(9) Bir dil ve iki dudak?
Gıybeti, iftirayı, yalanı, kötü zannı…Bunları tutmak için iki dudak lazım. O nedenle Rabbimiz bir dili tutmak için iki dudak vermiştir.
“Allah sizi annelerinizin karnından çıkardığı zaman hiçbir şey bilmiyordunuz. Şükredesiniz diye size işitme (duygusu), gözler ve gönüller verdi.”(Nahl:78)
Gözlerimize, dilimize, dudaklarımıza, kalbimize şükrettik mi? Yoksa düşünmeye gerek görmedik mi? Eğer yaratılışımızı düşünseydik Rabbimize ulaşırdık.
(10)Ona iki yolu gösterdik.
Rabbimiz bize iki yolu da gösterdi. Biri doğru, diğeri yanlış olan yol. Doğru yolun neler kazandıracağını, yanlış yolun neler kaybettireceğini bize bu kitapta, Kur’anda anlatır. Bize haber verir.
“Şüphesiz ki bu Kur’ân, insanları en doğru ve en sağlam yola iletir ve salih amel işleyen müminlere büyük bir ecir olduğunu müjdeler.”(İsra:9)
Bunlar Kur’ana göre davranıp, Kur’anın istediğini yapanlardır. Okuyup Kur’andan öğrendiğini hayatına uygulayanlardır. Bu Kur’ana uymaya gerek görmeyenler, Kur’ana kulak tıkayanlara gelince Rabbimiz ayetin devamında şöyle buyuruyor.“Ahirete inanmayanlara da can yakıcı bir azab hazırlamışızdır.”(İsra:10)
Bakalım nasıl bir azap? “Çünkü biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır.”(İnsan:4)
Rabbimiz bize göz, dil, dudak verip yolları gösterdi. Ama biz bunlara rağmen iman yokuşunu çıkamadık.
(11) Fakat o, o sarp yokuşa göğüs veremedi.
Buradaki sarp yokuş(akabe), nefsimize zor gelen her şeydir. Bir tarafta Allah’ın emri, bir tarafta kendi isteklerimiz. Nefsimize zor gelse de Allah’ın emrini yapabiliyorsak işte budur Allah’a kulluk, işte budur bizim akabemiz. Ama insan zorluk önündeki kolaylığı tercih etmez. Sonra verilecek olanı tercih etmez. Hep kolaycı, hep peşincidir. Onun için Rabbimiz Nahl suresi 107. ayette “Bu (azab) şundan dolayıdır ki, onlar, dünya hayatını sevmiş ve onu ahirete tercih etmişlerdir. Allah da kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.” buyuruyor.
(12) Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir?
İbrahim Peygambere(asm) en zor gelen oğlu İsmail’i kurban etmekti. Onun akabesi oydu. Akabeyi aşınca Rabbimiz ona hem İsmail’i, üstüne de diğer oğlu İshak’ı verdi.
Ama bu akabeyi herkes aşamaz. Bu akabeyi aşan insan bana ne düşüyor der, banane demez. Rabbimiz bu sarp yokuşun (akabenin) ne olduğunu bizlere ayetin devamında anlatıyor.
(13)Köle azat etmek,
Şimdilik zamanda köle yok ama malının, mülkünün, zevkinin kulu, kölesi olanlar var. Onların bu problemlerine çözüm bulmak, zorda kalanlara yardım etmek köle azad etmek gibi olmaz mı?
(14) Veya salgın bir kıtlık gününde yemek yedirmektir,
Bunu yapanlar aslında mutlu edince mutlu olma ahlakına bürünüyorlar. Bunlar Haşr suresi 9. ayettekigibi kendi nefislerine başkalarını tercih edenlerdir. Sadece yemek değil, sevginin, ilginin, bilginin açları o kadar çok ki. İşte onları bulursak bu ayetin gereğini yerine getirmiş oluruz.
İman yokuşunda giden insanlar bir karşılık bekler mi? “Onlar verdikleri sözleri yerine getirirler, fenalığı yaygın olan bir günden korkarlar. Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler.”Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz.”(İnsan:7-8-9)
Bunlar Rabbimizin karşılık vereceğini bilirler.
(15)Yakınlığı olan bir yetime,
“Öksüzlere mallarını verin ve kötüsünü (onlara vererek) iyisiyle değiştirmeyin. Onların mallarını, kendi mallarınıza karıştırıp yemeyin. Zira bu, büyük bir günahtır.”(Nisa:2) “Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, muhakkak ki karınlarını ateşle doldurmuş olurlar ve cehennemi boylarlar.”(Nisa:10)
(16) Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula.
Bir insan fakir ise yardım etmemiz gerekir. Fakirin dili, dini, ırkı, cinsiyeti olmaz. O fakirdir ve yardıma muhtaçtır. “Birbirinizi yoksulu yedirmeye teşvik etmiyorsunuz.”(Fecr:18)
(17)Sonra da iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır.
Eğer birisine yardımcı olursak, fakiri ve yetimi doyurursak iman eden kimselerden oluyormuşuz. Bu kimseler Asr suresindeki ziyanda olanlardan olmadılar. “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.”(Al-i İmran:104)
“Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışır ve Allah’a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır.”(Al-i İmran:110)
Bizler Kur’ana çağıranlardan, Allah’a davet edenlerden olmalıyız. Onun için Rabbimiz Enfal suresi 24. ayette şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Peygamber sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman, Allah’a ve Resul’e icabet edin. Ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz kesinkes O’nun huzurunda toplanacaksınız.”
“Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve: “Ben gerçekten müslümanlardanım” diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?”(Fussilet:33)
“Ben Müslümanlardanım.” İşte en güzel söz budur.

