaktı, diyorlar. Günümüzde müslüman olupta bugün ayetle hadisle yaşamak mümkün değildir diyenler gibi.
İşte kibir böyle bir şey. Hem sapacaksın, hem saptığının farkında olmayacaksın, hem de dünyanın en doğru insanına bizi saptırmak istiyor iftirasını atacaksın. Mekke’de olan buydu.Bunun sebebini gelecek ayetlerde cevap veriyor.
43. Kötü duygusunu ilah edinen o kimseyi gördün mü? Sen mi ona vekil olacaksın?
Kötü duygusunu ilah edinen insan bence, bana göre diyen insandır. Yarattıkları bir şey var mı bu insanların, yaratıcı özellikleri var mı? Kendilerini yaratabilmişler mi, rızık verebiliyorlar mı, doyurdukları birileri var mı? Göklerde ve yerde ortaklıkları falan var mı? Niye böyle kendilerini Allah yerine koymaya çalışıyorlar. Bu insanlar, Allah varken neden bence,bana göre der?Zümer suresi 41. ayette hak olan kitap gelmesine rağmen neden böyle davranırlar?
Zümer Suresi 41. ayet:Resulüm Şüphesiz biz bu kitabı sana insanlar için hak olmak üzere indirdik. Artık kim doğruyu dost seçerse bu kendi lehinedir kimde saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.
Allah kitabı hak olarak göndermişken bunlara ne oluyor? İnkar etmiş olmuyorlar mı? Şöyle ki : İnsanın içindeki karar mekanizmaların başında yönetici olarak akıl vardır.Bu akıl, kötülük yönünde meyil ettiğinde :
– Bu meyile aşağıların aşağısına inmek dersek, inişin başında günaha girme vardır.
– devamında günaha alışma ve vazgeçememe vardır.
-devamında günahın günah olmadığını kabul vardır.
– devamında günaha günah diyen ayetleri inkar vardır.
-devamında günahı normal görme, başkalarını da o günaha davet ve teşvik vardır.
Bu sürecin sonunda gelinen nokta da artık heva ilah olmuştur. Allah’ın emirleri, arkalara atılmıştır. Bir Müslüman olarak kendimize bakarsak kendimizi gayet iyi biliriz. Sözde ilahların en büyüğü: Geçmişten günümüze insanların taptığı sözde ilahlarını bir listesi yapılsa ve binlerce ilahının yer aldığı bu listede en büyük ilah hangisidir?diye sorulsa şu soru üzerinden gidilir. Bunların ilah olmasına, bunlara ilahlık payı verilmesine kim karar verdi? Cevap insan olacak, insanın içindeki hevası olacak.Hatta bu hevası namazı bile bıraktırır.
Haşr suresi 9. ayet:Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Meryem suresi 59. ayet: Sonra arkalarınan bozuk bir topluluk geldi namazı bıraktılar ve şehvetleri ardına düştüler. Bunlar da sapıklıklarının cezasına çekecekler.
Ayette sen onlara vekil değilsin dedi. Yani onları memnun edecek değilsin, onlar adına karar verecek değilsin zaten onlar seni de dinleyecek değiller. Senin uyarını işitirler onlar üzerinde düşünürler mi sanıyorsun. Hayvan bile sahibini tanır ama onlar sahibi olan Allah’ı bile tanımayarak hayvanlardan aşağı seviyeye düşüyorlar.
44. Yoksa onların çoğu gerçekten işitirler veya akıl erdirirler mi sanıyorsun? Onlar ancak hayvanlar gibidir. Hatta yol bakımından onlar daha sapıktır.
İnsan Allah’ı bilmiyorsa hayvandan aşağıdır. Köpeğin haline de benzerler.
Araf Suresi 175. ayet: Onlara o adamın haberini oku ki ona ayetlerimizi sunmuştuk da o onlardan sıyrıldı çıktı derken onu şeytan arkasına taktı da sapıklardan oldu. 176.Eğer dileseydik biz onu ayetlerle yükseltirdik fakat o yere saplandı ve arzularının ardına düştü Artık onun hali köpeğin haline benzer üzerine gitsen diline salar solur bıraksan yine diline salar solur. Bu işte ayetlerimizi yalanlayan kavmin durumu gerçek haberleri kendilerine bir anlat gerekir ki düşünürler.
Zevk peşindedir.
Muhammed Suresi 12. ayet: Muhakkak ki Allah iman edip Salih ameller işleyenlere altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İnkar edenler ise zevk etmeye bakarlar ve hayvanlar gibi yerler, içerler. Halbuki ateş gidecekleri yerdir onların.
Bu ayette nefsini ilah edinen insan vardı ve bu yaptığı kendisini hayvanlardan aşağı seviye düşürmüştü. Böyle olan insan akıl nimetini kullanmayarak, düşünmeyerek Allah’ın yarattıklarına bakmayarak Allah’ı göremez. Allah’ın varlığına şahit olan gölgeyi bile göremez.Ama Rabbimiz düşünmemiz ve akıl etmemiz için şimdi sıralıyor.
45. Senin Rabbine bakmadın mı? Gölgeyi nasıl uzattı ve eğer dileseydi elbette onu sakin kılardı sonra güneşi ona delil kıldık.
Rabbine bakmadın mı derken de Onun Rabbinin eserlerine diye uyarıyor. Hani bizde bir şeyler ararken rafa bakmadın mı? deriz. Bunu derken aslında rafa bakmasını isteriz ya aynı öyle. Rabbimiz eserlerine bakmamızı istiyor.Dünyanın kendi etrafında dönmesine bağlı olarak. Gölgeyi nasıl uzattı bak diyor.
Güneşi ve gölgeyi birbirine delil kıldık derken de insanın fani ömrüne delil kıldık manasında olabilir. Sabah uzun görünen gölgeyi, öğlen yavaş yavaş çekip alırız. İnsanı da vakti geldiğinde dünyadan çekip alırız manasında olabilir. Brada ölümü hatırlatıyor bakabilene. Bizler mezarlıkları görmemek için mezarlığa yakın olmayan ev aradık, annemiz, babamız, evladımız öldü iki gün sonra unuttuk, ölümden bahsedene:- Kafayı mı yedin dedik. Değil gölgeye bakıp ölümü hatırlamak isteyeceğiz.Bu kafayla zor hatırlarız. Ahiret günü de elimiz bomboş Rabbimizin karşısında boynumuzu büküp dururuz. Lütfen ayetleri hayatımızda görelim. İşte o zaman bizler önümü hatırlayanlardan ve ölüm sonrası için bir şeyler biriktirenlerden oluruz.
46. Sonra Bize azar azar tutmakla onu tuttuk.
Bu ayette azar azar uzayan ve kısalan gölgenin bir mesajı var.
-Ey insan ben de faniyim, sen de fanisin. Benim için her gün bu dünyaya gelip gittiğim gibi sen de geldiğin bu dünyadan bir gün gideceksin. Benim görevlerimden biri de bu gerçeği insanlara hatırlatmak. Beni gör ve bu gerçeği unutmadan yaşa diyor.
Gece bize ne mesaj veriyor?
47. ve Allah ki geceyi size bir elbise ve uykuyu dinlenme yaptı ve gündüzü dağılma zamanı yaptı.
Geceyi üzerimizi örten, gündüzün güneşinin insanı yoran ışınlarından sizi koruyacak, dinlendirecek bir örtü, elbise yaptık. Gündüzü dağılma zamanı derken de çalışma zamanı, dirilme,hareketlilik yaptık, diyor Rabbimiz. Gündüz hayata, gece ölüme, sabah dirilişe çağrıdır. Aklı olan gündüzde,gecede,sabahta hayatı, ölümü ve dirilişi görür, ders alır.Bir gün ben de öleceğim der ona göre Rabbine sunacak iyilikler biriktirir. Allah her şeyi bize hizmet etmesi için verdi. Güneşi ve ayı da bize hizmetçi olarak verdi. İbrahim suresi 33. ayet:ve sizin için birbiri ardınca güneşi ve ayı hizmetçi kıldı. Yine sizin için geceyi ve gündüzü hizmetçi kıldı. Bunları veren Allah bizden kulluk bekler.
Müzzemmil suresi 1 -8. ayetler:Ey örtünüp bürünen (Peygamber)!Kalk, birazı hariç olmak üzere geceyi; yarısını ibadetle geçir. Yahut bundan biraz eksilt.Yahut buna biraz ekle. Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku.Şüphesiz biz sana (sorumluluğu) ağır bir söz vahyedeceğiz.Şüphesiz gece ibadetinin etkisi daha fazla, (bu ibadetteki) sözler (Kur’an ve dua okuyuşlar) ise daha düzgün ve açıktır.Çünkü gündüzün sana uzun bir meşguliyet vardır.Rabbinin adını an ve bütün benliğinle O’na yönel.
Gündüz de bu öğrendiklerimizi hayatımıza uygulamalıyız.
48. O Allah ki müjdeci rüzgarları rahmetinin önünde gönderdi ve gökten tertemiz bir su indirdik.
O Allah ki müjdeci tüzgarları rahmetinin önünde gönderdi ve böyle sebep sonuç ilişkisi içinde, gökten tertemiz bir su indirdik diyor.Rabbimiz ölü bir beldeyi diriltmek yani yeşertmek için su indiriyor.
49.Onunla ölü bir beldeyi diriltmek için ve onunla yarattığı o şeylerden birçok sürüleri ve insan kümelerini sulayalım diye.
Az önceki ayette çöl ikliminin hakim olduğu bir bölgede yaşayan mekke halkı için gölge nimetine dikkat çekilmişti. Onu takip ayetlerde gece, uyku ve gündüz nimetlerine dikkat çekildi. Arkasından rüzgar, bulut, yağmur ve suya …Buradaki Tefekkür yani düşünme sorusu şu: Rüzgar esmese, sular buharlaşmasa, bulut oluşmasa, yağmur yağmasa, insanlar hem kendilerini, hem hayvanları, hem tarım için su bulamasaydı ne olurdu? Bu soruları düşünememek Mülk suresinin 10. ayetinde şöyle sonuçlanıyor.:Mülk Suresi 10. ayet: Yine şöyle derler: “Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık.”
Düşünme ne kadar önemli değil mi? Ah bu düşünmeyi bir yapabilseydi insanlar gölgenin, suyun, bir otun bile Allah’ın varlığına şahit olduğunu görürdü. Kuru toprak bile Allah’ın varlığına şahit bilirdi.Fussilet suresi 39.ayet: Senin yeryüzünü kupkuru görmen de Allah’ın ayetlerindendir.
Su, ölü yeryüzünü yeşertir. Bizim de ölmüş kalbimizi yeşerten nedir?Enfal suresi 24. ayet:Ey iman edenler! Sizi kendinize hayat verecek şeylere davet ettiği zaman Resulü ile Allah’a icabet edin ve bilin ki Muhakkak ki Allah kişiyle kalbinin arasına girer ve siz hep Ona döndürüleceksiniz.
Bize hayat verecek olan Kur’ana uymalıyız.
50. Andolsun, biz bunu insanlar arasında, düşünüp ibret alsınlar diye tekrar tekrar açıkladık. Fakat insanların çoğu nankörlükte direttiler.
Rabbimiz yağmuru, geceyi, gündüzü, gölgeyi sürekli çevirip duruyor, bizim düşünmemizi istiyor. Fatır suresi 9.ayet:Allah, rüzgârları gönderendir. Onlar da bulutları hareket ettirir. Biz de bulutları ölü bir toprağa sürer ve onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltiriz. İşte ölümden sonra diriliş de böyledir.
Ayete göre bunları tefekkür etmeyenler yani düşünmeyenler nankör olurmuş. Tefekkür etmek parçaları birleştirip büyük resimi görebilmektir. Allah’ın yarattıklarına bakıp, Allah’ı görebilmektir.
Ayette insanların çoğunun nankör olması, bizimde onlara benzemenizin gerekçesi olmasın. Bir şeyin doğruluğunda ölçümüz asla çoğunluk olmasın. Ölçümüz hakkı, hukuku, doğruluğu, içine alan adalet olsun.Allah’ın emirleri olsun.Yoksa çoğunluğa uymak genellikle bizi Allah’a karşı nankör eder. Durum böyle olunca Allah’ın yeryüzündeki ve gökyüzündeki ayetlerini düşünmeyenler çoğunlukta olduğu için Allahu Teala merhametinden dolayı her yere uyarıcı göndermiştir.
51.Eğer dileseydik her ülkeye bir uyarıcı gönderirdik.
Her toplumun içerisinde uyarıcı var. Buradaki uyarı maddi felaketlerle alakalı. 48. ayette müjdeden, buradaysa uyarıdan bahsediliyor.Yağmur müjde, burada uyarı oluyor.
52. O halde kafirlere itaat etme ve onlara büyük bir cihat ile cihat et.
Savaş kavramı Kur’an’da iki kelimeyle karşımıza çıkar. Kıtal savaşta öldürmek demektir, cihat ise savaşta yaşatmak demektir. Burada cihat kavramı olduğu için bunu öldürmek olarak kesinlikle anlayamayız.İslam dininde cihat kelimesini bir meyve örneği ile açıklayalım. Bir meyvenin güzel bir meyve olma mücadelesi, çekirdekten başlar. Çekirdekten meyveye kadar geçen bütün süreçler cihadın etaplarıdır. Bu etapların Hakkı verilmediğinde güzel bir meyve ortaya çıkmayacaktır. Aynen bunun gibi Müslüman’ın cihadında hedef: Güzel ahlak sahibi iyi insan olmaktır. Bu insanın en büyük özelliği, kendini terbiye ederek, istek ve arzularına hakim olarak, merhamet ve adaleti en büyük özelliği yaparak, her durumda kendini Allah’ın razı olduğu çizgide tutabilmesidir. Kur’anda güzel öğütle ve en güzel şekilde mücadele et emri vardır. Nahl suresi 125. ayet:Ey Resulüm Rabbimin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve o hidayete erenleri de çok iyi bilir.
Zümer suresi 44. ayet:De ki bütün şefaat Allah’ındır göklerin ve yerin mülkü Onundur sonra Ona döndürüleceksiniz.
53. ve O Allah ki bu tatlı susuzluğu gideren şu tuzlu acı olan iki denizi saldı.Ve açılmayan bir sınır ve engel aralarına kıldı.
Bu ayet Kur’an’ın – ben bir şey söyleyeyim ama siz ondan çok şeyler anlayın,
dediği türden ayetler. Ayette zıtlar denizi var.Biri tuzlu diğeri acı iki tane deniz. İman denizi tatlı inkar denizi acı.Tatlı olan su iman edenleri,tuzlu olan ise kötü olanları temsil etmektedir. Yukarıda 50. ayette İnsanların çoğunun düşünmeyen olup nankör olduğunu görmüştük. Dünyada inkarın imandan çok olması, tuzlu suyun, tatlı sudan çok olmasıyla benzeşiyor. Dünya üzerindeki toplam su miktarının yaklaşık %97’si deniz ve okyanus sularından oluşur. Geri kalan yüzde üçlük kısım ise tatlı su kaynaklarıdır. Göller, nehirler, yeraltı suları gibi.. Evet, bu dünyada tuzlu suyun tatlı sudan fazla olması gibi, inkar edenler de iman edenlerden fazla olacak.Onun için kötü insanları gördüğünde çok da şaşırma. Tuzlu su nasıl fazla ise,dünyada kötü insanlar da fazla olacaktır. İyi insan ve kötü insan bir aradadır bunu bil ve kabullen. Sen hangi susun ona bak.
Bu ayete baktığımızda kesinlikle Kur’an insan sözü olamaz Allah’ın sözüdür diyebiliriz. 600 lü yıllarda hiç bir insan dünyadaki bazı denizlerin yüzey gerilim yasası ile birbirine karışmadığını bilemez. Yüzey gerilimi nedir?: Bir sıvının yüzeyinin, sıvının içindeki moleküllerin birbirine uyguladığı çekme kuvvetidir. Bu kuvvet sıvının yüzeyini bir zarla kaplıyor ve sıvının diğer sıvılarla karışmasını zorlaştırıyor. O dönemde bunu bilemezlerdi.Bu ayet, Kur’an’ın insan sözü olmayacağına Kur’an’ın sadece ve sadece Allah’ın kelamı olduğuna şahitlik ediyor.
ARALARINDAKİ PERDE İMANDIR.GÖZLE GÖRÜLMEZ İMAN PERDESİ
54. O, sudan bir insan yaratıp ondan soy sop ve hısımlık meydana getirendir. Rabbin, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
İnsanın sudan üreyip çoğalması ,oğullar kızlar meydana getirmesi o erkek ve kadının birbirleriyle evlenmesi iki ayrı sudan meydana gelen iki ayrı insanın birlikte bir hayat sürmeleri,karı kocanın akrabaları arasındaki sıhriyet bağları yani evlilik bağları işte dede,nene ana baba oğul kız torunlar olarak devam eden nesillerle bir hayat. Hayatın bir sudan, Allah’ın emriyle devam edip gitmesine şahit oluyoruz. Enbiya suresinde bunu görüyoruz.Enbiya suresi 30.aye:Ya o inkar edenler görmediler mi ki göklerde yer bitişik idiler de biz onları ayırdık. Hayatı olan her şeyi sudan yaptık hala inanmıyorlar mı?
Ama insan nasılsa Rabbinin emirlerine düşman kesildi.Nahl suresi 4.ayet: İnsanı bir damla sudan yarattı Bir de bakarsın o apaçık bir düşman kesilmiştir.
Bakın önceki ayette iki deniz var ,biri tuzlu acı bir işe yaramıyor, diğeri tatlı, insanlara hayat veriyor. Devamında sudan insanı yaratan odur, diyor. İnsanların yapıları da su gibidir. İster tatlı su olup faydalı biri olursunuz insanlara, isterseniz hiçbir işe yaramayan acı bir suya dönüşürsünüz. Unutmayalım ki Rabbim, bu ikisini bir etmez, görmediğiniz bir engelle bu ikisini birbirinden ayırır. Hakla batılı ,günahkarla mahsumu kesinlikle Rabbimiz bir tutmaz, ayırır. Bu süreçte -ne yapayım annem kötüydü,dedem kötüydü,çevrem kötüydü deyip ahlaksız, acı su gibi biri olmaya sebep aramayalım.. Olumsuz bir özellik anne babadan gelmiş olabilir, yani bizim yapmamız gereken bu olumsuz özellikleri düzeltmektir. Bizim imtihanımız da bu. Zira insanı çevresine faydalı hale getiren, tatlı su haline getiren iman, babadan ve anadan elde edilen miras veya soya çekim değildir.İmandır. İman öyle bir değerdir ki ,kişinin kendi emeği ve gayretiyle elde edilir. O açıdan çevredekilerin doğrularını sorgulamadan gerçek iman edemeyiz.
55. Allah’ın yanında fayda ve zarar vermeyen o şeylere tapıyorlar ve kafir Rabb’inin üzerine yardımcı oldu.
Kainatta böyle sayısız Allah’ın varlığının delillerine rağmen inkarda ısrar edenler, Allah’ın yanında fayda ve zarar vermeyen o şeylere tapıyorlar. Neden? Babalarından, atalarından görmüşler. Onlarda gördüğü herşeyi doğru zannediyorlar. Şirk inancı budur. Örnek veriyorum:Bu kadar alim yaptı ise boşa yapmadı ben de o davranışı yapayım, bu kadar insan yaptı ben de yapayım,onların yolundan bende gideyim diyerek hakikatin üstünü örten olmuştur.Bunu bilerek yada bilmeyerek yapanlar olmuştur.Bir başka nedeni de onlardan şefaat isteği yani yardım isteği:Yunus suresi 18. ayet: Allah’ı bırakıyorlar da kendilerine ne zarar ne fayda veremeyecek şeylere tapıyorlar. Ve onlar bizim Allah yanında şefaatçilerimizdir diyorlar. De ki siz Allah’a göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber vereceksiniz. Haşa O onların isnad ettikleri ortaklıklardan uzak yüksek ve çok yücedir.
Peygamberimiz buna ne demiş?Ayette görelim.
Araf Suresi 188. ayet: De ki ben kendi kendime Allah’ın dilediğinden başka ne bir menfaat elde etmeye ne de bir zararı önlemeye Malik değilim. Eğer ben bütün gaybı bilseydim daha fazla Hayır yapardım ve kötülük denilen şey yanıma uğramazdı. Ben iman edecek bir kavme müjde veren ve uyaran bir peygamberden başka biri değilim. Peygamberler bile bunu demişken herhangi birisi nasıl yardım edebilir ki?
Peki peygamberlerin görevi nedir?
56.Ve seni ancak bir uyarıcı ve müjdeci gönderdik.
Bu ayetten çok var ama hiç şefaatçi gönderdik demiyor.Uyarıcı ve müjdeci olarak gönderdik diyor. Peygamberin görevi herkesi dindar yapma, onlara din dayatma, cehennemden kurtarıp cennete koyma, onlara hidayet verme veya şefaat etme yetkisi sorumluluğu, mecburiyeti değildir. Onun görevi yalnızca müjdelemek ve uyarmaktır. Böyle olacak ki özgürlük ortamı olsun. İnsanlar sadece Allah rızası için dini seçsin veya seçmesin.
57. De ki: “Ben buna karşılık sizden dileyen kimsenin, Rabbine giden yolu tutmasından başka herhangi bir ücret istemiyorum.”
Kim Rabbinin yoluna girmeyi dilerse, kim Rabbine kulluğa yönelerse işte benim istediğim şey budur. Ben sadece bunu bekliyorum,ne güzel bir istektir ,ne güzel bir tavır insanlığa rahmet olacak, insanlığa en büyük ikram olacak ,onların kurtuluşu için bir ömür çırpınacak ama onlardan hiçbir beklentisi olmayacak. Biz de çevremize karşı böyle olmalıyız. Bizim de sadece hedefimiz insanların kurtuluşu olsun ki yaptığımız dini hizmetlerin karşılığında insanlardan beklentimiz olmasın. İşte Peygamberimizin örnekliği budur. Peygamberimizin bu isteğini istemek, bütün o isteğe ortak olmak bütün müminler için en kuvvetli sünnettir. Yasin suresinde de bu hatırlatılır.
Yasin suresi 21. ayet: Sizden herhangi bir ücret istemeyen o kimselere tabi olun onlar hidayete ermiş kimselerdir.
Bu ayeti bilen bir kişi ben bu dini hizmeti Allah rızası için yapıyorum, görevim olduğu için yapıyorum. O yüzden değil ücret, teşekkür bile beklemiyorum der. Teşekkür beklemek bile bir karşılıktır. Bunu bilir, hayatına da uygular.
Ayette geçen dileyen ifadesine de dikkatimizi verelim.Biz hiçbir insanın dilemesine karışmayız. Allah’ın imtihan dünyasına koyduğu bir kural var. Kehf suresi 29. ayet: Ve de ki o hak rabbimizdendir. Artık dileyen iman etsin dileyen inkar etsin. Allah’ın koyduğu bu kuralın bir sonucu olarak dileyen iman eder, dileyen inkar eder. Biz karışamayız ancak saygı duyarız. Burada insanların bu özgürlüğüne saygı, onların görüşlerine saygı değil, onlara o hakkı veren Allah’a saygıdır. Bazıları karşıt görüşteki birilerine – Ben onlara inancını benimsemediğimden dolayı saygı da duymuyorum,o şöyledir,o böyledir diyor. Ama buradaki saygı kişinin görüşüne değil, o kişiye Allah’ın verdiği tercih hakkına saygıdır. Bu hakka müdahale etmek, imtihan dünyasına terstir.Allah’ın bile yapmadığını yaparak haddi aşmaktır.
58. ve diri olana tevekkül et. O ki ölmez ve onu hamd ile tesbih et ve kullarının günahlarından haberdar olarak o kafidir.
Hayatın kaynağı olan ve hiç ölmeyene tevekkül et . Bir insan hayatın kaynağı olana ve ölümsüz olana tevekkül ederse ölümü bile öldürmüş olur. Ölümden neden korksun ki ? Ben ölürüm ,Rabbim bana bir hayat daha verir. Bir daha ölürüm, bir hayat daha verir. Hayatın kaynağı Odur. Sonuç olarak, ölüm artık insan için bir engel,bir korku olmaktan çıkıyor. Ölse bile hiç ölmeyen ve yepyeni bir hayat bahşetme gücü olan Allah’a güveniyor. Öldürseler bile bu son değil, hatta muazzam bir hayatın başlangıcı. Bakın ölümden bile korkmayan bir mümin tipi inşa ediyor bu ayetler. Doğru tevekkül yapmamız lazım.
Diğer taraftan bu ayetler Hz. Peygamber’e- Sen tebliğ görevini yap. Onların kurdukları engelleri, tuzakları Ben biliyorum, sen bu konuda üzülme. Onların günah dolu davranışlarının neler olduğunu, nereden geleceğini Ben biliyorum demektedir. Bizler de bütün faaliyetlerimizin ardından Allah’a tevekkül etmeliyiz. Onu övgüyle tesbih etmeliyiz. Allah ne de olsa bilir diyerek ayetleri yaşamaya ve anlatmaya devam etmeliyiz..
Günahlarımızı Allah’ın bilmesi yeter: Ayetin son cümlesinde bize denilen şu:Kullarının günahını bilmek de Allah yeterlidir, insanların günahlarını kimse bilemez, ölçemez, takdir edip değerlendirme yapamaz. Bunu sadece Allah yapabilir. Onun için ey insan Allah’a ne kadar tevekkül edersen et, Allah’ın razı olacağı hayata uygun olarak yaşamaya ne kadar dikkat edersen et, az da olsa günaha girmen kaçınılmaz. Bu durumda yapman gereken şu: Elinden geldiğince günahlarına, başkasını şahit kılmayacaksın. Rabbinin bilmesini yeterli görecek, ondan bağışlanma dileyeceksin. Bunun birkaç sebebi var: 1. sebep: Günah işlemek kötüdür, günahı açıktan işlemek daha kötüdür. Günahı işleme konusunda başkalarını teşvik, bu noktada başkalarına kötü örnek olmak çok çok daha kötüdür. Bu kötülüklere sebep olmamak için – herkes günah işliyor ben de işlesem ne olur şeklinde başkalarının günaha girmesine sebep olmamak için, yapılması gereken günahı işlemekten sakınmak. İşlemişse bunu Rabbiyle arasında sır tutmak. 2. sebep: Günah insanın zaafıdır,kusurudur. Bu kusuru bilen kötü niyetli insanlar, işlediği günahı insanların aleyhine kullanabilir. Onları ifşa etmekle tehdit edebilir. Bu durumda insan günahının esiri olur. Hem o günahtan kurtulamaz hem de o günah üzerinden kendini kullanan insanların elinden kendini kurtaramaz. Ağızlara sakız olur. Bu ve benzeri sebepler nedeniyle Rabbimiz bu ayet üzerinden: Günahınızı benim bilmem yeter, onları başkasına şahit kılmayın diyor.
Ayrıca Allah’a tevekkül edipte günah konusunda da ben tertemizim, hiç günahım yok diyemeyiz.
Necm suresi 32. ayet: Onlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar. Yalnız bazı küçük kusurlar hariç şüphesiz Rabbinin affı geniştir o sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü o kötülükten sakınanı daha iyi bilir.
59.Gökleri ve yeryüzünü ve ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan, sonra da Arş’a kurulan Rahmân’dır. Sen bunu haberdar olana sor!
Allah ayetin sonunda, haydi sor onu haberdar olana diye buyurdu. Her şeyden haberdar olan,bilen Allahtır. Bu sebeple yaratılışla alakalı, din ile alakalı ne kadar sorumuz varsa bunları Allah’a sormalıyız. Kur’an Rahmanı anlatmaktadır. Sorduğumuz her sorunun cevabını Kur’anda – Bugün olmazsa yarın bulacağız. Yeter ki bugün anlamadıklarımıza anlaşılmaz demeyelim.
60.Onlara, “Rahmân’a secdeye kapanın denildiğinde “Rahmân da nedir? Senin bize emrettiğine mi secde edeceğiz?” derler ve bu onların nefretini artırır.
Bu ayeti okuduğumuzda hayretle soruyoruz- Rahman olan Allah’a secdeye davet edilen insan, neden secde etmiyor? sevmesi gerekirken neden nefret ediyor? Bu nefreti arttıran, kötü örnek olan müslümanlar var. Bu duruma nefreti artan kişinin İslam hakkındaki bilgisizliği de eklenince bu nefret, dinle arasına mesafe koyma şeklinde karşımıza çıkıyor.Ekmek yerken birisi boğulsa bunu görür ama ekmekten nefret etmez.Bıçaklanan birisini görse, bıçaktan nefret etmezler.Ama Müslümanlığı yaşamayan birisini gördüklerinde dinden nefret ederler.Sanki din kötü bir şeymiş gibi dinden nefret ederler. Bu durumda bize düşen görev güzel örnek olmak.Müslümanlık ne kadar güzel şeymiş dedirebilmek.
Bu ayetin gelişiyle hemen secdeye kapanan peygamber ve beraberindeki müslümanları gören kafirler ve müşrikler onlarla alay ederek oradan uzaklaşıp gittiler. Varsın onlar Rahman’a Secdeden kaçsınlar, varsın onlar Rahman’ı tanımasınlar, varsın bizim sevdiğimiz, onların nefretini arttırsın ama biz Müminler Rahman’ı biliriz. O Allah’tır.Biz Ona secde ile Şeref duyar, biz müslümanlığımızın gereği olarak Rahman olan Rabbimizin ayetleriyle karşı karşıya kaldığımız anda Ona Secde etmekten, Ona itaat etmekten başka bir şey düşünmeyiz. Şifayı ve rahmeti onda ararız.
İsra suresi 82. ayet: Biz Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o müminler için şifa ve rahmettir. Zalimlerin ise yalnızca ziyanını arttırır.
O Rabb’inin emirlerine dünyada secde etmeyenler, nefret edenler ise hesap gününde secde etmek isterler ama güç yetiremezler. Kalem Suresi 42. ayet:O gün işler zorlaşır ve secdeye davet ederler. Fakat güç yetiremezler. 43. Gözleri düşmüş kendilerini bir rezillik sarmış bulunur. Halbuki o secdeye onlar sağ salimken davet olunuyorlardı.
Bizler de secde emrine güç yetiremez hale gelmeden,gücümüz varken, ömrümüz varken Allah’ın emirlerine secde edelim.

