Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla.
Değerli okuyucu kardeşlerim hepinizi saygı ve muhabbet ile selamlıyorum….
Bu yazımızda farklı bir konu ile devam ediyoruz. Eğer ki hep birlikte bir yerde muhabbet ediyor olsaydık ve ben sizlere bu başlıktan ne anladınız diye sorsaydım mutlaka farklı farklı cevaplar alırdım.
Peki sizin fikrini alalım dediğinizi hisseder gibiyim… O zaman Bismillah diyelim.
Kuran-ı Kerim, kıyamet gününde çok dehşetli bir mahkemeleşmeden söz etmektedir. Bu mahkemede davacı, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed; davalı ise Onun, Kuran’ı terk eden ümmeti…“(O gün) Peygamber: “Rabbim! Benim kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi” diyecek.” (25/Furkan, 30). Ayetten anladığımıza göre Resulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), âlemlerin Rabbi olan Allah’ın huzurunda birilerini şikâyet edecek ve onlardan hak talebinde bulunacaktır. Şikâyetçi Allah’ın en değerli peygamberi olunca insan davayı basite alamıyor, bu şikâyete muhatap olmamak için kendisini hesaba çekmekten kendisini tutamıyor.
Bir insanın başka bir insanı farklı makamlara şikâyet etmesi mümkündür. Şikâyet edilen mercinin yüksekliğine göre bu şikâyet değer bulacaktır.
Kıyamet günü bazı insanları şikâyet edecek olan merci, insanların Allah katında en üstün ve en şereflisi olan Hz. Muhammed. Şikâyetin kendisine iletileceği merci ise, âlemlerin Rabbi olan Allah!
Şikâyet makamının en üstünü ile kendisine şikâyet iletilen makamların en yücesi! Biri Allah, diğeri Resulullah!
İşte böylesi bir ortamda Allah’ın peygamberi birilerini Allah’a şikâyet edecek ve onların hesap vermelerini Adil olan Allah’tan talep edecek.
Bu manzara karşısında hiç sanık sandalyesinde olmak ister misiniz?
Hâkim, Allah; müşteki, Rasulullah; sanık ise siz!
Herhalde böylesi bir durumda hiç kimse sanık olmak istemez. Hatta bırakın sanık olmayı, böylesi dehşetli bir mahkemeye tanıklık dahi etmek istemez. Çünkü Allah bir kimseyi hesaba çekti mi, artık onun kurtulması çok zordur. O dilemezse artık kurtuluş yoktur!
İşte böylesi dehşetli bir mahkeme; dünyada iken Kuran’ı arkalarına atan, onu dikkate almayan, hayatını onun ilkelerine göre ayarlamayan, “Allah bu konuda ne buyuruyor” diye kitaba müracaat etmeyen, kısacası kitabı terk edenler için kurulacak. Kitabı terk edenler….
Ama nasıl?
Hangi şekilde?
Neden?
Hangi amaçla ve hangi şekilde olursa olsun, kitaba müracaat etmesi gerektiği halde ona dönüp bakmayan, onu dikkate almayan ve onun ilkelerine kulak asmayanlar….
Evet, onlar Allah’ın huzurunda dava edilecekler; ama ne dava!
Şikâyetçisi Allah katında bir dediği iki edilmeyen, kolay kolay kimseyi şikâyet etmeyen, ama şikâyet ettiğinde de asla peşini bırakmayan bir Nebi’nin davası…Ahirette Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın bizden davacı olmasını istemiyor ve “Rabbim! Benim kavmim şu Kur’an’ı terk etti” diyerek bizi Allah’a şikâyet etmesinden korkuyorsak o zaman zikrettiğimiz bu hususlara dikkat etmeliyiz. Allah’ın kitabı ile olan alakamızı yeniden gözden geçirmeliyiz. Onu okuyup , anlayıp, tefekkür etmeli, Onunla amel etmek için çaba göstermeli, insanlara Onu duyurmalı, Onun haberlerini takip etmeli, Onunla hem dem olmalıyız. Allah’ım! Merhametine sığınıyor, affını diliyoruz. Şimdiden en samimi dileklerle oradaki sanık sandalyesinde olmamayı niyaz ediyoruz. Şüphesiz ki sen kullarına karşı çok şefkatli olansın. Ne olur bizlere acı da o dehşetli günde bizleri korkularımızdan emin kıl. Âmin.
Vesselam.

