BURUC SURESİ(2.BÖLÜM)

(11) İnanan ve iyi amel yapanlar için de altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş odur.

Buradaki kurtuluş,buradaki zafer, başarma yani şerden sonra kazanılan bir zaferdir. Zorluklara sabrederek işlenilen salih amellerin karşılığıdır. Öylesine bir kurtuluş değil. Zorluktan sonra yapılan kurtuluş. Bu güzel insanlar iman etme sürecinde davranışlarıyla, şerrin, kötünün karşısındaki duruşlarıyla bir zafer kazandılar, bir ödül kazandılar. Engeller çıktığında hatta ateşe bile atsalar Allah yolundan dönmeyen kullar iman sınavının içinde olduğunu bilip “Rabbim lütfun da hoş kahrın da hoş, senden gelen bütün sıkıntılar da hoş” deyip yola devam edenler. İmanını sözde bırakmayıp hayatlarını da ortaya koyanlar bu kimseler.

Âl-i İmrân suresi 142. ayet :”Yoksa siz , Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?” Ayetini çok iyi biliyorlar. Allah elbette sabredenleri ortaya çıkaracaktır. Bizler ise yeter ki bu suredeki Müslümanlar gibi olalım. Ateşe atılsak bile Allah demekten vazgeçmeyelim. Ayette iman edip iyi işler işleyen kimselere Rabbimiz altlarından nehirler akan cenneti vadediyor. Şimdi Rabbimiz ayette altlarından nehir akan cennetler diye niye buyurdu, neden bu ödül var? Biraz düşünelim. Bir bahçemiz var diyelim. Bahçemizde sebze meyve fidan her şey var, bu bahçenin büyümesi için yeşilliğin devam etmesi için su lazım değil mi? Sürekli akan bir su. Ayetin öncesinde “İman ettiler, salih amel işlediler” ifadesi var. Arada muhakkak bir ilişki var. Bizim yaptığımız iyilikler cennette akan ırmaklarımız oluşturur. Bu iman ırmakları aynı zamanda ateşi de söndürür. Bizim iman ırmağımız akıyor mu? Cennette su alan Cehennem ateşini söndüren iman ırmağı. Peki ne yapmalıyız? Tabii ki bu iman ırmağının akması için Beled suresini hayatımıza uygulamalıyız?

Beled suresi 13. ayet :”Esir bir boyun kurtarmak (bir köle azat etmek).

Şimdi köle var mı? Yok. Öyleyse köle durumunda olan çok zorda olan insanlara yardım ettiğimizde biz bu ayeti yerine getirmiş oluruz. İman ırmağımız akar.

Beled suresi 14. -15. -16. ayetler: “Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlı olan bir yetim, yahut yerde sürünen bir yoksula yemek yedirmektir.”

Yemek yedirmek ne kadar önemli değil mi? Yardım etmek ne kadar önemli.

Beled suresi 17. ayet: “Sonra, iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.”

İman edip eğer sabrı tavsiye ediyorsak, merhameti tavsiye ediyorsak o zaman ne olur, iman ırmaklarımız akar. Bu iman ırmağımızın akması için ufak bir ayrıntı daha var. Bu cennette ırmağın akması için nasıl ırmak alttan akıyorsa bizler de gösterişe bulaşmamış davranışlarımız olmalı ki imanımız alttan aksın. Zaten iman ile gösteriş hiç birleşmez ki. İman ile gösteriş birleşirse ne olur? İman erir, yok olur. Sadece gösteriş kalır.

Bakara suresi 264. ayet:”Ey iman edenler! Sadakalarınızı başa kakmakla, gönül kırarak boşa çıkarmayın. O kimse gibi, insanlara gösteriş için malını dağıtır da, ne Allah’a inanır ne de ahiret gününe…..”

İnsanlara gösteriş için yapıyorsa bir insan Allaha inanır mı? İnanmaz. Ahiret günlerine inanır mı? İnanmaz. Rabbimiz örnek veriyor şimdi anlamamız için;

“….Artık onun durumu, bir kayanın durumuna benzer ki, üzerinde biraz toprak varmış, derken şiddetli bir sağanak inmiş de, onu çırıl çıplak, bırakıvermiş. Öyleleri, kazandıklarından hiçbir şey faydalanamazlar. Allah, kafirler topluluğunu doğru yola çıkarmaz.”

Malını gösteriş için dağıtanlar, sadakaların başa kakanlar. Rabbimiz bunları yapmamızı istemiyor. Eğer biz böyle olursak iman ırmağımız akar mı? Akmaz. İman ırmağımız peki cehennem ateşini söndürür mü, söndürmez.

(12) Kuşkusuz Rabbinin yakalaması serttir.

Allah yolundaki insanlara engel olmaya çalışan zalimlerdir. Bu ateşleri yakıp da müminleri içine atanlaradır bu. Kötülük yapanlaradır bu. Rabbimizin yakalaması elbette şiddetlidir. Rabbimiz cezadan asla kurtuluş imkanının olmadığını bize anlatıyor. Hem yakalama hem de şiddet kelimeleri var. İkisi bir arada. Şiddetli bir yakalama. Peki neden bu kadar şiddetli? Çünkü bunlar az önceki ayette gösterdiğimiz gibi tövbe etmediler ve ayrıca Haktan da, doğruluktan da, güzellikten de bunlar hoşnut değildi.

Zuhruf suresi 74-78. ayetler: “Haberiniz olsun ki, günah işleyenler cehennem azabında sonsuza dek kalıcıdırlar. Kendilerinden o azap hafifletilmez ve onlar, onun içerisinde her ümidi kesmişlerdir. Ve Biz onlara zulmetmemişizdir. Fakat kendileri zalimdirler. (Cehennem bekçisine:) “Ey Malik! Rabbin işimizi bitiriversin.” O, demiştir ki: “Gerçek şu ki: siz burada kalacaksınız.” Yemin olsun ki, Biz size hak olanı gönderdik. Fakat çoğunuz haktan hoşnut olmayanlardansınız.”

Bunlar haktan hoşnut olmuyorlar. Haktan hoşnut değillerdi. Bunlar yardım etmeye enayilik, anne babaya yük, namazı gereksizlik, akrabayı düşman, dedikoduyu eğlence, dürüstlüğü saflık gören, kötülüğü meslek edinen insanlar bunlar. Bu kişiler Haktan hoşnut olur mu? Olmaz. Allah’ı sever mi, sevmez. Ayet de dinlemez. İşte bunlar Haktan da hoşlanmaz. Hadi Müslüman olmayanı anlarım. Müslüman değil. Ama Müslümanım deyip de Haktan hoşlanmayanlara gerçekten de anlayamıyorum. Şaşılacak şey doğrusu.

(13) Yoktan o yaratır ve tekrar o diriltir.

Rabbimiz tekrardan döndürecek, diriltecek.

Yunus suresi 4. ayet:”Dönüşünüz hep O’nadır. Allah’ın vaadi haktır. Herşeyi ilk baştan yaratan O’dur. Sonra iman edip salih amel işleyenleri hak ettikleri ölçüde mükafatlandırmak için geri döndürecek olan yine O’dur….”

Herkese hak ettiğini vermek için, adaleti sağlamak için, yapılan bir diriltmedir bu. Herşeyin karşılığını vermek içindir. Ayete devam edelim.

“….Kafirlere gelince, inkar etmekte olduklarından dolayı, onlar için kaynar sudan bir içki ve elem dolu bir azap vardır.”

İnkar edenler için bir azap vardır. Öyle bir azap ki bu tam karşılığı olan bir azap. İnce ayarlı hesapta diyebiliriz. Ölümün bile olmadığı bir hesap.

A’lâ suresi 13. ayet:”Sonra ne ölecek onda, ne hayat bulacaktır.”

Neden böyledir. Peki cehennemde neden ölüm yoktur. Çünkü bu kimse çok fazla kötülük yaptı. Onun için Rabbimiz orada ölüm cezası vermez. Tam bir adaleti sağlamak ister. Yaşarken bile insanlar o kadar sıkıntılar çekiyor ki, o kadar sıkıntılara kötülüklere uğruyor ki yeri geliyor defalarca ölümü yaşıyor. Bunların hepsinin adaleti sağlanır mı? Elbette sağlanacaktır.

(14) Bununla beraber çok bağışlayandır, çok sevendir.

Özellikle Allah yolunda bedel ödeyen kullarına karşı bağışlayıcı olandır. Gafur çok bağışlayan demektir. Günahları hiç işlememiş gibi üstünü çizen demektir. Neden Allah bunu yapar çünkü Vedud dur. Çünkü çok sevendir. Seven affeder. Bizlerde de öyle. Kim daha çok seviyorsa o, o kadar affedici olmuyor mu, oluyor. Seven affediyor. Rabbimiz de bizi sevdiği için affediyor. Şu ayrıntıyı da lütfen unutmayalım. Rabbimiz hataların üstünü çiziyor. Silmiyor, neden aynı bizler de cezanın ertelenmesi var. Birisi suç işlediğinde ne olur, cezanın bir kısmı ertelenir. Bu süreçte tekrar ceza işlerse iki kat ceza alır aynı öyle. Yoksa  adalet kalmaz. Peki Rabbimizin biz bu kadar affedici olmasına rağmen, bu kadar sevmesine rağmen bizler ne yapmalıyız, bu sevgiye karşılık vermek için ne yapmalıyız?

Âl-i İmrân suresi 31. ayet:” De ki: “Eğer siz Allah’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki, Allah da sizleri sevsin ve suçlarınızı mağfiretle örtsün.”

Bu sevgiye karşılık vermek için, Peygamber Efendimizi sevmemiz gerekiyor. Bu sevgi dilde olur mu, olmaz. Onun hayatını öğrenip onun ölçüsünde yapabildiğimiz kadar uygulamamız gerekiyor. İşte o zaman Allah’ın bize olan bu sevgisine karşılık vermiş oluruz.

Bu ayette Rabbimizin Vedud sıfatı var. Vedud  “çok seven” demekti. Rabbimizin isimlerinden birisidir bu. Nüzul sırasına göre yani ayetlerin surelerin iniş sıralamasına göre şöyle baktığımızda ilk bu surede geçer Rabbimizin Vedud ismi. Müminlerin cayır cayır yanan hendeklere atılıp yakılmasından bahseden buruc suresinde geçer. “Allah neden bu kötüleri engellemiyor, neden müdahale etmiyor” diye düşünürüz değil mi? Çünkü Yüce Rabbimiz onları bile affetmek istiyor o kötüleri bile affetmek istiyor. Ne kadar geniş bir af bu. İyiyi herkes affeder değil mi? Ama Rabbimiz bizim o kadar bağışlayıcı o kadar seven ki kötüyü bile affetmek istiyor. Çünkü Rabbimiz  bizi iki eliyle yarattı. Yarattığını affetmek istiyor.

Sad suresi 75. ayet :”(Allah:) Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi, yoksa yücelerden misin?” dedi.”

İfadeye dikkat ediyor musunuz? “İki elimle yarattığıma”diye ifade ediyor Rabbim.

Evet Rabbimiz biz insandan yana İki elimle yarattığım diyor ya kendisinden özellikler kattığı, yarattığı insan, birebir ortaya çıkardığı insan. Nasıl affetmek istemez ki. Rabbimiz affedici olduğu kadar insanların da affedici olmasını istiyor. Bağışlama özelliğinin olmasını istiyor. Hayvanlarda bu özellik yok bağışlama yeteneği yok. Olmayınca da hayvan bağışlar mı, bağışlamaz. Ama insanlarda bağışlama özelliğinin olması gerekiyor. Çünkü Rabbimiz onu iki eliyle yarattı Rabbimizin bizi bağışlaması için ne yapalım. Tabii ki en güzeline yani Kur’an’a tabi olalım, Kur’an’a uyalım.

Zümer suresi 53-55. ayetler : “De ki: “Ey kendi nefisleri aleyhine ölçüyü aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Şüphesiz, Allah bütün günahları bağışlar. O, çok bağışlayan çok esirgeyendir.” Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize yönelip dönün, O’na teslim olun, sonra size yardım edilmez.

 Siz farkında olmadan, ansızın başınıza azap gelmezden

Önce, Rabbinizden sizin için indirilmiş olan en güzeline (Kur’an’a) tabi olun.”

Kur’an’a tabi olmamız gerekiyor. Rabbimiz affedici değil mi, bu özelliğini gördük.

Ama Rabbimiz sadece affedici mi, değil. Hem affedicidir hem de azap edicidir.

Hicr suresi 49-50. ayetler:”Haber ver kullarıma ki, muhakkak ki Ben, bağışlayanım, esirgeyenim. Bununla beraber azabım da çok acı veren bir azaptır.”

Rabbimiz hem bağışlayan hem de azap edendir. Bizlere hep bunu dediler değil mi. Rabbin hep bağışlayan onun için ne yaptık Cehennemi çay molası sandık umursamadık, emirlere uyma gereği hissetmedik. Halbuki ayetin hemen devamında ne var kurallara uymayanlar içinde acı veren bir azap var. Rabbimizi Kur’an’dan tanıyalım, Kur’an’dan bilelim. Açalım Kur’an’ımız okuyalım. Rabbimizi ancak o şekilde tanıyabiliriz yoksa insanların söylemesine kalırsa sadece bu ayeti biliriz diğer ayeti bilmeyiz. Ve hata edenlerden oluruz.

(15) Arş’ın sahibidir, yücedir.

Rabbimiz çok bağışlayandır çok sevendir aynı zamanda nedir. Çok şerefli arşın sahibidir. Mutlak hakimiyetin sembolü olan arş. Kur’an’daki esmaları yani Rabbimizin isimlerini yakından incelediğimizde aslında Allah’ın kendini övdüğü değil bizden beklediği şeyler olduğunu fark ederiz. Önceki ayette ne dedi “O çok seven çok bağışlayandır” dedi. Bizler de insanların ufak tefek kusurlarına takılmazsa insanların katında Allah’ın katında da makamımız yüksek olur. Şan ve şerefimiz olur. Şöyle açıklayalım kimseyi hesaba çekmezsen insanlar da seni hesaba çekmez, ama sürekli hesap sorarsan herkes ne yapar, herkes de sana hesap sorar. Eleştiren birini herkes eleştirir. Neden, çünkü sen onu yaparak başkalarına hak verdin hiç bağlamayan birine kimse bağışlamaz. Hakaret edene diğerleri de hakaret eder. Onun için önce ne yapacağız sevmeye çalışacağız, sevmeye çalıştıktan sonra ne olur bağışlamak gelir affedici olmak gelir. Sonrasında ne olur şeref gelir, yani Mecit bir makamımız olur Rabbimizin katında insanların katında da değerimiz artar.

(16) Dilediğini yapandır.

Arş’ın sahibi olan Allah dilediğini yapandır. Allah ol derse olur.

Nahl suresi 40. ayet : “Bizim herhangi bir şey için sözümüz, onu murat ettiğimiz zaman, yalnızca ona şöyle dememiz: “Ol”, o da hemen oluverir.”

Rabbimiz yeter ki “Ol” desin hemen bir şeyler olma sürecine girer ve hemen olur. Peki Rabbimiz dilediği her şeyi yapandır dedik. Rabbimiz hesap verir mi, vermez.

Rabbimiz asla hesap vermez.

Enbiya suresi 23. ayet :”O yaptığından sorulmaz, onlar ise sorumludurlar.”

Herkes yaptığından sorumludur. Ama Allah yaptığından sorumlu tutulamaz.

Çünkü zayıf olan güçlü olanı sorgulayamaz arşın sahibi, her şeyin sahibi olan Allah’ı biz sorgulayamayız. Çünkü biz zayıfız. Allah dilediğini yapar. Bize düşense razı olmaktır. Eğer razı olursak işte bu ayeti kabul etmiş oluruz. Yoksa razı olmazsak ayeti reddetmiş oluyoruz.

(17) O orduların kıssası sana geldi mi?

Hangi orduların haberi?

(18) Yani Firavun ve Semud’un?

Rabbimiz arşın sahibidir. Öyle değil mi, dilediğini yapar çok güçlü olan odur en güçlü olan odur ama burada Firavun ve Semud demek ki Rablik iddiasında bulunuyor. Demek ki ben güçlüyüm diyorlar. Ben arşın sahibiyim diyorlar ki hemen ayetin devamında firavun ve semud geldi. Şimdi burada bir baskı vardı. İnanan müminleri ateşe atıyorlardı. Firavun da bu baskıyı yapıyordu. Bu suredeki baskının aynısını yapıyordu.

A’raf suresi 121-123. ayetler : “Dediler ki: “İman ettik O alemlerin Rabbine. Musa ve Harun’un Rabbine. Firavun: “Siz O’na, ben izin vermeden iman ettiniz ha! Bu herhalde bir hilekarlık. Siz bu hileyi şehirde kurmuşsunuz. Yerli halkını oradan çıkarmak istiyorsunuz. O halde yakında anlarsınız.” dedi.”

Firavun sihirbazların iman etmesini istemiyordu. İman edince onlara ne yaptı?

A’raf suresi 124. ayet : “Kesinlikle sizin ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlamak isteyeceğim. Kesinlikle sizi, hepinizi birden asacağım.”

Onların iman etmelerini engellemeye çalışıyordu Firavun. Aynı inanan müminleri ateşe atmaları gibi Firavun da ne yapıyordu, ellerini ve ayaklarını keserek öldürmekle, asmakla tehdit ediyordu. Başka ne yapıyordu Firavun ?

Kasas suresi 4. ayet : “Çünkü Firavun o yerde baş kaldırmış ve halkını fırka fırka edip arkasına takmıştı, onlardan bir taifeyi ezmek istiyor, oğullarını boğazlatıyor ve kadınlarını hayatta bırakıyordu. O, cidden fesat çıkaranlardandı.”

Firavunun yaptığı kötülükler bunlar. Peki bunun sonucunda Firavun’un başına ne geliyor?

Enfal suresi 54. ayet :”Firavun ailesinin ve onlardan evvelkilerin adeti gibi ki, Rablerinin ayetler yalanladılar. Biz de onları günahları sebebiyle helak ettik. Firavun ailesini suda boğduk. Hepsi de zalimler idiler.”

Arşın sahibi kimdir, Allah’tır. Her şeyin sahibi Allah’tır ama Firavun ne yaptı, kötülükler yaptı. Sonuçta bu oldu. Semud kavminin sonucu ne oldu bakalım.

Araf suresi 78 ayet:” Bunun üzerine onlara şiddetli bir sarsıntı yakaladı. Yurtlarında diz üstü çökekaldılar.”

Kamer suresi 31. ayet : “Biz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı çalı çırpı kırıntıları gibi kırılıp dökülüverdiler.”

Firavun toplumun üzerindeki yöneticilerin baskısı, Semud halkın baskısıdır. Bu baskının sonucuda helak olmaya gider. Çünkü arşın sahibi Allah’tır.

(19) Fakat o inkarcılar hâlâ bir yalanlama içinde.

Ayetleri bilip de bilmiyormuş gibi davrananlar yalanlama içindedir. Çünkü o kadar çok peygamberler gönderildi ki bu kavimlere o kadar çok uyarılar geldi ki. Ama buna rağmen bilmiyormuş gibi davrandılar. Firavun, Semudkavmi ve diğer kavimler ayetleri gayet iyi biliyorlardı. Mucizeleri görüyorlardı. Onlardan haberleri vardı ama yalanlamaya devam ettiler. Tıpkı bu zaman gibi Rabbimiz bize Zuhruf Suresi 44. ayette ne dedi “ileride Ondan yani Kur’an’dan sorguya çekileceksin” diye buyurdu. Ama bizler hayatı bildiğimiz gibi yaşadık. Arzularımızın peşinde koştuk.

Araf suresi 176. ayet : “Eğer dileseydik Biz, onu o ayetlerle yükseltirdik. Fakat o yere (alçaklığa) saplandı ve arzularının ardına düştü. Artık onun hali, köpeğin haline benzer. Üzerine gitsen dilini salar, solur. Bıraksan yine dilini salar,  solur. Bu, işte ayetlerimizi yalanlayan kavmin durumu.”

Cuma suresi 5. ayet : “Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu, kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlayan durumu ne kötüdür…”

Rabbimiz ayeti bilip de hayata uygulamayanı eşşeğe benzetti, diğer ayette köpeğe benzetti. Şimdi ayetleri sorsak kimse inkar etmiyor. Ama o ayetler nasılsa bizi Mümin etmiyor. Mümin güven veren demekti. Hangimiz ticaretimizde güven verebiliyor. Ailesine, komşusuna güven verebiliyor. Bizler ayetleri umursamayarak hayatımızda uygulamayarak ayetleri yalanladık aslında. Halbuki Müslüman nasıl yapmalıydı?

Furkan suresi 73. ayet: “Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar.”

Müslüman böyle olmalı. Ama bizler maalesef buna dikkat etmedik.

Mülk suresi 6-9. ayetler : “Rablerini inkar edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü gidilecek yerdir o!  Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. Az daha öfkeden çatlayacak. Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri onlara: “Size korkutucu bir peygamber gelmemiş miydi?” diye sorarlar. Derler: “Evet bize uyarıcı geldi ama biz yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmedi, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz.” dedik.”

Bu halk gibi değil miyiz? Kaç kişi memnun kalıyor ayetler anlatıldığında. Kaç kişi dinliyor. Şöyle bir bakalım en basit videolarda bile o kadar çok beğeni var ki o kadar çok paylaşım var ki, ama ayetlerin paylaşımı niye bu kadar az. Yoksa bizler de yalanlıyor muyuz, umursamıyor muyuz?

(20) Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır.

Peki ayette neden Allah arkalarından kuşatır diyor. Çünkü arka insanın en beklenmedik yeridir. Tedbir alamazsın arkanı göremediğin için hiçbir şey yapamazsın, ummadığın yerdir. Ummadığımız yerler hepimizin farklı farklıdır. Güzel bir makamın var, paran var, kendine güveniyorsun. Bir bakmışsın ki asla kaybetmem dediklerini kaybetmişsin farkında bile değilken. Allah senin kötülüklerinden dolayı seni kuşatmış. Ya da çocuğuna çok düşkünsün asla kötülük beklemezsin bakmışsın ki en büyük yarayı oradan alıyorsun. O zaman az düşünmemiz gerekiyor günahlarımız çok mu diye.

Bakara suresi 81. ayet:”Kim bir kötülük kazanmış da, günahları kendini her taraftan kuşatmış ise, işte bunlar ateş ehlidir. Hep orada sürekli kalacaklardır.”

Günahı o kadar çok ki Allah onu kuşattı. Bilmediği yerden kuşattı, yavaş yavaş kuşattı.

Kalem suresi 44. ayet :”O halde Bana bırak, bu sözü yalanlayanları. Biz onları bilmeyecekleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.

Bunları yaşamamak için, Rabbimizin bizi her taraftan kuşatmaması için günahlarımızı azaltmamız gerekiyor. Yoksa günahlarımız bizi çepe çevre kuşatır. Bilmediğimiz yönden bizi azaba yaklaştırır.

(21) Hayır o şerefli bir Kur’ân’dır.

(22) Levhi Mahfuz’dadır.

Levhi Mahfuz silinmez yasalar demektir. Değişmez yasalar olan  Kur’anı bizler okursak şanımız olur, şerefimiz olur. Çünkü Kur’an düşünerek okuyanların bildiğini,

uygulayanların şanını yükselten kitaptır.

Enbiya suresi 10. ayet :”Yemin olsun ki, size bir kitap indirdik ki, bütün öğüt ve şerefimiz onda? Hala akıllanmayacak mısınız?

Rabbimiz “Hala akıllanmayacak mısınız” diyor. Rabbimiz bize kitabı şeref kazanmamız için indirmiş. Bizler şerefi şanı insanların yanında ararsak görünme tutkumuz artar. Bu tutku bizi gösterişe ardından cehenneme yollar. Allah katında şerefli olmak bize yetmeli. Onun için Kur’an’ımıza uymalıyız. Başkalarının yanında şeref aramayıp, Kur’an’da şeref aramalıyız. Moda değişir, insanların beğenileri değişir. Bu dünyada her şey ama her şey değişir. Ama Allah’ın emirleri yani ayetler değişmez.

Enam suresi 15. ayet :”Rabbinin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır… Onun sözlerini değiştirebilecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir.”

Değişmez olan kurallar. Öyleyse ne yapalım, değişmez olana sarılalım. Allah’ın emirlerine sarılalım ki şanımız, şerefimiz ebedi olsun.

Fatır suresi 10. ayet :”Kim izzet ve şeref istiyorsa, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır….”

Bizler Allah’ın yanında izzet ve şeref arayalım. Allah’ın emirlerine uyarak izzetli ve şerefli insanlar olalım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir