Selamünaleyküm arkadaşlar. Bu haftaki konumuz Tekvir suresi. Tekvir, top gibi yuvarlak yapmak demektir. Tekvir suresi bize dünyalıkların biteceğine dair dehşet verici tabloları gözlerimizin önüne adeta bir sergi gibi sermektedir. Şimdi Kur’an’daki bu kıyamet sergisini beraber gezelim, beraber öğütler alalım.
Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim
(1) Güneş, dürüldüğü zaman, Güneş aynı bohça gibi dürülüyor ve her yer kapkaranlık oluyor. Güneşin aydınlatma, ısıtma görevi bitti. Hani “güneş doğsun da işimize gidip, işimizin başına geçelim” deriz. “Öğlen olsun da yemeğimizi artık yiyelim.” “Güneş batsın da dinlenelim.” “Güneş her yeri yaksın da denize gidelim.” Ya da “1 ay sonra şu işi yapacağım” gibi ifadeler artık boş olur, değersizleşir. Zaman ile ilgili bütün hesaplamalar güneşin dürülmesi ile yok olur gider.
Enam suresi 96. ayet :”O, karanlığı yarıp tanyerini ağartandır. Geceyi, dinlenmek için; Güneş’i, Ay’ı (vakitlerinizi) hesaplamak için yaratmıştır….”
Rabbimiz bizim hayatımızı, biz farkına varsak da varmasak da gökyüzündeki varlıklarla yani güneş ve ayla düzenliyor. Ama ayın parçalanması ve güneşin dürülmesi ile bu hesaplarımız ortadan kalkıyor. Bütün meşguliyetlerimiz, dünyalık koşturmalarımız bitiyor.
Furkan Suresi 47. ayet :”O Allah’tır ki, size geceyi bir elbise yaptı, uykuyu bir dinlenme, gündüzü yeni bir hayat ve meşguliyet kıldı.”
Öyle bir meşguliyet ki bu, doğduğumuzdan bu yana hiç durmadan bir şeylerle uğraşıp duruyoruz. Kıyamet koptuğunda ise dünyalıklar peşinde durmadan koştururken “Aman şunu da alayım.” “Şu otobüse yetişeyim.” “Şu tatile gideyim.” “Şu işi bitireyim.” derken bir anda bakmışız ki Tekvir suresinin 1. ayeti gerçekleşmiş. Güneş dürülmüş, her yer kapkaranlık olmuş. Gözümüzde canlandırmaya çalışalım. Ayette Rabbimiz “güneş dürüldüğü zaman” dedi. “Fark etmez iyi kötü planlarıma devam ederim, yoluma devam ederim.” diyorsak bakalım yıldızlar ne halde?
(2) Yıldızlar döküldüğü zaman, Rabbimiz ne güzel süslemiş gökyüzünü ama yıldızlar dökülüyor.
Saffat Suresi 6. ayet :”Biz yakın göğü bir süsle, yıldızlarla donattık.”
Sabit gördüğümüz göğü süsleyen yıldızlar da kıyamet anında dökülüyor. Saçılıp dağılıyor. Sanki asırlardır gökyüzünde değilmiş gibi siliniyor.
Mürselat suresi 8. ayet :”Hani o yıldızlar silindiği zaman,”
Demek ki yıldızlar siliniyor. Kıyamet gününde dağlara ne oluyor?
(3) Dağlar yürütüldüğü zaman,
Dağlar bulut gibi havada yürütülüyor. Dağlar yürümekle kalmıyor, ufalanıp savruluyor, yerleri dümdüz kalıyor. O kadar ki yeryüzünde iniş yokuş kalmıyor, her yer dümdüz oluyor.
Tâ-Hâ suresi 105. ayet :”Bir de sana dağlardan soruyorlar. Dolayısıyla de ki: “Rabbim onları ufalayıp savuracak da,”
Tâ-Hâ suresi 106. ayet : “Yerlerini dümdüz bomboş bırakacak.”
Tâ-Hâ suresi 107. ayet : “Ondan ne bir iniş, ne bir yokuş göremeyeceksin.”
Aslında dağların parçalanmasında Rabbimizin bize bir mesajı var. Hani dünyada sırtımızı dağa dayarız. Güvendiklerimiz vardır. İnandıklarımız vardır. O güvendiklerimiz dağ kadar bile yüksek olsa da, güçlü olsa da güvendiğimiz dağlara değil kar yağması, paramparça olacaktır, yok olacaktır.
Güneş dürüldü, yıldızlar döküldü, dağlar yürütülüp paramparça oldu. Peki o çok güvendiğimiz değerli mallar ne halde bakalım.
(4) Gebe develer salıverildiğinde,
Arapların en çok değer verdiği, göz bebeği olan develer bu devedir. Doğurması yaklaşmış deve. Şimdiki zamanın son model arabasından daha değerlidir bu. Çünkü araba doğurmaz, öyle değil mi! Sürekli masraf kapısıdır. Ama deve doğurur. Kıyamet anında çok değerli develer bile umursanmıyor, değersizleşiyor. Depremde evinde çanta dolusu paranı, altınını, değerli eşyalarını düşünemezsin. Duvarlar üstüne üstüne yıkılırken hiçbir dünyalık düşünemezsin. Ortalığa en değerli elmaslar bile saçılsın dikkatini çekmez. Gözünü bir an bile üstünden ayırmadığın her neyin varsa anlamsızlaşır. Ölüm korkusunu hissedersin. Rabbimiz bu bu ayette sadece deveyi mi anlatıyor dersiniz! Mal kazanmak uğruna kulluğunu terk etme, Rabbini tanımak için ilim öğrenmeye bile zaman bulamadığın mal telaşın uğruna kendine kıyma, çalışıp çabaladığın, çırpındığın o canın mallarını yarın terk edeceksin diye bizi uyarıyor. Çok işim var deyip namaz kılmaya bile vakit bulamayanlara, malını Allah rızası için paylaşmayanlara, vaktim yok deyip de günlük bir ayet bile öğrenip hayatına uygulamaya çalışmayanlara, işe kendini kaptırıp da evde hanımına çocuğuna vakit bile ayırmayanlara, gece gündüz çırpındığım o canım malların değersiz olacağı o güne karşı bizi şimdiden uyarıyor.
Şuarâ 88. ayet : O gün ki, ne mal fayda verir, ne oğullar.
Görüyorsunuz değil mi, hiçbir faydası var mı? Yok. Öyleyse Rabbimiz uyarısını dikkate almamız gerekiyor. Biri bizi uyarsa dese ki “Haberlerde seyrettim yarın şiddetli yağmur yağacağını söylüyor şemsiye almak lazım, mont almak lazım.” dese. Yarın dışarı çıkarken kalın giysimizle ve şemsiyemizle dışarı çıkarız. O her şeyi yaratan yüce Rabbimiz bizi uyarıyor. Rabbimiz haber veriyor. “Kıyamet gelecek dikkat et, davranışlarını toparla, benim istediğim kul ol” diyor. Ama duyan var mı? İşte bu yüreğini yakıyor insanın. Her habere, hatta en değersiz habere bile değer verdik de Rabbimizin en büyük haberini duymadık. Duysaydık kıyamet günü terk edeceğimiz, yüzüne bile bakmayacağımız şeylerin peşinde bir ömür tüketmezdik. Allah’a kul olmak için ömrümüzü üfleyerek, püfleyek değil seve seve harcardık değil mi!
Fecr suresi 23. ayet : Ki cehennem de o gün getirilmiştir. İşte o gün insan anlar. Fakat bu anlamanın ona ne faydası var?
Fecr suresi 24. ayet : Der ki: “Keşke ne olurdu ben önce hayatım için (sağlığımda hayırlar) hazırlamış olsaydım.”
Gerçekten bunu mu demek istiyoruz. Bu pişmanlığı yaşamak istemiyoruz değil mi? Öyleyse ne duruyoruz Allah için bir şeyler yapalım. O değerli mallarımızı Allah yolunda harcayalım. Cimri olmayalım. Cimri olursak cehennem çukuruna baş aşağı düşeriz ve bizi o güvendiğimiz her şeyimizi harcadığımız mallarımız bizi kurtarmaz.
Leyl suresi 11.ayet : Ve baş aşağı (cehennem çukuruna) düştüğü zaman onu, malı kurtaramayacak.
Bu ayetler Rabbimizin sözü ona göre dinleyelim, hikaye gibi dinlemeyelim lütfen. Evet malı onu kurtaramaz. Bu sebeple Tekvir suresindeki o gebe develerin yani o değerli mallarımızın peşine kendimizi perişan edercesine çok düşmeyelim. Kıyamette onların bir değeri kalmayacak. Unutma o mallarla yaptığın hayırların sadece güzelliklerin değeri kalacak. Cehennemde “iyi ki mal biriktirdim” diyen. Gurur duyan yok. Cehennemdekilerin hiçbirisi bunu demiyor ki. “iyi ki malı biriktirdim. İyi ki sakladım.” demiyor. İşte şu ayeti feryat ediyorlar.
Hakk suresi 28-29. ayetler :“Hiçbir şeye yaramadı, benden yana malım. Mahvoldu benden saltanatım.”
Buradaki feryadı görebiliyor muyuz?Buradaki pişmanlığı. Evet bu cehennemdeki insan gibi feryat etmek istemiyorsak ki artık ertelemeyelim, hayırlarda koşmak için bir şeyler yapalım, ölmeyi beklemeyelim.
(5) Vahşi hayvanlar toplandığı zaman,
Güneş dürüldü. Yıldızlar döküldü. Dağlar yürütüldü. En değerli mallarımız değersizleşti ve vahşi hayvanlar toplandı. Filmlerde şu sahneyi muhakkak gördünüz. Bir yerde yangın varsa ne olur? Orada yaşayan hayvanlar canla başla kaçar. “Şu sudan içeyim. Şu yaprağı da yiyeyim. Şu otun üstünde yatayım. Şu hayvanı da yiyeyim.” demez. Korkudan çıkışa doğru kaçar. Can havliyle kaçar. O güçlü ve yırtıcı hayvanlar bile bu şekilde.İşte böyle bir sahne, kıyamet sahnesi. Şimdi “bu kadar kıyamet olayları ne zaman olacak” diye sorarsanız, Kur’an’da bunun net bir cevabı var.
Ahzâb suresi 63. ayet : İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: “Onun ilmi Allah katındadır. Ne bilirsin belki de zamanı yakındır.”
Kıyamet ne zaman kopacak diyenlere; “Onun ilmi Allah katındadır.” demeliyiz. Peygamber Efendimize soruyorlar “Kıyamet ne zaman kopacak” Peygamberimiz: Ayette görüyoruz bunu, Rabbimiz bu cevabı vermesini istiyor. “Onun ilmi Allah katındadır.” de diyor. Buradaki diğer ifade; “Ne bilirsin, belki de zamanı yakın”. Bunu Rabbimiz diyerek de insanların o güne kadar her daim hazırlıklı olmasını istiyor. Zaten kişinin ölümü de kendi kıyameti değil midir? Ölürsek de bizim kıyametimiz kopar. Bir dükkanımız var diyelim. Belediye zabıtasının ne zaman geleceğini bilirsek, sadece o gün daha temiz ve düzenli oluruz. Ama ne zaman geleceğini bilmezsek dükkanımız kapanmasın diye her an hazır oluruz. Bizler kıyamete her an hazır olacakmış gibi iyilikler bakımından hazırlıklar yapmalıyız. İşte o zaman Neml suresi 89. ayet gereği o şiddetli korkudan, güneşin dürüldüğü, denizlerin kaynadığı, dağların yürütüldüğü, hamile kadınların bile çocuklarını düşünmediği, küçük çocukların bile saçlarının bembeyaz olduğu, o korkunç günden, o şiddetli korkudan, yani kıyametten bile emin oluruz. Korkmayız. Aynı paraşütün varsa sırtında yüksekten atıldığında korkmazsın. Ama paraşütün yoksa…Bunlar o güne hazırlıklı olanlar. Bu korkmayan insanlar gerçekten Allah’a inananlar.
Neml suresi 89. ayet : Her kim iyilik ile gelirse o zaman ona, ondan daha hayırlısı var ve onlar o günkü şiddetli korkudan emin kalırlar.
Bu kimseler hiçbir şeyden korkmuyor. Çünkü hazırlık yapmış. Allah’ın yanına iyilikler göndermiş de göndermiş. Ama ya bunu yapmayanlar onlar ne halde bakalım.
Neml suresi 90. ayet : Her kim de kötülükle gelirse artık yüzleri ateşte sürtülür. “Başka değil ancak yaptığınız amellerin cezasını çekeceksiniz.” (denir).
(6) Denizler ateşlendiği zaman,
Yanması imkansız görünen denizler fokur fokur kaynıyor. Bu öyle yerinde de kalmıyor. Kaynayan suyun taşması gibi etrafa taşıyor ve denizler birbirine karışıyor.
İnfitar suresi 3. ayet : Ve denizler birbirine karışıp akıtıldığı zaman,
Rabbimiz şimdi bu ayete kadar kıyamet öncesi olacak olayları bize anlattı. “Güneş dürülecek. Yıldızlar dökülecek. Dağlar yürütülecek. Değerli mallar salıverilecek, değersizleşecek. Vahşi hayvanlar toplanacak ve denizler ateşlenecek” dedi. Bu ayetten sonra ise bize kıyamet sonrası olayları anlatıyor.
(7) Nefisler çiftleştirildiği zaman.
Buradaki nefislerin çiftleşmesi ifadesini tamamen anlayabilmemiz için diğer ayete de bakmamız gerekiyor.
(8) Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda,
Şimdi burada bir katil var. Öyle değil mi? Kız çocuklarını gömenler. Bir de masum olan var, kız çocukları. İşte bunların yüzleştirilmesi, bunların karşı karşıya getirilmesi demek. Zalimler ile mazlumlar, haklıyla haksızlar, kötülerle iyiler. Herkes çiftleşiyor. Yani karşı karşıya getiriliyor. Herkes bir grup oluşturuyor.
Nebe’ suresi 18. ayet : O gün ki, sur üfürülür, derken gelirsiniz bölük bölük.
Bir yerde Musa peygamberin yoluna tabi olanlar, diğer tarafta Firavun’un yolundan gidenler. Bir yerde Hz. Muhammed (SAV)’e tabi olanlar, diğer tarafta Ebu Cehil’in yolundan gidenler. Bir tarafta İbrahim peygamberin yoluna tabi olanlar, diğer tarafta Nemrut’un yolundan gidenler. Bir tarafta Allah’a kulluk ederek Allah’a tabi olanlar, diğer tarafta kendi nefsinin yolundan gidenler. Hepimizin gittiği bir yol var. Kimin yolunu istiyorsak ahirette onunla beraber çağrılırız.
İsra suresi 71. ayet : Günün birinde her sınıf insanları, imamlarıyla çağıracağız.
Bizler kimi önder birlikte takip ettik. Hayatımızı neye göre yaşadık. Peygamber Efendimiz’e göre diyorsanız, onun imanına imanımız benziyor mu? Amellerimiz yani davranışlarımız benziyor mu? Allah için düşünelim. Peygamber Efendimiz kişi sevdiğiyle beraberdir diye buyurdu ama, biz sevdiğimiz Peygamberimiz Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e ne kadar benzedik bunu düşünelim. Dürüst müyüz, kul hakkına dikkat ediyor muyuz, kibar mıyız, adaletli miyiz, yumuşak kalpli miyiz? Yoksa camiye gelen çocuklara yaramazlık yapıyor diye kızıp tokat atanlardan mıyız? Çok soru soranlara kızanlardan mıyız? Menfaatimiz olduğunda doğruluğu bilerek unutmayı seçenler miyiz? Bu dinden nefret ettirenler miyiz? Sahi bizim imamımız kim olacak?
Şimdi kıyamet koptu, nefisler çiftleşti, yani haklıyla haksızlar karşı karşıya getirildi. Büyük mahkeme kuruldu.
(8) Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda,
(9) Hangi günahla öldürüldü?
“Zenbin (günah)” takip eden günah demektir. Yani yaptığımız suçun kuyruk gibi bizi takip ederek en sonunda bizi bulmasıdır. Suçu işlediğimizde kimse bunu görmeyebilir ya da görseler de o toplumda bunun cezası olmayabilir. Bundan o an kurtulmuş olabiliriz ama bu öyle bir günahtır ki seni kuyruk gibi takip eder. Örneğin; semud kavminin deveyi kesmesinde de bu zenbin ifadesini görüyoruz. Onlar 3 gün daha yaşayıp helak oldular.Zenbin ifadesi takip eden günah demektir. Peygamber Efendimiz dönemindeki insanlar da o dönemde kız çocuklarını sevmezlerdi. Çünkü kız çocuğu erkek çocuğu gibi savaşamaz güçlü değildir. İleride kötü yola düşebilir, evlendiğinde de babasının malının bir kısmını alıp yabancı erkeğin evine götürür. Yani onlara çok faydası yoktur. Ayrıca nasılsa bu beğenmedikleri kız çocuklarını gözden çıkardıkları kız çocuklarını da onlar Allah’ın kızlarıdır, onları sahibinin yani Allah’ın yanına gönderelim diyorlardı. Ve diri diri gömüyorlardı. Bazıları ise daha ileri gidip doğumu yaklaşan hamile karısını çölde önceden kazıp hazırladıkları bir çukurun kenarına getirip orada doğurmasını sağlıyorlar, doğum olduğunda erkek bebek ise güle oynaya, sevinçle eve dönüyorlar. Kız bebek ise içi öfkeyle doluyor yüzü kapkara kesiliyor, hemen oracıkta hazırladığı bir çukura atıveriyor, üstünü de kapatıyor bebek ölüyordu. Bazısı da deve, koyun otlatmak için, ekonomik sebeple yani çok sevdiğinden değil. Onları öldürmüyor belirli çağa kadar bekliyor, sonra akraba ziyareti bahanesiyle çöle götürüyor çukura atıyor ve o kız çocuğu çığlık atsa da yalvarsa da asla dikkate almıyor. O taş kalbi yumuşamıyor üzerine kumlarla dolduruyor tüyler ürpertici bir vahşilik bunları ayetlerde görelim.
Nahl suresi 57. ayet : Bir de onlar Allah’a kızlar isnad ediyorlar. Haşa O münezzehtir. Kendi canlarının istedikleri de (erkek çocuklar da) kendilerinin oluyor.
Yani sevmedikleri gözden çıkarttıkları kızlarını Allah’a veriyorlar, öldürerek Allah’a veriyorlar. Böyle bir mantık işte.
Nahl suresi 58. ayet : Halbuki onlardan biri kız çocuğuyla müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolar, yüzü kapkara kesilir.
Nahl suresi 59. ayet : Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu, aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Dikkat edin, verdikleri hüküm ne kadar kötüdür!
En’âm suresi 137. ayet : Yine bunun gibi müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi de, o taptıkları ortaklar (putlar), iyi bir şey gibi gösterdi ki, hem kendilerini yok etmek için, hem dinlerini karıştırıp bozmak için…..
Bu yaptıkları vahşiliği de kız çocuklarını gömmeyi de iyi bir şey gibi düşünüyorlar. Bunların öldürmelerinin sebebinden birisi de yoksulluk korkusuyla öldürmek. Aç insanı doyurursun ama açlık korkusu çekeni asla duyuramazsınız. Hatta dünyayı verseniz o insan doymaz.
İsra suresi 31. ayet : Bir de yoksulluk korkusuyla evlatlarınızı öldürmeyin. Onlara da, rızkı Biz veririz, size de. Elbette onları öldürmek büyük bir suçtur ve günahtır.
Onların öldürdükleri kızlar inançlarına göre cennete gidiyor. Ya bizim öldürdüklerimiz. Kuran’ı ve Peygamberi tanıtmadan manevi ölüme göndermeyi seçtiğimiz kızlarımız. Televizyon ekranlarına, telefon çukurlarına, eğlence çukurlarına gömdüğümüz. “Aman meslek sahibi olsun da gerisi önemli değil, ahlak önemli değil” deyip diri diri gömdüklerimiz. Nereye gidiyor? O kızların hem dünyasını hem ahiretini öldürdük. Medeni olduğumuzu söylüyoruz ama Allah aşkına biz mi cahiliz yoksa cahiliye dönemindeki o kızları diri diri gömenler mi? Üzülerek söylüyorum ki evlatlarını, çevresini Kur’ansız ve Peygambersiz bırakanlar zaten öldürüyor. Artık çocuklarımıza, çevremize bu Kur’an’ı öğretelim. Peygamberimizi tanıtalım. Artık öldürmekten vazgeçelim. “Diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman.”Rabbimiz diri diri gömülen kız çocuğuna soruyor. Peki katile niye sormuyor, öldürene niye sormuyor? Çünkü ağır suçlulara sormaya gerek bile yok. Çünkü suçlunun amel defteri var oradan okunacak yaptıkları, kendisi de okuyacak.
(10)Sahifeler (amel defterleri) açıldığı zaman,
Kişinin yaptıklarını eksiksiz kaydeden amel defterleri yani davranış defterleri açıldığında. Kız çocuklarını öldürenleri sahifeleri açıldığında ne diyecek. Hani umursamadığı o kızları öldürenler.
Kehf suresi 49. ayet : O gün herkesin amel defteri ortaya konulmuştur. Ey Muhammed! Günahkarların, amel defterlerinden korkarak: “Eyvah bize! Bu nasıl deftermiş ki, büyük küçük hiçbir şey bırakmadan hepsini saymış dökmüş” dediklerini görürsün. Onlar, bütün yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye zulmetmez.
Görüyorsunuz değil mi? Nasıl da şaşırıyor. Hesap göreceğini zannetmiyordu. Hesabı düşünmüyordu. “Bu nasıl defter demiş ki, büyük küçük hiçbir şey bırakmamış” diyor. “Diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman hangi günahla öldürüldü” Bizler de çocuklarımızı diri diri öldürüyor muyuz ,toprak altına gönderiyor muyuz? Kur’an’ı çocuklarımıza kaç kere anlattık? Ne kadar zaman ayırdık? Ne yaptık onların geleceği için? Ev mi aldık, araba mı aldık, para mı biriktirdik. Bunları yaparak sorumluluğumuzu tamamladığımızı mı sandık? Nerede ahlak, nerede kulluk, nerede iman bunları öğrettik mi? Öğretmedi isek işte o zaman öğretmediğimiz o çocuğumuza da Rabbimiz soracak “ne sebeple seni gömdü” diye. Bu sebeple çocuklarımızı lütfen diri diri gömmeyelim. Onlara Kur’an’ı, Peygamber Efendimiz’i, nasıl iyi insan olunur öğretelim.
(11) Gökyüzü sıyrılıp açıldığında;
Yukarıdaki ayetlerde kıyamet yaşandı bitti. Sahifeler açıldı, hesap vakti geldi. Ayete dikkat edelim “gökyüzü sıyrılıp açıldığı zaman” önce defterler açıldı, sonra gökyüzü sıyrılıp açıldı. Çünkü gökyüzü canlı bir varlık gibi şahittir. Konuştuğumuz her kelime şu devasa gök kubbede öylece duruyor, kaybolmuyor. Kıyamet günü önümüze getiriliyor ve cehennemde kızdırılıyor. İfadeye dikkat edelim “sahifeler açıldığı zaman, gökyüzü sıyrılıp açıldığı zaman” burada gökyüzünün konuşması var. Sonra “cehennem kızdırıldığı zaman.”
(12) Cehennem kızdırıldığı zaman,
Bakara suresi 24. ayet : ……O halde yakıtı insanlarla taşlar olan o ateşten sakının! O, kafirler için hazırlandı.
Yakıtı insanlar ve taşlar olan bir ateş. Taşlar insanın daha çok yanması için, tutuşturulması için var. Cehenneme yakıt olmaya hiçbirimiz razı değilsek ki, değiliz. Neden bu boş vermişlik var. Böyle bir hesap kitaptan sonra cehennemi insan görür ama ne faydası olur ki, olmaz.
Fecr suresi 23. ayet : Ki cehennem de o gün getirilmiştir. İşte o gün insan anlar. Fakat bu anlamanın ona ne faydası var?
Tabii ki faydası yok. İş bitti, imtihan bitti. Artık hesap verme vakti. Yaptıklarının cezasını çekme vakti. Bir tarafta kötüler var, bir tarafta da iyiler olmalıdır. Zıtlıklar her zaman vardır. İyiler için de tabii ki cennet var.
(13) Cennet yakınlaştırıldığı zaman,
Yani bütün güzelliklerle cennet yaklaştırıldığında. Bu kişilere boşuna cennet yaklaştırılmıyor. Bunlar ne yapmışlar?
Kahf suresi 31. ayet : Cennette müttakilere uzak olmayarak yaklaştırılmış bulunacak.
Kahf suresi 32.-33. ayet : “İşte bu o sizin vaad olunduğunuz. Her bir tevbe eden, vazifesine riayet eden, görmediği halde Rahman’dan korkan ve içten (Rabbi’ne yönelmiş) bir kalp ile gelen kimselere !
Bu kişilerin 3 tane özelliği var. Vazifesine riayet eder, yani Allah’ın emirlerine uyar. Kur’an’ı açıp okuyor, bakıyor. “Rabbim ne emretmiş” diyor “başım üstüne” diyen insanlar bunlar. Vazifesini biliyor, görevini biliyor. Neden yaratıldığını biliyor. Nereye gideceğini biliyor. İkinci özelliği görmediği halde Rahman’dan korkan. Görmediği halde Allah’tan korkuyor. Allah burada görmez deyip her türlü günahı yapmıyor. Üçüncü özelliği; içten Rabbine yönelmiş bir kalp ile gelen kimseler. Rabbine içten içe bir sevgi besliyor ve bu davranışlarına da yansıyor. Bu kimselere tabii ki cennet yaklaştırılır.
Kahf suresi 31. ayet : Şimdi selam ve selametle oraya girin. İşte sonsuzluk günü budur”
Bu insanları melekler de çok güzel bir şekilde karşılıyor.
Zümer suresi 73. ayet : Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük cennete sevk edilirler. Sonunda, oraya varıp da kapıları açıldığında (cennetin) bekçileri onlara: “Selam size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedi kalmak üzere girin buraya” derler.
Zümer suresi 73. ayet : Onlarda dediler ki: “Bize verdiği sözde sadık olan ve bizi dilediğimiz yerinde oturacağımız bu cennet yurduna mirasçı kılan Allah’a hamdolsun. Iyi amelde bulunanların mukafatı ne güzelmiş!”
Bu kimseler cennetin yaklaştırıldığı insanlar, hep iyi amelde yani iyi davranışlarda bulunanların mükafatı ne güzel.

