(10) Hiç şüphesiz üzerinizde muhafız güçler vardır, (11)Şerefli yazıcılar.
(12) Onlar, siz her ne yaparsanız bilirler
Bizler kitaba iman ettiysek ki, imanın şartlarında kitaplara iman var. Kitabımızda da bu ayet varsa ki, var. Hayatımızı ona göre düzenlemeliyiz. Yaptığımız her şeyin, ama her şeyin kaydedildiğine dair inancımızı asla kaybetmemeliyiz ki, günah işlemek bize kolay gelmesin. Bir yerde kamera varsa daha itinalı davranırız değil mi? Daha farklı davranırız, daha kibar konuşuruz. Rabbimizin melekleri kameradan daha iyi kayıt yapıyorlar.
Kâf suresi 16. ayet : Hem yemin olsun ki, gerçekten insanı Biz yarattık. Ve biliriz, nefsi ona ne ile vesveselendirir ve Biz, ona şah damarından daha yakınızdır.
Yaptığımız her şeyi Rabbimiz biliyor. Şah damarınızdan daha yakın. Ayrıca iki tane de yazıcı görevli.
Kâf suresi 17. ayet : İki yazıcı görevli. Kaydederken, biri sağdan oturmuş, biri soldan.
Her şey kaydediliyor. Peki fısıltı halinde konuşsak. Hani dedikoduyu, fitneyi fısıltı halinde yaparız ya, sanki kimse duymayacak, sanki melekler duymayacak, sanki Allah duymayacakmış gibi sessiz bir şekilde yaparız ya. Yaparken de sesimizi kısarız. Dağ başında iki kişi bile dedikodu yaparken nasıl konuşur, fısıltı halinde konuşur. Bakalım o konuşulanlar orada mı kalıyor?
Zuhruf suresi 80. ayet : Yoksa Biz, onların sırlarını ve fısıltılarını işitmeyiz mi sanıyorlar? Hayır! İşitiriz. Hem de yanlarında elçilerimiz vardır, yazarlar.
Demek ki melekler fısıltıları bile işitiyor.
Nisa suresi 114. ayet : Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Ancak sadaka vermeyi veya bir iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki başka.
Görüyorsunuz değil mi? Bundaki fısıldaşmaya Rabbimiz birşey demiyor, kızmıyor. Ama diğer türlü fısıldaşma ne içindir, fitne çıkartmak içindir, dedikodu yapmak içindir, yalan söylemek içindir, iftira atmak içindir. Başka türlü değildir ki bu fısıldaşma. Bizler bu fısıldaşmayı yaparak meleklerin yazmayacağını mı zannediyoruz. Tabii ki de yazıyorlar. Şimdi Allah bütün yaptıklarımızı biliyor, melekler kaydediyor, elimiz, ayaklarımız, derimiz, kulağımız her şey bütün varlıklarda şahit ama, öyle bir varlık var ki en önemlisi de bu yaptığımız iyiliklere ya da kötülüklere birebir kendimiz şahidiz.
İsra suresi 13. ayet : Her insanın amel (defteri)ni boynuna doladık insan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.
İsra suresi 14. ayet : “Oku kitabını! Bugün hesap görücü olarak sana nefsin yeter!” deriz.
Kendimiz biliriz öyle değil mi? Ne yapıp ne ettiğimizi biliriz. Öyleyse ne yapacağız, hesap sorucu olarak nefsim yeter deyip kendi kendimizi her günün sonunda yazdığımız yazarı olduğumuz, kendi davranış kitabımızı okuyup muhasebe edeceğiz. Ayetlerle kendimizi tartacak, “iyilik yaptıysak yerimiz cennet, kötülük yaptıysak yerimiz cehennemdir.” diyeceğiz. Rabbimizin bizi nereye koyacağını ne yapacağını işte böylece daha iyi anlayacağız. Durumumuzu Kur’an’a göre anlayacağız. Eğer derseniz ki Rabbimizin rahmeti ne olacak. Kur’an’da hep rahmetinden bahsediyor. Hatta ne diyordu Rabbimiz rahmetinden yana “rahmeti üstüme yazdım” diyordu ayette. “Allah’ın rahmeti var, affeder” diyorsanız o zaman ben size ne derim. İyi insan olmaya çalış derim. Çünkü Rabbimizin rahmeti kötü insanların üzerine değil. Kul hakkına girenlerin, dedikodu yapanların, iyilik yapmayanların, sadece kendini düşünenlerin üzerine değildir Rabbimizin rahmeti. Rabbimizin rahmeti iyi insanlara yakındır. Rabbimizin rahmeti iyilik edenlerle beraberdir.
Araf suresi 55. ayet : Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin ki, kuşkusuz O haddi aşanları sevmez.
Araf suresi 56. ayet : (İman ve adaletle) düzeltildikten sonra yeryüzünde (fenalık işlemekle) bozgunculuk yapmayın. Hem korku, hem ümitle O’na kulluk edin. Muhakkak Allah’ın rahmeti iyilik edenlere çok yakındır.
Görüyorsunuz öyle değil mi? Rabbimizin rahmeti kime yakınmış, tabii ki iyilik edenlere. Bu ayetten sonra da “ben o kadar kötülük yaparım, Rabbim beni affeder” diye düşünme. Sen iyilik etmezsen nasıl affedecek? Affetmeyecek. Rabbimizin rahmeti iyilik edenlere çok yakındır. İyilikler yapan insanlardan olursan Rabbimizin rahmeti üzerinde var ve bu rahmet sadece öbür dünyada değil bu dünyada başlayacak.
(12)Kuşkusuz iyiler nimet içindedirler.
Her an Allah’a hesap vereceğini bilen insan zaten din gününü yalanlamaz. Allah ile karşılaşacağını bilir ve ona göre davranır. O bol bol iyilik eder. İyilik ederken de aslında kendi iç dengesini kurduğu için de en başta kendisine iyilik eder. Rabbimiz ayette “cennette nimetler içinde” mi diyor? Hayır “nimetler içindedir” diyor. Demek ki iyi olmanın ödülü bu dünyada başlıyor. Şöyle ki ebrarlar yani buradaki iyiler sürekli mutludur. O kadar ki içtiği sudan, aldığı nefesten bile lezzet alır. Bizim gibi kırk çeşit kahvaltıda bile mutsuz olmaz onlar. Bir kuru ekmekle bile mutlu olurlar. Onun için iyilik de çalışır da çalışırlar. Asla pes etmezler. Kötülük mü yaptı karşı taraf, yine iyilik yapar. Bu kişi hep iyilikte çalışır.
Zümer suresi 73. ayeti : Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük cennete sevk edilirler. Sonunda, oraya varıp da kapıları açıldığında (cennetin) bekçileri onlara: “Selam size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedi kalmak üzere girin buraya” derler.
Zümer suresi 74. ayeti : Onlar da dediler ki: “Bize verdiği sözde sadık olan ve bizi dilediğimiz yerinde oturacağımız bu cennet yurduna mirasçı kılan Allah’a hamdolsun. İyi amelde bulunanların mükafatı ne güzelmiş!”
Farkında mısınız bu kişi çok çalışıyor. Sürekli iyiliklerde bulunuyor. İşte bu mükafatı da hak ediyor. Peki kötüler. Şimdi ebrarlar burada, iyilik yapanlar burada. Peki kötüler nerede?
(14) Kötüler de cehennemdedirler.
Buradaki kötüler bu ebrarların yani iyilerin tam zıttı. Allah’ın razı olmadığı hayatı yaşayan insanlar bunlar. Hiçbir iyilik yapmamış hep menfaatine koşmuş, hep kendisini düşünmüş. Yeri de cehennem.
(15) Hesap ve ceza günü oraya gireceklerdir.
Buradaki “gireceklerdir” kelimesini “yaslanacaklardır” olarak da düşünebiliriz. Herkes dünyada zaten bir şeylere yaslanıyor, bir şeylere dayanıyor. Ebrar olan kimse neye dayanıyor? İyiliklere yaslanıyor. İyiliklere dayanıyor, iyilikle besleniyor, iyilikle hayat buluyor. Kötü olan kimse ise kötülükle hayat buluyor. Ne kadar çok kişinin canını yakarsa o kadar iyidir ona göre. Peki iyiliğe yaslananlar nereye yaslanıyor? Tabii ki cennete. Kötülüğe yaslananlar ise eninde sonunda cehenneme yaslanır. Dünyada kötülüklere yaslandı, kötülükle beslendi ama cehenneme atıldığında o kadar çok şeyleri feda etmek ister ki. Bu kişi cehennemden kurtulmak için dünya dolusu altını vermek istiyor. O kadar altını olsa vermek istiyor.
Âl-i İmrân suresi 91. ayet : İnkar etmiş ve kafir oldukları halde ölüp gitmiş kimseler, şüphesiz bunların herbiri kendini kurtarmak için dünya dolusu altın verecek dahi olsa, hiçbirinden asla kabul edilmeyecektir….
Dünya dolusu altın vermek istiyorlar. Başka, iki tane yeryüzü sahibi olsa, bütün yeryüzüne sahip olsa, onu bile fidye olarak verip cehennemden kurtulmak istiyor.
Mâide suresi 36. ayet : Şüphesiz ki inkar edenler, bütün yeryüzündeki her şey ve daha bir o kadarı onların olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verecek olsalar, kendilerinden kabul edilmez. Onlara çok acı verici bir azap vardır.
Hatta bu cehennemdeki kişi, değil dünyayı, dünyanın içinde en çok değer verdikleri oğlunu, karısını, kardeşini bile vermek ister. Hatta yeryüzündeki bütün insanları vermek ister bu azaptan kurtulmak için.
Me’ârîc suresi 11. ayet : Birbirlerine gösterilirlerken, günahkar o günün azabından kurtulmak için fidye vermek ister; oğullarını,
Me’ârîc suresi 12. ayet : Ve karısını ve kardeşini,
Me’ârîc suresi 13. ayet : Ve kendisini barındıran tüm ailesini,
Me’ârîc suresi 14. ayet : Ve yeryüzünde bulunanların hepsini (fidye versin) ki, tek kendini kurtarsın.
Cehennemden kurtulmak için her şeyi ama her şeyi veriyor ama kurtulamıyor. Baktı ki kurtulamıyor bu sefer ölümü istiyor.
Furkan suresi 12. ayet : Ki onları (ateş) uzak bir yerden gördüğü vakit ona ait bir gazaplanma, çok şiddetli bir ses işitirler,
Furkan suresi 13. ayet : Ve elleri koyunlarına bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları vakit de, orada yok oluşu isteyip haykırırlar.
Furkan suresi 14. ayet : Bir kere yok oluşu istemeyin, aksine çok kere yok olmayı haykırın!
Onlar ölmeyi istediler ama Rabbimiz “bir değil defalarca yok olmayı haykırın” diyor.
İbrahim suresi 16. ayet : Ardından da (o inatçı zorbaya) cehennem vardır; (orada) kendisine irinli su içirilecektir!
İbrahim suresi 17. ayet : Yutmaya çalışacak, boğazından geçiremeyecek, her taraftan ona ölüm gelecek, halbuki ölmeyecek, arkasından da şiddetli bir azap olacak.
Her taraftan ölüm geliyor. İşte ölerek bile kaybolmak istiyor ama kaybolmuyor. Bu sonucu haketmek için hesap gününü yalanlamıştı. Hesap gününü yalanlayan insanın sonu bu oluyor işte.
(16)Onlar, o Cehennemden kaybolacak değiller.
Gözden kaçan değildir bunlar, kaçıp kurtulan da değildir. Çünkü dünyada yaptığımız hiçbir iyilik kaybolmaz, hiçbir kötülük de kaybolmaz. En dayanaklı odun bile ateşte yanıp kaybolur ama bizim yaptıklarımız kaybolmaz. Sonsuza kadar kalır. Allah’ın vaadi bu. Boşuna Rabbimiz Necim suresi 39 ayette “Şüphesiz ki insan için kendi çalıştığından başkası yoktur.” demedi. Yaptıklarımız bizim ömür boyu kalacak. Azabı da tabii ki sonsuz olacak.
Zuhruf suresi 74. ayet : Haberiniz olsun ki, günah işleyenler cehennem azabında sonsuza dek kalıcıdırlar.
Rabbimiz sonsuza dek kalıcıdırlar diyor. Yani “cehennemde yanıp yanıp çıkacaklar” demiyor. Ama bizler bunu görmemize rağmen ne dedik, “yanıp yanıp çıkarız” dedik. Böyle diyenlere de aslında inandık. Aslında bu bizim işimize geldi. Soruyorum size, bu Kur’an’ın neresinde? Hangi ayette Allah’tan böyle bir söz aldınız. Yanıp yanıp çıkacak mıyız?
Zümer suresi 19. ayet : (Resulüm!) Hakkında azap hükmü gerçekleşmiş kimseyi ve ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?
Görüyorsunuz değil mi inkar sorusunu? Sen bile kurtaramazsın. Yoksa bizim cennete varacağımıza cehennemden çıkacağımıza dair elimizde bir kitap mı var, bir kitap mı yazdılar bize. Buna inanmayı tercih ettik. Bu ayetleri görmemize rağmen inanmayı tercih ettik.
Bakara suresi 79. ayet : Artık, vay haline! O kimselere ki, kendi elleriyle kitap yazarlar da, sonra biraz menfaatlenmek için “Bu Allah tarafındandır” derler. Artık, vay haline! O, ellerinin yazdıkları yüzünden onlara. Vay haline! O kazandıkları şey yüzünden onlara.
Elleriyle kitap yazdılar. “Cehennemde yanıp yanıp çıkacaksın” dediler.
Bakara suresi 80. ayet : Bir de dediler ki: “Bize sayılı birkaç günün dışında, asla ateş dokunmaz” dediler….
Sayılı günde ateş dokunur, cehennemde bir süre yanarız çıkarız diyenlere Rabbimizin cevabı ne?
……De ki: “Allah’tan bir söz aldınız mı? Öyleyse Allah asla sözünü bozmaz….
Biz Allah’tan söz aldık mı! Kur’an’ın hiçbir yerinde cehennemde yanıp yanıp çıkacaksın diye bir ayet yok. Allah’tan böyle bir söz almadık. Bizler Allah’a karşı bilmediğimiz şeyleri söylüyoruz. Devam edelim.
…Yoksa Allah’a karşı bilmeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”
Kur’an’daki bu ayetleri görmemize rağmen söylüyoruz. Bizler bu ayetleri gerçekten idrak ediyor muyuz? Yoksa “Aman boş ver öylesine denk geldi, dinliyorum işte” mi diyoruz. Dikkat edelim bunlar Rabbimizin sözleri.
(17) Ceza günü nedir? İdrak edebildin mi?
(18) Evet, idrak edebildin mi nedir acaba o ceza günü?
Rabbimiz bu ayeti iki defa art ardına tekrar ediyor. Demek ki çok önemli.
Bizler idrak etmiyoruz ki, bu tekrarları yapıyor. Rabbimiz “edrak” ne demektir?
“idrak etmek” demektir. Bu bilmekten farklıdır. Bilmek genel bir şeydir. İdrak ise o konuya odaklanmak, özüne kadar anlamaktır. İliklerine kadar hissetmek demektir. Ceza gününü idrak edebildik mi, iliklerimize kadar hissettik mi? Gerçekten idrak ettiysek, gerçekten ceza gününü öğrendiysek. Hiçbir şeye aldanmayız. Allah’ın emirlerine uyarız. Tereddüt etmeden uyarız. Ama idrak edemedi isek “Aman boş ver” deriz. Çok da umursamayız. Bizler idrak edenlerden olalım. Tüm ruhumuzla bunu hissedenlerden ve hayata uygulayanlardan olalım.
Din gününü idrak eden insan ne dermiş, bu ayette cevabı var.
(19) O gün, hiç kimsenin başkası için hiçbir şeye sahip olamadığı gündür. O gün buyruk yalnız Allah’ındır.
Emir yalnız o gün Allah’ındır. Hiç kimse, hiç kimse için, bir şeye sahip olamaz. Zerre kadar bile kimse kimseye karışamaz. Din gününün sahibi Allah’tır. Allah hükmüne bakar ve hükmünü verir. Din gününün idrak edilmesi demek ki buymuş. Önemi buymuş. Din günün en önemli özelliği sadece Allah’ın emirlerinin olması demektir. Emir sadece Allah’a ait demektir. Sözün özü ne biliyor musunuz? Hiç kimseye gerek yok. Kimseye ihtiyaç duymadan da Allah’ın kulu olabilirsin. Allah’ın emirlerine uy yeter ki. Diğer insanların emirlerine uymana gerek yok. Allah’ın emirlerine uyarsan, Allah’ın kulu olursan işte cehennemden öyle kurtulabilirsin.
Duhan suresi 41. ayet : O gün ki dost, dosttan hiçbir şeyle yarar sağlayamaz. Ve bir taraftan yardım da olunmazlar.
Dostlarımızı görüyorsunuz değil mi? Hiç bir faydası yok.
Lokman suresi 33 ayet : Ey insanlar! Rabbiniz’den korkun ve bir günü sayın ki, baba evladından bir şey ödeyemez. Evlat, o da babasından bir şey ödeyecek değildir….
Gördünüz öyle değil mi? Kimse kimseye bir şey ödeyemiyor. Bir şeyi kurtaramıyor. Peki “benim çevremdekiler benim günahımı taşırlar” diyorsak.
Fatır suresi 18. ayet : Hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez. Yükü (günahı) ağır olan kimse onu taşımak için (başkasını) çağırsa bu çağırdığı akrabası da olsa, onun yükünden bir şey yüklenmez…..
Gördünüz öyle değil mi? Akrabası da olsa, en yakını da olsa başkasının günah yükünü kimse yüklenmiyor. Ama bize hep “Günahı vebali boynuma” derler. Bu ayetleri gördükten sonra kimsenin, diğer kimsenin yükünü yani günahını taşımayacak biliyoruz. Günahı taşımak bir yana dursun. Yardım etmek bir yana dursun kaçıyorlar. O en sevdiklerimiz bizden kaçıyorlar.
Abese suresi 34. ayet : O kaçacağı gündür, kişinin kardeşinden,
Abese suresi 35. ayet : Ve anasından, babasından,
Abese suresi 36. ayet : Ve hanımından ve oğullarından.
Abese suresi 37. ayet : O gün herkesin kendisine yetecek işi vardır.
Öyleyse ne diyeceğiz? Fatiha suresini her zaman okuyoruz “Mâliki yevmi-ddîn” diyeceğiz. “Din gününün sahibi Allah’tır.” diyeceğiz. Başkalarına güvenmeyeceğiz. Sadece ama sadece kendimize güveneceğiz. Kendi yaptığımız amellerimize güveneceğiz. İyiliklerimize güveneceğiz. Eğer Kur’an öğrencisi isek. Başka yolumuz yok. Her müslüman da zaten Kur’an talebesidir. Kur’an öğrencisidir. Ahirette herkes tek başına davranışlarıyla baş başa kalacak.
En’âm suresi 94. ayet : Yemin olsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker Bize geleceksiniz ve (dünyada) size verdiğimiz şeyleri arkanızda bırakacaksınız……
Görüyorsunuz öyle değil mi? Rabbimizin karşısında tek tek hesap vereceğiz. Bu dünyada Allah’a kul olmasak da, Allah’ın emirlerini geriye atsak da, başka şeylere kul olsak da, dünyanın menfaatlerine kul olsak da, Rabbimiz bizi karşısına alacak.
Meryem suresi 93. ayet : Göklerde ve yerde hiçbir kimse yoktur ki, O Rahman’a kul olarak gelecek olmasın.
Kul olarak Rabbimize gideceğiz. İstesek de istemesek de.
Meryem suresi 94. ayet : Ant olsun ki Allah onların hepsini kuşatmış, kendilerini ve yaptıklarını bir bir saymıştır.
Meryem suresi 95. ayet : Ve hepsi kıyamet günü, O’na tek olarak gelecektir.

