Yasin suresi Kur’an ile başlamakta, Allah’a dönüşle bitmektedir. Bu ikisinin arasında insan için çok önemli konular yer almaktadır.Beraber öğrenmeye başlayalım.
Yasin suresi, diğer surelere göre halk arasında en iyi bilinen, genelde mezarlıklarda okuduğumuz, birileri hastalandığında -başında bari bir Yasin okutalım- dediğimiz, bu sebeple hastalıklarda ve mezarlıklarda en çok aklımıza gelen suredir.
İlk başta, en çok merak edilen bir kaç soru üzerinde bilgi vermek istiyorum.Yasin suresi ölülere okunabilir mi?
Araştırdığımızda bazı insanlar, Yasin suresi ölülere okunmaz diyor,bazıları da okunur diyor.Kafamız karışıyor.Okuyup okumayacağımızı bilemiyoruz.Öyleyse her zaman yaptığımız gibi Kur’ana bakalım da ayetlerde bunun cevabını birlikte bulalım. Kur’an-ı Kerim’de geçen dua örneklerini bir görelim.
Peygamber Efendimizin yaşadığı döneme gidelim.Mekkeli müslümanlardan, Mekkede herşeyini bırakıp sırf müslümanlığı yaşamak için Medine’ye göç edenlere muhacir diyoruz.Onlara kardeş olupta yardım eden Medinelilere de ensar diyoruz.Bu Ensar ve Muhacirler için sonra yaşayan Müslümanların ettiği dua Kur’anda Haşr suresi 10. ayet (546): “Onlardan sonra gelenler Derler ki Rabbimiz bizi ve bizden önce inanan kardeşlerimizi bağışla, kalplerimizde inananlara karşı bir kin bırakma. Rabbimiz sen çok şefkatli ve merhametlisin.” Bizler bu duayı Ensar ve Muhacirler için ve onlar gibi olanlar için Kur’anı okudukça yapıyoruz.
Sonra İbrahim Peygamber’in duası var.İbrahim suresi 41. ayet (259): Ey Rabbim bana, anama ve bütün müminlere hesap başa dikileceği gün mağfiret Buyur. Peygamber Efendimizin ettiği duaya bakalım. Nisa suresi 64.ayet (87): “Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.”
Bu ayetler ve bunların benzeri olan ayetler öldükten sonra ölüler için dua edilebileceğine Kur’an’dan delildir. Bu ayetler Kur’an’da olduğu için dileyen her müslüman, ölen yakınlarının arkasından Kur’an’ın ayetlerini okuyup sonradan onların bağışlanması için dua edebilir diyebiliriz.Zaten Kur’an hem zikir hem de dua kitabıdır. Bizler uç noktalarda olup -Mezarlıkta Kur’an okunmaz, diyerek insanları Kur’an’dan uzaklaştırmayalım. Kur’anı eline almayan insanlar bari mezarlıkta alsınlar bunu engellemeyelim.Mezarlıkta Kur’anı dinlesinler, sevdiği insanın öldüğünü gördüğünde dünyanın boş olduğunu anlar da belki bir ayetinden etkilenir, Rabbine yönelir.
Şimdi en kritik noktaya gelelim.Peki okunan Kur’an’ın ölüye faydası olur mu? Fayda konusunda -hiç faydası olmaz diyemeyiz. Çünkü olmasaydı Allah yukarıdaki ayetlerle gördük,dua kapısını açık bırakmazdı.Örnek duaları vermezdi.
-Kesin çok faydası olur da diyemeyiz. Çünkü Kur’ana göre her insanı kurtaracak olan kendi davranışlarıdır. Delil ayetlerimiz, Zilzal suresi 7. ayet:Her kim zerre kadar bir hayır işlerse onu görecektir, her kimde zerre kadar bir şer islerse onu görecektir. Zümer suresi 70.ayet: Herkese yaptığının karşılığı tam olarak verilir. Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir.
Herkesin yaptığı, kendi hesabınadır. Bireysel hesaptır.Onun için ölen kişi eğer müslümanca hayat yaşamadıysa dünyanın tüm hocalarını çağırsak, gece gündüz Yasin okuttursak,kabrinde ses sistemi ile her saniye Yasin Suresini tekrarlatsak, bir anlam ifade eder mi? Bunu da düşünelim.
Onun için “ne yapacağız, ortada kaldım?” diyorsanız bizler fayda vermesi ümidiyle okuyacağız, ama ne kadar fayda verir asla bilemeyiz. Şu duayı okursanız şöyle şöyle faydası olur diye büyük konuşarak haddini bilmeyenlere de inanmamalıyız. “-Ölüm sonrası bizim için gaybtır en doğruyu Allah bilir. “demeliyiz..
Yasin okurken sıralamaya koyarsak önce okuyacağımız mezarlıklardaki ölüler mi, yoksa yaşayan insanlar mı olmalı? diye sorsak, Yasin Suresi 70.ayet bu sorunun cevabını veriyor “Diri olan o kimseyi uyarması için ve kafirlerin üzerine sözün hak olması içindir.” Demek ki bu Kur’an öncelikli olarak diri olan yani yaşayan her kişinin uyarılması için indirilmiştir, zaten ölmüş bir insanı uyaramazsın ki. Yasin suresini okumaktaki önceliğimiz mezarlıklar olsun.Ayrıca Yasin suresini sadece ölülere okumak,trafik kazasında hayatını kaybetmiş insanı karşına alıp -bundan sonra kırmızı ışıkta geçme, hatalı sollama yapma, trafik kurallarına uy demeye benzer. Sanki o insan hayata dönüpte bu kurallara uyabilecekmiş gibi. Hayır, ölen insanın imtihanı bitti,öldü.Onun için Yasin suresini okurken önceliğimiz yaşayanlar olmalıdır ki Yasin suresinin uyarılarına göre hayatını düzenleyebilsin. Hayatını düzenleyebilmesi için de anlaması gerekir. Muhakkak Arapçası yanında, anlamı da okunmalıdır.Yoksa sadece Arapçasından hayatını düzenlemesini bekleyemezsin. Örnek veriyorum Yasin Suresi 47. ayette Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden hayra sarf ediniz denildiğinde kafirler müminlere dediler ki Allah’ın dilediği takdirde yedireceği kimseleri biz mi doyuracağız. Siz gerçekten apaçık bir sapıklık içindesiniz dediler.Bu ayeti Arapçasından okuduğumuzda karşı taraf anlamadığı için en yakınındaki yardıma muhtaç kimseyi gördüğünde kafirlerin söylediği -Allah dileseydi doyururdu kelimesini söyler ve arkasını dönüp gider,Ben müslümanım der gider. Halbuki az önce kafirlerin söylediği -Allah dileseydi doyururdu kelimesini söylemişti. Bizler Yasin suresinin anlamını da bilmezsek böyle olur. Bu sebeple muhakkak ama muhakkak anlamı da okunmalıdır. Ayrıca anlamı ile birlikte okunursa, ölen kişinin yakınlarına en güçlü sakinleştirici olur. Çünkü bu surenin ana konusu öldükten sonra dirilme olduğu için,ölen yakınına bir gün kavuşacağını bilir. Acılar içinde yanan kalbi rahatlar. Ama anlamıyla birlikte okunmazsa ölen yakınına kavuşacağını bilemez. Allah’ın ne dediğini bilemez ki anlasında kalbi teselli bulsun. Ayrıca anlamı ile okunursa, ölümünde bir gerçek olduğunu bir gün sen de bu yakının gibi öleceksin, yaşarken fırsatın varken Allah’a yaklaş diye uyarır bizi. Ölen kişi de -bak sadece kefenimle gömülüyorum,sakın ola ki dünyaya Allahı unutarak bu kadar bağlanma gör halimi diye bize hal diliyle haykırır. Ama biz anlamını düşünmez cenaze evinde ya da mezarlıkta – enflasyonu, zamları, modayı konuşursak bu Yasin Suresi bize uyarı değil, hoca hemen okusa da bitirse, ne kadar da yavaş okuyor modunda takılanlardan oluruz.
Birisi öldüğünde feryad figan ağlayanlar var,böyle ağlayanlara ne demeli? Sus mu diyeceğiz. Hayır. O kişinin canı yanıyor tabii ki üzülecek,tabii ki ağlayacak. İnanın Kur’anın bu ayetleri ayaklansa, o cenaze evini ziyaret etse ağlama demezdi. – Şu an sevdiğinden ayrılıyorsun ama yarın diriliş gününde kavuşacaksın derdi. En güzel teselliyi de verirdi. Bizler azıcık insanların halinden anlayalım. Acısını yaşasın, içine atmasın. Kolay mı sevdiğini kaybetmek?Kur’an ağlama demez, bizde demeyelim.
Şimdi ayetleri tek tek tanımaya başlayalım.
1-2-3-4. ayetler: Hakim olan Kur’an’a And olsun ki muhakkak Sen Elbette Dosdoğru bir yol üzere gönderilenlerdensin.
Rabbimiz ayette hakim olan Kur’an’a yemin ederek başladı. Kuran nasıl hakim olur diye bir düşününce aklımıza hemen gelir.
Enam Suresi 162 ayet: De ki Şüphesiz benim cidden namazım, ibadetim, hayatım, ölümüm hep alemlerin Rabbi olan Allah içindir.
Ayette gördüğümüz gibi Kur’an hayatımızın her yerinde,her anında tek söz sahibi olarak bize yol göstererek hakim olur. Kur’an nasıl yol gösterir? İçindeki ayetler ile yol gösterir.
Eğer sabah erken kalkıyorsan tatlı uykularından Müzemmil suresi hakim olur sana.
“- Ama o bana şu şu kötülüğü yaptı işim olmaz onunla,yolda selam bile vermem “demeden “Bana ne ya ne hali varsa görsün” demeden, iyilik yapıyorsan Nisa suresi hakim olur sana.
Allah’ın emanet olarak sana ne verdiyse o emanete hainlik yapmıyorsan, güvenilirsen, şartlar ne olursa olsun sözünde duran, eğilip bükülmeyen mert bir insansan,Müminun suresi hakim olur sana.
Yürüyüşünde mütevazi isen, burnun kaf dağında değilse, sesini yerinde kullanıyorsan Lokman suresi hakim olur sana.
Örneklerden de anlaşıldığı gibi hayatımıza her şeye hakim olan bu Kur’an üstüne,ayette hakim olan Kur’an’a And olsun ki muhakkak Sen Elbette Dosdoğru bir yol üzere gönderilenlerdensin.diyerek Rabbimiz yemin ediyor. Bu yemin ayetinin devamında “Sen dosdoğru bir yol üzerine gönderilenlerdensin” dediğine göre Peygamberimiz Hz. Muhammed’in gönderilen olduğuna dair yemindir. Önce Kur’an’ın hakim oluşu, ardından Peygamberimizin dosdoğru yol üzerine gönderilişine dair yemin olduğu için bu noktada bizler Kur’an’ın hayata nasıl hakim kılınır, nasıl yaşanırın cevabını en güzel örnek olan Peygamberimizi tanıyıp, örnek almakla başarırız. Yoksa ayetlerin uygulamadaki halini bilemezsek, aynı mimar olup da hiç çizim yapamayan ,terzi olup da düğme bile dikemeyen, Müslüman olup da hiç Müslümanlık hallerini göstermeyenler gibi oluruz. Allahu Teala Bu sebeple bizim, Alemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamberi örnek almamızı ister. Ahzap Suresi 21.ayet: Yemin olsun ki Resulullahda sizin için Allah ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’a çok zikredenler için güzel örnek vardır. diye buyurur.
–Peygamberimize örnek almada ve tanımada Siyer yani Peygamber Efendimizin hayatı kitapları yeterli midir ? diye sorarsanız “asla yetmez” derim. Çünkü Peygamberimizi en iyi, hakim olan Kur’an’ın ayetleri ile tanırız.Zaten Allahu Teala ayette hakim olan Kur’ana yemin ederek Peygamberimizin gönderilen olduğunu söylüyor. Bu sebeple peygamberimizi insanların kelimeleri ile değil Allah’ın sözleriyle tanırız. Allah’ın sözleri daha etkileyici,daha güzel,daha doğru biliriz.Hiç şüphe etmeden biliriz.”Peygamberimiz ayette tanıtılıyorsa kesin doğrudur “deriz.Çünkü bu Kur’an ,Bakara Suresi 2. ayette Rabbimizin dediği gibi ” şüphe olmayan bir kitaptır.” Bu sebeple Kur’andan Peygamberimizi okuyarak tanıyanlar çok iyi bilir.Her okuyuşunda “-Canım Peygamberim, Ne güzelsin sen, ne de güzel davranıyorsun” der Peygamberin yüreğindeki duyguları hisseder, onun bir ömür harcadığı Kur’an yolunda kendi ömrünü ortaya koymaktan hiç çekinmez. Peygamberimiz nasıl ki dosdoğru bir yol üzerinde insanlara gönderildiyse örnek olduysa ve insanları Kur’an ile uyardıysa o da yaşadığı aileye çevreye topluma örnek bir müslüman olarak Allah’ı tanır,tanıtır,sevdirir ve yaşadığı hayata “Müslümanlık ne güzelmiş “dedirterek imrendirir. Rabbine kulluk etmek için dosdoğru bir yol üzerinde olmanın hakkını verir, ne kadar cazip gelse de doğru yoldan çıkartan haram ve günah yollarına bakmaz, tek ama tek Doğru yol olan Peygamberin yolu olan,hakim Kur’an’a bakar ve Nur bilir Onu Şura Suresi 52.ayette olduğu gibi. Şura suresi 52. ayet: Ve işte sana Böylece kendi emrimizden Kur’an’ı vahyettik Sen kitap nedir İman nedir bilmiyordum Velakin biz onu bir nur kıldık. Peygamberimiz bu Kur’an’ı nasıl Nur bildiyse o da Nur bilir.
Kur’an’dan Peygamberi tanıyanlar böyle bambaşka olur. Başka kitaba ihtiyaç duymadan dinini insanların dediği ile değil, Rabbinin sözleri ile doğru bir şekilde yaşar. Bu Kur’an’ın en büyük olan, Aziz ve Rahim olan Allah tarafından indirildiğini de bilir.
5. Aziz ve Rahim olanın indirmesidir.
Peygamberimizin bizlere ulaştırdığı Kur’an Aziz ve Rahim olan Allah’ın indirmesidir. Burada Allah’ın iki tane özelliğini görüyoruz ki bizlere bu Kur’anın vermesinde, yol haritamız etmesinde iki özellik etkili:
Birincisi Aziz olması ,üstünlük ve yücelikleri içine alan olması yani izzetin kaynağı olmasıdır.
İkincisi ise Rahim olması yani acıyan, merhametli olmasıdır.
Allah neden bu ayette Kur’anın indirişinden bahsederken özellikle Aziz ve Rahim oluşundan bahsetti? Kur’an biliyorsunuz ki Peygamberimize 23 yılda indi .Furkan suresi 32. ayet:Yine o inkar edenler dediler ki o Kur’an ona hepsi birden indirilseydi ya. Biz onu gönlüne iyice yerleştirelim diye böyle indirdik ve fevkalade bir okuyuş ile okuduk.
Allahu Teala, Peygamberimizin gönlüne iyice yerleştirmek için böyle yavaş yavaş indirdi. Şimdi Bizler de Kur’an’ı elimize aldık. Bizim de ayetler gönlümüze yerleşsin diye yavaş yavaş anlayarak okuyoruz ve Yaradanımızın bir sürü özelliğinin olduğunu Kur’an’da görüyoruz. Peki Yaradan yarattığına, kendinden özellik katar mı? Tabii ki katar. Bu ayette Allah’ın isimlerinden Aziz ve Rahimden bahsetti. Bizler de bu indirilen hakim olan Kur’an’ı öğrendikçe nasıl Kur’an yavaş yavaş indiyse, aşama aşama daha merhametli ve daha izzetli olmalıyız. Güzel yönde değişmeliyiz. İnsan güçlü olunca merhametli olmayabilir. Çoğunlukla zenginler merhametsiz olur. Rabbimiz bu sebepten dolayı Kur’an indirilirken bu özelliklerinden bahsetti. Hem güçlüyüm, hem merhametliyim dedi.
Bu Aziz ve Rahim olan Allah, bizim şerefli bir müslüman olmamızı istiyor ki Fatır Suresi 10. ayette kim İzzet ve şeref istiyorsa İzzet ve Şeref’in hepsi Allah’ındır diye buyuruyor.
Öyleyse ne yapacağız? Bu Kur’an Allah’ın sözü, sürekli elimizin altında tutmalı, madem ki Allah bize göndermiş onu hayatımıza uygulayayım demeli ve ilgi noktası haline getirmeliyiz. Makyaj malzemelerinden, dizilerinden,yemek programlarından kat kat fazla sevdamız olmalı ki bizimde izzet ve merhamet duygularımızı arttırsın, Allah katında bizi daha şerefli hale getirsin. Vessalam bu Kur’an bizi değiştirsin.
Aziz ve Rahim olan Allah bu Kur’an’ı sadece kendimiz okuyup, kendimiz uygulayalım diye mi indirmiştir?
6.Babaları uyarılmadığından dolayı Gafil olan bir toplumu uyarman için indirilmiştir.
Ayette geçen gafil kelimesinin anlamını bilirsek ayeti daha iyi anlayabiliriz.Gafil ne demektir? Bir şeye özen göstermeyip umursamamaktır, bilgi olmasına rağmen ihmal edip,önemsememektir, ciddiye almamaktır.
Ayette -Babaları yani ataları uyarılmamış mı ki Rabbimiz uyarılmadığından gafil olan dedi? Tabii ki uyarılmıştır. Atalar uyarılmış ama bunlar gafil olmayı tercih ettiklerinden dolayı, uyarılmamış gibi gafil olmuşlardır. Çünkü Fatır Suresi 24. ayette Her millet için mutlaka bir uyarıcı bulunmuştur, diyor Rabbimiz. Müminun Suresi 83. ayette Yemin ederiz ki bize de atalarımıza da bundan önce söz verildi. Bu eskilerin masallarından başka bir şey değil dediler.
Demekki bu atalar uyarılmış “-Allah bunu istiyor “denilmiş ama onlar ,ahiret, iman konularına eskilerin masalları olarak bakmış. “-anlatılanlar masaldır ,hikayedir, geç onu “demişler ki uyarılmamış gibi gafil kaldılar.
Bu atalar, ailesine,çevresine neyi miras bırakır? Tabii ki boş vermişliği.
-Fakire yardım et diye uyarılsa – fakir insan yüktür,fakirin yurduna konacağına, zenginin semtinden geç demişler. Fakiri dışlamışlardı.
-Tesettür denilse -güzellik ortada olmalı,neden örtüneyim ki,yaşlı mıyım ben? demişlerdi.
-İşçilerin hakkını ver diye uyarılsa -işçinin parasını kullanmak lazım, işçi beklesin demişlerdi.
-Çocuğuna hakaret etme,dövme denilse -dövmezsen adam olmaz demişlerdi.
-Dürüst ol denildiğinde -dürüstlük karın doyurmaz demişlerdi.
-Allahtan kork,bu kadar kötülük,zalimlik yapma denildiğinde -geç ya bu işleri, Allah eninde sonunda nasıl olsa affeder demişlerdi.
Böyle diyen uyarılmış ama gafil olan atalar bu ve bunun gibi Allah’ın ayetlerine ters olan kütü düşünceleri mirası bırakırlar. Geriden gelenler de, doğru gibi onları takip eder. Bunlar zaten gafil olan atalarının etkisi altında kalmış, gafil olmayı tercih etmiş. Rabbimiz Furkan suresi 1. ayette:Ne yücedir O ki bütün alemlere bir korkutucu olsun diye kuluna Hakkı batıldan ayıranı indirdi dedi. Alemlere uyarı olan bu Kur’an’ı anlatmakta kimseyi seçemeyiz..” -şuna ayet diyeyim, şuna demeyeyim “diyemeyiz.. Bu Kur’an ayette gördüğümüz gibi herkese uyarıdır. Çünkü herkes uyarılmaya layıktır. Ayetler ilk önce Peygamberimize geliyordu o da yanındaki sahabelere yani arkadaşlarına “alın bu ayeti önce ailenize sonra da etrafınızdaki insanlar anlasın.”diyordu. Eğer o dönemde yaşasaydın seni de, önce ailen başta olmak üzere seni de sağa sola göndermeyecek miydi? Elbette gönderecekti. O zaman “-banane, ben ayetleri duyurmam, az Kur’an okur sonra da keyfime bakarım .” diyemezdin. Şimdi Müslümanız, Peygamberimizin ümmetiyiz, bu kelimenin bir sorumluluğu olmalı bizde. Ayetler ile uyarma sorumluluğu, bir şeyler yapma sorumluluğu. Yalnız bu uyarıda önce şunu bilmeliyiz: “Bu Kur’an öncelikle beni uyarmak için geldi” deyip ayetleri önce kendimiz okumalıyız. Allah ile ilgili ayetlerde: “-Allah beni görüyor, duyuyor ona göre Allah’ı razı edecek şekilde olayım” diyebilmeliyiz.
Ahiretle ilgili ayetlerde: “- Ne yaparsam yapayım hesabını bir gün Rabb’im sorar,şu fani dünyada aman dikkat edeyim, kimsenin kalbini kırmayayım, kul hakkına geçmeyeyim, harama el uzatmayayım, ” diyebilmeliyiz..
Peygamberlerle ilgili ayetlerde: “-Peygamberler boşuna anlatmadı, onlar da örnek almam gereken noktalar var, Onlar nasıl davrandıysa, ben de öyle davranmaya gayret edeyim” diyebilmeliyiz.
En’am suresi 162. ayet:Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”
Bu ayeti diyebilmeliyiz ki biz de başkalarını uyarmada etkili olabilelim. Yoksa karşı taraf- Bu din o kadar güzel olsaydı sen uygulardın, yapamadığını niye bana söylüyorsun,der. Haklıdır da. Onun için,bunun gibi daha birçok ayetleri kendimize okuyacağız sonra da çevremize hatırlatacağız ki diğer insanları uyarabilelim. Kendimiz uygulamazsak bu ne perhiz bu ne lahana turşusu durumu olur. Bu da hoş olmaz.
Bu duyurmada peygamberler -“şu zengindir,şu fakirdir, şunun makamı var,şu işçi,bunun evi iyi, şu viranede”demedi. Hesap yapmadı. Herkese ayetleri ulaştırdı, her kesime duyurdu.
Allahu Teala ayette –Bu Kur’an babaları uyarılmadığından dolayı Gafil olan toplumu uyarman için indirilmiştir dedi. Uyardıktan sonra iki farklı tepkiyle karşılaşırız.
1.grup: “- Yok ya aslında ne bileyim ki” der,ciddiye almaz,umursamaz tavırlar takınarak inkar eder, ısrarla gaflet yani umursamama halinde olarak, hayata uygulamaz.
2.grup ise hemen kabul eder “-Rabbimin sözleri olan ayetler ne diyorsa odur” der ve hayatına uygulamaya koşar.
Birinci gruba bakalım uyarılara kulak vermeyenlere,umursamayıpta Gafil olmayı seçenlere. Demekki Allah’ın sözlerinden oluşan Kur’anın emirlerine uymayanlar çoğunlukta ki, ayetin devamında Rabbimiz -onların çoğu üzerine azabım hak oldu, diyor.
7.Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.
Uyarılara inanmayanlara, gaflette olanlara Allah’ın hak olan sözü nedir?
Secde Suresi 13. ayet:Eğer dileseydik, herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, “Andolsun, cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracağım” sözüm gerçekleşecektir.
Bizler gerçeklere karşı gaflette yani umursamaz olursak şüphesiz bu Allah’ın sözü, bizim üzerimize de hak olur. Bu aynı,iki kere ikinin dört etmesi gibi sonucu kesinlikle değişmez olup, Allah’ın iman etmeyenler için geçerli kuralıdır.
Nasıl iman edilir? Sadece -iman ettim demek midir? Ben müslümanım demek midir? Eğer öyle olsaydı bak hırsızlara, canilere, sahtekarlara, yalancılara vallahi herkes iman ettim diyor. Hepimiz görüyoruz ki sadece iman ettim demek yeterli olmuyor. Asr suresine bakalım sadece iman ettim demek yetiyor mu?Asr suresi 1. ayet. Asra yemin olsun ki insan Gerçekten hüsrandadır bundan ancak iman edip Salih ameller işleyenler, birbirlerine hep Hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır. Sadece iman ettim demek olsaydı Allahu Teala Salih amel yani güzel davranışlar, ardından Hakkı tavsiye etmek, ardından sabrı tavsiye etmek maddelerini koymazdı. Demek ki sadece iman yetmiyor. Davranışlarımızda iman çiçekleri açılmadıktan sonra iman ettim demenin faydası olmuyor. O davranış çiçeklerimizin açılması için de Aziz ve Rahim olan Allah’ın indirdiği Kur’ana göre davranmalıyız ki Rabbimizin -çoğunluk iman etmiyor dediği insanlardan olmayalım.
Bu atalarının etkisinde olan insanlar neden iman edemiyorlar? Engel olan nedir? Kur’an neden bunlara ulaşamıyorda, hayatlarına uygulayamıyorlar?
8.Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır.
Bunların boyunlarına taktıkları demir halkalar köpek tasması gibi değil tüm boynu kaplayandır. Böylece önünü ve arkasını göremezler,sadece yukarı bakar, başka bir şey yapamazlar. Bu sahneyi şöyle bir gözünde canlandır. Bu duruşu, kibirli insanlarda çok gördün değil mi? Burnu Kaf Dağı’nda olan insanları. Ayetleri söylediğinde -küçük dağları ben yarattım diyen boynu demir halkalıları. Bunlara ayetleri anlat anlat durmadan anlat ,kibirleri var ya onlar seni görmezler. Onlar Furkan Suresi 43. ayetteki Gördün mü O kötü duygularını kendine ilah edinen kimseyi? gibi kötü duyguları olan kibirlerini ilah edinmişler. Bak Nuh Peygamberi, kendi halkı, kibirlerinden dolayı göremedi.
Nuh Suresi 5.ayet:Dedi ki -Ey Rabb’im gece gündüz davet ettim.Fakat benim çağırmam onlara kaçıştan başka bir şey arttırmadı ve onları mağfiret için her davet ettiğimde onlar parmakları kulaklarına tıkadılar ve örtülerine büründüler ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.
Kibirli insanın boynunda demir halkalar vardır da ondan göremediler.
Peki neden devamlı olarak kibirlendiler de etrafını göremeyecek kadar boğazlarına demir halkalar geçirilmiş gibi davrandılar?
Araf Suresi 101. ayet: Yemin olsun ki onlara peygamberler apaçık delillerle geldi öyleyken de iman etmek istemediler. Çünkü onlar önünde inkar etmeyi adet edinmişlerdi. Bu alışkanlıkları onları mahvediyor.
Peki boynunda demir halkalar var gibi kibirlenen bu insanlar hiç iman eder mi? Yunus suresi 97.ayet:Kendilerine her ayet gelmiş olsa da yine de o çok acı verici azabı görene kadar inanmazlar Allah’ın üzerlerine azabın hak olduğu kimse işte böyle sert azabı görünceye kadar iman etmiyor. Körler mi bunlar bu kadar delil varken neden inanmazlar dersen vallahi körler.
Bununla beraber bu kimseler kibirlenerek önüne de arkasına set de çekmiş oldu.
9.Onların önlerinden ve arkalarından bir set kıldık.Onları kaplayıverdik.Artık onlar görmezler.
Boynuna demir halkalar takmış olan kibirli kişi, önüne arkasına set çekerek ne geçmişine bakarak ders çıkarttı, ne de -İleride yaşadığım bu hayat beni nereye götürür, Rabbim bana ne yapar diye düşündü. Düşünmedi. Kıble olarak sadece dünyayı gördü, ahireti hesap etmedi. Bunu yapa yapa bu yaptıkları alışkanlık haline geldi. Alışkanlıklar, bu dünyada nasıl kaplarsa, cehennemde de ateş olarak kapladı. Bakara suresi 81. ayet: Kim bir kötülük kazanmış da günahları kendini her taraftan kuşatmış ise işte onlar ateş ehlidir. Hep orada sürekli kalacaklardır. Bu kibirli kişi işte geçmişini ve geleceğini düşünmediği için anlık hazlar peşinde koşan, bunu tek hedef haline getiren oldu. Gaflet içinde yaşayan insan, Allah için bir şey yapar mı? Bu kimse kendi tercihleri sonucu kendi elleriyle gelecekteki hayatı olan ahiret hayatına set çeker, engeller. Sonuç mu?
10. Onları uyarsan da uyarmasan da eşittir. Onlar inanmazlar.
Bu ayeti okuduğumuzda hemen şu aklınıza gelebilir “-uyarsak da uyarmasak da eşit ise ne diye uyarayım ki, zamanımı harcayıp dilimi yorayım ki, ne gerek var? diyebilirsiniz .Şimdi biz insanların kalbini, düşüncelerini bilemeyiz. Allah onu bildiği için “-uyarsan da uyarmasan da eşittir onlar inanmazlar” der. Bunu Allah söyler ama biz diyemeyiz. Gaybı yani geleceği bilemeyiz,kim Allah’ın uyarılarını dikkate alır iyi olur, kim ciddiye almaz kötü olur bilemeyiz sadece Allah bilir.
Peki Allah neden bu Ayeti dedi, ne demek istiyor diye sorarsak? Allah’ın razı olmadığı işleri yapmakta ısrar ederseniz, uyarılara kulak vermezseniz,kibirlenip geçmişinize ve geleceğinize set çekerseniz. Uyarılsa da uyarılmasa da eşit olan aslında, ölüler yada yaşayan ölülerdir. Bizler de yaşıyoruz ama yaşayan ölülerden olmak istemiyorsak ,uyarılara dikkat edelim, bizim için eşit olmasın ki ayeti bile bile, müslümanım diye diye Allah’ın razı olmadığı hatalara düşmeyelim.
Peki hangi özellikte olan insanı ayetlerle uyarabilirsin?
11.Sen ancak zikre uyan ve görmeden Rahmandan korkan kimseyi uyarabilirsin. Artık onu bir bağışlanma ve değerli bir mükafatla müjdele.
Ayette “Zikre uyan ve görmeden Allah’tan korkan kimseyi uyarabilirsin” dedi Rabbimiz.
Zikir nedir? Enbiya suresi 50. ayet:İşte şu Kur’an bizim indirdiğimiz bir zikirdir. Ayette de görüldüğü gibi Allah’ın zikri, Allah’ın sözlerinden oluşan Kur’andır. Bu Kur’ana uyan kişi her durumda kendini belli eder. En belirgin özelliği de ayeti duyunca, Rabb’inin sevgisini, merhametini, şefkatini kaybetme korkusu sarar yüreğini. Aynı zamanda Enfal suresi 2. ayetteki gibi yürekleri ürperir, heyecanlanır. Rad suresi 28. ayetteki gibi kalbi Allah’ın zikri ile tatmin olur. Bu kimse hazırdır Allah’ın sözleri olan ayetleri öğrenmeye. İşte o kişiyi Kur’an ile uyarabilirsin yoksa ayetleri duyunca öf diyen, sıkılan kimseye ne diyebilirsin ki?
İşte ayetler karşısında öğrenme aşkı ile, uygulama aşkıyla duran bu insana uyarmada yöntem diğer insanlardan farklıdır. Rabbimiz ayette ,zikre uyan ve görmeden Rahmandan korkan o kimseyi bağışlanma ve bir mükafatla müjdele diye motive ediyor,hiç azaptan bahsetmiyor, korkutma yok. Çünkü karşımızdaki bu insanın kalbi Allah için atıyor. Bizler de onu Allah’ın vereceği mükafatla uyararak motive edeceğiz. Örneğin bu insan,Bela karşısında ise Ankebut suresi 2. ayeti göstererek tesellli edeceğiz.
Ankebut Suresi 2.ayet: İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah, doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir.
Bak! Allah’ın dediğine göre imtihandayız, sen Allah yolunda olmaya devam et, Allah’ın mükafatı var, demeliyiz.
Ayete dikkat edersek Rabbimiz ‘’bağışlanma ve değerli bir mükafat ile müjdele’’dedi. Demek ki Kur’an’a uyan ve görmediği halde Allah’tan korkan bu kişi bile tamamen günahsız değil. Çünkü ayette bağışlanmadan bahsediyor. Demek ki Kur’an’a uyan, Allah’ın sevgisini kaybetmekten korkan kimse de hata yapabiliyor. Sütten çıkmış ak kaşık değil. Toplumumuzda şu var. Bir hata gördüğünde – şuna bak, hoca olmuş ama şu yaptığına bak, böylede olmaz ki diyorlar. O insanın da hata yapabileceğini unutup hemen kınıyorlar. İnsan işte diyemiyorlar. Bu ayette,herkesin ama herkesin Kur’ana uyan insanların bile hata yapabileceğini bilmeliyiz. Ayrıca hata yapan insan da kendi kusurlarını bildiği için diğer insanların hatalarını gözünde büyütüp, kendini temize çıkartmamalı ki, affedici bir ahlaka bürünüp karşı tarafa iyi davranması, ikramlarda bulunması gerekir. Bağışlayıcı olmazsa en güzel ikramda bulunamaz, elindekini paylaşmaz, Allah da ona ikramda bulunmaz. Affetme ve ikram etme özelliği olursa, bu özelliğe sahip olduğu için de Allah ona bağışlanmayı ve ikramı verir.
Bazen her ne kadar zikre uysa da, görmediği halde Allahtan korksa da aklına şu düşünce gelebilir: “-o kadar iyilik yapıyorum ama unutuluyor mu acaba?” diye düşünebilir ki, bu normaldir. O dahi unutsa yaptığı iyiliği Rabbimiz onları kayda geçiyorum diyor.
12. Şüphesiz biz ölüleri diriltiriz ve önden gönderdiklerini ve bıraktıkları eserleri yazarız. Her şeyi Bu kitabın içinde saydık.
Rabbimiz “-Biz ölüleri diriltiriz” diye üç defa kuvvetlendirdi. Birincisinde İnna biz diyor. İkincisinde nahnü yine biz diyor. Üçüncüsünde de nuhyil mevta derken yine biz diyor. Bu üç tane bizin arka arkaya gelmesi bize şu mesajı veriyor: -Tersini düşünme dirilmem deme, bu dirilme kesinlikle olacak, diyor. Önceki ayette dediği gibi zikre yani Kur’ana uy, görmesende beni benden kork diyor..
Allah onların yaptıkları eserlerini yazarız diyor. Unutulmaz,kaybolmaz, iyilikler ve kötülükler. Allahu Teala bunları neden yazdırıyor? Çünkü ölüleri dirilttiği gün, karşılığını vermek için böyle yapıyor ve bunu bizim bilmemizi istiyor. “-iyilik yaparsan mükafat, kötülük yaparsan ceza var” diyerek adaleti sağlıyor. Çünkü adaletin olmadığı yerde, kötülüklerin hiçbir ceza görmediği yerde insanlık ölür. İnsanlığın ölmemesi için “eserlerini yazarım ona göre davran” diyor.” Seni yaptığına bin bir pişman edecek razı olmayacağım şeylerden sakın”diyor.
Neye göre arkamızda bir eser bırakalım? İmamı Mümine göre. İmamı Mümin nedir? Kur’an’dır. Çünkü Rabbimiz insanlar için gerekli yol haritasını, iyiyi, kötüyü, güzeli, çirkini ve bunların götürdüğü Cennet ve Cehennemi Kur’an’da saymıştır. Kur’an öncü,önde olan bir kitaptır. Bu sebeple davranışlarımızın iyi mi, kötü mü olduğunu ondan öğreniriz.
Yasin suresi okunduğunda cenaze yakınlarına ne der “- Çok sevdiğiniz, birçok hatıranız olan bu kişi öldü, üzüntünü yaşarken şunu unutma. Hiç şüphesiz bugün ölümüne şahit olduğun insanın, yarın mahşerde dirilişine de şahit olacaksın. Vefatına üzüldüğün bu kişi, toprakta yok olmaya, yokluğa gitmedi. Ebedi yaşayacağı bir hayata gitti. “diyor teselli ediyor . Ne kadar çok ihtiyacımız vardır teselliye sevdiğimizi kaybettiğimizde. Yaratan Allah, insanı biliyor ki bu ayetle de teselli ediyor. O sevdiğin insanı bir gün süphesiz dirilteceğim diyor.
Rabbimiz ayetleri anlatanların karşısında kibirlenenlerin ve ayetlere karşı başım üstüne diyenlerin durumunu anlattı. Şimdi de bunun daha iyi anlaşılması için bize örnek verecek bu örnekler kimlerdir? 1.si Peygamberler, 2.si: Peygamberlere karşı çıkanlar, 3.sü: Peygamberlere destek verenler.
Bizden tarafımızı seçmemizi isteyecek. Bakalım hangi taraftayız?
13.Misal olarak onlara şehir halkını örnek ver. Bir vakit onlara elçiler gelmişti.
Misal,bir şeyi izah etmek için başka bir şeyle açıklamaktır. Darp kelimesi ise vurucu demektir.
Rabbimiz burada uyarılar karşısındaki insanların duruşunun daha iyi anlaşılması için vurucu yani etkileyici örnek verecek.
Burası insanların toplandığı alandır. Burası, şu şehirdir, bu şehirdir diyemeyiz. Çünkü ayetlere bakıyoruz. Şehrin adı söylenmiyor. Buradaki peygamberler şunlardır diyebilir miyiz? Bakıyoruz diyemeyiz. Çünkü adı söylenmiyor. Onlara karşı çıkanlar da şunlardır diyebilir miyiz?Yine bakıyoruz diyemeyiz. Çünkü adı yok. Burası her yer olabilir. Uyaranların adı yok, herkes olabilir, karşı çıkanların adı yok, bu da herkes olabilir. Allah genel örnekler verir bize, daha iyi düşünelim de yerimizi bulalım diye. Öğüt alalım diye. Zümer suresi 27.ayet:Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali verdik.
O zaman Yasin suresinden öğüt alanlardan olabilmek için ayetleri düşünerek okuyalım.
14. O vakit onlara iki Elçi gönderdik, ikisini yalanladılar. Artık biz üçüncüsü ile destekledik -muhakkak biz size gönderilenleriz dediler.
Bu peygamberler kendiliğinden gitmiyor. Allah bu elçileri gönderiyor. Dikkat edin Allah birebir gönderiyor. Allah bizi birebir uyarmamız için göndermedi? diyebilir miyiz? Allah Müddessir suresi 1.ayette (Ey bürünüp örtünen. Kalk artık insanları uyar, dedi.
Ne yapacağız?Örtülerimize,mazeretlerimize ,cahilliğimize sığınıp durmayacağız. Öncelikle Alak suresi 1.ayeti uygulayacağız. Kur’anımızı okuyacağız, ne öğrendiysek anlatacağız. Al-i İmran suresi 104 ve 110. ayeti
bileceğiz ki o şehre peygamberlerini gönderen Allah, bu yaşadığımız şehre de, bu mahalleye de, bu sokağada Müslümanım diyen bizleri gönderdi. Zaten Müslümanım diyen birinin”-ben İslam’ı tanıtmıyorum, Kur’an’ı tanıtmıyorum demesi müslümanım lafının arkasında durmaması olur ki bu Müslüman olma sorumluluğunu almamaktır. Bu Kur’anı bilen bizlere de uygun davranış değildir.
Allah’ın gönderdiği elçiler -biz size Allah tarafından gönderilenleriz dediler ama halk ne dedi?
15.Dediler Siz ancak bizim gibi insansınız ve Rahman hiçbir şeyi indirmedi.Siz ancak yalan söylüyorsunuz.
Peygamberler Allah tarafından gönderildik demesine rağmen, onlar iki sebepten dolayı inanmadılar.
1.Sebep peygamberlerin insan olması:” -peygamberler de diğer insanlar gibi yemek yiyen,içen, gezen, hastalanan, ölen varlıklar, bizden farkı yok. Peygamber insan olmamalıydı ki hatta Allah tarafından gönderilen melek olmalıydı “dediler. Furkan suresi 21. ayet: Bununla beraber Bize kavuşmayı Ümit etmeyenler dediler ki o melekler bizim üzerimize indirile ya. Melek peygamber gelse bu sefer de ne derlerdi? “-Ya Rabbi Sen bize Melek gönderdin. Melekler bizden farklıdır biz bu Kur’ana uyamayız, yapamayız ancak melekler Kur’ana uyabilir ” diyeceklerdi. Allah bu sebeple örnek olması için peygamber gönderdi. Kul olan, insan olan peygamberler.
2.sebep ise Rahman’ın hiçbir şey indirmediğidir yani “-Allah bizi yaratmış ama hayatımıza karışacak hiçbir şey göndermemiştir”derler.” dilediğimizi yaparız, Allah’ın işi yok da bizim hayatımızla mı ilgilenecek? O koskoca Allah bizimle uğraşmaz” derler. İşte bu iki sebepden dolayı inanmadılar.
Peygamberler Allah’a çağırdığında oradaki insanlar tepki veriyor. Allah Kur’anı indirmedi deyip yalancı olmakla suçluyorlar. Burada, peygamber sorumluluğunu omuzlarında hissedenlere bir mesaj var. Sen ayetleri anlattığında beklediğin ilgiyi göremeyebilirsin, melekler dururken sen, büyük alimler dururken sen, hocalar varken sen, ne oluyor sana, ne karışıyorsun? diyenler olacaktır. Belki de en fazla tepkiyi ben Müslümanım diyenlerden alacaksın. Ama pes etme.-Allah’ın emridir deyip ayetleri anlat. Anlatırken de karşılaşacağımız tepkilere, peygamberlerin verdiği cevabı iyi öğrenelim de biz de onlar gibi davanalım.
16- 17. Dediler: Rabbimiz muhakkak biliyor. Elbette size gönderilen elçileriz. Üzerimize apaçık tebliğden başka bir şey yoktur.
Peygamberlerin verdiği cevaba bakalım. Ne kadar güzel ifadeler.”-Rabbimiz biliyor, Biz onun tarafından gönderilen elçileriz diyorlar. Rabbimiz biliyor yani Rabbimizin kontrolü altındayız. Buraya gelmemiz onun bilgisi dahilindedir.Biz kafamıza göre hareket etmiyoruz. O gönderdi, bize uyar dedi.”diyorlar. “sonrasında da- itirazınız varsa bunu Allah’a yapın, bir diyeceğiniz varsa Allah’a söyleyin, bizim aklımız ermez bu işe , bize düşen görev sadece apaçık bir tebliğdir. Allah’ı anlatırız” diyorlar.
– Karşı taraf, bu peygamberlere önceki ayette 15. ayette ‘’Siz ancak bizim gibi insansınız ve Rahman hiçbir şeyi indirmedi. Siz ancak yalan söylüyorsunuz’’ demişlerdi. Buna karşılık peygamberler ne diyor? Rabbimiz muhakkak biliyor. Elbette size gönderilen elçileriz. Üzerimize apaçık tebliğden başka bir şey yoktur. Bu peygamberler yalancı diyenlere karşılık vermiyor, siz yalancısınız demiyor.
Hakarete, hakarete cevap vermek peygamber ahlakı değildir. Amaç tebliğ olduktan sonra uyarıları dinlemişler, dinlememişler, dalga geçmişler,hakaret etmişler, ne önemi var ki? -Allah anlat demiş onlarda anlatmışlar, görevlerini yapmışlar. Bir insan, bu amaçla yaparsa bu işi, onlar ne derse görevini yapar, karşılık vermez, hesap Allah’ın der. Rad Suresi 40: Onlara va’dettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) senin ruhunu alsak da senin görevin sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek ise bize aittir.
Ayette de gördüğümüz gibi onların hakaretlerinin karşılığını Allah verecektir.
Birde peygamberler,insanları zorlamıyor, bize sadece apaçık tebliğ düşer diyor. Biliyorlar ki zorbalığın olduğu yerde insanlar güçlü ise düşman olurlar, zayıfsa münafık olurlar. Bu zoraki iman da hiçbir şeye yaramaz. Fayda vermeyen iman olur ki bunun iman etmemekten farkı yoktur. Enam suresi 158. ayet:Rabb’inin bazı alametleri geldiği gün önceden iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış bir kimseye O günkü imanı hiçbir yarar sağlamaz. Bu dinde zorlama yoktur. Allahu Teala yarattığı kulunu hiç zorlamaz. Kehf suresi 29. ayet:O hak Rabbimizdendir. Artık dileyen iman etsin dileyen, inkar etsin dediği için peygamberler de,bizlerde kimseyi zorlayamayız. Bize sadece tebliğ etmek düşer.
Peygamberlerin bu güzel uslubunun gerilimi düşürmesi gerekti ama onlar gerildikçe gerildiler. Düşmanlıklarına bakalım.
18. Dediler:Muhakkak biz sizinle uğursuzluğa uğradık. Andolsun vazgeçmezseniz sizi taşa tutarız ve size elbette bizden acıklı bir azap dokunur.
Peygamberler -Allah’ın gönderdiğine uyun, dediğinde onlar görevlerini yapmamak için Peygamberleri uğursuz ilan ettiler. Başlarına gelen her kötü olayı Allah’a yaklaşmak değil de peygamberlerin sebep olduğu bir uğursuzluk olarak bildiler. Aslında uğursuzluk olarak görmeleri bahaneydi. Bir şeyi gerçekten yapmak isteyen yol bulur, istemeyen de mazeret bulur. Kabul edecek insan zaten kabul ederdi. Hz. Ebubekir’in islamı hemen kabul etmesi gibi. Peygamberimiz insanları İslama davet ettiğinde herkeste bir duraklama, bir tereddüt, bir şaşkınlık varken Hz. Ebubekir İslamı duyduğunda hemen kabul etmiştir. Mazeretsiz iman sahibi olanlar belli eder kendini.
Peygamberleri hem uğursuz görüyorlar hemde”-bu uyarma işinden vazgeçmezseniz,buna bir son vermezseniz, ikide bir Allah’ı hatırlatıp her işimize karıştırıp durmaya, hayatın her alanında Allah’a çağırıp durmaya devam ederseniz, sizi taşlayarak öldürürüz” diyerek tehdit ediyorlar, korkutmak, kaçırmak istiyorlar.
Şuayp Peygamberi toplumu Hud suresi 11. ayette,
Salih Peygamberi toplumu Neml suresi 47. ayette,
Musa Peygamberi toplumu Araf suresi 131. ayette birebir öz babası Azer, İbrahim Peygamberi Meryem suresi 19. ayette taşlayarak öldürmekle tehdit ediyordu. Böyle davranarak onlara, güç yetirebileceklerini sanıyorlar ama yanıldıkları bir nokta vardı. Karşılarındaki Peygamberler Allah desteğinde oraya gelmişti ki Allah’ın desteğinde olan peygamberler onların sus demesiyle, taşlarım korkutması ile korkacak değildi. Onlar yalnız olmayıp Allah ile beraberdi.
Günümüzde de Allaha çağırıyor diye taşlayarak öldürmeyle tehdit edilenler var.
-Allah var diye haksızlık yapmayanları, görevinden alanlar var, toplumdan dışlayanlar var.
-Düşmanına bile iyilik yapanlara da sen iyimisin, kafayı mı yedin, aklın ermiyor mu? diye dışlananlar,
-Dürüst oluyorsa bir köyden değil dokuz köyden kovanlar var .
-Namaz kılıyorsa -ne bu hoca mı oldun diye alay edenler var.
Sizler uğursuzsunuz,sizi taşlayarak öldürürüz demelerine rağmen, bu tehditler karşısında elçilerin duruşu değişiyor mu?Onlar ne derse desin, peygamberler hep netler. Güzel bir duruşları var. Müzemmil suresi 10. ayet: Başkalarının diyeceklerine sabret ve onları güzel bir terk ediş ile terk et ayrıl. Bu ayeti uyguluyorlar. Ateşlere atılsa da kavminden, firavundan bile güzellikle ayrılan Hz. İbrahim’e çocuk müjdesi güzel ayrıldıktan sonra olmuştu.
19.Dediler: Uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Size öğüt verildi diye mi ?Doğrusu israf eden bir kavimsiniz.
Uğursuzluğunuz sizinle beraberdir demek, uğursuzluk sizin bakışınızda,olayları değerlendirmenizde demektir. Şöyle ki at nalına, nazar boncuğuna, sarımsağa, nara uğurlu dersen, uğurlu olur. Kara kediye, baykuşa, kırık eşyaya uğursuzluk dersen uğursuz olur. O tamamen senin bakış açındır. Din ile alakası yoktur, diyor. Rabbimiz İsra suresi 13.ayette: Her insanın amelini boynuna doladık diyor. Boynunda senin seçimlerin var, bir şeylere uğurlu yada uğursuz deme seçeneklerin, yaşadıkların da, o seçimlerinin sonucudur. Neml suresi 47.ayette Salih Peygambere onlar -biz, sen ve beraberindekileri uğursuz saydık dediler. Salih sizin uğursuzluğunuzun sebebi Allah’a malum. Doğrusu siz öyle bir kavimsiniz ki imtihan olunuyorsunuz dedi.
Demek ki imtihanlar var. Peygamberler kendilerine uğursuz diye bakan insanlara,-Gerçek size hatırlatıldı diye mi? Kur’an ile öğüt verildi diye mi? Olumsuz olaylar başınıza geldi? diye şaşırarak cevap veriyorlar.
Devamında da -israf eden bir kavimsiniz diyor. İsraf etmek toplumumuzda, harcamalardaki aşırılık manasındadır ama Kur’an’da, davranışlarda sınırı aşmaktır, haddi aşmaktır. Bu bilgiler ışığında, bu peygamberlere karşı çıkanlar peygamberi ve onların uyarılarını elinin tersiyle iterek, onlardan faydalanmayarak, sonsuz hayatın olduğu ahireti inkar ederek, peygamberleri taşlayarak, kovarak israf ettiler. Maalesef bizler de israf ediyoruz. Yasin suresini sadece ama sadece ölülere okuyarak,hayatımıza uygulamayarak, Peygamberimizin okuduğu Kur’an’ı israf ediyoruz. Öğrenmesi kolay olmasına rağmen, anlamadan sadece Arapçasından okuyarak yada anlamını da okumayarak bize bir fayda getirmediği için, ayetleri boşa harcıyoruz. İsraf ediyoruz.
Bu israf eden kavim, peygamberleri yalancı,uğursuz deyip taşlamakla tehdit ettiler. Her şey kötüye doğru gidiyor, karşı taraf kızgın. İşte böyle bir ortamda, bir kişi var ki şehrin bir ucundan koşarak nefes nefese geliyor,
20.Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi.- Ey kavmim elçilere tabi olun dedi.
Ayette Raculün kelimesi var. Hani “-adam gibi adam” deriz ya o manada övgüdür. Bu erkek de,kadın da olabilir. Yeter ki Allah’a koşsun. Kadın erkek ne farkeder ki? İnsan olsun yeter ki.
Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geliyor. Bu peygamberlerin mesajı,uyarıları şehrin ucuna kadar ulaşmış ki bu koşan adam, Allah yolunda başına gelecekleri göze alarak, Allah uğrunda her şey baş üstüne diyerek, peygamberlere kendini siper ederek ,Allah’a da koşarak ,herkesin seyirci olduğu bir ortamda geliyor, işi ciddiye alarak, acele ederek, onlarla karşılaşacağı sorununu bilerek geliyor. Ayrıca toplumundan diğer iman edenlere örnek olmak, yol göstermek, iman etmeyenleri de var gücüyle uyarmak için koşa koşa geliyor.
KÖTÜLÜĞE KOŞSA DAHA İYİ Mİ OLACAKTI?
Adiyat suresi 1.ayet:O harıl harıl koşanlara And Olsun tırnaklarıyla ateşler çıkaranlara ve sabahleyin baskın yapanlara. Nihayet o vakit tozu dumana katanlara,böylece bir düşman topluluğun ortasına girenlere yemin ederim ki gerçekten insan Rabbine karşı nankördür. Nankör olmamak için koşan adam oldu.
Kur’an’daki koşan adam örneklerini bir inceleyelim
KASAS SURESİ 20. AYETTEKİ KOŞAN ADAM, ABESE SURESİNDE KOŞARAK İLİM ÖĞRENMEYE GELEN ADAM,
MUMİNUN SURESİ 28. AYETTE MUSAYI KURTARMAYA GELEN KOŞAN ADAM.
Peygamberimizin hayatında da en yakın arkadaşı Hz.Ebubekir de koşuyordu. Malını hayra harcamak için koşuyordu. İşkence gören Bilal-i Habeşiyi kölelikten kurtarmak için koşuyordu.
Bu ayette de ayetleri aciz bırakmak için koşanlar var. Sebe Suresi 5. ayet: Ayetlerimizi aciz bırakmak için yarışırcasına koşanlar için de en kötüsünden acı verici bir azap vardır. Bu koşanlara karşı çıkanlar eskiden meydanda bangır bangır bağırıyordu. Şimdi ise üstü örtülü yapanlar var.
KİMLER VAR? KUR’ANI KONUŞTURMAYIP HİKAYE ANATANLAR VAR.
FUSSİLET SURESİ 26. AYETTEKİ GİBİ. Fussilet suresi 26. ayet: İnkar edenler bu Kur’an’ı dinlemeyin okunurken gürültü yapın umulur ki üstün gelirsiniz dediler.
Bu ayette Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi.- Ey kavmim elçilere tabi olun dedi. Bu ayette bizler hangisiyiz? Uyaranlar mı? Peygamberlere karşı çıkanlar mı? Seyredenler mi? Koşanlar mı? Hangisi? Adımız müslümansa şehrin bir ucundan gelen kişi değil mi ?Öyle ise bizim de artık bu şehirde bir görevimiz var. Artık koşan adamın özelliklerine bürünelim.
Al-i İmran suresi 133-135. ayetler: ve koşuşun Rabbinizden bir bağışlanmaya ki eni göklerin ve yerin genişliği kadardır. Muttakiler için hazırlanmıştır. O muttakiler bollukta ve darlıkta infak ederler, kızdıklarında öfkelerini yutarlar ve insanların kusurlarını affedicilerdir. Allahta iyilik yapanları sever. ve onlarki suç işledikleri ve ya nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı anarlarda derhal günahlarından tevbe ederler. Günahlarıda Allahtan başka kim bağışlar. Hem yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.
Bu koşanın sonu nedir?
Vakıa suresi 7. ayet: Sizler de üç sınıf olduğunuz zaman ,sağcılar ,o sağcılar ne mutludurlar..solcular ise o solcular ne acıklı durumdalar. Hayırda önde olanlar ecirde de öndedirler. İşte bunlar naim cennetlerinde Allah’a en yakın olanlardır. Koşan adam olmanın sonu budur.
21.Sizden bir ücret istemeyen o kimselere tabi olun onlar hidayete erenlerdir.
Koşan adamın, peygamberlerin en önemli özelliğinin, ücret istemeyen olmasına dikkat çekmesi onun çok dikkatli birisi olmasından kaynaklanıyor. Ücret isteyen insan, her zaman gerçekleri söyleyemez, çünkü karşılık beklediği müşterisini kaybetmek istemez. Onun hoşuna gidenleri söyler. Sonuçta da doğru yola iletemez. Peygamberler hiç bir zaman bir ücret,menfaat beklemez. Bu üç Peygamberi taşlamakla tehdit ediyorlar. Bu peygamberler menfaat için bu dini anlatsalardı çoktan bu işten vazgeçerlerdi. “-Hiçbir ücret, hiçbir karşılık canımdan önemli değil “deyip kaçarlardı. Aksine Onlar ,burada ölmeyi göze aldılar. Bizler de kime uyacaksak , o işi sadece ama sadece Allah rızası için yapıyorsa uymalıyız. Dünya ile ilgili maddi-manevi bir karşılık bekliyorsa “-Hadi eyvallah, benim seninle işim olmaz demeliyiz. “onun müşterisi olmamalıyız. Bu din bir kasap dükkanı, manav dükkanı değildir ,alışveriş yeri değildir. Allah’ın rızasını kazanma yeridir. Allah rızasına talip olanlarla yolumuzu yürümeliyiz.
“-Ama onlar da yoruluyor ya ,geçim kaynağı”diyorsan, her peygamberin bir mesleği vardı, o mesleği ile geçinirdi. Allah’ın sözlerini anlatarak değil. Yorulurlardı evet. Bizden de bu yorulmaları karşılığında tek bir şey isterlerdi. Furkan Suresi 57.ayet:De ki ben bana karşı sizden bir ücret değil ancak Rabbine doğru tutmayı dileyen kimseler olmanızı istiyorum. Allah’a yol tutmamız. Dosdoğru yol üstünde olmamız.
Eğer “-ille de karşılık bekler” diyorsan, her şeye menfaat gözüyle bakıyorsan bil ki bu menfaati insanlardan değil Allah’tan beklerler. Sebe Suresi 47. ayet: ki Ben sizden ücret istemişsem o sizin olsun. Ücretim Ancak Allah’a aittir. O her şeye şahittir. Bizler de bu dine yönelik çalışmalarımızın karşılığını Allah’tan beklemeliyiz.
Kur’an’da dini anlatma, öğretme karşılığında hiçbir karşılık olmaması gerekirken, Yasin suresini parayla okutanlar, okumak karşılığında çeyrek altın, yazma gibi hediyeler alanlar. Bu ayeti gerçekten anlayabilseler ama maalesef anlamıyorlar. Demek ki menfaatler, ayetlerin önüne geçiyor.
Bazılarımız Yasin suresini çok seviyor ,önemini bilip birçok gayretle ezberliyor ama Kur’an dersi almak için “ücreti ne kadar?” diye soruyorsa -bu ezber niçindir? Bir kere olsun anlamını okumadı mı ki bu soruyu soruyor. Bu dini anlatma ve öğretme karşılığında bir ücret ya da menfaat bekleyenlere bu ayeti gösterelim. Umulur ki değişirler.
Devam edelim. Koşan adama demekki birşeyler teklif ediyorlar ki koşan adam:
22.Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca O’na döndürüleceksiniz.
Burada üslup olarak “-Siz neden sizi yaradana kul olmuyorsunuz? Siz neden Allah’a ortak koşuyorsunuz? diyor mu? Hayır -ben diyor. Çok güzel bir üslup. Kendi üzerinden tebliğ ve daveti başlatma tekniği. Bu tekniği biz de birçok yerde kullanabiliriz.
* Namaz kılmayan bir arkadaşımıza, ben de önceleri namaz kılmıyordum ama namaz kılınca her şeyin daha güzel olduğunu farkettim, namaz dinin direğiymiş iyiki namaza başlamışım, diyebiliriz.
*Anne babasına karşı çıkan bir evlada – Anne babaya iyi davranmak onları kırmamak çok güzel bir duyguymuş bunu anladım, diyebiliriz.
* Çok öfkeli birisine- ben de öfkeleniyorum ama çok öfkelendiğimde Allah rızası için karşı tarafı kırmıyorum, sonrasında pişman olmamak için sabrediyorum, diyebiliriz.
Dikkat ederseniz o koşan kişi, insanları peygamberleri dinlemeye, onlara itaat etmeye ve Allah’a kul olmaya çağırıyor. Kulluk sadece Allah’adır, neden sadece Allah’a kulluk edeceğiz? Çünkü peygamberleri ve bizi o yaratmıştır, bu hayatı vermiştir. Eğer bunu bile akıl edemiyorsa bir insan hiç olmazsa şunu düşünsün -sadece Allah’a döndürüleceğiz ve yaşadığımız bu hayatın faturasını ona ödeyeceğiz. Öyleyse kimin huzuruna çıkacaksak, kime hesap vereceksek, Ona kulluk yapmalıyız. Bizler dünya için olur olmaz şeylerin peşinde koşarken, bir namazı, bir iyiliği bile çok görmüşken paraya, arabaya, eve zaman ayıracağız derken, Allah’a kulluğu unutanlardan olduk. Zamanımızı kulluğa yöneltelim.
23.24: Ondan başka ilahlar edinir miyim ?Rahman dilerse bir zarar onların şefaati Benden hiçbir şey savamaz ve beni kurtaramazlar.İşte o zaman ben Elbette bir sapmışlık içinde olurum.
Koşan adam:-Siz baskı yapıyorsunuz diye başka ilahlar edinir miyim dedi. Buradaki sağlam duruş çok önemli. Asla ama asla Allah’ın kurallarından vazgeçmiyor, Allah’tan vazgeçmiyor. Bizim gibi az zoru görünce topuklamıyor. Az parayı görünce dürüstlüğünden, makamı görünce adaletinden, güçlü olunca merhametinden vazgeçmiyor. Allah’ın yolunda, Allah’a kullukta prensipleri olan sağlam duruşlu adam gibi adam işte.
Rahman zarar diler mi? diye sorarsanız zararımızı değil, iyiliğimizi istediği için peygamberler gönderdi.
Bu ayette şefaat konusu var. Aslında onlar demek ki başka inançlara sahip ki bu Koşan adam “-onlar sizi kurtaramazlar” diyor. Zümer suresi 44. ayette belirtildiği gibi bütün şefaat Allah’ındır. Allah’ı bir kenara koyup da başkalarından şefaat beklemekte sapmışlık içinde olmaktır. Bunu neden yaparlar? Neden başkalarından şefaat beklerler? Meryem suresi 81. ayet:Tuttular Allah’tan başka ilah edindiler ki kendilerine Şeref ve kuvvet olsunlar diye. Halbuki merhametin kaynağı olan Rahman olan Allah insan hakkınızda hüküm verdiyse, ondan daha merhametli kimse olmayacağı için, onun hükmünden daha iyi hüküm veren olamaz.Allah’ı gereği gibi tanımadıkları için şefaatçiler konusuna inanıyorlar.
Bu koşan adamın ifadeleri ne kadar güzel.Hayran kalmamak elde değil. Kavmine “-Siz sapmışlık içindesiniz”demedi. Çünkü bunu demesi iyi olmazdı. Kendi üstünden söyledi. Merhamet duygusuyla karşısındakine yaklaşan koşan adam, hakikati anlatırken kendi üstünden, kendi hatalarının üzerinden anlatan koşan adam.Dikkat edelim kaç tane ben kelimesi var? Bakalım adam şunu demiyor.”- Siz Allah’tan başka ilahlar edindiniz, şefaatçiler edindiniz, müşriksiniz,kafirsiniz demiyor. Ne diyor? Ondan başka ilahlar edinir miyim? Rabbim dilerse bir zarar, onların şefaati benden hiçbir şey savamaz ve beni kurtaramazlar. Elbette İşte o zaman ben bir sapmışlık içinde olurum “diyor .
“-Sizin şefaatçileriniz” bile demiyor. Bizim de böyle olmamız lazım -Sen kafirsin sen müşriksin dememeliyiz. Dersek En-am suresi 108. ayet:Bununla beraber Onların Allah dışında taptıklarına da sövmeyin ki cahillikle haddi aşarak Allah’a sövmesinler.
Kesinlikle bu uslup Kur’an’a uymaz. Çünkü karşı taraf hemen savunmaya geçer. Kendini savunan kişi de sizin anlattıklarınıza kendini kapatır, saldırıya geçer.O yüzden biz şöyle diyeceğiz “Benim tercihim bu. Ben böyle düşünüyorum öyle inanıyorum” diyeceğiz. Suçlama yapmayacağız ki karşı taraf kendi kendinin muhasebesini yapabilsin. Kendini hesaba çekebilsin.Bu üslup aşağıdaki ayette devam edecek.
25.Şüphesiz Ben sizin Rabbinize iman ettim artık kulak verin.
Önceki ayetle bağlantıyı kuralım “ben aracıları,şefaatçileri inkar ediyorum, Ben Rabbinizi inkar etmiyorum manaları var.Koşan adam Rab kelimesini özellikle kullanıyor.Onlar tarafından dinsiz imansız olarak suçlamak istemiyor. Çok akıllıca kelimeler.Allah ile arasına aracı, şefaatçi koyan insana çok dikkatli bir şekilde konuşmalıyız. Anında sana -dinsiz deyiveririr, kafir deyiverir,dilinin kemiği yokki.Allah’ın yanına şefaatçi aracı koyulmamasına yönelik ayetleri göstersen çıldırıverir.
-Kaf Suresi 16. ayet:Biz ona şah damarından daha yakınızdır buyuruyor Allah. Aracıya,şefaatçiye gerek var mı ? Dede gör hallerini.Hiçbir şey bulamazsa aynı peygambere itaat etmemize rağmen seni peygamber düşmanı ilan ediverir. Onun için burada koşan adamın- Şüphesiz Ben sizin rabbinize iman ettim demesi çok önemli. Karşı taraf savunmaya geçmesin diye hemen arada bağ kuruyor.Aynı firavunun sihirbazlarının imanını ilan etmesinde kullandığı bağ gibi Şuara Suresi 47. ayet:Dediler ki iman ettik alemlerin Rabbine, Musa ve Harun’un Rabbine .
Hz. Harun ve Hz. Musa kardeşler biliyorsunuz.Tartışma sırasında,Musa Peygamber, Harun Peygamberin saçını,sakalını tutuyor.Hz. Harun bak hemen arada bağ kuruyor,Taha Suresi 94. Ayet:Harun -Ey anamın oğlu sakalını başımı tutma. Ben senin ‘’israiloğulları arasında ayrılık çıkardın, sözüme bakmadın’’ diyeceğinden korktum dedi. “anamın oğlu” diyor ya arada bağ kuruyor ya koşan adam da “-sizin Rabbinize iman ettim” diyerek bir bakıma bağ kuruyor. Çok etkili konuşuyor halkına ama bu bardağı taşıran son damla olmuştur. Dinlemediler onu,ona hayat hakkı bile tanımadılar. Peygambere destek veren bu koşan adamı susturdular.Öldürdüler onu.
26 -27.Cennete gir denildi. dedi: kavmim keşke bilseler Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını.
Bu ayette cennete gir dediklerine göre kavmi koşan adamı öldürdü. Koşan adamın bu dünya filminin sonu da acı bitti. Sahi o koşan adam öldürülürken, o ortamda korkudan bir kenara büzüşmüş olarak onun öldürülüşünü seyredenlerden biri olarak biz de bulunmuş olsaydık ne derdik? Şunları mı derdik? “- yahu adam ne güzel aklı başında laflar ediyordu ama karşısındakinin gücünü görmeliydi,bunu hesap etmeliydi,tedbirini almalıydı, tedbirini alsa daha çok yaşar,Allah’ı daha çok duyurdu,acele etmemeliydi,bizim gibi bir kenara büzüşüp kurtarmalıydı hayatını “derdik değil mi ? Koşan adam fırsatı değerlendirdi. Dünya hayatı acı da bitse, ebedi hayat olan cennete girme fırsatını değerlendirdi.Bizim de dünya hayatında yaşadığımız film bir gün istesekte istemesekte bitecek. Ya Allah yolunun dışında bir yolda bitecek, ya da Allah yolunda bitecek.Nasıl biterse bitsin. Önemli olan Rabbimizin “cennete gir” ifadesidir.
Hepimiz Allah’ı razı edip cennete gitmek istiyoruz değil mi? Unutmayalım Allah’ın dinine yardım edene,Allahta yardım eder.Muhammed suresi 7.ayet:”Ey iman edenler eğer siz Allah’a yardım ederseniz o size yardım eder ayaklarınızı kaydırmaz.” ayeti gereği Yasin suresinde anlatılan bu koşan adam, cennete gitti.Onun karakterine dikkat edelim. Cennete gitmeyi arzuluyorsan bu adamın karakterine sahip ol. Bak ne kadar da alçak gönüllüydü ki “-kendi yaptıklarımla değil Allah ikram edilenlerden kıldı ” diyor. Başka kavminin iyiliğini düşünüyor. Kavmi ne kadar kötü olsa da,kavmine karşı kini düşmanlığı yok.Bizim gibi her kötülük gördüğünde bedduaları, dinini alıp Allah’a şikayet etmiyor. Onları cehenneme at,çatır çatır yak demiyor.-Keşke kavmim bilseydi,diyor.Kavmi neyi bilecek?Tebliğ, davet için, hakikat peşinde koşturma gayreti için, diğer insanlar için uğraştığından dolayı Allah’ın cennete koyduğunu bilselerdi demiş.Burada HAYIFSAMA var. Anneler bir yere gittiğinde ikram edildiyse bir şeyler -KEŞKE ÇOCUĞUM BURDA OLSAYDI DEMESİ GİBİ bir sevgi var.
Biz de şu anda bir şehirde yaşıyoruz Bize de Allah’ın peygamberleri gelmiştir, bizi de Allah’ın kitabı gelmiştir. Kitap aramızdadır, Peygamberin yolu, Peygamberin sünneti aramızdadır. Şu anda tıpkı o gün olduğu gibi Allah’ın ayetlerini duymak istemeyenler, Allah’ın ayetlerini susturmak isteyenler ve sessiz kalanlar vardır.Bizler de Yasin suresindeki koşan adam gibi Allah’ın kitabına sahip çıkalım,kitabı ve sünneti öğrenerek toplumumuza koşalım. Bu ayetleri duyurmak için kendimizi siper edelim. Bunun sorumluluğu içine girelim ki, biz de onun gittiği cennete gidebilelim. Bizde bağışlananlardan ve ikram edilenlerden olabilelim ki hesabımız kolay olsun.
Peki koşan adamın kavmine ne oldu? Biz güçlüyüz diye nara atabildiler mi ? Yaptıklarıyla sevinebildiler mi? Yoksa hevesleri kursaklarında mı kaldı?
28.Ondan sonra kavmin üzerine gökten bir ordu indirmedik ve indirenler olmadık.
29.Ancak bir tek çığlık oldu hemen onlar sönenlerdir.
Allah neden ordu göndermedi?
Onların yok olmaları için tek bir ses, bir çığlık yeterlidir.Başka bir şeye gerek yoktur. O kadar güçsüzler ki saman alevi gibi sönüverdiler.
Allah’ın orduları ifadesi var.Ordu deyince aklımıza hep savaşmak geliyor ama ordunun tek işi savaşmak değil hizmettir.Normal şartlarda hizmet,olağanüstü durumlarda ise savaştır.Yani yeri geldiğinde asker, yeri geldiğinde insana hizmettir.Kur’anda da böyledir.Allah’ın orduları nelerdir? Yaratılan ve insana hizmetle görev alan tüm varlıklardır.Rüzgar,sel,güneş,toprak ne aklına gelirse hepsi Allah’ın ordularıdır.
Allahu Teala şimdiki ayette kullarına yazıklar olsun diyor. Biz de bir şeyler umduğumuz insan kötü davrandığında bu ifadeyi kullanırız ya, dilimizden olmasa da kalbimizden dökülen yazıklar olsun kelimesi.
Allah kimlere yazıklar olsun diyor?
30. Yazıklar olsun şu kullara ki Peygamber onlara gelince onunla alay ediyor oldular.
Bakın buradaki ifade merhamet içeriyor. Şefkat ve acıma içeriyor. Rabbimiz o peygamberleri ve koşan adamın uyarılarını israf eden kavme diyor ki” yazıklar olsun,yazık olsun o kullara ki alay etmedikleri Peygamber kalmadı” diyor. Rabbimizin merhametini kelimelerde görebiliyoruz. Ama o kullar nasılsa böyle bir Rabbin gönderdiği peygamberler ile alay ediyorlar.Peygamber ile alay nasıl olur? Ya birebir olur.Düpedüz alay etmekle,onların hayatlarıyla dalga geçmekle olur ya da onların bıraktığı uyarılara ilgisiz kalmakla olur, peygambersiz hayat yaşamakla olur. Soruyorum hadisleri öğrenmemek, hayatına uygulamamak alay değilde nedir?En kötüsüde budur. Bile bile alay etmektir.Peygamberlerle alay edilmesine ediliyor ama Allahu Teala Hicr suresinde bakalım ne diyor? Hicr suresi 95. ayet: Muhakkak Seninle alay edenlere karşı biz sana yeteriz. Allah Yeter değil mi? Allah Yeter.
Allah bu ayette yazıklar olsun dedi.Kur’anda bazı ayetlerde bu ifade geçer. Nasılsa bazı insanlar Allah’ın Kur’an’da -yazıklar olsun gibi kelimelerini yadırgar, sözüm ona Allah’a bu kelimeleri yakıştırmaz. Halbuki Allah’ın insana indirdiği Kur’an’da, insan dili kullanması gayet doğal, lise öğretmeni ilkokulda derse girse lise seviyesinde anlatması uygun olur mu? Rabbimiz de anlamamız için bizim seviyemize,bizim anlayışımıza uygun bir dil kullanıyor.

