KARİA SURESİ 1. BÖLÜM

Sevgili arkadaşlar bugün Karia Suresi’ni işleyeceğiz. Karia suresi dehşetli kıyamet sahnelerinin anlatıldığı bir suredir.

1. Karia ! 1﴿ Nedir o Karia? 2﴿ Karia’nın ne olduğunu sen ne bileceksin? 3﴿ O gün insanlar, her biri bir tarafa uçuşan küçük kelebekler gibi olacaktır. 4﴿ Dağlar da atılmış renkli yünler gibi olacaktır.

Buradaki Karia kelimesinin kıyamet olduğu ayetlerin gelişinden bellidir. Genelde hepimiz kıyamet günü hakkında bilgi sahibiyiz. Kıyametin dehşetinden az veya çok haberdarız buna rağmen çoğunluğunuzun böylesine önemli bir konuda gösterdiği ortak tepki kıyamet üzerine düşünmek ve konuşmak istememek hatta bu konudan bahseden yazıları okumamak anlatan kişileri dinlemektir. Kıyametten bahsedilsin istemeyiz. Nasıl ki birilerine ölümden bahsettiğinde içimiz daralır, “başka konu yok mu?” der ya işte kıyameti düşünmenin bile insanda uyandırdığı duygular bunlardır. Halbuki kalbimizin her çarpıntısı kendi ecelimizin ayak sesi değil midir? Kalbimizin her çarpışında ölüme biraz daha yaklaşırız. Ecele biraz daha yaklaşırız. Birçok insan kıyametten cennete giremeyeceğinin farkında olduğu için korkar. Yürekten inanan insan kıyameti bekler; hazırlıksız olan beklemez istemez çünkü kıyamet Allah’ın emirlerine karşı çıkanı uygulamayanı alçaltır, rezil eder. Uygulayanı ise yükseltir. Bizler şayet azığımız varsa o yolculuğa hazırızdır ama yoksa yolculuk yapamayız. Kur’an’da dünyanın faniliğini gösteren birçok ayet var. Bu kadar ayetin olmasının hikmeti nedir? Enam 54’te Rabbimiz rahmeti kendi üzerine yazdığını bildiriyor yani o Rahmet sahibi olan Allah’tır bunun için bizleri uyarır, bizi olacaklara karşı uyarıyor ısrarla uyarıyor. Şüphesiz ki Kur’an’da kıyametle alakalı birçok ayetin olmasının sebebi Rabbimizin bize acıdığı için bizi uyarmak istemesidir. Ama biz kıyamet ayetlerine tepkisi bakımından üç tip insanla karşı karşıya geliyoruz: Birincisi Allah’ın dediklerine uyanlardır ki bunlar hesabın olacağını bilir ona göre yaşarlar. Bakara 54’te Rabbimiz “nefislerinizi öldürün” diyordu ya Peygamberimiz “Ölmeden önce ölünüz.”diyor ya işte buna göre davrananlar… Bu kimselere şimdi sorsak “bugünkü gündeminde ne var, ne yapmayı düşünüyorsun?” diye bu gruptakiler şöyle derler; “Allah’a sunacak güzellikler yapmayı planlıyorum.” İşte bu kişiler ölümden bahsetmekten hiç korkmazlar. Bunlar Kur’an’ın gündemini yakalamış gerçek Müslümanlardır. Ahkaf 13’de kıyamet günü hiçbir şeyden korkmayacak olanların durumu anlatılır. Onlar Rableri için çalışmış amelleri göndermiştir başka ne yapmıştır. Rad Suresi 11. ayetin sonunda “ondan başka bir yardımcı yoktur” diyor. O halde bu kişi Allah’tan başka kimsenin yardımcı olmadığını bilir; iman ile iyilik yapmayı, vakit ile namazı ,mal ile zekatı, Allah ile kitabı, baş ile örtüyü, adalet ile doğruyu, Kur’an ile hayatı birleştirir. Böyle olanlara ve Allah’ın dediklerini yapanlara selam olsun.

İkinci grubumuz inkar edenler:  Casiye 32’ye baktığımızda o gruptan şu şekilde bahsedildiğini görürüz; “Onlar kıyametten bahsedildiğinde ‘kıyamet nedir bilmiyoruz yalnız bir zandan ibaret olduğunu sanıyoruz’ derler.” İşte onlar Rabbimizin kesin olarak uyardığı bir şeyi bir zan olarak görüyorlar. Allah’ın emrine inanmayıp inkar ediyorlar. İşte bu inkar edenlerin gözleri ve kulakları bizim anlatacaklarımıza kapalıdır ama bunları yine de uyaracağız. Peygamber Efendimiz (SAV) her zaman için uyarmıştır bundan dolayı biz de bıkmayacağız. Evet hidayeti veren yalnızca Allah’tır ama Müminler de insanların hidayete ermesi için çabalama vazifesine sahiptir.

Üçüncü grubumuz ise kıyamet saatini görmezden gelenler ve yalanlayanlar. Furkan 11. Ayette : “Fakat onlar kıyameti yalanladılar biz ise o kıyameti yalanlayanlara alevli çılgın bir ateş hazırladık.” Diye buyuruyor Rabbimiz. Kıyameti nasıl insan yalanlar? Bu sorunun cevabı ise Yunus 7’dedir. “Onlar bize kavuşacaklarını arzu ve ümit etmezler ve dünya hayatına razı olup onunla rahatlamışlardır. Onlar bizim ayetlerimizden habersizdir.” İşte bu yalanlayanlar yok sayanlar dünya hayatıyla mutmain oldular onda huzur bulmaya çalıştılar. Galiba insanlarımızın geneli bu gruptadır. Sözle yalanlamasak da davranışlarımızla ve dünya hayatına olan sevgimizle bunu yapıyor gibiyiz. Baktığımız zaman bu grubun daha kalabalık olduğunu görüyoruz. Bu üç grup ne yaparsa yapsın kıyamet kopacaktır. Allah’a yürekten inanıp Kur’an çizgisinde yaşasak da kıyameti inkar etsek de kıyameti yalanlasak ve görmezden gelsek de sonuç değişmez. Çocuklar çok korktuklarında gözlerini kapatır ve gözlerini kapattığında kendisinin de görünmediğini zanneder ya işte biz de öyle yapacağız ama sonuç değişmeyecek.

Kur’an’da da gördüğünüz gibi her doğan ölecek her başlayan gidecek her başlayan bitecek her gelen gidecek. Ancak bu boş duralım ve her şeyi boş verelim demek değildir. Dünyayı ne kadar çok terk edersem ben o kadar Müslüman olurum demek değildir. İslam’ı doğru anlayalım. Dünya geçicidir ama gerçeğin de ta kendisidir. Rad 26’daki gibi bizim yol azığımızdır. Rabbimiz “Halbuki dünya hayatı ahiretin yanında çok az bir yararlanmadan ibarettir…” Demek ki Müslüman’ın iki tane hayatı var: birisi dünya hayatı diğeri ahiret hayatı. Peygamber Efendimiz(sav) ne buyurmuştur: “Dünya ahiretin tarlasıdır” bunu bilmezsek din dersinde kalırız diğer bilgileri öğrenemeyiz Kur’an kursu yeter deriz.  Fatih Sultan Mehmet nasıl İstanbul’u fethederken hem Dünya ilmini kullanmış ahiretin ilmini de azık olarak yanına almıştı.  Öyleyse biz de sadece dünya ilmiyle kalmayacağız sadece ahiret ilmi ile de kalmayacağız. İlim iki kanatlı kuş gibidir. Bir kanadı olmazsa o kuş uçmaz. Peki dünyadan ayrılmamıza bir gün kalsa ne yapardınız? Bu soru sorulduğunda genelde soru üzerinde daha önce hiç düşünmemiş olanlar şöyle cevap verir: “Namazı kılarım, helalleşirim, dua ederim, kalbini kırdıklarıma kendimi affettiririm, borcum varsa öderim gibi cevaplar verir. Peki Peygamber Efendimiz’e (sav) sorsaydı ne cevap verirdi? Çoğumuzun bildiği bir hadis ile bunun cevabını vermiştir. “Yarın kıyamet kopacağını bilseniz yine de elinizdeki son fidanı dikiniz.” (Buhari,Edebül Müfred) diyor. Demek ki Peygamber Efendimiz olsaydı fidan dikecekti. Burada fidanı başkasına fayda vermenin sembolü olarak algılamalıyız. Demek ki insanlara faydalı bir şey yapıyorsak bir sadaka-i cariye inşa ediyorsak işte o zaman bu hadisi anlamışız demektir. Kıyameti anlamışız demektir.

Öyleyse Allah’ın rızasını kazanmanın yolu başkasına fayda vermekten geçiyor. Peygamber Efendimiz (sav) elindeki son fidanı dikiyor ama bizler emeklilik yaşımız gelince çalışmam deriz. Artık eleğimi astım deriz. Artık tatil deriz seviniriz ama Peygamber Efendimiz tatili hak etmedi mi ki vefat ederken bile ordusunu sefere hazırlıyordu? Peygamber Efendimiz(sav) tatili dinlenmeyi hak etmedi mi ki ölene kadar çalışmış ? Biz de Rasulullah’ı çok seviyoruz ya o zaman kıyamet de kopsa o an elimizde imkan varsa hayırlı amellerimizden hayırlı davranışlarımızdan vazgeçmeyelim. Elimizdeki o fidanı dikelim. Şu an durup saate bir bakalım, geçen her saniye bizi Allah’ın huzuruna çıkacağımız güne daha çok yaklaştırıyor. “Benim yaşım küçük, ben ölmem” diye düşünmeyelim. Mezarlıklarda gençler de var yeni doğmuş bebekler de. Onun için 5 dakika az uyuyalım da Kur’an’ımızı okuyalım, onu hayatımıza uygulayalım. Elimizden kumandayı bırakıp Rabbimizin emrine koşalım, hayırda yarışalım. İnsanlar anne babasını evladını kaybediyor, bir süre sonra acısı azalıyor öyle değil mi? Bir deprem ya da patlama yaşasak bir süre sonra unutuyoruz, acılar azalıyor . Virüs olayı olduğunda herkes panik halindeydi şimdi ise unutuldu. Demek ki her musibet geçicidir. Ama kıyamet günü ne bir salgın hastalığa ne de doğal afete benzer. Kıyamet suresine 8, 9,10,11,12. Ayetlere bakalım: “Güneş ve ay toplanır yani her taraf karanlık olur o gün insan der ki ‘kaçacak yer nerede?’ Hayır! hiçbir sığınacak yer yoktur, o gün varıp durulacak yer ancak Rabbin’in huzurudur.” Rabbimizin huzurundan kaçacak yer yoktur. Yani burası bizim mecburi istikametimiz, buluşmak zorunda olduğumuz yer. O gün insanlar arasındaki dostluk bağları aile bağları vs. bütün bağlar kopar. Aksini iddia eden Müminun suresi 101’e baksın. “Sûra üflendiğinde artık ne aralarında akrabalık bağları kalacak ne de birbirlerine soru sorabilecekler!”  Düşünün bir; kimse kimsenin haline bakmıyor, korku her yeri kaplamış, herkes başının çaresine bakmaya çalışıyor. Orada istediğimiz kadar “ben hafız annesiyim”, “benim amcam müftü, “oğlum şehit.” desek de fayda yok! En yakın dostun bile dostuna faydası yok. Meariç Suresi 10. Ayette, “(O gün) hiçbir samimi dost, dostunu sormaz.”

Ayette de görüldüğü üzre bizim tek dostumuz Rabbimizdir. Surenin devamında ise “Birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.” Buyuruyor. Çünkü hayatımız boyunca bir ev bir arabamız olsun diye çabaladık çevremiz genişlesin diye çabaladık hayatımızı heder ettik. Rabbimiz ne der diye bakmadık. Saate bir bakalım, geçen her saniye bizi Allah’ın huzuruna çıkacağımız o güne daha da yaklaştırıyor. Her nefis ne hayır işlemiş yani ne kötülük yapmış ise o gün ister ki o işlediği günahlarla arasında uzak bir mesafe bulunsun. Dünyadayken bayıla bayıla işlediği o davranışlarını Rabbinin huzuruna çıktığında görmek bile istemiyor. Nebe 40’ta Rabbimiz ”Gerçekten Biz sizi yakın bir azab ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün, kafir olan da: “Ah, keşke ben bir toprak oluverseydim” diyecek.  İşte böyle inkar edenler, yalanlayanlar; toprak olmak isteyecek. İnşallah biz de toprak olmayı istemeyiz. Ellerimizi derin pişmanlıktan dolayı ısırmayız, öyleyse hayırlarda yarışalım. Rabbimizin razı olacağı işlerle çalışalım o kadar çok amel gönderelim o kadar iyilikler gönderelim ki bu ayettekilerden olmayalım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir