ABESE SURESİ(2.BÖLÜM)

(8-10) Allah’a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.

Peygamber Efendimize telaşla gelen o kişi, kördü. Koşarcasına gelip Peygamber Efendimizin sohbetini bölmüştü. Burada say kelimesini biraz açmak istiyorum. Say, “koşmak” demektir, buradaki manası ise koşarcasınadır. Çünkü bir kör istese de koşamaz. O, büyük bir telaşla, hızlı hızlı, aceleyle ve hayatını düzeltme çabasıyla geliyordu. Adeta “başkama bir şey gelirse ya da ölürsem” korkusuyla yüreği tutuşmuş bir haldeydi.

Hiç düşündünüz mü, hayatında böyle bir pişmanlık derecesinde hatalarından bir an önce dönme gayretiyle ayetlere koşanlar var mıdır? İşte bu kör insan, bu şekilde ayetlere koşuyor; kendini düzeltme çabasında olan insan, Allah’a huşu duyar. Allah’ın rızasını, sevgisini kaybetmekten korkan insan işte böyle olur. İşte bu insan kör gibi koşturur. Eğer siz Allah’ın emirlerine koşmuyorsanız, bu insana bin defa Kur’an-ı Kerim’i okusanız da faydası olmaz. Kur’an’ı müzik tadında dinler, sonra “amin” der ve hayatına devam eder.

Sadece Allah’ın cehenneminden korktuğu için “kıl beşini gör işini” der; sadece namaz kılmakla kalır, başka bir şey yapmaz. Allah beni sevsin diye diğer emirleri Kur’an’da bulayım demez, hayatını basitçe yaşar. Rabbimiz A’lâ Suresi 10. ayette “Allah’a saygısı olan öğüt alacaktır” buyurur. Bunu boşuna demedi. Bizim de Allah’a saygımız varsa, lütfen artık bu Kur’an’dan öğüt alalım, bu Kur’an’a koşarak gidelim. Bunu yapalım ki, işte o zaman Allah’a saygımız olduğunu gösterelim.

Rabbimiz burada Peygamber Efendimize, o an makamı olan, itibarlı, zengin insanlarla oyalandığı için “Sen oyalanıyorsun” buyuruyor. Bir insan bir insanla ilgilenmiyorsa, ona sırtını dönmüş demektir. Biz bu hatayı yapmayalım diye bize bu ayetler var. Bizler Allah’a ilgisiz olanlarla zaman harcamayalım. Gücümüzü, enerjimizi onlar için harcarsak, gerçekten Allah sevgisinden dolayı, Allah’ın sevgisini kaybetmemek isteyen insanlara yönelecek zaman bulamayız. Bu çok kötü olur.

Ayrıca, 24 saatimizin hangi bölümünde olursa olsun, bize bir şey soruluyorsa cevaplamak zorundayız. En azından bilmiyorsak “bilmiyorum” diyelim. Belki karşımızdaki insan diliyle değil de hal diliyle soruyordu. Sana Bakara’yı, En’am’ı, Müddessir Suresi’ni hal diliyle soruyordu. Sordukları konu oralarda anlatılıyordu da sen Kur’an’ı öğrenmeyi oyalanıyordun. Sıkıntıdayken “Allah benimle beraberdir” demeyip televizyonla, ev işleriyle oyalandın mı? Bunu yaptın mı?

Evladını kaybeden babayı, Al-i İmran Suresi 185. ayetteki “Her canlı ölümü tadacaktır, muhakkak dönüşümüz Allah’adır” ayetini söyleyerek teselli etmek yerine ne ile oyalandın? İşi yürüsün diye kırk tane yalan söyleyen, doğruluğu değil de kazancını düşünen o akrabanı, Hud Suresi 112. ayetteki “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayetini söylemek yerine, onun kazancıyla gurur duyarak oyalandın mı ? Bizler nerelerde oyalandık, nelerle oyalandık?

Peygamber Efendimiz nasıl ki zenginlerle, itibarlı ve makamı olanlarla o an ilgilendiyse, ilk zamanlar ben de bu hataya düştüm. Toplumda itibarı olan, zengin, tanınmış insanların dersi dinlemesi için mesaj atıyor, onları arıyor, onları ziyaret ediyordum. Ama zaman içinde yaşayarak öğrendim. O amelenin, o işçinin içi yanıyor. Yorgun argın işten geliyor, o yorgunluğuna rağmen dinlenmeden gelip Kur’an’ı dinliyor, notlar alıyor. Çünkü ayetlere ihtiyacı olduğunu düşünüyor, ayetlerle yaşaması gerektiğini biliyor. Diğeri de diyor ki “Ben zaten zenginim, hiçbir şeye ihtiyacım yok, aman Kur’an’ı dinlesem ne ki, dinlemesem ne?”

Bu hatayı ben de yapmıştım ama bu sureleri öğrendikten sonra, Peygamber Efendimiz nasıl ki hatayı yapmadıysa, bunu öğrendikten sonra ben de artık yapmamaya çalışıyorum. Koşarak gelenle daha çok ilgileniyorum. Peygamber Efendimizin buradaki hatası belki bize çok kötü gelebilir ama değil. Peygamber Efendimizin burada hata yapması aslında bize bir rahmettir. Nasıl mı? Kur’an’ın insan sözü olmadığının en büyük delilidir. Kur’an’ı getirenin de hatalarının o kitapta olması düşünün! Bir kitap yazıyorum, neden kendimi rezil edeyim ki? Ne gerek var buna? Yapar mıyım ben bunu? Ben yazmazsam zaten hatalarımdan kimsenin haberi olmaz ki. Zaten hatalarımı bilse de bir süre sonra ne olur? Her şeyin üstü kapanıp gittiği gibi, hatalarım da üstü kapanır gider, zamanla ufacık bir şey, o anda olmuş bitmiştir.

Demek ki bu Kur’an, Peygamber Efendimizi aşan bir kitap ki, demek ki Peygamber Efendimizin isteğiyle yazılmış bir kitap değil ki bu Kur’an, Peygamber Efendimizin hatalarından da bahsediyor. İşte bu, Kur’an’ın Allah’tan geldiğinin en önemli delilidir. Ayrıca bu hatalar, yani zengini, makamı olanı tercih edip de diğer insanlara kulak asmamak gibi hatalar böyle gündeme gelirse, bunlar gelenek haline gelmez. Yoksa herkes aynı hataya düşüp düşüp durur. İnsanlara anlatmamız lazım; koşarak gelen insanlar daha çok ilgilenilmesi gerektiğini anlatmamız gerekiyor.

(11)Hayır, böyle yapma! Çünkü bu (Kur’an) bir öğüttür.

“Muhakkak ki o Kur’an bir öğüttür,” yani öğüt veren ayetlerdir. Sadece ama sadece öğüt veren ayetler…Hocalara gidip de muska yazdırmak, fal baktırmak veya kısmet açtırmak için değil. Kur’an sadece bir öğüttür.

Burada “kellâ” kelimesi var. “Kella” hayır anlamına gelir. Biraz Arapça’dan bahsetmek gerekirse, “kellâ” kelimesi, eğer bir ayette geçiyorsa, öncekileri reddeden ve kendinden sonrakileri ispat eden anlamına gelir. Peki kendinden önce yapılan ne? Bu yanlış davranışın, yani zengine ve makam sahibine yönelmenin yanlış olması, kendini Allah’a ihtiyaçsız görene yönelinmesi değil mi? İşte bu hareketler yanlıştı.

Burada “kellâ” geldi. Rabbimiz ne demek istedi? Yani önceki hataları yapmayın, bu davranış yanlış, bundan sonrakine önem verin demek istiyor.

Ayrıca “tezkira” kelimesi var; öğüt demektir. Askerdeki tezkere kelimesi aslında buradan geliyor. Askerde tezkere kağıdı ne işe yarar? Askerlik yapanlar bilir, ben bilemiyorum. Bir kişinin askerlik yaptığını hatırlatan belgedir. Ayrıca o kağıtta askerlikle ilgili geçmiş bilgiler ayrıntılı olarak yazar. İnsanların geçmişte ne yaşadıklarını, nerede okuduklarını anlatan, hatırlatan bilgilerdir. Buna Araplar “tezkir” diyor.

Bizim de Kur’an öğütleriyle dolu bir geçmişimiz olsun. Bizim “tezkir” Kur’an öğütlerimiz olsun. Hayatımızı Kur’an’a göre yaşamamız gereken öğütlerden kim dilerse, öğüt alır.

(12)Dileyen ondan öğüt alır.

“Artık kim dilerse öğüt alır.” Peki kimler öğüt almayı diler? Ra’d Suresi 19. ayette Rabbimiz buyuruyor: “Şimdi Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse kör kimse gibi olur mu? Ancak akıl sahipleri anlar.”

Elbette ki akıl sahipleri anlar, öyle değil mi? Aklı olan zaten ne yapar? Ayetleri öğrendikçe hayatına uygular. Geleceğini çok düşünür, ahirete hazırlıklar yapar. Bu, kör kimse gibi olur mu? Kör kimse ahiretten sonrasını hesap edemiyor, ahireti hiç düşünmüyor ki, umurunda bile değil. Bizler akıllıyız, bizler kör değiliz. Onun için ne yapacağız? Bu Kur’an’dan öğütler alıp hayatımıza uygulayacağız.

Neden Kur’an’dan Öğüt Almalıyız?

Rabbimiz, Kur’an’ın özelliklerinden bahsederken “şerefli sahifeler” olduğunu belirtir. Bu ifade, Kur’an’ın sıradan bir kitap olmadığını, ilahi bir kaynaktan geldiğini ve barındırdığı bilgilerin eşsiz bir değere sahip olduğunu vurgular. Kur’an, sadece geçmişten hikayeler anlatan veya geleceği bildiren bir metin değildir; aynı zamanda hayatımızın her alanına rehberlik eden, bizi doğruya, iyiliğe ve adalete yönlendiren bir kılavuzdur.

Kur’an’dan öğüt almak, bize doğru yolu gösterir, hatalarımızdan ders çıkarmamızı sağlar ve ahiret için hazırlık yapmamıza yardımcı olur. Akıl sahipleri için Kur’an, dünyadaki geçici heveslerin ötesine geçerek ebedi mutluluğa ulaşmanın anahtarıdır. Onun öğütlerini hayatımıza katmak, hem dünya hem de ahiret hayatımızda huzur ve başarıya ulaşmamızı sağlar.

(13-16) O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.

Kur’an: İkram Eden Şerefli Sayfalar

Kur’an, kabul edenlere sunulmuş bir ikramdır. Evet, “ikram” kelimesi buradan geliyor. İman şartlarından biri olarak kabul ettiğimiz Kur’an, bilgiyi kendinde tutmayıp cömertçe ikram eder. İşte bu yüzden ona “Kur’an-ı Kerim” deriz. Allah’a da zaten ikram eden bir kitap yakışır.

Ayetlerin teklifini kabul ederseniz, kör de olsanız, topal da olsanız, ne kadar kusurunuz olursa olsun o size ikram eder, gözleriniz görmese bile. Ancak, her şeye sahip olduğunuzu düşünür, kibirlenirseniz, dünya önünüzde serili olsa bile Kur’an-ı Kerim size ikram etmez, o şerefli sayfalar size şeref vermez Allah katında. Onun için ne yapacağız? İkram eden Kur’an’ımızı okuyacağız.

Kur’an ile İletişim: Temizlenme ve Yücelme

Kur’an-ı Kerim’in yüceliği sadece bir ifade değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi sunar. Ayette “yücedir” denmiyor (yani “âlâ” kelimesi yok), bunun yerine “rafa” kelimesi kullanılıyor. Bu, bir uzaklık ve aşama aşama yükseltilme anlamı taşır. Kur’an, şüpheden ve çelişkiden uzaklaştırılmış, bu nedenle temiz kılınmıştır.

O zaman biz temizlenmek ve temiz kalmak için ne yapacağız? Adım adım, aşama aşama, ayetleri olan bu Kur’an’ı okuyacağız ve hayatımıza uygulayacağız. Bu kitap o zaman, kendisi gibi okuyanı da temizler ve yüceltir.

Peki bu okumayı nasıl yapmalıyız? Tabii ki yavaş yavaş yapmalıyız. Makineli tüfek gibi takır takır hızlı hızlı okumayacağız. Müzzemmil Suresi 1-4. ayetlerde Rabbimiz şöyle buyurur:

“Ey bürünüp örtünen! Az bir kısmı hariç olmak üzere geceleyin kalk. Gecenin yarısı yahut ondan biraz eksilt yahut artır ve tane tane, yavaş yavaş, güzel güzel Kur’an’ı oku.”

Görüyorsunuz değil mi? Rabbimiz tane tane diyor. Bizler o kadar hızlı okuduk ki, inanın ne denildiği hiç anlaşılmıyor. Arap birisini bile getirseniz, o ayetleri okuduğunuzda anlamazsınız. O kadar hızlı okuduk! Rabbimiz burada yavaş yavaş okuyun dedi.

“Rabbim neden yavaş yavaş okuyayım?” diye sorduğumuzda, bize Furkan Suresi 32. ayette cevap veriyor: “Yine o inkâr edenler dediler ki: ‘O Kur’an ona hepsi birden indirilseydi ya!’ Biz onu gönlüne iyice yerleştirelim diye böyle indirdik ve fevkalade bir okuyuş ile okuduk.”

Gönlümüze iyice yerleştirelim diye Rabbimiz Kur’an’ı tane tane okumamızı istiyor. İşte tane tane okursak, o zaman nasıl olur? Dinde kemale erilir. Maide Suresi 3. ayette geçen “İşte bugün sizin için dininizi kemale erdirdim” olayı olur arkadaşlar. Lütfen Kur’an’ımızı tane tane okuyalım, anlayarak okuyalım, yavaş okuyalım, anlayalım ve hayatımıza uygulayalım.

Kur’an’dan Menfaat Sağlayanlardan Uzak Durmalıyız

Rabbimiz Yasin Suresi 21. ayette ne buyurdu: “Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tabi olun. Onlar hidayete ermiş kimselerdir.” Bunlar iyiler, temiz insanlar. İyi ve temiz olduğu için ne yapar? Herhangi bir ücret, herhangi bir menfaat beklemez.

Onun için Fatır Suresi 5. ayeti beynimize yerleştirelim, böylelikle bizler kananlardan olmayalım, ücret isteyenlere inanmayalım:

“Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (Şeytan), Allah hakkında (Allah’ın adını kullanarak) sizi kandırmasın.”

Allah’ın adını kullanarak insanlar bizi çok kandırıyor. Vallahi bunu çok yapıyorlar ama neden? Çünkü biz okumuyoruz bu ayetleri, bilmiyoruz ki, kolaylıkla kanabiliyoruz. Artık lütfen kanmayalım! Bu dini öğretenlerin ücret almasına veya ücret vermeye artık göz yummayalım.

Rabbimiz şerefli sayfalar verdi, temizlenmiş, yüceltilmiş bir kitap verdi. Bunları iyilik sahibi insanlarla bize ulaştırdı. Bu iyilik sahibi insanlar, başta peygamberler, hiçbir ücret aldı mı? Almadı. Ayetleri anlatmaktan hiçbir menfaat beklemedi. Bütün bunlara rağmen insan ne yaptı ki? Nankörlük yaptı.

(17)Kahrolası (inkârcı) insan! Ne nankördür o!

Nankörlük ve Mal Sevgisi: İnsanın Aldanışı

Bir insana sayısız iyilik yaptığımızda ve buna karşılık nankörlükle karşılaştığımızda duyduğumuz hayret, tam da bu durumun karşılığıdır: “Hayret ediyorum, bu insan ne kadar nankör!” İşte biz de Allah’a şükretmek yerine, hayret verici bir şekilde nankörlük ediyoruz. Oysa Allah, iyi ve temiz insanlar aracılığıyla bize ayetlerini ulaştırdı. Ama nankör insan, o ayetlerin sahibine, yani bize sayısız nimet veren Allah’a karşı nankörlük yaptı.

Allah’ın Nimetleri Saymakla Bitmez

İbrahim Suresi 34. ayette şöyle buyrulur: “Hem size istediğiniz şeylerin hepsinden verdi. Öyle ki Allah’ın nimetini saysanız onu bitiremezsiniz. Muhakkak insan çok zalim ve çok nankördür.” Peki, insan neden bu kadar nankördür? Adiyat Suresi 6. ayet bu sorunun cevabını verir: “Gerçekten insan Rabbine karşı nankördür ve gerçekten kendisi buna şahittir. Gerçekten o, mal sevgisinden dolayı pek katıdır.”

Görüyorsunuz değil mi, nankörlüğümüzün asıl sebebi mal sevgisi! Mal sevgisi bizi bitirdi. Gece gündüz mal peşinde koştuk, hedefimiz sadece çoğaltmak oldu. Oysa kaç kişi var ki malı iyilikte kullanmak için çoğaltan?

Aldanışın Kaynağı ve Kurtuluş Yolu

İnfitar Suresi 6. ayette Rabbimiz bize sesleniyor: “Ey insan, ne aldattı seni ikram sahibi bol Rabbine karşı?” Bizi aldatan işte bu mal sevgisi oldu. Keşke Rabbimizin ilk emri olan Alak Suresi 1. ayetini iyi anlasaydık; “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” diyerek ayetleri okusaydık. O zaman bu mal sevgisine aldanmaz, dünya hayatının geçici olduğunu bilir ve malımızı iyilikler yolunda harcardık. Bu ayetleri görmemize rağmen hala ne bekliyoruz?

Ebu Leheb Örneği ve İlahi Merhamet

Keşke o “canı, gücü, malı” olmasaydı da ayetleri böyle yanlış değerlendirip nankörlük yapmasaydı. Bunun bir benzerini Tebbet Suresi’nde de görüyoruz. Rabbimiz “İki eli kurusun!” dedi, “Ölsün!” demedi Ebu Leheb için. Yani Rabbimiz, Ebu Leheb’in o gücü, malı ve kazancı keşke olmasaydı da Allah’tan uzaklaşmasaydı demek istedi. Ebu Leheb, iki eliyle kazandığı malı Allah’a karşı kullandı.

“En şiddetli ayet nedir?” diye sorarsanız, ben size bu ayetleri ve özellikle Tebbet Suresi’ni gösteririm. Ama bu ayetlerde bile Rabbimizin şefkati gizlidir. Yani, “Canı çıksaydı da o malı, kazancı keşke olmasaydı da hiçbir dermanı olmasaydı da kendini ihtiyaçsız görerek bu nankörlüğü yapmasaydı” anlayışı vardır.

İnsanın bu nankörlüğü yapmaması için öncelikle kendi yaratılışına bir bakması gerekir.

(18)Allah, onu hangi şeyden yarattı?

Nankörlüğün Zirvesi: İnsan ve Yaratıcısına Düşmanlık

Rabbimiz insanı basit bir damla sudan yarattı. Bize aciz bir bebeklik ve çocukluk dönemi yaşattı. Büyüdüğümüzde ne oldu? O yarattığı, bebekken sahip çıktığı, büyüttüğü insan, Allah’a düşman kesildi.

Nahl Suresi 4. ayet bu durumu açıkça ifade eder: “İnsanı bir damla sudan yarattı. Bir de bakarsın o, apaçık bir düşman kesilmiştir.”

Peki, insan Allah’a nasıl düşman olur? Elbette ki emirlerine uymayarak düşman olur. Yoksa O’nu sevseydi, koşa koşa namaza giderdi, can atarak iyilikler yapardı. Dedikodu yerine iyiliklere koşuşturur, herkesle kardeş olurdu. Eğer bunları yapmıyorsa, farkında bile olmasa da davranışlarıyla Allah’a düşman kesilmiştir. Kendisine sorsanız Müslümanım der ama hareketleri bunun tam tersini gösterir.

(19)Az bir sudan (meniden). Onu yarattı ve ona ölçülü bir şekil verdi.

Kader ve İnsanlık: Allah’ın Çizdiği Yol

Rabbimiz, bizler için pek çok yol çizmiş ve kaderimizi belirlemiştir. Peki, bu kader nedir? Kader, insanın acizliğinin bir göstergesidir. İnsan, nihayetinde ölümlü bir varlıktır. Al-i İmran Suresi 185. ayette de buyrulduğu gibi: “Her canlı ölümü tadacaktır.”

Rabbimiz insanı yarattıktan sonra onu başıboş mu bırakmıştır? Ya da onu zor durumda mı bırakmıştır? Hayır!

(20)Sonra ona yolu kolaylaştırdı.

Allah’ın Gösterdiği Yol ve İnsanın Sorumluluğu

Rabbimiz, Taha Suresi 50. ayette şöyle buyuruyor: “Musa dedi ki: Rabbimiz, her şeye şeklini veren, sonra da yolunu gösterendir.” Gördünüz mü? Hz. Musa bu şekilde Firavun’a Allah’ı tanıtıyordu.

Rabbimiz bize de yolumuzu gösterdi ve bu yolu bize kolaylaştırdı. Nasıl mı? Yeter ki bizler işiten ve gören olalım. İnsan Suresi 2. ve 3. ayetler bu durumu şöyle açıklıyor: “Şüphesiz biz insanı karışık bir nutfeden yarattık; onu imtihan etmek için de işiten ve gören yaptık. Şüphesiz biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör (kafir).”

Gördünüz değil mi? Rabbimiz bizi yarattı, sonra bize yolu gösterdi ve bu yolu kolaylaştırdı. Yani insana ayetleri göstererek hayat yolunu, kulluk yolunu kolaylaştırdı. Peki, bu yolun kolaylaşması için ne yapmamız lazım?

Leyl Suresi 5-7. ayetler bu sorunun cevabını veriyor: “Bundan böyle kim (Allah yolunda) verir ve sakınırsa ve en güzel sözü (kelime-i tevhid veya Kur’an’ı) tasdik ederse, biz de onu en kolay yola muvaffak kılarız.”

Sadaka ve Fedakarlıkla Yolu Kolaylaştırmak

Evet arkadaşlar, sadaka vereceğiz! Malımızdan, zamanımızdan, en sevdiklerimizden, en çok neye değer veriyorsak onlardan sadaka vereceğiz. Aksi takdirde, bu iman yokuşunu kolaylıkla çıkamayız. Kolaylıkla çıkmak için muhakkak dünya yükünden kurtulup bir şeylerden fedakarlık etmemiz gerekiyor.

Kendimize bir soralım: “Allah yolunda en son neler yaptık?” Eğer bir şeyler yaptıysak, Allah’ın yolu bize kolay gelecektir. Örneğin, namaz kılmak “öfleyip püfleyerek” değil, kolay gelecek; birilerine hayır işlemek “öfleyip püfleyerek” değil, kolay gelecek.

Rabbimiz bizi yarattı, bizi biçimlendirdi, sonra da hayatımızı nasıl yaşamamız gerektiği yolunda hayatımızı kolaylaştırdı. Şimdi ne yapacak?

(21)Sonra onu öldürdü ve kabre koydu.

İnsana Verilen Değer ve Ölümün Hakikati

Rabbimiz bizi öldürüp kabre koyacak. Bu emir aslında insanlığın en başında var olan bir hakikat. Rabbimiz, insanın bedenine verdiği değeri elbette cesedine de veriyor. Cesedi kurda kuşa yem etmiyor, ortalıkta perişan bir şekilde çürümesine izin vermiyor.

Yolda giderken ölmüş kuşlar, köpekler, kediler görüyoruz, değil mi? Arabalar çarpıyor, ölüyorlar ve yolun kenarında cesetleri öylece paramparça duruyor. Ama bu görüntüyü insan cesedinde görüyor muyuz? Görmüyoruz. İnsan vefat ettiğinde hemen koşuyorlar, üstünü kapatıyorlar, o hali kimse görmesin diye. Ne yapıyorlar? Hemen kabre koyuyorlar.

Kargadan Öğrenilen Ders: İlk Defin ve Pişmanlık

İşte ölünün gömülmesini bile bize Rabbimiz tabiat kitabıyla öğretiyor; hayvanlar gibi dışarıda bırakmıyor. Maide Suresi 31. ayet, ilk insan olan Hz. Adem’in oğullarından Habil ve Kabil’in hikayesini anlatır. Habil, iyiliklerde önde gidiyor, Allah’a sevdiği şeylerden ikram ediyordu. Kabil ise Allah’a ikram ettiği şeylerin çürük, kullanılmayan, gözden çıkardığı şeyler olmasını tercih ediyordu. Sonra ne oldu? Kabil kardeşini kıskandı ve Habil’i öldürdü. Bu, ilk insanlık döneminde yaşanan bir hadiseydi.

Ayette devam ediyor: “Derken Allah bir karga gönderdi; yeri eşiyor, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteriyordu. (Kabil) Eyvah! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömemedim mi! dedi. Artık pişmanlığa düşenlerden olmuştu.” Kabil, kardeşini öldürdüğünde, karga örneğini görünce “Şu karga kadar olamadım!” diye pişman oluyor. Ne değişik bir kıskançlık, ne değişik bir pişmanlık, öyle değil mi?

Burada dikkat ederseniz, insan kargadan bile bir şeyler öğrenebiliyor. Yeter ki öğrenmeye niyet olsun.

Geçici Dünya ve Sonsuz Hesap

Bizler lütfen bir an bile unutmayalım: Hepimiz bir gün öleceğiz ve o toprağın altına gireceğiz. Al-i İmran Suresi 185. ayette Rabbimiz ne buyurdu? “Her nefis ölümü tadacaktır.” 

Rabbimiz burada insanı kabre koydurdu ve onu ne zaman diriltecek? Tabii ki dilediği zaman diriltecek.

(22)Sonra, dilediği vakit onu diriltir.

Yeniden Yaratılış ve İmtihanın Sonuçları

Rabbimiz, insanı yeniden inşa edecek ve sonra da imtihan sonuçlarını açıklayacak. Yani Allah, insanı öldüğü zaman kabirde bırakmıyor; dilediği zaman onu yeniden inşa edecek, o bedene tekrar can verecek, parmak uçlarımıza kadar bizi yeniden yaratacak. Kıyamet Suresi 3. ayet bu gerçeği şöyle dile getiriyor: “İnsan kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor?”

Maalesef bizler, Rabbimizin emirlerine uymadığımızda, bir insanın nasıl diriltileceği konusunda soru işaretlerine sahip olabiliyoruz. Oysa Rabbimiz, bize nasıl doğduğumuza dikkat çekerek bunu anlatır. Bundan elli altmış yıl önce hiçbirimiz yoktuk, değil mi? Nasıl ki Allah bizi yoktan var ettiyse, öldükten sonra da diriltecektir. Rabbimiz bize böyle bir kıyaslama yapar.

Çünkü Duhan Suresi 35. ayette buyrulduğu gibi: “De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her çeşit yaratmayı çok iyi bilir.” Rabbimizin bu insanlara ne güzel cevabı var, öyle değil mi? Onun için ayette “ölümden ötesi yok” diyenlere Rabbimiz ne diyor? “Dirilteceğiz, bizi diriltecek ve canlandıracak.” Lütfen bunu bilelim! Ayetleri bilen, tekrar canlanacak bilen insan, bunu ayetlerden fark ederse daha iyi anlar, çok iyi idrak eder.

Toprağın Canlanışı ve İnsan Dirilişi

Bakın, Enam Suresi 95. ayette Rabbimiz bize dirilmeyi anlamamız için bir örnek veriyor. “Ben bu örneği anlamam, ilkokul mezunuyum veya hiç okumadım, çok cahilim” diyebilirsiniz. Ama bunu demeyin! Rabbimizin Kur’an’daki örnekleri çok ama çok basittir. Bu örneği de bal gibi herkes anlar. Lütfen anlamamışlıktan gelmeyin.

Enam Suresi 95. ayet şöyle buyuruyor: “Şüphesiz Allah tohumu ve çekirdeği çatlatır. Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarandır. İşte Allah budur. O halde Haktan nasıl çevriliyorsunuz?”

Rabbimiz bize neyden bahsetti? Bizler de yeryüzüne bakalım, tohumun çatlamasını seyredelim ve artık bundan dirileceğimiz gerçeğini anlayalım. Bizler de o tohumlar gibi dirileceğiz. Ama maalesef çoğu insan bunu anlamak istemedi, bunu görmek istemedi.

İnsanın Sorumluluğu ve Rabbimizin Lütfu

Rabbimiz insanı yarattı, yolunu kolaylaştırdı, onu kabre gömdürdü ve istediği zaman diriltecek. Ancak insan ne yaptı? Onun emirlerini yine de yerine getiremedi, görmemezlikten geldi.

Bu kadar açık delillere rağmen, bizler hala Rabbimizin çağrısına kulak vermekte neden bu kadar zorlanıyoruz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir