Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla…
Değerli Okuyucu kardeşlerim hepinizi hürmetle selamlıyor, sağlık ve sıhhatli günler diliyorum….
İslâm’da akrabalar arasındaki bağlar, “sıla-i rahim” kavramıyla ifade edilir. Rahim ile “ana rahmi”, sıla kavramı ile de “bağ” kastedilir. Çünkü “akrabalık”, “rahim”den teşekkül eder. Doğum ve kan bağları, akrabalığı oluşturur.
Anne karnında, rahim ile cenin arasında nasıl bir “kordon” varsa, doğduktan sonra da akrabalar arasında bu şekilde mânevî bir bağın varlığı kabul edilir. Nasıl rahimdeki ceninin varlığını devam ettirmesi, o maddî kordonun sıhhatine bağlıysa, Müslüman fertlerin de toplum içindeki varlık ve hayatiyetleri bu mânevî bağa muhtaçtır. Cenin nasıl, bu kordonla yer, içer ve hayatta kalırsa, insan da toplum içinde “akrabalık bağından beslenmeye” muhtaçtır. Akrabalık bağını kesen, can çekişmeye başlayan bir “cenin” gibidir.
Kur’ân-ı Kerîm’in pek çok âyet-i kerîmesinde akrabaya hakkını vermek, onlara yardım ve iyilik etmek emredilmekte; akrabalık hakkına riâyetsizlikten insanlar sakındırılmaktadır. Bu husus, İslâm’ın en önemli esaslarından birisidir.
“O hâlde sen akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver!.. Allâh’ın rızâsını isteyenler için bu, en iyisidir. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Rûm, 38; İsrâ, 26).
Rabbimiz burada sırasıyla başlamaktadır. Akraba ilişkilerini önemseyen Rabbimiz bizlerin de bu ilişkiye önem vermemizi istemektedir.
“Muhakkak ki Allah, adâleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri , fenâlık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl, 90; Bakara, 83, 177)
Bu ayeti kerimeyi çokça duymuşsunuzdur. Çünkü her Cuma namazında imam hutbede okumaktadır.
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riâyetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (Nisâ, 1)
Bu ayette ise Rabbimiz bizleri gözettiğini ve bizlerin de akrabalık bağlarını korumamızı istemektedir.
Peygamber Efendimiz de ashâbını ve Müslümanları, akrabaya karşı iyiliğe teşvik etmiştir:
“Kim rızkının bollaştırılmasını yahut ecelinin geciktirilmesini arzu ederse, akraba ile irtibatını sürdürsün.” (Müslim, Birr, 20; Buhârî, Edeb, 12).
“Kim Allâh’a ve âhiret gününe inanıyorsa, misafirine ikramda bulunsun. Kim Allâh’a ve âhiret gününe inanıyorsa, akraba ile irtibatını sürdürsün.” (Buhârî, Edeb, 85)“Akraba ile ilişkisini kesen, cennete giremez.” (Buhârî, Edeb, 11; Müslim, Birr, 19)
Akrabaya iyilik yaparken, din farkı bile gözetilmez. Anne-baba gibi, üzerimizde daha fazla hak sahibi olan akrabalarımızın şirk ve küfür gibi konularda vermiş olduğu emirlere itaat edilmez; ancak onlarla beşerî ilişkiler devam ettirilir. (Bkz: Lokman, 14-15)
Onlarla beraber bulunmakta, onlara iyilik yapmakta bir mahzur yoktur. Hatta onlardan görülen kötülüklere karşılık, iyilik yapmaya devam ederek gönülleri kazanılmaya çalışılır.
İyilik yapma hususunda öncelik sıralaması; anne, baba, kız kardeşler ve diğer kardeşler şeklindedir. Genel olarak yardım eli uzatmada; özel olarak da zekât ve sadakada en yakınlardan başlanır. Ancak insanın bakmakla yükümlü olduğu kimselere, zekât verilemeyeceğini hatırlatmakta fayda vardır. Herhangi bir yoksula verilen “bir sadaka” sayılırken; yoksul akrabaya verilen, “biri sadaka”, diğeri “sıla-i rahim” olmak üzere “iki sadaka” kabul edilir.
Hz. Peygamber, akrabalarla iletişim kurulabilmesi için “Sıla-i rahim yapabilmeniz için akrabalarınızı öğrenin. Zira sıla-i rahimde bulunmak, akrabalar arasında sevgiye, malın çoğalmasına ve ömrün artmasına sebeptir” buyurarak kişinin akrabalarını öğrenmesini ve sila-i rahim yapmasını teşvik etmiştir. Bir başka hadiste de “Ömrünün uzun, rızkının geniş olmasını ve kötü ölüme maruz kalmamasını isteyen kişi, Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınsın ve sila-i rahim yapsın” buyurulmuştur.
Vesselam.

