Musa Peygambere (as) gönderilen Tevrat’ta Allah buzağıya tapmayın diyordu. Musa gidince hemen buzağıya tapmaya başladılar. İşte böyle Kur’an’da da defalarca kez İnfak edin diyor Rabbimiz ancak biz bağışlamayı değil biriktirmeyi önemsedik. Halbuki Tevbe suresi 34. Ayette ne buyuruyordu.
Ey iman edenler! Bilin ki Yahudi din bilginlerinin ve Hıristiyan din adamlarının birçoğu halkın mallarını haksızlıkla yerler ve Allah yolundan alıkoyarlar. Altın gümüş biriktirip Allah yolunda harcamayanları elem veren bir azapla müjdele! ﴾34﴿
Kazandığı altını ve gümüşü Allah yolunda harcamayanların sonu, günümüzde altın ve gümüş dediği para olsa da biz parayı da harcamayıp altın ve gümüşe çevirerek saklamayı tercih ediyoruz. Bizim durum daha da vahim. Tevbe 35. ayetti ise:
O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılıp onların alınları, böğürleri ve sırtları dağlanacak: İşte yalnız kendiniz için toplayıp sakladıklarınız; tadın şimdi biriktirip sakladıklarınızı! ﴾35﴿
Bu okuduklarımız kolay şeyler değil. Bu sahnelerin akılda canlandırılması bile insana azap veriyor olmalıdır çünkü Allah, mallarını iyilik için, adalet için, insanlık için harcamayan bir kimsenin icabına böyle bakar. İşte bu Allah’ın adaletidir. Sanıyor muyuz ki biz bu dünyada bize verilen nimetler tamamen bizimdir? Bu dünyada sahiplendiğimiz her nimet aslında Allah’ın bize bir ödüncüdür. Bu kitabı okumak gerekiyor okumazsak bilemeyiz peki Rabbimiz neden biriktirmeyi istemiyor.? Haşır suresi 7. Ayette bu sorunun cevabını bulabiliriz.
Allah’ın (başka) beldeler halkından alıp resulüne fey‘ olarak verdikleri, Allah’a, peygambere, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir; (servet) içinizden sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir şey olmasın diye böyle hükmedilmiştir. Peygamber size ne vermişse onu alın ve size neyi yasaklamışsa ondan kaçının. Allah’a karşı saygısızlık etmekten sakının. Kuşkusuz Allah cezalandırmada çok çetindir. ﴾7﴿
Yalnızca zenginler arasında dolaşan servet olmaz sadece zenginlerin rahat bir yaşam sürmesi Kur’an’a aykırıdır. Rabbimiz herkesin bu hayatı yaşamasını istiyor bunun için infak etmeyi emrediyor. Peki insan buna rağmen neden infak etmek istemez? Bu sorunun cevabı ise Nahl 71’de gizli.
Allah kiminize kiminizden daha fazla rızık verdi. Ama kendilerine fazla verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilerle paylaşıp da onları bu hususta kendileriyle eşit hale getirmeye yanaşmıyorlar. Peki onlar Allah’ın nimetini inkâr etmiş olmuyorlar mı? ﴾71﴿
Ayette de açıkça ifade edildiği gibi onlar fakirlerle aynı seviyede olmak istemiyorlar.Ebû Leheb de Peygamber Efendimiz’e “ biz fakirlerle ve kölelerle eşit mi olacağız?” diyerek karşı çıkmıştır. Halbuki verirse İnfak ederse fakir diye bir şey kalmayacak işte buna razı gelemezler, bunun için az az verirler ve kendi zenginliklerine zenginlik katarlar ki bu Müslümanlık değil. İşte bu sebeplerden dolayı onlar infak etmek istemiyorlar. Burada kibir var. Bu kibirden kendimizi kurtarmak için nimetleri yığmakla uğraşmayacağız. Tekasür suresindeki çoklukla övünenler doyar mı? Bu sorunun cevabı da Bakara 249’da
Tâlût askerleriyle birlikte ayrılıp sefere çıkınca, “Allah muhakkak sizi bir nehirle imtihan edecek; kim ondan içerse benden değildir, -eliyle bir avuç alan müstesna- ondan tatmayan da bendendir” dedi. İçlerinden pek azı dışındakiler ondan içtiler. Kendisi ve onunla beraber inananlar nehri geçince “Bugün Câlût’a ve askerlerine karşı bizim gücümüz yok” dediler. Allah’a kavuşacaklarını umanlar ise, “Nice az birlik vardır ki, Allah’ın izniyle sayıca çok birliği yenmişlerdir, Allah sabredenlerle beraberdir” dediler. ﴾249﴿
Talut’un ordusunun nehirle imtihan olması bizim Dünya ile imtihan olmanıza benzer. Çoğunluğu suyu içti çok azı bir avuç aldı bunlar tenzih edildi . Sonra bu ordu nehri geçti ve Calut’a karşı savaşamayacaklarını söylediler. Çünkü çok içmişlerdi ve güçleri tükendi. Bu su onların güçlerini tüketen bir suydu. Tıpkı bizim gibi, biz de dünya hayatına öylesine daldık ki ahiret için savaşacak gücümüz kalmadı. Demek ki Dünya ile çok fazla meşgul olmayacağız ancak o zaman ahiret için savaşan güçlü bir asker oluruz. Peygamberimizin “dünya sevgisi bütün hataların başıdır.”( Beyhakî, Şuabu’l-İman 7/338, No: 10501.) hadisine kulak verelim. Onların nasıl Allah yolunda savaşmaya gücü kalmadıysa bizim de namaz kılmaya iyilik yapmaya salih amel işlemeye gücümüz kalmadı kalbimiz kalmadı.
Bir zamanlar biz İsrâiloğulları’ndan, “Yalnız Allah’a kulluk edeceksiniz; ana babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz. İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin” diyerek söz almıştık. Sonra, içinizden küçük bir kesim dışında, sözünüzden döndünüz; hâlâ da sırt çevirmektesiniz. ﴾Bakara 83﴿
Bi de İsrailoğulları gibi sözümüzü tutmadık Kur’an’a sarılmadık Kur’an’ın emirlerini yerine getiremedik. Nasıl ki İsrailoğulları’nın kalbine buzağı sevgisi yerleştiyse bizde de dünya sevgisi yerleşti. Bakara 61’deise Musa peygambere şunu dediler “ biz asla tek bir yemekle yetinemeyiz” biz de çeşit çeşit yemek istedik tıpkı onlar gibi. Çeşit çeşit ayakkabılar tişörtler elbiseler eşarplar aldık. Yetmedi evler arabalar aldık. İhtiyacımız olan olmayan ne varsa evimizde.. Onlara vereceğimiz yüklü yüklü paralarla İnfak edebilirdik ama etmedik. Zengin olunca yaparız dedik, bunları zenginler yapmalı dedik sanki yarına çıkmaya garantimiz varmış gibi. Halbuki Allah Resulü ve sahabeler ellerinde bir çeşit yemeğe razı oldular geri kalan bütün paralarını infak ettiler onlar bunu tercih etmediler ayette öyle emredildiği için yaptılar. Zengin de değildiler ellerinde ne varsa onunla yaptılar. Biz bunları peygamberler yapar diyoruz bunları sahabeler yapar diyoruz biz sahabe değiliz peygamber değiliz ki bunları yapalım diyoruz böyle demeyeceğiz. Bu bizim en büyük hatamız olur. Bizler onları örnek almakla mükellefiz. Ne güzel bir ayeti birden çok ayetle açıkladık ayeti ayet ve açıklamak gibisi yoktur.
2. Çoklukla övünme yarışı sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı. ﴾1-2﴿
Çoklukla o kadar övündük ki dirileri saydığımız yetmedi ölüleri bile saydık. Ölülerimizin çokluğu ile dünyada bile övündük . Dedem şu kadar zengindi şu kadar malı vardı köyde şu kadar tarlası vardı dedik. işte bu ölülerle övünmektir. Bu övündüğümüz kişilerin saydığımız bu özelliklerinin onlara bir faydası var mıydı ki bize bir faydası olsun. Ne diye bunlardan bahsedip dururuz ki?
3. Hayır! Yakında anlayacaksınız! ﴾3﴿
Ayette “Kella” lafzı var Rabbimizin kesinlikle karşı çıktığı bir durum. İçinde “kella” geçen ayetler Rabbimizin düşündüklerimizin aksini güçlü bir şekilde ifade ettiği ayetlerdir. Bu ayetin daha da güçlendirilmiş şekli de bundan sonra gelen ayettedir.
4. Hayır hayır! Elbette yakında anlayacaksınız. ﴾4﴿ Hayır! Keşke kesin bir bilgiyle bilmiş olsaydınız! ﴾5﴿
Neyi bileceğiz? bir sonraki ayette bunu üstüne basa basa tekrar söylüyor. Rabbimiz bizden bu kadar önemli olan neyi bilmemizi istiyor?
5. Yemin olsun, cehennemi mutlaka göreceksiniz! ﴾6﴿
Ateşi bileceksiniz diyor.Subhanallah. Onu gözlerinizle göreceksiniz…
6. Sonra kuşkusuz onu gözünüzle ayan beyan göreceksiniz. ﴾7﴿
Onu aynel yakın göreceksiniz ayn demek göz demektir. İlmel yakın bir olguyu bilgi ile bilmek. Teorisine vakıf olmaktır. Aynel yakin göz ile bilmek ve şahit olmak demektir. Buraya şöyle de denilebilir : iyiliği ve kötülüğü biliyoruz bunu Kur’an’dan kesin bir bilgiyle öğreniriz. Gözümüzle görmediğimiz gaybi konulara inanırız İşte bu ilmel yakın olur. Öldüğümüzde birebir hesabın içinde oluruz ki bu da aynel yakın demektir. Yani Allah Kur’an’daki vaad ve vaidini bize gözlerimizin önünde sunar. Artık o bilgi bizim için ilmel yakin değil aynel yakindir. Çünkü cehennem karşımızdadır. Hayal bile etmekten ürktüğünüz o cehennem ateşini göreceksiniz diyor Allah.
7. Nihayet o gün nimetlerden elbette sorguya çekileceksiniz. ﴾8﴿
Bu sure nimetle bitiyor. İnsanoğluna verilen en büyük nimet akıldır. Çünkü akıl olmazsa hiçbir şeyin önemi yoktur. Akıl sağlığı yerinde olmayan bir insan sorguya muhatap değildir. Akıl bize bir sorumluluk yükler, yaptıklarımızın hesabını verme sorumluluğu. Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor: ‘İnsan kıyamet günü beş şeyin hesabını vermeden ayağını kıpırdatamaz:Ömrünü nerede geçirdiğinden, gençliğini nasıl tükettiğinden, malını nereden kazanıp nerede harcadığından ve ilmi ile ne amel ettiğinden.’ (Tirmizî, 2416) Öyleyse hesabını veremeyeceğimiz şeyin hayatımıza girmesine izin vermemeliyiz. Bizim de kendi kendimize sürekli sormamız lazım bize Rabbimiz hesap sormadan biz kul olarak kendimize hesaba çekmeliyiz. Hz Ömer de her gün kendini “Bugün Allah için ne yaptın?” diye hesaba çekermiş. Hani çoklukla böbürlenip duruyoruz ya atalarımız kazandıklarımız veya bir başkası değil bizi yalnızca biz kurtaracağız o halde biz yalnızca amellerimizin çokluğuna güvenebiliriz. Abese 34-36’da Rabbimiz şöyle buyuruyor:
İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. ﴾34-36﴿
Neden başkasına güvenmiyoruz çünkü herkesin işi başından aşkın.Herkes kendi sorgusuyla meşgul. Kim gelip bize şefaat edecek amelimizden başka? Hesap gününde tek olacağız. En’am 94’te:
Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geleceksiniz ve (dünyada) size verdiğimiz şeyleri arkanızda bırakacaksınız. Hakkınızda (yaratılışınızda) ortaklarımız sandığınız şefaatçilerinizi de yanınızda görmeyeceğiz. Andolsun, aranız açılmış, (tanrı) sandığınız şeyler sizi bırakıp gitmiştir. ﴾94﴿
İnsanlar neden biriktirirler çünkü cimridirler paylaşmak istemezler . Bundan binlerce yıl önce Kabil öldü kendisi kıskançtı. Kabil öldü kıskançlık günümüzde hala yaşıyor. Yusuf peygamber iffetliydi. Yusuf Peygamber öldü iffet sıfatı hala yaşıyor. Eyüp Peygamber ‘de sabır sıfatı vardı o öldü ama sabır sıfatı hala yaşıyor. Firavun öldü ama kibir sıfatı hala var. Başka insanlar da var Başka suretlerde var bu sıfatlar. Kötü sıfatların sahiplerinin sonu kötü olur iyi sıfatların sahiplerinin sonu ise bi iznillah iyi olur. Kur’an’da bu sıfatlara sahip olanların sonu tek tek anlatılıyor. Kulak verelim. Tekasür suresindeki çoklukla övünenlerin sıfatının sahip olmayalım, bunları iyi anlayalım. Bizler “malını Allah yolunda harcayanlar” sıfatına sahip Müslümanlar olalım inşallah.
Vesselam..

