(11-12) En büyük ateşe girecek olan en bedbaht kimse (kâfir) ise, öğüt almaktan kaçınır.
İnsan ayetleri duyduğunda nasıl kaçınır? Allah’ın onu yaratmasına, ona nimetler vermesine, bir gün öleceğine rağmen insan kaçınır. Müminin suresi 66-67. ayetler: “Çünkü âyetlerim size okunurdu da siz buna karşı büyüklük taslayarak arkanızı döner, geceleyin toplanıp hezeyanlar savururdunuz.”
Ayetler okunuyor ama bu kimseler arkasını dönüyorlar. Eğer ayetler hoşuna gitseydi dinlerdi, hayatına uygulardı. Bizler de büyüklük taslayarak, her şeyi Rabbim değil de ben bilirim diyerek ayetlere arkamızı dönüyor muyuz? Yoksa dinleyip dinleyip hayatımıza uyguluyor muyuz? Eğer bu ayetteki davranışı yapıyorsak sonucumuz Mülk suresi 6. ayet olur. “Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü varılacak yerdir orası!”
Ayetleri dinlemeyerek, hayatımıza uygulamayarak inkar etmiş oluruz. Ne kötü gidilecek yerdir orası. Oraya atıldıklarında onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. Az daha öfkeden çatlayacak. Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa onun bekçileri onlara size korkutucu peygamber gelmemiş miydi diye sorarlar. Derler ki evet bize uyarıcı geldi ama biz yalanladık ve Allah hiçbir şeyi indirmedi. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz dedik. İşte ayetleri söylediğinizde karşı taraf size derse ki böyle şey mi olur, bu zamanda olur mu diyenler. İşte bunların sonu, ayetlere arkasını dönenlerin sonu. Ayetlerden kaçtı, dinlemek istemedi, hayatına uygulamadı. Ayetlerden kaçınan, ayetleri arkasını dönen kimse en büyük ateşe atılır. Bu kimseler ve bütün zamanlarda bunların izinden gidenler için sonuç ateştir. Bu tarz insanlar Allah’a ahirette nasıl yalvarıyor? Fatır suresi 37. ayet:” Onlar cehennemde, “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim” diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:) “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”
(13) Sonra orada ne ölür (kurtulur), ne de (rahat bir hayat) yaşar.
Bu kimseler her günü ölümden bin beter olan bir hayat yaşar.
Zuhruf suresi 74-78. ayetler: ”Şüphesiz suçlular cehennem azabında devamlı kalacaklardır. Azapları hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde ümitsizdirler. Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendileri zâlim idiler. (Görevli meleğe şöyle seslenirler:) “Ey Mâlik! Rabbin bizim işimizi bitirsin.” O da, “Siz hep böyle kalacaksınız” der. Andolsun, size hakkı getirdik. Fakat çoğunuz haktan hoşlanmayanlarsınız.”
Bu kimselere her taraftan ama her taraftan ölüm gelecek.
İbrahim suresi 16-17. ayetler:”Hüsranın ardından da cehennem vardır. Orada kendisine irinli su içirilecektir. Onu yudumlamaya çalışacak fakat boğazından geçiremeyecektir. Ona her yönden ölüm gelecek fakat ölmeyecek, arkasından da şiddetli bir azap gelecektir.”
Bu ayetlere arkasını dönen insanları dört yandan gelen ölüm öldürmüyor. Ölüm acısını o kadar derinden hissediyor ki, o kadar dehşet verici bir görüntü ki. Başka bir ayette bu kimseler toprak olmayı isteyecek.
Nebe suresi 40. ayet:”Şüphesiz biz sizi, kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkârcının, “Keşke toprak olaydım!” diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık.”
Bu kimseler ayetlere inanmadı. Eliyle, makamıyla hiçbir şekilde iyilikler yapmadı.
Toprak olmak isteyecek bu kimseler. Burada bir pişmanlık var ama pişmanlık cehennemde asla fayda vermeyecek.
Bizler gerçekten bu Kuran’a iman ettiysek bu sonuç olmasın diye, bu dünyada Rabbimizin emirlerine uymamız gerek. Hikaye değil bu ayetler, roman da değil. Bizler Allah’tan korkmuyorsak cezasından da korkmayız. Yoksa Allah’a inanma konusunda sorunlarımız mı var. Kur’an-ı Kerim’de bazı kavramları Rabbimiz hem iyi yönüyle hem de kötü yönüyle gösterir. İyi ve kötüyü birlikte gösterir ki insanlar seçimini ona göre yapsın.
Rabbimiz şimdi de Kur’an ile ayetlerle temizlenen insandan bahsediyor.
(14-15) Arınan ve Rabbinin adını anıp, namaz kılan kimse mutlaka kurtuluşa erer.
İnsan tövbe edip halini düzelterek temizlenir. Nisa suresi 146. ayet: “Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır. Bunlar mü’minlerle beraberdirler. Allah, mü’minlere büyük bir mükâfat verecektir.”
Sadece tövbe etmek yetmez, hallerimizi düzeltmemiz gerekir.
Taha suresi 74. ayet:”Şüphesiz, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, kesinlikle ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de (güzel bir hayat) yaşar.”
Rabbimizin katına suçlu olarak varmak istemiyoruz. Öyleyse Kur’an’ın emirlerine uyarak temizlenmeliyiz. Bakara suresi 63. ayeti hayatımıza uygulamalıyız. “Hani, (Tevrat ile amel edeceğinize dair) sizden sağlam bir söz almış, Tûr dağını da tepenize dikmiş ve “Sakınasınız diye, size verdiğimiz Kitab’ı sıkı tutun, onun içindekileri düşünün (gafil olmayın)” demiştik.”
Rabbimiz bize Kur’an-ı Kerim’i verdi. Bizler de ders yapar gibi devamlı okuyup onunla amel ederek, davranışlarımızı ona göre ayarlayarak, bu Kuran’ı kuvvetlice tutmuş oluruz. Rabbimiz “gafil olmayın” diye buyurdu. Rabbimizin ne emrettiğini hiç Kurandan okuduk mu? Ayetleri biliyor muyuz? Kuralları bilmeliyiz ki uyalım. Elemtere suresini her namazda okuyoruz. Anlamını bilirsek hayatımızda da muhakkak zalimin karşısında dik dururuz.
Haklı olanı Allah’ın destekleyeceğini biliriz. Rabbimiz ayette “Rabbinin ismini zikret ve namaz kıl” buyurdu. Bu nasıl namaz hemen bakalım. Ankebut suresi 45. ayet:”(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.”
Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir.
Allah yaptıklarımızı bilir. Rabbimiz bizi hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyan namaz istiyor.
Bu namaz başka neyi sağlamalı? Bakara suresi 177. ayet:”İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.”
İşte bu namazı kılanlar, iyiliklere de koşar. Rabbimizin istediği namaz budur. Rabbimizi zikrederek kıldığımız namaz bunları gerektirir.
(16) Fakat sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
Ezan okunuyor Rabbimiz bizi namaza çağırıyor biz duymamazlıktan geliyoruz.
Rabbimiz Müzemmil suresi 20. ayette zekatı verin diyor bizler değil zekat vermeyi, hiçbir şey yapmayıp fakirleri görmemezlikten geliyoruz.
Hucurat suresi 12’de Rabbimiz sizi alakadar etmeyen şeyleri araştırmayın diyor. Bizler hep dedektif olduk. Aslında bunları yaparak da dünya hayatını tercih etmiş olduk. O kadar ki dualarımızda bile dünyayı istemek oldu. Bakara suresi 200. ayet sonunda “Hac ibadetlerinizi bitirdiniz mi zamanında atalarınızı andığınız gibi hatta daha kuvvetli bir zikirle Allah’ı anın. Çünkü insanların bazısı ey Rabbimiz bize dünyada ver der o kimsenin ahirette bir nasibi yoktur. Bazısı da şöyle der ey Rabbimiz bize dünyada bir güzellik ver ahirette de bir güzellik ver. Bizi ateş azabından koru der.” Bizler bu 200. ayetteki gibi tek dünyalı olmayalım. Sadece yaşam bu dünyadan ibaret gibi takılmayalım. Ya da sadece isteklerimiz için dua etmede koşmayalım. Sadece ibadetle zengin olacağını düşünüp tembel temmel duranlar Allah verir deyip hiç çabalamayan sürekli dua edenler gibi olmayalım. Ayrıca bizim dua ederken de çabalamamız gerekiyor. İsra suresi 18 ayet: “Her kim bu çar çabuk geçen dünyayı istiyorsa dilediğimiz kadar dilediğimizi hemen veririz. Sonra da onu cehenneme sokarız kınanmış kovulmuş bir halde ona yaslanır.” Dünyayı istiyorsa, çalışıyorsa bir insan Allahu Teala dünyayı veriyor. Dünyayla birlikte ahireti isterse bir insan ahireti için de çabalarsa ikisini de veriyor. Bizler sadece dua etmekte kalmayalım, çabalayalım.
Rabbimiz dilediğimizi hemen veririz diyor. Allahu Teala, Allah yolunda yatanla oturanı bir tutmuyor, aynı kefeye koymuyor. Birisi hiçbir şey yapmıyor. Namazını kılıyor, evinde duruyor. Normal bir şekilde yaşamaya gayret ediyor. Diğeri de çabalıyor. Allah yolunda sürekli çabalıyor. Rabbimiz bunları bir tutmuyor.
Nisa suresi 95. ayet: “Müminlerden özür sahibi olmaksızın oturanlarla Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat edenler eşit olmazlar. Allah mallarıyla canlarıyla cihat edenleri derece itibariyle oturanlardan üstün kıldı. Allah onların hepsine de cenneti vadetmiştir. Bununla beraber Allah mücahitlere oturanların üzerinde büyük bir mükafat ihsan etmiştir.”
Öyleyse ey müslümanlar, ne duruyoruz?Allah yolunda malımızla, canımızla bir şeyler yapmak için ne duruyoruz. Yoksa buradaki dereceleri istemiyor muyuz?
Dünyada her zaman en büyük dereceleri istedik. Çabaladık, gayret ettik. Ahirette de en büyük derecelere talip olmak için artık tembellik yapmayalım. Bu ayettekilerden olmak için çabalayalım.
(17) Oysa âhiret, daha hayırlı ve süreklidir.
Dünya hayatını tercih edenlere, namazını Rabbimizin ismini zikrederek kılmayanlara, namazı hayatına uygulamayanlara, hayatını ayetlerle temizlenmeyenlere Rabbimizin sözü bu. Halbuki ahiret daha hayırlı ve daha süreklidir. Çevremizdeki insanlar hiç ölmeyecek gibi. Dünyanın aldatıcı zevkine aldanmış. Çok önem verdiğimiz dünyalık işlerimiz yok mu?
Rabbimiz Rad suresi 26. ayette:”Allah, rızkı dilediğine bol verir, (dilediğine de) kısar. Onlar ise dünya hayatı ile sevinmektedirler. Hâlbuki dünya hayatı, ahiretin yanında çok az bir yararlanmadan ibarettir.” diye buyuruyor.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem):”Dünya ahiretin tarlasıdır” hadisini söylemişti. Bizler de dünya tarlamıza zulüm ekersek ahirette azap biçeriz. İyilik ekersek ahirette iyilik biçeriz.
Al-i İmran suresi 185. ayet:”Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.”
Rabbimiz Hadid suresi 20 ayette de dünya hayatını oyuna benzetiyor. Bütün bu ayetleri görüp de neden kalıcı ameller üstünde çalışmıyoruz? Neden Allah’ın razı olacağı amelleri yapmıyoruz?
(18-19) Şüphesiz bu hükümler ilk sayfalarda, İbrahim ve Mûsâ’nın sayfalarında da vardır.
Maide suresi 48. ayet:”Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma…”
Musa Peygamber zamanın zalimi olan Firavuna gidip onu uyarmıştı. Bizler değil Firavun, Müslüman olan komşumuza gidiyor muyuz? İbrahim Peygamber ay ile güneş ile Rabbine ulaşmıştı. İnsanların aklına hitap etmişti. Bizler de bu ayetleri anlatırken insanların aklına hitap ediyor muyuz? Bu durumda yapmamız gereken nedir?
Kaynakları aynı olan önceki peygamberleri de örnek almak değil mi? Kur’an’da Rabbimiz birçok peygamberden bahseder. Onları örnek almamızı ister. Hangi Peygamberi ne kadar örnek aldık?

