Selamun aleyküm arkadaşlar bugün Şems Suresi’ni işleyeceğiz.
Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillahirrahmanirrahîm.
Yüce Rabbimiz her şeye yasa koyuyor ve bu yasalar bize hizmet ediyor. Rabbimizin gözündeki değerimizi buradan anlamalıyız.
1. Yemin olsun, güneşe ve kuşluğuna; ﴾1﴿Işığı onun ardından geldiğinde aya; ﴾2﴿
Rabbimiz önce Güneş dedi sonra da ay. Çünkü ay güneşten ışığını alır. Güneş aydan daha büyüktür. Peki biz insanlar ışığımız nereden alacağız? Tıpkı ayın güneşten ışığını aldığı gibi biz de ışığımızı Kur’an’dan alırız. Kur’an’la hayat buluruz.
2. Onu (dünyayı) aydınlattığında gündüze﴾3﴿ Onu karanlıkla örttüğünde geceye; ﴾4﴿
Gece her tarafı kaplar öyle değil mi? Bizler de hayatımızın gece olmasını istemiyorsak ve sıkıntılar arasında ezilmek istemiyorsak ne yapmamız gerektiğini Rabbimiz bize İbrahim Suresi 1. ayettegösteriyor: “Bu bir kitap ki sana indirdik. İnsanları Rablerinin izniyle karanlıktan nura çıkarsın diye…” Bu ayette olduğu gibi biz karanlıklardan çıkmak için bu kitabı okuyacağız ve hayatımıza uygulayacağız. Bakara Suresi 257. ayette ise: “Allah iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır…” Bizim de gecelerimizin karanlık olmaması için gündüzlerimizin aydınlık olması için Kur’an’ı okumamız ve onunla amel etmemiz gerekiyor. Ancak o zaman karanlıktan aydınlığa çıkarız. Bütün karanlık gecelerin sabahı Kuran’ın ışığıdır. Diğer ışıklar sunidir. Tek gerçek ışık bu kitaptır.
3. Göğe ve onu kuran kudrete﴾5﴿ Yere ve onu yayıp döşeyene; ﴾6﴿
Rabbimiz gökyüzünü ayakta tutana yemin ediyor. Peki Rabbimiz gökyüzüne nasıl ayakta tutar? Bunun cevabı Rad Suresi 2. ayette: “Allah odur ki gökleri gördüğünüz şekilde direksiz yükseltti ..” Herkes gökyüzünü görüyor.Onu ayakta tutan bir parçası yok gibi görünüyor. Sahi nasıl ayakta tutuluyor şaşılacak şey değil mi? Ne kadar güzel…Her gün baktığımız bu mucizenin farkında mıyız? Rabbimiz yeri ve göğü bizim için en uygun şekilde yarattı. Yer ve gökte bulunan sayısız nimet bunun kanıtıdır.
4. Nefse ve ona düzen verene; ﴾7﴿ Ona kötü ve iyi olma yeteneklerini yerleştirene ki, ﴾8﴿Nefsini arındıran elbette kurtuluşa ermiştir. ﴾9﴿Onu kötülüklere boğan da ziyan etmiştir. ﴾10﴿
Burada Rabbimiz bir sürü yemin etti. Daha önce de söylediğimiz gibi yeminlerin sonundaki ayet en dikkat çekici ayetlerdendir. Rabbimiz nefse de yemin ediyor. Peki Rabbimiz nefsi nasıl yarattı?
Elbette İslam fıtratına uygun olarak yarattı. Delilimiz ise Rum Suresi 30. ayettir: “O halde sen hanîf olarak bütün varlığınla dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel! …”
Allah’ın bizi yarattığı fıtrat Haniflik yani Müslümanlık fıtratıdır. Peygamber Efendimiz ﷺ ise şöyle buyurmuştur: “Her doğan, İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” (Buhârî, Cenâiz 92; Ebû Dâvut, Sünne 17; Tirmizî, Kader 5.) Biz de fıtrata uygun davranırsak ne olacağını Hucurat Suresi 7. ayette görelim: “Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinize sindirdi ve inkarı fasıklığı isyanı sizlere çirkin gösterdi.” Evet, Allah bize imanı sevdirdi ; biz fıtrata uygun davranırsak sözünde durmayı , dürüstlüğü, namazı, orucu bize sevdirir. İşte o zaman da Tin Suresi 4. ayet gerçekleşir: “Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yarattık.” Eğer fıtratımıza uygun olanı yapmazsak o zaman da Tin Suresi 5. ayet gerçekleşir: “Sonra da onları aşağıların aşağısına çevirdik.” Eğer biz fıtrata uygun davranmazsak bu ayettekiler gibi oluruz; ezan okunduğu namazı kılmayı zor sayarsak, kötülükleri art arda dizersek, bankalarda faiz kuyruğuna girersek aşağıların aşağısı oluruz. Halbuki nefsin istekleri Yusuf Suresi 53. ayete göre nasıldı: “Çünkü nefis gerçekten kötülüğü emreder…” İşte insanın kendine ettiği kötülüğü kimse ona etmiyor. Bunlara dikkat etseydik Rabbimizin yarattıklarının en üstünleri olurduk ama dinlemedik. Eğer Kur’an’ı dinleseydik anlasaydık bu ayettekilerden olmazdık. Araf Suresi 179’da: “Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.”
Rabbimiz bize sadece iyiliği ve kötülüğü ilham etti , sonrasında ise her şey insanın istediğine göre şekillendi. Demek ki iyiliği tercih edersek iyilik kötülüğü tercih edersek kötülük oluyor. Kehf 29’da Rabbimiz : “O hak Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin dileyen inkar etsin.” buyurarak bizi seçimlerimizde özgür bıraktı. Kötülüğü seçip kötülük yaparak “Ya Rabbi ne edeyim benim de kaderim buymuş” dedik. Halbuki Namaz kılabilirdik, dürüst olabilirdik, bunlar hep bizim seçimlerimizdi. Seçmedik…
Temizlenen kimse kurtuldu. Rabbimiz iyiliği ve kötülüğü içimize koydu ve temizlenen kişi kurtuldu. Rabbimiz’e “biz nasıl temizleniriz nasıl kurtuluruz?” diye sorduğumuz zaman cevabı da Ali İmran Suresi 164. ayette buluruz: “Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar, apaçık bir sapkınlık içinde bulunuyorlardı.” Buraya bir dikkat edelim; Peygamberimiz ﷺ ayetleri okuyor ve ayetler okununca, insanlar hayatlarına uygulayınca tertemiz oluyor. Bizler Peygamberimizin ﷺ yemeğini, yeşil elbisesini ,saçını sakalını taklit ettik. Elbette bunlar da güzeldir ama şeklidir. Bizim asıl yapmamız gereken Peygamberimiz ﷺ gibi Kur’an’ı okumak onu anlatmak ve amel etmektir. Peygamberimiz ﷺ ayetleri anlatıyordu biz ayetleri anlatmadık. Şura Suresi 52. ayette şöyle Efendinimiz’e ﷺ şöyle hitap edildi: “İşte böylece sana da kendi buyruğumuzla bir ruh (Kur’an) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun; ama şimdi onu, dilediğimiz kullarımızı sayesinde doğruya eriştirdiğimiz bir ışık kıldık” Peygamberimiz Kur’an’la yol buldu, biz bu kitap olmadan nasıl yol bulabiliriz? “Ben çok kitap okudum diğer kitaplarla da yol bulurum.” diyorsak eğer bu fikrimizden vazgeçelim. Peygamber Efendimiz gibi bizler de Kur’an’dan başka kitaplarla doğru yolu bulamayız. Bununla birlikte nefsimizi temizlemeye kendimizi günah kirlerinden arındırmaya niyetlenmeliyiz. Arkadaşlar niyetsiz hiçbir şey olmaz. Musa Peygamber’in (as) bir niyeti vardı. Naziat Suresi 17- 19. ayetlerde: “Firavun’a git! O hakikaten azdı. Ona de ki: “Arınmayı ve seni rabbinin yoluna iletmemi ister misin? Böylece O’na saygılı davranırsın.” Ne kadar güzel bir ifade.. İster misin arınmayı? Bizler de istiyor muyuz temizlenmeyi günah kirlerinden arınmayı istiyor muyuz ? Bizlerin de nefsimizi temizlemeye niyeti varsa Kur’an okuyacağız. Kur’an’ın emirlerini uygulamaya çalışacağız. Yoksa firavundan ne farkımız kalır?
5. Semûd kavmi, hak tanımazlığı yüzünden (peygamberini) yalanladı. ﴾11﴿En azılısı cüretle ileri atıldığında; ﴾12﴿Allah’ın elçisi onlara, “Allah’ın (mûcize olarak) verdiği deveye ve onun su hakkına dokunmayın” demişti. ﴾13﴿Fakat onlar ona inanmayıp deveyi kestiler. Bunun üzerine rableri, günahları sebebiyle onlara ardı arkası kesilmez felâketler göndererek hepsini helâk etti. ﴾14﴿O, yaptığının sonucundan korkacak değildir. ﴾15﴿
İsteklerin peşinden giden Rabbinin emirlerine uymayan bir kavmi Rabbimiz bize örnek göstererek bu kavimden ders almamızı istiyor. Bu kıssalar boşuna Kur’an da geçmiyor. Allahu Teala Salih Peygamber’e (as) mucize olarak kayaların arasından çıkan bir deve gönderiyor. Ahalinin bu devenin haklarına dikkat etmelerini istiyor. Bir gün devenin kuyudan su içmesini diğer gün ise diğer insanların kuyudan su içmesini şart koşuyor. Ama bunlar o devenin su içmesini istemediler. Haksızlık yaptılar. Onu yani Allah’ın mucizesini yalanladılar ve boğazladılar. Bunun üzerine mucizenin sahibi onları azapla kuşattı. Devenin su içme sırasına dikkat edilmediğinden dolayı azaba gark oldular. Halbuki bu bir imtihandı. Onlar apaçık bir mucizenin karşısında Rablerinin emrettiği yolu seçmelilerdi. Ama seçmediler. Başlarına ne geldiyse kendilerindendi. Allah bunun üzerine onlara bir azap verdi ve helak oldular. Allah bunları yaparken sonuçlarından korkacak değil. Allah yaptığı işin sonucundan korkmaz . Burada yasak bir deve vardı. Hakkına dikkat edilmesi gereken bir deve vardı. Bu devenin hakkına riayet edilmedi . Şimdi de öyle o kadar çok haksızlıklar var ki o kadar çok kötülükler var ki kimse kimseyi düşünmüyor kul hakkı peşinde koşup duruyoruz. Bizim de yasak develerimiz var. Rabbimiz bu yasak develerle bizi imtihan ediyor. Biz de biiznillah yasak develerin hakkına riayet ederek bu imtihanı kazanacağız.
Vesselam…

