SIRAT-I MÜSTAKİM ÜZERİNE

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Selamünaleyküm arkadaşlar. Bugün sizlere kısaca “Sırât-ı Müstakim” üzere olmak nedir ve insan nasıl dosdoğru yol üzere olunur hakkında konuşacağız.

Biz müslümanlar her gün beş vakit namazda kırk defa Fatiha suresini okuyarak: “Bizi sırat-ı müstakime yani dosdoğru yola hidayet et.” (1/Fâtiha 6) diyerek her gün Rabbimizden niyazda bulunuyoruz.

Nitekim Rabbimiz biz kulların dosdoğru bir istikamet üzere olmamızı emretmekle birlikte, hak dini olan İslam’ın yolunda olan kullarının büyük mükâfatlara, yani cennetine, aksine yoldan sapanlarında azabı büyük ve çetin olan cehennem ateşinde yanarak cezalandırılacağını buyurmaktadır.

Yüce kitabımız Kuran-Kerimdeki bazı ayetlere kısaca bakacak olursak: “Şüphesiz ki Allah, benim Rabbim ve sizlerin Rabbidir. O’na ibadet edin. Bu (sizi davet ettiğim yol), sırat-ı müstakimdir yani dosdoğru olan yoldur.” (Âl-i İmran 51) “Allah’a iman edip O’na tutunanlara gelince, onları kendinden olan bir rahmete, lütuf ve ihsana dâhil edecek ve (sonunda Allah’a ulaşacakları) dosdoğru yola hidayet edecektir.” (Nisâ 175) “Allah onunla (Kitap ve Resûle), rızasına uyanları yolun en doğru olanına iletir, onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve dosdoğru yola hidayet eder.” (Mâide 16) “Ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde sağır ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu saptırır, kimi de dilerse dosdoğru yol üzere kılar.” (En’âm 39) “Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Şüphesiz ki ayetleri, düşünüp öğüt alan bir topluluk için detaylıca açıkladık.”(En’âm 126) “İşte bu benim dosdoğru yolumdur. Ona uyun. Onun dışındaki yollara uymayın. Yoksa sizi (Allah’ın dosdoğru olan) yolundan saptırırlar. Korkup sakınasınız diye bunu size emretti.”(En’âm 153) diyerek Yüce Rabbimiz bizlere hak yolu olan Sırât-ı Müstakim üzere olan kullardan olmamızı emretmiş, hak yollundan sapıp batıl olan başka yollara gidenlerin iflah olmadığını, kaybedenler olduğunu söylemiş ve bu konuda Peygamber Efendimiz’e (sav) “emrolduğun gibi dosdoğru ol” diyerek uyarmış ve gıyabında bizlere de hitap etmiştir.

Hak yolu yani dosdoğru olmanın yolunu nitekim bu hadis-i şerifte de İbni Mesud (ra) şöyle anlatıyor: “Bir gün Allah Resûlü (sav) eliyle bir çizgi çizdi sonra dedi ki: ‘Bu Allah’ın (cc) istikamet üzere olan yoludur.’ Sonra o çizginin sağına ve soluna bazı çizgiler çizdi. Sonra dedi ki: ‘Bunlar, her birinin başında o yola davet eden birer şeytanın bulunduğu yollardır.”

İstikamet denilen şey, bizlerin Allah Rasûlü’ne muhabbeti tâze tutarak O’nun örnek şahsiyetinden pay almak, ahlâkı ile ahlâklanmak, bir ömür Kur’ân ve Sünnet ile yaşamak, nefsânî ve şehvani dünyâ zevklerinden uzaklaşıp ibâdet, kulluk ve mârifet sırlarına erişebilmektir. Bizlerin Hakk’a götürmek için istikâmetten başka hiçbir yol olmadığı gibi, her hususta istikâmeti korumak kadar yüksek bir makam ve onun lâyıkıyla yerine getirilmesi kadar zor olan hiçbir emir yoktur. Bu sebeple Hak yolunda istikâmet, en büyük kerâmet olarak görülmüştür.

Cenâb-ı Hak, istikâmet ehlini şöyle müjdeler: “«Rabbimiz Allah’tır.» deyip sonra da istikâmet üzere bulunanlar için ne korku ne de hüzün vardır. Onlar, işlediklerinin karşılığı olarak cennette ebedî kalacaklardır.” (Ahkàf, 13-14)

İstikâmet ehlinin yolu “sırât-ı müstakîm”dir. Bu dosdoğru yola lâyıkıyla yürüyebilenler hakkında Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’a ve Rasûl’üne itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîklar, şehitler ve sâlihlerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” (Nisâ, 69) diyerek Sırât-ı müstakîm, seçkin kimselerin yoludur. İstikâmetin esası da îman ve takvâdır. Bu ikisinin yeri ise kalptir. Bu itibarla istikâmet, kalpte bulunan îman ve takvâ ile vücûdun birlikte bir ahenk içerisinde olmasıdır. Kalpteki îman ve ihlâs, istikâmeti sağlar ve dâimî kılar. Peygamber Efendimiz: “Dil istikâmet üzere olmadıkça kalp, kalp istikâmet üzere olmadıkça da îman müstakîm olmaz.” buyurmuştur. Biz müminler şu fâni hayatta her zaman müstakîm olarak, hiçbir zaman hak yoldan sapmamalıyız. Şâir bu konuda ne güzel söylemiş:
“Korkma düşmandan âteş olsa yandırmaz seni!
Müstakîm ol, Hazret-i Allah utandırmaz seni!”
Ne mutlu “Sırât-ı Müstakim” üzere yani dosdoğru olan yolun yolcularına.         

                                                Vesselam

Similar Posts

  • BAKARA SURESİ 164. AYET EKSENİNDE DOĞA AYETİNE BAKIŞ

    Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla… Kur’an-ı Kerim’in insanı ve ona ait konuları, Allah merkezli olarak ele aldığı açıktır. Onun dün-bugün-yarın bağlantıları, hep bu ana mihver etrafında düğümlenir. Geçmiş milletlerin kıssaları, peygamberler, insan tiplemeleri, ibadet ve ahlâk kuralları, ahkâm konuları, doğa, kıyamet, âhiret, cennet, cehennem vs. konular, bir ve Yüce Allah’a iman ya da O’nu inkâr…

  • ZİLZAL SURESİ(1.BÖLÜM)

    Selamünaleyküm arkadaşlar bugünkü dersimizde Zilzal suresini öğreneceğiz. Zilzal deprem demektir, en büyük deprem ise kıyamettir. Okullarda hep deprem tatbikatı yaptık. Şöyle bir hatırlayalım. Siren çalar, çök kapan tutun hareketini yaparız. İkinci sirende de dışarı çıkarız. Bu tatbikatı her yıl yaptık. Peki en büyük depremin tatbikatını hiç yaptık mı? Kıyamet tatbikatını hiç yaptık mı? Her anımız,…

  • İNSAN SURESİ(2.BÖLÜM)

    (5)İyiler ise, katkısı kâfur olan içecekler dolu bir kadehten içerler. Kafur, Kur’an’da geçen bir maddedir. Bazen hoş bir koku veya lezzetle ilişkilendirilse de, Kur’an bağlamında, iyi işler yapanları bekleyen saf ve mükemmel bir niteliği ifade eder. “Ebrar” Kimlerdir? Rabbimiz, sürekli iyilik yapanlara, Kur’an aracılığıyla görerek ve işiterek Allah’a giden yolu bulanlara ve hayatlarını Allah’a layık…

  • ALLAH DOSTLARI KİMLERDİR?

    Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla Değerli Kardeşlerim Hepinizi muhabbet ile selamlıyorum.  Allah dostu kavramı herkese bir şeyler çağrıştırmıştır mutlaka, ama inanmış olduğumuz Kuran bize bu kavramı nasıl tanıttığına gelin birlikte bir göz atalım. Dost kelimesi Farsça ’da “seven, sevgili, yâr” anlamındaki dost kelimesinden gelen dostluk İslâmî literatürde sadâkat, uhuvvet, meveddet, sohbet gibi değişik kelimelerle ifade edilmiş, ayrıca velî ve refîk kelimeleri başka anlamları yanında “dost” mânasında da kullanılmıştır. Kur’ân-ı…

  • İNŞİRAH SURESİ(2.BÖLÜM)

    ﴾2-3﴿ Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı? Rabbimiz, Peygamber Efendimiz ve Onun yolundakilerinin yükünü atıyor, hafifletiyor. Yunus suresi 16. ayet:”De ki, “Eğer Allah dileseydi ben onu size okumazdım. O da onu hiçbir şekilde size bildirmezdi. Bilirsiniz ki, ben sizin içinizde bundan önce yıllarca bulundum. Siz hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?” Peygamber Efendimiz(sav) bir ömür onların içinde…

  • AŞKIN FERMANIDIR TESLİMİYET 2

    *Kim Allah’a karşı saygılı davranırsa, Allah ona bir çıkış ve kurtuluş yolu gösterir, hiç beklemediği yerden onu rızıklandırır.” Talak sûresi (85), 2-3* Hz. İbrahim, Yüce Allah’ın izniyle Hacer’i ve İsmail’i yanına alarak yola çıktı. Günlerce yürüdüler.Hz. İbrahim Hz. Hacer’i yolda eğitiyordu. Ovalardan, tepelerden, ıssız çöllerden geçtiler. Mekke yakınlarına kadar geldiler. O sırada İsmail iki yaşında idi….

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir