(14) Her nefis, kendisi için ne hazırladığını öğrenecektir.
Bunu dünyada iken bilecekti. Geleceği için hazırlık yapacaktı. Ama bu dünyada ayetleri duymamazlıktan geldi.
Bakara suresi 110. ayet : Namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin. Kendiniz için önceden gönderdiğiniz her hayrı, Allah katında bulursunuz….
Biz Allah’a ne gönderirsek onu Allah katında bulacağız. Allah’ın yanında iyilikler bulmak istiyorsak, cennet yaklaşsın istiyorsak, Haşr suresi 18. ayet bizim yol çizgimiz olmalıdır, her gün yürüdüğümüz yol çizgimiz.
Haşr suresi 18. ayet : Ey inananlar, Allah’tan korkun ve kişi, yarın için ne (yapıp) gönderdiğine baksın. Allah’tan korkun; çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Allah’tan korkan kişi gününün hesabını yapar, muhasebesini yapar. Ben Allah’a ne gönderdim, yarın benim karşıma ne çıkacak diye bunun hesabını ince ve ayrıntılı bir şekilde yapar.
(15) Yemin olsun, gündüz gizlenen yıldızlara
(16) O akıp akıp yuvasına gidenlere,
(17) Kararmaya yüz tuttuğunda geceye andolsun,
Rabbimiz burada “kararan geceye” dedi. İnsan karanlıkta kaybolmasın diye Kur’an Kadir Gecesi indi. Cahilliğin karanlıklarına Nur olmak için indi. Peygamberimiz karanlıkta kalan insanları, karanlıktan Nura çıkarmak için Kur’an’la uyardı. Bizler de karanlıktan çıkmak Kur’an’a sarılmalıyız. İşte o zaman nefes alabilenlerden oluruz.
(18) Ve nefes almaya başladığı zaman, sabaha;
Rabbimiz bütün bu gizlenenlere, yuvasına doğru akanlara, geceye ve sabaha yemin etti. Alttaki ayette “muhakkak ki bu şerefli bir elçinin sözüdür” buyuruyor.
Buradan bunun vahiy olduğunu anlıyoruz. Bir diğer adı da nur olan vahiy, yani ayetler indiği zaman cahilliğin, kötülüklerin gecesi bitmiş ve insanlar nefes almış olacak. Bir toplumda iyiler çoğalırsa nefes alınır, rahat oluruz. Haksızlıklar, yalanlar, hileler olmaz. Güven oluşur. İnsanlık nasıl nefes alırın cevabı işte Kur’an’dır. Nasıl bir Kur’an’dır bu. Şimdi Rabbimiz açıklıyor.
(19) Muhakkak ki o (Kur’an), şerefli bir elçinin sözüdür.
Kur’an hakkındaki şüpheleri gidermemiz için Rabbimiz bunu diyor. “O şerefli bir elçinin” yani “Cebrail’in getirdiğidir” diyor. Peki Cebrail olduğunu nereden anladık?
Bakara suresi 97. ayet : De ki: “Her kim Cebrail’e düşman kesilirse ki o, Allah’ın izniyle Kur’an’ı, kendinden öncekini doğrulayıcı, müminlere bir hidayet ve müjde olarak senin kalbine indirmiştir.
Peki Peygamber Efendimiz Cebrail’e nerede “Ruhul Emin” demiştir? Hemen bakalım.
Şu’arâ suresi 192. ayet : Ve elbette de bu (Kur’an), Alemlerin Rabbi’nin şüphesiz bir indirdiğidir.
Şu’arâ suresi 193. ayet : Onu Ruhul Emin indirdi.
Kur’an-ı Kerim’i Peygamber Efendimize “Ruhul Emin” yani “Cebrail” indirmiş. Allahu Teala onunla Kur’an-ı Kerimi bizlere göndermiş.
Ayetin devamında Rabbimiz Cebrail meleğinin özelliklerini bize anlatıyor.
(20) O elçi güçlüdür, Arş’ın sahibinin yanında çok itibarlıdır.
Allahu Teala Cebrail’i acaba neden öyle tanıtıyor? Bunun muhakkak ki bir sebebi olmalı. Peygamber Efendimiz zamanındaki cahiliye halkı da günümüzdeki bazı insanlar da ayetlere değil, o ayeti anlatanın özelliklerine, makamına, mevkisine, cüzdanına, görüntüsüne bakıyor, itibarına bakıyor. Şimdi de öyle insanlar buna önem veriyor. Sözün kendisiyle ilgilenmiyor, anlatana bakıyor. Şimdi aynı ayetleri anlatan biri çok zengin olsa, makamı olsa, nasıl olurdu, milyonlarca beğeni gelirdi. Ama yok. Çünkü anlatan kişinin makamı yok. Cebinde belki çok fazla parası yok. İşte o dönemde de mekkeliler Peygamber Efendimize bu yüzden karşı çıkıyor, onun zengin olmasını istiyorlardı. Bağı, bahçesi olsun, altınları olsun, makamı olsun, birçok şey olsun istiyorlardı ve karşı çıkıyorlardı. Çünkü onlar ayetlere değil ayeti anlatan kişinin özelliklerine odaklanıyorlardı, maddi özelliklerine. Peygamber Efendimize ne diyorlardı? Hemen bakalım.
Zuhruf suresi 31. ayet : Yine Onlar: “Bu Kur’an, şu iki şehirden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?” dediler.
Peygamber Efendimizi beğenmediler. Neden; yetimdi, fakirdi. Muhakkak büyük insanlara indirilmeliydi ayetler. Büyük insanlar anlatmalıydı, onlar yapmalıydı bu işi. Fakirin ne işi vardı ki Kur’an’da, dinlemek istemediler işte. Kur’an’a odaklanmadılar. Anlatılan şeye odaklanmadılar.
Furkan suresi 7. ayet : Şöyle dediler: “Bu ne biçim peygamber ki, yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya!”
Furkan suresi 8. ayet : “Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!”…
Bu ayetleri anlatan kişinin zengin olması gerektiğini düşünüyorlar. Hayatının çok rahat olması gerektiğini düşünüyorlar. Makama, itibara, paraya önem veren insanlar. Onun için Rabbimiz Cebrail’i o kadar çok övüyor ki, “kuvvet sahibi arşın sahibi katında çok itibarlı” diyor. Bunu demesinin sebebi işte bu arkadaşlar. Çünkü o dönemin insanları ve şimdiki dönemin insanları itibara bakıyor, paraya makama bakıyor. Rabbimiz ayetin devamında Cebrail’in özelliklerini anlatmaya devam ediyor.
(21) Kendisine itaat edilen, orada güvenilendir.
O Cebrail bütün meleklerde sözü dinlenen ve güvenilir birisidir. Saygındır. Arş sahibi Allah’ın makamının yanında olduğu için de zaten kendisini güvenilir ve itaat edilendir. Rabbimiz Cebrail meleği için “kuvvet sahibi, itibarlı, itaat olunan güvenilir.” dedi. Peki ayetleri bize ulaştıran Peygamber Efendimiz nasıl birisidir?
(22) Arkadaşınız (Muhammed) asla deli değildir.
Buradaki arkadaşınız ifadesinde de Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV) kastediliyor. Peygamber Efendimize onlar deli diyor ki Allahu Teala “Sizin arkadaşınız deli değildir” diyor. Yüce Rabbimiz onlara arkadaşınız dediğine göre demek ki Peygamber Efendimizi çok iyi tanıyorlar. İnsan arkadaşını tanır zaten düne kadar aralarında büyüyen ve kendisine “Muhammedül Emin” dedikleri Peygamber efendimizi nasıl tanımazlar. Tabii ki tanıyorlar, ama nasılsa deli diyorlar. Belli zaman aralığında insan hem akıllı, hem deli, hem güvenir, hem hain olabilir mi? Olamaz, ama onlar deli dediler. Ne olmuştu da bir anda deli demeye başladılar. Tahmin ettiğiniz gibi ayetleri insanlara ulaştırmaya başladığında deli demeye başladılar. Çünkü Kur’an hayatlarında olursa rahatları keyifleri kaçıyor, rahatça din adına ceplerini dolduramıyorlar, rahatça sahtekarlık yapamıyorlar. Bugün de öyle. Ayetleri anlattığında insanlar sana da deli diyecekler. Hatta daha fazlasını diyecek. “İyi ki anlattın” demeyecek. Genelde “ama” ile başlayan sözler, sonra öfke, sonra kavga, sonra kovma ile devam edecek bu süreç. Hiç şaşırmayın.
Kalem suresi 1-2. ayetler : …….Sen Rabbi’nin nimeti sayesinde mecnun değilsin.
Rabbimiz deli değilsin diyor. Rabbimizin tescili bu. Rabbimiz Peygamber Efendimize deli değilsin derken aslında delilikten kurtulmanın yolunu da burada gösteriyor. Rabbimizin en büyük nimeti tabii ki elimizde tuttuğumuz ya da raflarda tozlanmaya bıraktığımız, duvarlara astığımız Kur’an’dır. Bizler de Kur’an’la yani Rabbimizin nimetiyle yaşarsak işte o zaman bilelim ki kim ne derse desin bizler deli değiliz. Aksine çok da akıllıyız. Çünkü bu hayatın geçici olduğunu biliyoruz. Her şeyin geçeceğini biliyoruz. Akıllıyız ahiretimize de hazırlık yapıyoruz.
(22) Andolsun o, Cebrâil’i apaçık ufukta gördü.
Peygamber Efendimiz’in Cebrail’i görme hususunda zerre kadar bir göz yanılması, halüsinasyon, hayal falan yoktur.
Necm suresi 4-11. ayetler : O, sadece vahyolunmakta olan bir vahiydir! Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti. Sonra en yüksek ufukta iken asıl şekliyle doğruldu. Sonra yaklaştı da sarktı. İki yay kadar veya daha yakın oldu da. Kuluna verdiği vahyi verdi. Gözün gördüğünü kalp yalanlamadı.
Peygamber Efendimiz gerçekten Cebrail’i görmüştür. Peygamber Efendimiz Cebrail’i görme konusunda yalan söylemediği gibi gaybı, yani gelecekteki bilinmeyen konularda da cimri değildir.
(24) O, gaybi (vahiyler) konusunda cimri değildir.
Peygamber Efendimiz ahiret, cennet, cehennem gibi şu an görünmeyen bilgileri insanlara ulaştırıyor.
Hakka Suresi 44-46. ayetler : O, Biz’e karşı bazı lafları uydurmaya kalkışsaydı.
Elbette Biz onu, ondan dolayı yeminiyle yakalar (kuvvetle tutar hıncımızı alır)dık.
Sonra da, onun can damarını keser atardık.
Peygamberimiz vahyi yani ayetleri eksiltmeden, arttırmadan ulaştırdı. Olduğu
gibi aktardı. Rabbimiz Peygamber bile olsa gözünün yaşına bakmıyor. “can damarını keser atardık”diyor. Peygamber Efendimiz ayet hakkında yalan söylese bunu yapan Allah bize ne yapar? Bazıları din adı altında öyle şeyler söylüyor ki, arasan tarasan Kur’an da imkanı yok
bulamazsın. Bunlar bu sureyi hiç mi bilmiyorlar da böyle delilsiz yani ayetsiz konuşuyorlar. Din konusunda bir şey söylüyorsak muhakkak delilimiz olmalı. Öyle kulaktan dolma bilgilerle değil. Neden size birebir açıp Kur’an’dan ayetleri gösteriyorum anladınız mı? Delillerimiz var çünkü. Bir şey söylüyorsak delillerimiz var. Delilimiz olmazsa ne olur, batıl olur yani yanlış olur. Onun için özellikle bu dini anlatan insanlar ayetlerle anlatması gerekiyor. Cebrail güvenilirdir. Peygamber Efendimiz deli değildir, güvenilir birisidir. Daha sonra gayba karşı yani bilinmeyene karşı da Peygamber Efendimiz cimri değildir. Peki Kur’an’ın özelliği nedir, şimdi ona bakalım.
(25) O, kovulmuş bir şeytanın sözü değildir.
Buradaki “O” tabii ki Kur’an-ı Kerimdir. Kur’an zaten şeytanın sözü olamaz. Çünkü şeytanın böylesine mükemmel bir kitaba gücü yetmez. Onlar vahyi işitmekten zaten uzak tutulmuştur.
Şuara suresi 210-212. ayetler : Ve onu (Kur’an’ı) şeytanlar indirmedi. Bu onlara hem yaraşmaz, hem güçleri yetmez.
Şüphesiz onlar (şeytanlar) vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
Sadece şeytan değil bütün insanlar ve cinler toplansa bu Kur’an’ın benzerini bile yapamazlar.
İsrâ suresi 88. ayet : De ki: “Yemin ederim, eğer insanlar ve cinler bu Kur’an’ın benzerini getirmek üzere toplansalar, bir benzerini getiremezler, birbirlerine arka da çıksalar.”
İsrâ suresi 89. ayet : Yemin olsun ki, Biz bu Kur’an’da dillere destan olacak her manadan, türlü türlü ifadeler yaptık. Yine İnsanların çoğu inkarda ısrar ettiler.
Rabbimiz bu ayetleri yollamasına rağmen insanlar inkarda ısrar ediyor. Halbuki Rabbimizin bu ayetlerini iman ile bir düşünseydik.
Nisâ suresi 82. ayet : Hala Kur’an’ı iman ile düşünmezler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından olsaydı, elbette içinde birçok ahenksizlikler bulacaklardı.
Kur’an’ın içinde hiçbir ahenksizlik yok, hiçbir mantıksızlık yok. O kadar güzel bir kitap ki insan elini aldığında okumadan duramıyor, anlamak için can atıyor, çırpınıyor. O kadar güzel manaları var ki, o kadar güzel ki. Kur’an’ın içinde asla ama asla ahenksizlik yok.
Bakara suresi 2. ayette “İşte o kitap onda şüphe yoktur” diye söyleyen Allah, İbrahim suresi 1. ayette “karanlıktan nura çıkaran” diye bahseden Allah,
Hud suresi 1. ayette “ayetleri sağlamlaştırılmış ve sonra da açıklanmış olan” diye bahsedilen Kur’an, Kehf suresi 1. ayette “kendisinde hiçbir tezat ve eğrilik bulunmayan kitap” dediği Kur’an, nasıl olur da şeytanın sözü olabilir. Nasıl olur da insan bunu uydurabilir. Mümkün değil yapamaz, böyle müthiş muazzam bir kitap varken elimizde, bizler nereye gidiyoruz. Ey insanlar nereye gidiyorsunuz? Rabbimiz Kalem suresi 36. ayette “size ne oluyor nasıl hükmediyorsunuz.” Bilmeden hüküm verenlerimiz olmasa, her ağızdan bir laf çıkmasa. Nereye gittiğimizi daha net görürdük.
(26) O halde nereye gidiyorsunuz?
Rabbimiz önceki ayette Kur’an’dan için “kovulmuş şeytanın sözü değildir” dedi. Sonrasında “Nereye gidiyorsunuz” dedi. Sahi nereye gidiyoruz? Rabbimizden gelen bu kitabı yalanlayarak, okumayarak, hayatımıza uygulamayarak, onu şeytanın sözü olarak, sihir, masal olarak görüp, hikaye olarak görüp, nereye gidiyoruz. Dünyaya mı gidiyoruz? Bakın Rabbimiz ne diyor?
Tevbe suresi 38. ayet : Ey iman edenler! Ne oldu ki size!…. Rabbimiz bize sesleniyor. Bizler de iman ettik ya. Bizler de müslümanız ya. ….“Allah yolunda elbirlik savaşa çıkın.” denilince yerinize yıkıldınız, kaldınız…… Allah yolunda gelmeyenler bunlar. Allah yolunda hiçbir şey yapmayanlardır bunlar. …..Yoksa, ahiretten geçip dünya hayatına razı mı oldunuz? Fakat o dünya hayatının zevki, ahiretin yanında ancak çok az bir şeydir.
Kur’an kulluk kitabıdır. Bize kulluğumuzu nasıl yapacağımızı anlatmak için gelmiştir. Okumayarak bizler nereye gidiyoruz? Şöyle bir düşünelim. Namaz var mı, kul hakkına dikkat ettik mi, anne babaya akrabaya iyilik ettik mi, faizden uzak kaldık mı, doğru olduk mu, Allah’a kulluk ettik mi? Ayetleri gördüğümüzde “Eyvah ne yapmam gerekiyor” dememiz gerekmiyor muydu? Nereye gittiğimize dikkat etmemiz gerekmiyor muydu? Gideceğimiz yer, ya Allah’ın yolu olur, ya da dünya hayatının zevki olur.
Rabbimiz “O halde nereye gidiyorsunuz”dedikten sonra “o alemler için ancak bir öğüttür” dedi.
(27) O ancak alemler için bir öğüttür.
Bütün alemler için öğüt olan Kur’an’ı bırakıp gitmek. Buradaki “ancak” ifadesi çok önemlidir. “Bu sadece alemler için bir öğüttür.” Demek ki insanların Kur’an’dan ve peygamberden farklı beklentileri var. Farklı şeyler bekledikleri için Allah “sadece bir öğüttür” diyor o kadar. Ama bizler ne yaptık örnek veriyorum. Bir zalimlik karşısında zulüm karşısında başarılı olmak için Fetih suresini döne döne anlamadan okuduk da okuduk. Emek vermeden ter akıtmadan tembel tembel durup sadece seyredip Fetih suresini okumakta kaldık. Bakın bu Kur’an top tüfek polis değil. Bu Kur’an sadece bir öğüttür. Sınava giren çocuğumuzun okulun
bahçesinde açtık Yasinler okuduk. O zamana kadar çok çalışmamış sınavın hakkını vermemiş çocuğa bizim okuyacağımız Yasin suresi kopya mı verecek, hocalık mı yapacak. Biraz düşünelim bu Kur’an sadece bir öğüttür. Ya da keramet kitabı mı sandık Kur’an’ı. Soruyorlar çocuğum yuva kuramıyor, iş bulamıyor ya da bebeği olmuyor hangi ayetti okuyayım. Ne diyeyim ki bu Kur’an sadece bir öğüttür suya ısladı ayetleri, içtik muska büyü yapmada kullandık, falcılık da kullandık. Ne yaptığımızı sanıyoruz. Bu ayeti artık kulaklarımıza küpe yapalım. Kur’an alemler için bir öğüttür, bir yaşam kitabıdır. Ne büyü yapmak için, ne muska yapmak için, ne geleceği görmek için değil. Kur’an sadece bir öğüttür, hayat kitabıdır. Rabbimiz “alemler için bir öğüttür ancak bu kitap” dedi. Sonra ne dedi?
(28) Sizden, kendine doğru bir yol belirlemek isteyenler için de bir öğüttür.
Kur’an doğru yolda olmak isteyenler, müstakim üzerinde istikamet olmak isteyenler için öğüttür. Zengin olmayı isteyen için değil, evlenmek isteyen için, kocasıyla barışmak için değil, dosdoğru olmayı dileyen için öğütmüş. Bu kitabın kadrini, kıymetini işte bu Kur’an’ı öğüt olarak gören, öğüt olarak anlayan kimse bilir. Rabbim bana öğütte bulunuyor. Ne diyeceğiz başım üstüne Rabbim, hemen uygulayım diyeceğiz. İşte bu insan bu Kur’an’ın kıymetini bilir. Şüphe duymayan bilir ki Kur’an’ın ilk sayfalarında Fatiha‘da dua etmiştik. “Bizi doğru yola ilet” diye. Bizler de eğer Kur’an’ımız şüphe etmediysek, duamızın ilk cevabı nedir. Bakara suresinde “Kur’an’da şüphe yoktur” ayeti. Rabbimiz burada “dileyen kimse için”dedi. Şimdi Kehf suresinde Rabbimiz “Hak Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin.” demişti. Rabbimiz bizi her ne kadar seçmeye zorlamasa da, irademizi serbest bıraksa da bu kalbimiz ve davranışlarımız Ala suresi 10. ayeti olan öğüt alacaktır. Diğerleri öğüt alamaz.
Ala suresi 10. ayet : Allah’a saygısı olan öğüt alacaktır.
Allah’a saygısı olmayan zaten öğüt almaz. Sen ne kadar ayet gösterirsen göster ne dersen de umursamaz. Günah işlemeye devam eder. Hayatını ufacık olsun ayetler ışığında değiştirmez. Allah saygısı olan kişi zaten öğüt alır. Diğerleri ise kulak vermez, dinlemez, ilgilenmez.
(29) Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemeyince, siz dileyemezsiniz.
Allah dilemezse hidayet insana nasip olur mu? Doğru yol nasip olur mu? Yukarıdaki ayette Rabbimiz “Dost doğru olmak isteyen için, her insan için öğüttür” diye buyurdu. Peki nasıl olacak üstte “isteyen gelsin istemeyen gelmesin” diyor. Az önce bahsettik %100 özgür irade var. Altta ise Allah’ın dilemesi var. Şimdi Allah dilemeseydi peygamberler göndermezdi. Allah dilemeseydi imtihanı yaratmazdı, irade vermezdi. Allah dilediği için biz seçim yapabiliyoruz. Allah zaten iyi olmamızı diledi ki bunları verdi. Bu Kur’an’ı verdi, bize bu emirleri verdi.
Gelelim günümüze, “Allah dileseydi namaz kılardım, içki içmezdim, bak dilememiş ki ben bu haldeyim, kötülük yapıyorum” diyenler. “Allah dilemiş ki işsizim iş bulamıyorum” diyenler. Sadece bu ayeti bilirler, bir üstteki ayeti bilmezler. Allah bizim dosdoğru yolda olmamızı diledi ki bu kitabı bize verdi. Hala “Allah dilemedikçe ben yapamam” diyenlerden miyiz? Namaz dersin karşı taraf “inşallah” der. “Allah dilerse” der. Allah dilemiş zaten emretmiş daha ötesi yok. Rabbimiz, Yunus suresi 100. ayette “akıllarını kullanmayanları pislik içerisinde bırakırım” demişti. Bu ayet gereği biz aklımızı kullanmadık. “Allah dileseydi ben çok iyi insan olurdum” dedik. Kaderi bile işimize göre kullandık. İşte böyle kaderci mantığını devreye girdirdik, tembel mantığını. Aynı İsrailoğullarının Musa Peygambere dediği gibi,. “Siz ve Rabbiniz gidin savaşın” demişti. Aynı öyle ne dersen de bazı insanlar “Allah bilir” deyip çabalamayarak çalışıyorlar. İşte bunlar çabalamayan mantık, tembel mantık. Halbuki istemeye gelince istiyorlar değil mi? Ama çabalamaya gelincek hiçbir şey yapmıyorlar, her şeyin kolayına kaçıyorlar. Necm suresi 39. ayette Rabbimiz “Ve şüphesiz ki, insan için kendi çalıştığından başkası yoktur.” demişti.“Elbette çalışmasını yakında görecektir” diye buyurmuştu. Bizler de sadece bu ayete bakarak kaderci mantıkla hareket etmeyelim. Eğer biz dilersek, biz istersek içimizdeki oluşuma göre Rabbimiz bize dosdoğru yolu gösterecektir. Yeter ki bunu bizler isteyelim.”Allah diledi de böyle oldu” demeyelim, çabalayalım.
Sevgilerimle…

