AKRABALIK HAKKI ÜZERİNE

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Selamünaleyküm arkadaşlar. Bugün sizlere “Akrabalık hakkı” nedir? Bu konuda elimizden geldikçe anlatmaya çalışacağım inşallah.

İnsanlar yeryüzünde aile ve akrabalık bağlarıyla birbirleriyle sosyal ve kültürel olarak bir ilişki içerisinde olup, evlilik ve kan bağı yoluyla akrabadırlar. Bununla birlikte inanan mümin kadın ve erkekler, dini ve inanç bakımından birbirinin velisi ve kardeşidirler.

Yüce Allah bizlerin aile ilişkilerimizi ve de akrabalık bağlarımızın sımsıkı olmasını, bu ilişkilerde küçük-büyük her yünden sevgi, şefkat, merhamet, muhabet, barış, adalet ve hakkaniyet ile olmasını emretmiştir. Zira bu bizlerin hep beraber bir arada, renk, dil ve ırk farklılıklara bakılmaksızın bir ümmet olarak yaşamamızın bir gereğidir.

Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (sav): “Allâh’a ve âhiret gününe îmân eden kimse, akrabasına iyilik etsin!” diye buyurmuştur. Cenâb-ı Hak, akrabaları birbirlerine mirasçı kılmış, birtakım haklar ve vazifelerle aralarındaki maddi-manevi bağları kuvvetlendirmiştir.

Akrabalık ilişkileri, Yüce Allah’ın Rahmân sıfatının bir tecellisi olarak merhamet ve şefkat temelleri üzerinde binâ edilmelidir. Zira akrabalık ilişkilerinde kopukluk, çarpık ilişkiler ve gayrı ahlaki ve gayri hukuki durumlarda biz Müslümanların sorumluluğu, mesuliyeti ve vebali ağırdır.

Bununla birlikte, akrabalarıyla bağını keserek onlarla ilgilenmeyen kişiler de, şöyle îkaz ve tehdit edilmişlerdir: “Onlar, Allah’a söz verdikten sonra verdikleri sözü bozarlar, Allah’ın gözetilmesini emrettiği kimselerle alâkayı keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte onlar, lânete uğramışlardır; cehennem de onlar içindir.” (Raʻd, 25)

Ve hadis-i şerifte de söylenildiğini gibi: “Akrabasıyla ilgisini kesen kimse Cennet’e giremez.” 

Bir Müslüman evladı; akrabalarıyla her ne olursa olsun, iyilik ile muamele etmesi, yardımlaşması ve hatta o istemese dahi onunla selamını, muhabbetini kesmemesi gerekir. Şu hadîs-i şerîf, bu hususta mühim bir ölçüyü dile getirmektedir: “Akrabasının yaptığı iyiliğe aynısıyla karşılık veren, onları koruyup gözetmiş sayılmaz. Akrabayı koruyup gözeten kişi, kendisiyle alâkayı kestikleri zaman bile, onlara iyilik etmeye devam edendir.” 

Yani denildiği gibi kendisiyle alâkayı kesen akrabalarıyla görüşmeye devam etmenin, pek kıymetli davranışlardan biri olduğunu beyân edilmiştir.

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerimdeki ayetlere bakacak olursak: “Şüphesiz ki Allah adaletli davranmayı, iyilik yapmayı ve akrabayı görüp gözetmeyi emreder. Her türlü hayâsızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar. Düşünüp ders almanız için size böyle öğüt verir.” (Nahl sûresi, 90. ayet) Biz müslümanlar, her cuma hutbesinin son demlerinde dinlediğimiz ve yerine maalesef getiremediğimiz bu ayet-i kerime; bizlere neyi yapıp neyi yapmamamız konusunda bizlere yetiyor.

“Yüzlerinizi doğu ya da batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik; Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere inanan; malını sevdiği halde akrabasına, yetimlere, yoksullara, yolda kalan gariplere, dilenenlere, hürriyetine kavuşmak isteyen köle ve esirlere veren; namazı dosdoğru kılıp zekâtı ödeyen; antlaşma yaptığında sözünde duran; sıkıntı, darlık, hastalık ve şiddetli savaş zamanlarında sabredenlerin yaptığıdır. Kulluklarında samimi ve dürüst olanlar işte bunlardır; gerçek takvâ sahipleri de yine bunlardır.” (Bakara sûresi, 177. Ayet)

“Birinize ölüm yaklaştığı vakit, eğer geride mal bırakıyorsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşrû bir biçimde vasiyette bulunmak size farz kılındı. Bu, takvâ sahiplerinin yerine getirmesi gereken bir borçtur.” (Bakara sûresi, 180. ayet)

“Resulüm! Sana, Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Sevap kazanmak için harcayacağınız şeyleri öncelikle ananıza, babanıza, akrabanıza, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara verin.” İyilik olarak her ne yaparsanız, Allah onu mutlaka bilir.” (Bakara sûresi, 215. ayet)

“Öyleyse akrabaya, yoksula ve yolda kalmışlara hakkını ver. Allah’ın rızâsını isteyenler için en hayırlı yol budur. Kurtuluşa erecek olanlar da işte bunlardır.” (Rûm sûresi, 38. ayet)

Ayetlerdeki gibi Rabbimizin söylediği ve emrettiği gibi, takvalı gerçek birer Müslüman olmanın bir şartı da maddi olarak sevdiğimiz mallarımızdan akrabalarımıza iyilikte bulunmak ve adil bir şekilde miras paylaşımında bulunmaktır. Kurtuluşa ermek, sonsuz nimet ve lütuflara kavuşmak istiyorsak, bu biz Müslümanlara farzdır.

Peygamber Efendimiz(sav) buyurur:“Ey insanlar! Selâmı yayınız, yemek yediriniz, akrabalarınızla alâkanızı ve onlara yardımınızı devam ettiriniz. İnsanlar uyurken siz namaz kılınız. Bu sayede selâmetle cennete girersiniz”. 

“Her Cuma gecesi insanoğlunun amelleri Allâh’a arz olunur. Fakat akrabâsıyla alâkasını kesen kimsenin amelleri kabul edilmez.” 

Allah Resülü’nün bazı hadislerinde akrabalar arası ilişkiler, doğrudan iman ile de irtibatlandırılmış, bazılarında ise söz konusu bağı koparmanın doğuracağı olumsuz sonuçlara işaret edilmiştir: “Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, misafirine ikramda bulunsun. Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, akraba ilişkilerini sürdürsün.” 

“Ve onlar ki, Allah’ın riayet edilmesini emrettiği şeye riayet ederler ve Rablerine saygı gösterirler ve hesabın kötülüğünden korkarlar.” (Raʻd, 21)

Yüce Rabbim Akrabalık ilişkilerimizi kendi rızasına uygun bir hale getirmemizi nasip eylesin. Ne mutlu o müminlere ki; Allah rızasını gözeterek; akrabalık hak ve hukukuna riayet edebilene. Vesselam…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir