Selamünaleyküm arkadaşlar. Bugünkü dersimizde Gaşiye suresini öğreneceğiz. Gaşiye, her şeyi kaplayan demektir. Her şeyi saran, kabus gibi çöken. Bu sure bize boşa çalışan insanın yerinin cehennem olacağını, oradaki azap şekillerini, Allah’ın emirlerine uyanların ise cennet nimetleriyle olacağını anlatır. Bu cennet ve cehennem yolculuğunda asla ama asla insanın zorlanmaması gerektiğini, herkesin seçimlerinde özgür olduğunu belirtir. Sonuçta dönüş Allah’adır, hüküm verecek olan yine Allah’tır.
Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim
(1) O her şeyi kuşatacak olan Kıyamet’in haberi sana geldi mi?
Rabbimiz “her şeyi kaplayan, yani kıyametin haberi sana geldi mi?” diye soruyor. Hepimize bu haber geldi. Hepimiz bu konuda kıyametin kopacağını, bir gün ölümün bizim de başımıza geleceğini biliyoruz. Ama çoğumuz çok rahatız. Allah’ın emirlerine uyma konusunda hiç telaşlanmıyoruz. Neden biliyor musunuz? Biraz acı bir gerçek olacak ama kıyametten, hesap gününden şüphe içindeyiz, şüpheyle yaklaşıyoruz.
Neml suresi 66. ayet : “Fakat ahiret hakkında bilgiler onlara ard arda gelmektedir. Ama onlar bundan bir şüphe içindedirler. Çünkü onlar bundan yana kördürler.”
Rabbimiz ayette şüphe içinde olanlara “kör” diyor. Yaratılan her şey delil olduğu halde görmez, yanı başında her gün üstüne bastığı toprağın baharda canlanışını görmez, gökyüzünün muhteşemliğin görmez, kendi yaratılışını hiç görmez. Kördür. Bu körler ahirete inanma konusunda kör davrananlar hiç de az değildirler.
Mü’min suresi 59. ayet : “Şüphesiz kıyamet günü mutlaka gelecektir, bunda hiçbir şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu buna inanmazlar.”
Hepimiz Müslümanız. Ama o kadar çok yalan söyleyen, o kadar çok kandıran, o kadar çok sözünde durmayanlar var. Namaz kılmayanlar var. İşte sözde inandık mı, inandık. Aslında hep şüphe içindeyiz. Şüphe içinde olmasaydık Kur’an’ın emirlerine uyardık.
(2)Yüzler var ki, o gün eğilmiş, zillete düşmüştür. (3) Çalışmış, yorulmuştur. Burada yüz kelimesinin kullanılmasının sebebi yüzün insanın içinden geçenleri dışa vuran bir organ olmasıdır. Aynı kitap sayfası gibi. Ahiret gününde bazı yüzler öne eğilir, bazı yüzler ise sevinçlidir. Yüzün öne eğilmesinin sebebi boşa çalışıp, boşa yorulmasıdır. Bu kimseler boşa çalıştı ve boşa yoruldu. Rabbimiz ; Leyl suresi 4. ayette: “Muhakkak sizin işleriniz çeşit çeşittir.” diye buyurdu ya, bu insanlar da dünyada çeşitli çeşitli işlerde çalıştı. Çalışmasına çalıştı ama Allah için hiçbir şey yapmadı. Allah için hiçbir şey yapmadığı için de bütün çalışmaları çölde serap gibi oldu, hayal gibi oldu.
Nur suresi 39. ayet:”İnkar edenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki, susayan onu su zanneder, nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanı başında da (inanmadığı, kendisinden sakınmadığı) Allah’ı bulmuştur. Allah ise onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür.”
Bu kimselerin Allah için yapmadığı ameller serap oldu. İşte bütün çalışmalarının boşa gitmesi karşısında bu insanın yüzü hüzünden dolayı kapkara kesiliyor. Hani sıkıntılı olduğumuzda da bizim yüzümüzde bir karanlık oluşur ya, aynı öyle.
Abese suresi 40. 41. 42. ayet:“Yine o gün birtakım yüzler vardır ki, keder bürümüş, hüzünden kapkara kesilmiştir. İşte bunlar kafirlerdir, günahkarlardır.”
Yunus suresi 27. ayet:”Kötülük kazananlara gelince, kötülüğün cezası, misli kadardır. Ve onları bir aşağılık ve eziklik kaplar. Onlar için Allah’tan başka hiçbir kurtarıcı yoktur. Yüzleri karanlık gecelerden bir parçaya bürünmüş gibidir. İşte onlar cehennem ehlidir. Orada ebedi kalacaklardır.”
Buradaki ifadeye dikkat eder misiniz? “Yüzleri karanlık gecelerden bir parçaya bürünmüş gibidir.”Bu kimselerin yüzü karanlık gecelerden bir parça halindedir. Çünkü boşa çalıştı, boşa yoruldu. İman etmesine etti ama Allah’ın emirlerine uymayarak inkar etti. Yüzleri de ahirette geceden bir parça haline geldi. Halbuki Rabbimiz bu dünyadayken inkar etmemizi istemiyordu. İnkar etme davranışları göstermemizi istemiyordu. Bizi uyarmıştı.
Âl-i İmrân suresi 105. ayet:”Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.
Âl-i İmrân suresi 106. ayet:”O bir takım yüzlerin ağaracağı ve bir takım yüzlerin kararacağı gün, o zaman o yüzleri kara çıkanlara şöyle denecek: “İmanınızdan sonra inkar ettiniz ha? Öyle ise inkar etmenize karşılık azabı tadın.”
İmandan sonra inkar etmek. Rabbimiz bize Mâide suresi 90. ayette ;”içkiden, kumardan, şans oyunlarından uzak durun.” buyurdu. Hucurât suresi 11. ayette “birbirinizle alay etmeyin.” buyurdu. Bakara suresi 195. ayette “yaptığınızı güzel yapın.” buyurdu.
Bunun gibi birçok Allah’ın emirlerine eğer biz uymadıysak iman ettikten sonra ben müslümanım dedikten sonra bizler de inkar etmiş olanlardan oluruz. İşte o zaman amellerimiz boşa gider.
(4) Kızışmış bir ateşe girer.
Bu kimseler boşa yoruldu, boşa çalıştı. Allah rızası için hiçbir şey yapmadı. Cehennemi görünce de yüzü haliyle kararır. Nasıl kararmasın ki, günahtan yana bu kimseler çok çalışkandı, kötülükte hiç durmuyordu, günahtan yana kazandıkları çoktu.
Yasin suresi 63. ayet:”işte bu size vadedilen cehennemdir.
Yasin suresi 64. ayet:”İnkarınız sebebiyle bugün oraya girin!”
Yasin suresi 65. ayet:”O gün onların ağızlarını mühürleriz; (günah ve sevap)tan yana kazandıklarını Bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder.”
Rabbimiz ayette “Onların ağzını mühürleriz” buyuruyor. Bu kimseler dünyada bülbül gibi konuşuyordu, şakır şakır konuşuyordu. “Ben şunu yaptım, ben bunu yaptım, şu kadar çalıştım” diye. Ahirette ise bunları anlatamıyor. Dut yemiş bülbül gibi kalıyor. Çünkü elleri, ayakları yaptığı günahları anlatıyor. Bu kimseler kızgın ateşe atılmadan önce hiç uyarı almadı mı?
Zümer suresi 71. ayet:”O inkar edenler, bölükler halinde cehenneme sevk edilirler. Nihayet, oraya geldikleri zaman kapılar açılır, bekçileri onlara: “Size, içinizden Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınız söyleyip sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” derler. (İnkarcılar:) “Evet geldi” derler; ama, azap sözü kafirlerin üzerine hak olmuştur.”
Zümer suresi 72. ayet:”Onlara: “İçinde ebedi kalacağınız cehennemin kapılarından içeri girin” kibirlenenlerin konaklama yeri ne kötü denilir.”
Bu kimseler ayetleri görüp de “aman bu zamanda yaşanır mı bunlar” deyip de kendi fikrini Allah’ın emrinden büyük görmekle kibirlenirse kızgın ateşe atılır.
(5) Onlara kızgın bir kaynaktan su verilir. Kızgın ateşe atıldığında susayacak, susayacak ama ancak harareti son haddine ulaşmış, içildiğinde iç organlarını parçalayan su verilecek. Hatta bunlar A’râf suresi 50. ayet:”cennette insanlardan su isteyecek” ama bakalım cennetlikler ona su verebilecek mi? Onlara yardım edebilecek mi ?
A’râf suresi 50. ayet:”Ateş ehli de cennet ehline şöyle bağrışmaktadırlar: “Lütfen! Suyunuzdan veya Allah’ın sizi rızıklandırdığı nimetlerden biraz da bizlere verin.” Onlar da demektedirler ki: “Doğrusu Allah, bunları kafirlere haram etti.”
Bu cehennemdeki insanlar Allah’ın emrini bir kenara atıp, ciddiye almayıp oyun, eğlence ve geçici zevkleri biricik hedef haline getirdiler. Allah’ı unuttular.
A’râf suresi 51. ayet:”O kafirler ki, oyun ve eğlenceyi kendilerine din edindiler ve o dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar bu günlerle karşılaşmayı unuttukları ve ayetlerimizi inkar ettikleri gibi, Biz de bugün onları unutacağız.”
Unutan unutulur. Bizler Allah’ın gerekli kıldıklarını yapmayarak Allah tarafından unutulmaya zemin hazırlıyoruz. Biz Allah’ı unutursak Allah da bizi cehennemde unutur. Cehennemle bizi baş başa bırakır. Bu cehennemdeki kişiler cennetteki insanlardan bir yudum dahi su alamadı. Peki bu kimselere Allahu Teala ne ile cevap verdi? Erimiş maden gibi yüzleri haşlayan su ile cevap verdi.
Kehf suresi 29. ayet:”Ve de ki: O hak Rabbimizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Çünkü biz zalimler için öyle bir ateş hazırlamış ki, duvarları, çepeçevre onları için alacaktır. Eğer feryad edip yardım isteseler, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. O ne kötü bir içecek ve ne kötü bir dayanma yeri!”
(6) Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek de yoktur.
Bu dikenin özelliği nedir? Doyurur mu?
(7) O da ne besler, ne de açlığı giderir. Yiyecekler kuru bir diken . Öyle bir diken ki boğaza takılan, ne besleyen, ne de doyuran. Hiçbir faydası olmayan bir diken. Bu kimselerin de aynı cehennemdeki diken gibi faydası olmadı. Ne ailesine, ne çevresine, kimseye faydası olmadı. Çalıştı, çalıştı kendine çalıştı. Bir fakiri doyurmadı, bir iyilik yapmadı ama hep çalıştı. Parasını, vaktini Allah ne ister diye düşünerek harcamadı. Zevk, eğlence peşinde, hava atmanın peşinde koştu. Cehennemdeki diken gibi insanlara dikeni dokundu. İnsanlara ilişti, kötülükler yaptı. Bu kimselerin sonu böyle yiyecekler olur.
(8) Yüzler de var ki, o gün nimetle mutludur. (9) Yaptığından hoşnuttur. O gün bazı yüzler nimetlerle mutludur. Harcadığı çabadan dolayı razıdır. Cehennemliklerin yüzleri kapkaraydı. Ama cennetlikler yüzleri verilen nimetten dolayı hoşnut, razıdır. Bu kimseler ne yaptı da nimetler bakımından bu durumdalar?
Mü’minûn suresi 1. ayet :”Muhakkak ki o mü’minler kurtuluşa ermiştir.
Bu kimseler hangi müminlermiş? Rabbimiz bize madde madde açıklıyor.
Mü’minûn suresi 2. ayet :”Onlar ki namazlarında huşu içindedirler,
Mümin kişi namaz kılar. Rabbimiz bunu normal görüyor. Ekmek yemek, su içmek gibi normal olan şey namaz kılması müslümanın. Bu çok normal ama bizim Rabbimizin burada istediği namaz nasıl bir namaz? Huşu içinde kılınan namaz. Namazı nasıl huşu içinde kılarız? Namazda hangi sureyi okuyorsak onun anlamını düşünerek, yoksa anlamını bilmeden huşuyu yakalayamayız. Namaz surelerinde Rabbimizin emirlerini bilmezsek bizim namazımız, sadece seccadede kalır. “Benim namazım bütün ibadetlerim, hayatım, ölümüm yalnızca alemlerin Rabbi olan Allah adınadır” diyemeyiz. Maun suresindeki namaz kılıp da değil büyük yardım, ufacık yardımı bile yapmayanlardan, Allah’ın yazıklar olsun diye kınadığı müslümanlardan oluruz maazallah. Namaz öyle bir namaz ki Allah’ın her zaman bizi gördüğünü bilmektir. İşte bu namazı huşu içinde kılmak olur. Bu namaz kılan kimseler boş vakitlerinde faydasız işlerle uğraşmaz. Boş laflara bakmaz. Huşu içinde kılınan namazın özelliklerini Rabbimiz bize buyuruyor.
Mü’minûn suresi 3. ayet : “Onlar ki, faydasız işe, boş lafa bakmazlar.”
Mü’minûn suresi 4. ayet : “Onlar ki, zekat vermek için çalışırlar.”
Mü’minûn suresi 5. ayet : “Ve onlar ki ırzlarını (iffetlerini) korurlar.”
Mü’minûn suresi 6. ayet : “Ancak hanımlarına ve kendilerinin mülkü olan cariyelerine karşı hariç. Çünkü bunlar kınanmış değiller.”
Mü’minûn suresi 7. ayet: “Kim de bundan ötesini ararsa işte artık onlar haddi aşanlardır.”
Mü’minûn suresi 8. ayet: “Ve onlar ki, emanetlerine ve sözlerine riayet ederler.”
Emanet ve sözünü tutma konusunda kendinimize şu soruyu soralım. Mümin miyiz, yoksa mümin görünenlerden miyiz? Her zaman mı güven veriyoruz insanlara, yoksa bazen mi güven veriyoruz?Sözümüze ne kadar sadığız?
Mü’minûn suresi 9. ayet: “Onlar ki namazlarını daima gözetirler.”
Namazı kılmak için can atan insanlar, vaktini bekleyen insanlar, ezan nerede kaldı diyen insanlar. İşte müminlerin özellikleri bunlardır.
Ra’d suresi 20. ayet: “Onlar ki, Allah’a verdikleri sözü yerine getirirler ve anlaşmayı bozmazlar.”
Bizler de müslümanım diyerek Allah’a söz verdik. Peki Allah’a verdiğimiz sözü tutuyor muyuz? Müslümanım demenin gereklerini yerine getiriyor muyuz? İşte bu cennetlikler, bu gerekleri yerine getirmeye çalışan insanlardır.
Âl-i İmrân suresi 133. ayet: “Ve koşuşun Rabbinizden bir bağışlanmaya ve bir cennete ki, eni göklerin ve yerin genişliği kadardır. Muttakiler için hazırlanmıştır.”
Bu cennetteki kimseler dünyadayken bağışlanmaya koşuyor. Başka neler yapıyor?
Âl-i İmrân suresi 134. ayet: “O muttakiler ki, bollukta ve darlıkta, infak ederler. Kızdıklarında, öfkelerini yutarlar ve insanların kusurlarını affedicidirler. Allah da iyilik yapanları sever.”
Âl-i İmrân suresi 135. ayet: “Ve onlar ki, bir suç işledikleri veya nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı anarlar da, derhal günahlarından tövbe ederler. Günahları da Allah’tan başka kim bağışlar? Hem yaptıkların da, bile bile ısrar etmezler.”
İşte cennetlik olan insanların özellikleri bunlar. Daha birçok özellikleri var yeter ki Kur’an’ımızı okuyalım. Bu dünyada dereceler var. Cennette de dereceler var. Doçentlik derecesi, doktora, makam, uzmanlık derecesi hepsi bir gün biter ama Rabbimizin cennette verdiği derece asla bitmez.
Ahkâf suresi 19. ayet: “Her biri için de yaptıkları amellerden dereceler vardır. Bu da, hiç hakları yenmeyecek bütün amellerini, kendilerine tam olarak ödemek içindir.”
Rabbimiz derece derece yapıyor. Çünkü herkesin yaptığı şeyler farklı farklıdır. Ben 3 tane iyilik yaparım, sen 5 tane iyilik yaparsın. Şimdi cennette aynı yerde olmamız adaletsizlik olmaz mı, olur öyle değil mi? Rabbimiz adaletsiz değildir. Onun için cennet derece derecedir. Biz bu derecelere talip olalım en yüksek derecelere talip olalım. Dünyada olduğumuz gibi. Şimdi cennette karşılama çok özel. Nasıl yüzü mutlu olmaz ki insanın? Nasıl sevinçle dolmaz ki..
Zümer suresi 73. ayet: “Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük cennete sevk edilirler. Sonunda, oraya varıp da kapıları açıldığında (cennetin) bekçileri onlara: “Selam size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedi kalmak üzere girin buraya” derler.”
Bu güzel insanlar da ne diyormuş bakalım.
Zümer suresi 74. ayet: “Onlar da dediler ki: “Bize verdiği sözde sadık olan ve bizi dilediğimiz yerinde oturacağımız bu cennet yurduna mirasçı kılan Allah’a hamd olsun” iyi amelde bulunanların mükafatı ne güzelmiş.”
Bu kimseler Allah yolunda iyi davranışlarda bulundular, güzel işler yaptılar. Bir de şu sözü Rabbimizden duymak, bu Kur’an için çalışmaya, faydalı işler yapmaya, sabah tatlı uykudan uyanıp namazı kılmaya, insanlar kötülük yapsa da iyilik yapmaya kesinlikle değer.
Zuhruf suresi 68. ayet: “Ey benim kullarım! Hiç korku yoktur bugün sizin için ve siz üzülmeyeceksinizde.”
Zuhruf suresi 69. ayet: “Benim ayetlerime iman edip de, ihlaslı Müslüman olan kullarım!”
Zuhruf suresi 70. ayet: “Girin cennete, siz ve hanımlarınız. Sevinçler, neşeler içinde…”
Bu sözü Rabbimizden duyabilmek istiyorsak dünyada boşa çalışmamalıyız. Allah yolunda bir şeyler yapmalıyız. İyilikler yapmalıyız.
(10) Yüksek bir cennettedir.
Bu kimseler Allah yolunda çalıştı, çabaladı. Rabbinin emirlerine uymaya çalışıp çabalayanlar Allah’ın emirlerini yücelten yüksek bir cennette olur. Hatta bu kullara Rabbimiz hak ettiklerinden daha fazlasını veriyor.
Nisâ Suresi 173. ayet: “İşte o zaman o iman edip salih ameller işlemiş olanlara,” ( yani güzel işler yapanlara, iyilik yapanlara, iyilikler yolunda çalışanlara, Salih ameller yapanlara)mükafatları tamamen ödeyecek, hem de lütfundan onlara fazlasını verecek.” Bizim Rabbimiz hak ettiğimizden daha fazlasını bize inşallah verecek. Yeter ki bizler salih ameller işleyelim, güzel işler yapalım.
(11) Orada boş bir söz işitmez.
Gıybet, iftira değil buradaki boş laf. Gıybet, iftira günahtır. Başkasına zararı olur. Boş lafın ise hiç faydası olur mu, olmaz. Örnek veriyorum; Bugün şunu yedim, bunu aldım, şunu pişirdim, şunu giydim, şuraları gezdim bunun gibi sözler faydasız sözlerdir. Günah değildir. Ama faydasızdır. Rabbimizin onayladığı şeyler değildir. Bu kimseler burada boş laf işitmiyorlar. Peki ne işitiyorlar?
Meryem Suresi 62. ayet: “Onlar orada boş bir söz işitmezler. Yalnızca (meleklerin) “Selam!” (deyişini) işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.”
Biz bu dünyada hep boş laflarla eğlendik, vakit geçirdik. Cennetlik olan kimseler dünyada boş lafla işi olmamalı ki , Rabbimiz onlara cennette eğleneceği, sevineceği yeri versin. Bizler de boş laflarla yararsız şeylerle zamanımızı geçirmeyelim ki işte bu ayete layık olabilelim. Rabbimizin Hadis suresi 20. ayette buyurduğu gibi “aramızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışına girmeyelim.” Onlarla eğlenmeyelim. Rabbimizin emirlerine uymakla eğlenelim. Onlarla mutlu olalım.
Rabbimiz burada cennetin muhteşem dekorunu ayetlerle bize anlatıyor.
(12) Orada akan bir kaynak,
Rabbimiz bu kimselere akan kaynağı, suyu neden veriyor? Çünkü onlar dünyadayken insanlara kaynak suyu gibi faydalıydı, herkese yardım ediyordu, faydası vardı.

