GERÇEKTEN KİME SIĞINDIK?
Felak Suresi bize sığınmamız gereken doğru adresi gösterir. Kime sığınacağımızı gösterir.
Euzubillahimineşşeytanirracim.Bismillahirrahmanirrahim.
1. De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” (1-5)
Rab kelimesi beslemek, yetiştirmek anlamlarına gelir. Kur’anda Rab kelimesinin bir anlamı daha vardır. Yusuf Suresi 23 ayet-i Kerime’de Yusuf Peygamber(as) kendisine bakan kişiye de Rab diyor. Bir söz söylediğimizde illa ki ortaya bir delil koymak icap eder. Hele ki dini hususta bir kaide söyleyeceksek asla delilsiz konuşmamalıyız. Etrafımıza baktığımızda insanlar “Şu haram, bu haram.” diyorlar. Biz de bu kişilere körü körüne inanmamalıyız. Rabbimiz İsra Suresi 36. ayette “Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.” diyor. Demek ki delil istememiz gerekiyor, araştırmamız gerekiyor.
Rabbimiz burada bize “Sabahın rabbine sığınırım” de diyor. Peki Allah’a nasıl sığınacağız? Tabii ki onun emirlerine uymakla ve yasaklarından kaçınmakla sığınacağız. Şüphesiz ki Rabbimizin sığınakları boldur. Sözgelimi zina felaketi karşılığında aile sığınağı, haksızlık felaketi karşısında hak sığınağı, cimriliğe karşı cömertlik… Doktora gittiğimizde doktor bize bir reçete verse ve hiçbir dediğini yapmazsak faydası olur mu? Rabbimizin ayetleri bir doktor reçetesi gibi karşımızda! Aynı doktora gitmek gibi. Ne kadar Allah’ın emirlerine uyarsak o derece sığınmış oluruz. Ancak o şekilde sabahın Rabbine sığınabiliriz. Karanlık günlerden bu şekilde kurtuluşa ereriz. Nasıl ki her gecenin bir sabahı varsa her zorluğun ardından da bir kolaylık vardır. Günlerimiz katmer katmer sıkıntı içinde olsa da, hiç sabah gelmez gibi bütün sıkıntılar her tarafımızı sarsalar da sabahın Rabbi o karanlığı aydınlığa çevirir. Yeter ki biz sebeplere uyarak Rabbimize sığınalım. Bakalım Kur’an-ı Kerim’de peygamberler hangi durumlarda Allah’a sığınmışlar? Musa Peygamber Bakara 67‘de cahil olmaktan Allah’a sığınmıştır.
Bir zaman Mûsâ kavmine, “Allah size bir inek kesmenizi emrediyor” demiş; onlar da “Bizimle alay mı ediyorsun!” demişlerdi. Mûsâ, “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım!” dedi. (Bakara 67)
Nuh peygamber ise sonucunu bilmediği şeyi istemekten Allah’a sığınmıştı.
Nûh dedi ki: “Ey rabbim! Ben, senden hakkında bilgi sahibi olmadığım bir şeyi istemekten yine sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, kaybedenlerden olurum!” ( Hud 47)
Bilmediği şey oğlunun affedilmesiydi. Rabbimiz ona “o senin ailenden değildir” dedi. Çünkü Nuh Peygamber’in oğlu onun izinden gitmemiş ve ona ihanet etmişti. Meryem Suresi 18. Ayette Hz. Meryem bakın neyden Allah’a sığınıyor?
Meryem, “Beni senden koruması için çok esirgeyici olan Allah’a sığınıyorum! Eğer Allah’tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma)” dedi. ( Meryem 18)
Hz. Meryem kötülük ve kötü insanlar karşısında Allah’a sığınıyor. Peki Sevgili Peygamberimiz nasıldı? Peygamberimiz Medine’ye hicret etmeden önce kötüler Peygamber Efendimiz’i bulana yüz kızıl deve vereceklerini ilan ettiler. O zamanın bir kızıl devesi şimdinin Mercedes’i. O kadar değerli bir hayvan. Büyük ödüle kavuşmak için kimisi kılıçla kimisi sopayla Peygamberimizi aradılar. Medine kuzeyde olduğu için herkes Peygamber Efendimiz’i kuzeye gidiyor sanıyor ama o güneye gitti. Tedbirini aldı Allah’ın en sevdiği olmasına rağmen. Biz de:
– Felak, Nas okuyup kapımızı açık bırakalım. ”Nasılsa Allah korur” demeyelim.
Peygamberimiz, hani Hz. Ebu Bekir ile birlikte mağaraya sığınmıştı da kötüler yanı başlarına kadar gelmişti. Öyle ki eğilseler Peygamberimizle Hz. Ebubekir’i göreceklerdi. Hz Ebubekir orada çok telaşlandı ve ona Peygamberimiz Tevbe 40’ta şunu dedi : “…Üzülme Allah bizimle beraberdir…” Öyleyse Allah kiminledir? Onun yolunda bir şeyler yapanlarla beraberdir.
Peygamber Efendimiz Hendek Savaşı’nda düşmanlar Medine’ye girmesin diye hendekler kazdı sahabe efendilerimizle birlikte. Ben Peygamberim deyip de komutan köşkünde dinlenip işleri uzaktan seyretmedi. Bir törende alkışlar eşliğinde, birinin elinden kazmayı alıp yere vurarak çalışıyormuş gibi göstermedi, birebir çalıştı. Hatta savaşların hepsinde zırh giymiştir. “Allah beni seviyor beni korur” demedi. Çünkü tevekkül kelimesinin ne demek olduğunu biliyordu. Peygamberimiz tevekkülsüz tedbirsiz hiçbir şey yapmadı. “Aşırı tedbir Allah’a güvensizliktir” demedi. Hayatıyla bize örnek oldu.
Devamında yarattıklarının şerrinden sabahın Rabbine sığınırım diyor. Peki Allah şerri yaratır mı ? Ayetlerimize soralım. Al-i İmran Suresi 165. ayette Rabbimiz ne buyuruyor?
“Düşmanınıza iki mislini verdirdiğiniz kayıp kendi başınıza gelince “Bu nereden başımıza geldi?” mi diyorsunuz? De ki: “O, kendinizdendir.” Doğrusu Allah her şeye kadirdir. ( Al-i İmran 165)
Demek ki bizim yaptıklarımızın sonucunda bizlere şer geliyor. Allah kulları için şerri murad etmiyor. Rum Suresi 41. ayette ise şöyle buyuruluyor:
İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah -dönüş yapsınlar diye- işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor. ( Rum 41)
Bizler unutmamalıyız ki kötülüğün olduğu her yerde Tufan olur. Nuh peygamberin halkı Tufan da yok olmuştu öyle değil mi? Ancak inanan çok az kişi kurtulmuştu gemiye binip. Bizler kötülüğü istersek ,kötülükler yaparsak, Allah kötülükleri yaratır. Bizim irademize göre şekillenir her şey . Şer de hayır da bizim tercihimiz. Silah polisinin elinde hayra, kötünün elinde şerre hizmet eder; yağmur bereket iken, bir şehrin altyapısı yoksa eğer şerre dönüşür ve her tarafı su basar; bıçak aşçının elinde hayır iken, kötü insanın elinde şer olur. Biz biliyoruz ki Rabbimiz kulları için şerri murad etmez (istemez). O insanı en güzel şekilde yaratmıştır. Gönderdiği peygamberlerle hayra giden yolları cennet gibi bir ödül ile teşvik eder , şerre giden yolları ise cehennem gibi bir cezayla sakındırır.
Düğümlere üfleyenler ifadesinin lafzındaki “neffasat” kelimesi kadın büyücüler demektir. Rabbimiz ne güzel de biliyor büyüyle sihirle genelde kadınların uğraştığını. Rabbimiz o kadar ayrıntılı anlatıyor ki bizlere bizi. Ne zaman büyücü deseler, ne zaman birisini okutturacağız deseler, ne zaman muska deseler hep Bakara Suresi 102. ayet gelsin aklımıza..
“Onlar, Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurup söylediklerine uydular. Gerçek şu ki Süleyman kâfir olmadı, fakat şeytanlar kâfir oldular; çünkü insanlara sihri, Bâbil’de iki meleğe, Hârût’la Mârût’a indirileni öğretiyorlardı. Hâlbuki bu iki melek, “Biz ancak imtihan vasıtasıyız; sakın küfre sapma!” demedikçe hiç kimseye bilgi vermezlerdi. Fakat onlar bu iki melekten, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa Allah’ın izni olmadıkça onunla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Yine de kendilerine fayda sağlayanı değil zarar vereni öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu (sihri) satın alan kimsenin âhiretten nasibi olmadığını çok iyi biliyorlardı. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür, bir bilselerdi! ( Bakara 102)
Sihir yapmanın sonucu nereye varırmış gözümüzle görüyoruz bu ayet-i Kerime’de öyle değil mi? Kafir olmaya varırmış. Allah’ın izni olmadan hiçbir sihir hiçbir büyü, insana uğrayamaz. Onun için içimiz rahat olsun. Öyle şeylere kötü yerlere prim vermeyelim. Rabbimiz yarattığı kullarının nefisleriyle (kendileriyle) olan dertlerini nasıl da biliyor. “Kendi kendilerine zarar verecek fayda sağlamayacak olan şeyler öğreniyorlardı” diyor. Halbuki insanlar bu ayeti bilse falcılara, büyücülere, bu tip insanların yanlarına uğrarlar mı hiç? Uğramazlardı elbet. “Rabbim izin verirse bela bana gelir yoksa gelmez” derlerdi.
Hasede gelince…Normal bir insanın hasetçi olması aslında çok kötü değil ama harekete geçerse, hasetiyle kötülükler yapmaya başlarsa, işte o zaman onun şerrinden Rabbimize sığınmamız gerekir. Nisa 54. ayette Rabbimiz buna işaret ediyor:
Yoksa onlar, Allah’ın lütfundan verdiği şeylerden dolayı insanlara haset mi ediyorlar? Oysa İbrâhim soyuna da kitabı ve hikmeti verdik ve onlara büyük bir hükümranlık bahşettik. ( Nisa 54)
İşte haset budur…Kendi elinde olsun olmasın başkalarının elindeki nimetin yok olmasını istemek. Yeter ki karşıdaki kişide bulunmasın deyip; bununla da kalmayıp o kimsenin kötülüğü için çalışmak. Aynı şeytan gibi …Şeytanın Allah’ın emrine kıskançlığından dolayı karşı çıkmıştı şimdi ise cehennemin yoluna Hz Adem’in soyunu çağırıp duruyor. Nisa 32’de Rabbimiz :
Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri iç çekerek arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah’ın lütfundan isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir. ( Nisa 32)
Buyuruyor. Ne olacak yani Rabbimiz biz haset edince bize verdiği nimeti değiştirecek mi ? Hayır. Biz de boşu boşuna Rabbimizin verdiğinden razı olmayacağız. Sonucumuz ise kapanmayan bir yara olacak. Hasetlik Allah’ın takdirini değiştirmez çünkü Rabbimiz Fatır 43’te şöyle buyuruyor:
Çünkü yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötülük tuzakları kuruyorlardı. Halbuki kötülük tuzakları, kuranların ayağına dolaşır. Yoksa onlar öncekilere uygulanan yasalardan başkasını mı bekliyorlar? Allah’ın yasalarında asla bir değişme bulamazsın; Allah’ın yasalarında asla bir sapma da bulamazsın. ( Fatır 43)
Haset ettiğimizde de büyüklük taslıyor değil miyiz? Rabbimizin bize verdiği nimete şükürsüzlük ediyor ve karşı çıkıyor değil miyiz? Biz Rabbimizden daha mı iyi biliyoruz sanki? Hz Adem’in oğullarından Habil ve Kabil’e ne olmuştu? Kabil katil oldu. Bir de herkes kendi mesleğinden olana kendisiyle aynı konumda olana haset ediyor. Alim alime, tüccar tüccara, ev hanım ev hanımına.. Bunu neden yapıyoruz? Al-i İmran 103. ayette Rabbimiz ne buyurmuş?
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız. (Al-i İmran 103)
Halbuki biz düşman olduk kıskançlık yaptık. Keşke rabbimizin ipini en sımsıkı tutanlardan olsaydık. Bu Kur’an’a sımsıkı tutunabilseydik hased etmezdik. Kuran’a nasıl tutunacağız? Kimseye gösteriş yapmadan; örneğin insanlar geçim derdindeyken; biz, bin bir çeşit sofra hazırlayıp resmini çekip internete atarsak o insanlarda da haset duygusu oluşur, bunu biz kendimiz sağlarız. Onun için normal bir insan gibi yaşayacağız, kıskandırmadan kırmadan yaşayacağız. Sırlarımızı kimseye vermeyeceğiz ki her insan haset olabilir. Dostluk sürecinde arkadaşımızı samimi görürüz sonra aramız bozulur ve sırlarımız ortaya dökülebilir. Onun için insanın hasetinden çekineceğiz. Bütün kötülüklerin karşısında bizler tıpkı Ankebut 26’da İbrahim Peygamber’in dediği gibi Rabbimize göç edenlerden olacağız.
Vesselam


