(12) oralarda çok bozgunculuk yapmışlardı.
Bu kimseler oralarda yani yaşadıkları yerlerde her türlü ahlaksızlığı meşru gördüler, doğal gördüler. Allah’ın emirlerine uyumasak ne olacakmış dediler. Halbuki Rablerine söz vermişlerdi. Sözlerini tutmayarak bozgunculuk çıkardılar.
Bakara suresi 83. ayet:”Ve bir zamanlar İsrailoğullarından şöyle bir söz almıştık: “Allah’tan başkasına tapmayacaksınız. Anne ve babaya, akrabaya, öksüzlere, yoksullara iyilikte bulunacaksınız. İnsanlara güzeli söyleyin, namaz kılın, zekatı verin.” diye emretmiştik. Sonra pek azınız hariç, sözünüzden döndünüz. Hala da dönüyorsunuz.”
Rabbimiz bunları emretti. İsrailoğullarına emrettiği gibi bize de emretti. Rabbimiz ne güzel biliyor yarattığını, pek azınız hariç sözünüzden döndünüz, buyuruyor. Sözümüzden dönersek sonuç Rabbimizin azap kamçısı olur.
(13) Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı.
Rabbimiz bu azap kamçısını bu kötüler uykudayken üzerlerine döküyor.
A’râf suresi 4. ayet :”Biz, nice memleketler helak etmişizdir ki, gece yatarlarken veya gündüz uyurlarken zorlu azabımız onlara gelivermiştir.”
İnsan neye uğradığını şaşırıyor öyle değil mi? Deprem olduğunda da aynı şey oldu. Gece 4 de deprem olduğunda uykulu haldeyken ne hale geldik. Bir anda her taraf sallanıyordu. Ne kadar savunmasızdık değil mi? Demek ki kurallara uymayanları Rabbimiz kurallara uymayanlara daha çok ayette gördüğümüz gibi uyurlarken, savunmasız haldeyken azap ediyor. Tövbeye fırsat bile bırakmıyor. Peki Rabbimizin bu azap kamçıları nelerdir?
Ankebût suresi 40. ayet : “Nitekim onlardan herbirini günahları sebebiyle suç üstü yakaladık: Kiminin üzerine taşlar savuran rüzgarlar gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmetmiyor, asıl onlar kendilerine yazık ediyorlardı.”
Ad kavmi kasırgayla; Semud kavmi, depremde; Firavun, suda boğularak helak olmuştu. Bizler de Allah’ın emirlerine uymayarak aslında bu helakı hak etmiyor muyuz?
(14) Şüphesiz Rabbin her an gözetlemededir.
Asırların değişmesi, bu kavimlerin yok olması, insanların tabiatını değiştiriyor mu? Değiştirmiyor. Rabbimiz elbette gözetlemededir. Rabbimiz her şeyi görür. Kimsenin yaptığını yanına bırakır m?, bırakmaz. Günü geldiğinde hesabı keser. Rabbimiz bizleri boşuna gözetlemiyor.
Âl-i İmrân suresi 176. ayet :”Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah’a hiç bir şekilde zarar veremezler. Allah, onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlara büyük bir azap vardır.”
Evet böyle buyuruyor Rabbimiz, o kötülerin başına bela gelmemesine çok şaşırmayalım. Hani bazıları haram yer, haksızlık yapar, kötüdür ama bir bakarsın çok zengin, çok rahattır hayatı dersin ki, “bu nasıl iş, kötülük yapıyor ama başına bela gelmiyor.” diyorsanız. Rabbimiz mehil verir ama asla ihmal etmez. Çünkü Rabbimiz onları gözetlemektedir.
(15) Ama insan, her ne zaman Rabbi onu sınayıp da ikramda bulunur, nimet verirse, “Rabbim bana ikram etti.” der. Rabbimiz verilen şeylerle imtihan ediyor. Neyi verdiyse, onunla imtihan ediyor. Bu insan Rabbim bana ikram etti diyen insan, aslında ibadetlerini kıyıdan kıyıya(tereddüt üzere) yapar.
Hac suresi 11. ayet : İnsanlardan kimi de Allah’a kıyıdan kıyıya (tereddüt üzere) ibadet eder, eğer kendisine bir iyilik dokunursa ona yatışır ve eğer bir bela gelirse yüzüstü dönüverir (dinden çıkar); dünyayı da ahireti de kaybetmiş olur, işte apaçık hüsran budur.
Allah’tan iyilik gördüğünde Allah’a yaklaşan ibadetini yapan, yani ya Allah varsa ya yoksa kıyıda yapar ibadetini. Rabbimiz bizi bunlardan eylemesin.
(16) Ama ne zaman ki, (Allah, o insanın ) rızkını daraltarak onu (fakirlik ile ) imtihan etse, ( bu sefer de , “ben buna layık değildim.) Rabbim bana değer vermedi” der.
Rabbimiz imtihan ederek rızkını daraltıyor o kişinin. Ama bu sefer Rabbine şükredeceğine ne diyor. “Rabbim beni hor kıldı” diyor. Şikayet ediyor. Halbuki Rabbimiz şikayeti yasaklamıştı.
Hucurât suresi 7. ayet :”Hem biliniz ki, içinizde Allah’ın Rasulü var. Eğer O, bir çok işlerde size itaat eder olsa, haliniz yaman olurdu. Fakat, Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinize sindirdi ve inkarı, fasıklığı, isyanı size çirkin gösterdi. İşte onlar ki, doğru yolu bulmuş olanlardır.”
Bizler isyanı neden çirkin görmüyoruz, yoksa imanı sevmiyor muyuz? Belalarla karşılaştığımızda “Rabbimizin imtihanıdır” deyip sabretmemiz, sorunları çözmemiz gerekmiyor muydu? Tabii ki gerekiyordu. Ama ayetleri duyduğumuzda kalbimiz titremeyince de zor sabrettik. Hatta belalar karşısında sabredemedik.
Hac suresi 35. ayet : “Ki, Allah anıldığı vakit onların kalpleri titrer. Onlar başlarına gelene sabreden, namaz kılan kimselerdir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.”
Bu kimseler Allah anıldığı vakit kalpleri titreyenlerdir. Bu kimseler başlarına gelene sabrederler. Biz de eğer bunları yapabilseydik, sabredenlerden olurduk.
(17) Hayır hayır, doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz.
İsyan eden insan yetime ikram eder mi? Etmez. Rabbimiz aslında bunu bütün müslümanlara, bütün insanlara söylüyor. Sadece namazda kalmamalıyız. Namaz artı diğer emirler. Özellikle namaz zekat ile aynı cümlede yer alır. Ayetlerde bunları ayıramayız. Ayetlerde ilerledikçe bunu fark edeceğiz. Çünkü doğru namaz, zekatı da gerekli kılar. Halbuki burada ne diyor. “yetime ikram etmezsiniz” diyor. Bunu ikram etmediğimiz gibi yetimlere neler yaparız? Bakalım.
Nisâ suresi 2. ayet :”Yetimlere mallarını verin ve temizi pise (helali, harama) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü o büyük bir günahtır.”
Demek ki yetimlerin mallarını kendi malımıza katıp yiyoruz ki Rabbimiz bize bunu söylüyor. Neden bunu söylüyor? Çünkü yetim sahipsizdir. Sahipsiz olduğu için onu kandırmak, onun elinden bir şeyler almak kolaydır. Hatta onun hakkını vermeyerek de biz yetimin malını yemiş oluruz. Çünkü yetimler bizim kardeşimizdir. Ayetlerde bunu görüyoruz. Yetimin de fakirin de bizim malımız da hakkı vardır. O hakkı vermeyerek de büyük günaha girmiş oluyoruz.
(18) Yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
Bu kimseler yetimleri doyurmaya öncü olmuyorlar. Yoksulların ihtiyaçlarını gidermeye öncü olmuyorlar. Hiçbir şey yapmıyorlar. Halbuki Rabbimize söz vermişlerdi.
Nisa suresi 36. ayet: “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Allah, kendini beğenen ve böbürlenen kimsenin hiçbirini sevmez.”
Bizler Allah’ın verdiği nimete emanet olarak bakmayıp fakirin, yetimin malımda hakkı var demeyip, Zâriyât suresi 19. ayeti görmezden gelirsek, Zâriyât suresi 19. ayet: “Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı.”
Bütün mal benim dersek fakirlerle, yetimlerle ilgilenmeyiz. Buda yetmezmiş gibi, diğer insanları teşvik de etmeyiz. Şu zamanda fakir yok deriz. Lakin istersek mahallemizdeki yetimleri, fakirleri istersek buluruz ve onlara “iyi ki varsınız bu sorumluluktan beni kurtardınız, alın hakkınızı” deriz. Asıl olan fakiri doyurma, yetime sahip çıkma emrini ciddiye almamıza bağlıdır. Yoksa Yasin suresi 46. ve 47. ayetlerini mi diyoruz?
Yasin suresi 46. ayet:”Onlara, Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyedursun, mutlaka ondan yüz çevirirler. Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden hayra sarfediniz” denildiğinde, kafirler mü’minlere dediler ki: “Allah’ın dilediği takdirde yedireceği kimseleri biz mi doyuracağız? Siz gerçekten apacık bir sapıklık içindesiniz.”
Bizlere de “Allah dileseydi doyururdu sen mi doyuracaksın” diyorlar. Lütfen bu sözlere aldanmayalım. Allah bize emretti. Mahallemizdeki fakirleri, yetimleri bulalım, lütfen onlarla ilgilenelim. Yoksa bu ayetleri arkamıza atmış oluruz. Bizler inanan insanlarız. Bir şeyler yapmamız gerekiyor. İnancımızın delili olarak davranışlar yapmamız gerekiyor.
(19) Oysa mirası öyle bir yiyorsunuz ki, haram helal gözetmeden.
Bu kimseler helal, haram kul hakkı var mı, yok mu hiçbir şeye dikkat etmeden mirası yiyor. Tekâsür suresinde bahsetmiştim. Yığma krizi var. Her şeyi yığıyoruz. Her şeyden bir sürü var. Doymak bilmediğimiz için mirası da yığıyoruz. Doymayacasına bir yığma bu. Mirası yığıyoruz helal haram demeden. Başka ne yapıyoruz?
(20) Malı öyle bir seviyorsunuz ki, yığmacasına.
Bu kimseler malı o kadar çok seviyor ki Allah’ı razı etmek için fakirlere, yetimlere ikramda bulunacağına zenginliği en büyük gaye yapıyorlar. Onun için yığdıkça yığıyorlar. Halbuki her şey geçici, dünya hayatı geçici ama yığıyorlar. Allah yolunda harcamıyorlar. Bu yığdığı nasıl başına bela olacak, görelim.
Yunus suresi 7. 8. ayet :”Onlar ki, Bize kavuşacaklarını arzu (veya ümit) etmezler ve dünya hayatına razı olup onunla rahatlamışlardır ve onlar ki, Bizim ayetlerimizden habersizdirler. İşte bunların kazandıkları sebebiyle varacakları yer ateştir.”
Dünya hayatına razı oldular. Dünyanın süsünü aldandılar, iyilikte yarışmadılar. Halbuki Rabbimiz iyilikle yarışmamızı emrediyordu. Bu kimseler malla, çocukla, makamla, mülkle her şeyle bir yarış içine girdiler. Güzellik de yarışmadı bu insanlar. Öyleyse bu sonucu hak etmiş midir? Bu yığdıklarımızın ahirete faydası olacak mı? Hayır. İlmi, namazı, ibadeti, iyiliği terk ederek yığdıklarımızın hiçbir faydası olmayacaktır.
(21) Hayır hayır, yer birbiri ardınca sarsılıp dümdüz olduğu zaman,
Her yer parça parça olup sarsılacak. Kıyamet bir gün kopacak. Bizler ne hazırladıysak ahiret için onu yanımızda bulacağız. Yoksa her şey boş. Yoksa harcadığımız mallar, yaptığımız şeyler, Allah yolunda değilse yanımızda olmayacak, aksine başımıza bela olacak.
(22) Rabbinin emri gelip melekler sıra sıra dizildiği zaman,
Kâf suresi 24. ayet: (İki meleğe şu emir verilir:) “Haydi ikiniz her inatçı fakiri, hayra bütün gücüyle engel olanı, azgın şüpheyi cehenneme atın; Allah ile beraber başka ilah edineni, şiddetli azaba birlikte atın!”
Gördünüz mü, hayra bütün gücüyle engel olanı. Bunun yeri tabii ki azaptır. Bizler de hayra engel olmamalıyız. Hayırlarda yarışmalıyız.
(23) Ki cehennem de o gün getirilmiştir. İşte o gün insan anlar. Fakat bu anlamanın ona ne yararı var?
İnsan cehennemi gördü, hesap kitap bitti, öğüt alsa artık faydası olur mu? Olmaz. Bu öğüt alması zamanında gerekti . Bu zikri, bu Kur’an’ı zamanında uygulamalıydı. Ama zamanında uygulamadı. Rabbimiz hepimize Bakara Suresi 254. ayeti emretmişti.
Bakara suresi 254. ayet : “Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın. Kafirler ise zalimlerin ta kendileridir.”
Rabbimiz dünyada bu uyarıyı yapmıştı, öyle değil mi? Hiç bilmiyoruz demeyelim. Evimizde Kur’an var, istesek açıp okuruz. Bir videoyu merak ettiğimiz kadar Kur’an’daki bir tane ayeti merak ettik mi? Bunu düşünmemiz gerekiyor. Şimdi bu kötü insanları Rabbimiz dünyaya döndürse bunlar iyilik yapar mı acaba?
Enam suresi 27. ayet: “Ateşin karşısında durdurulup: “Ah! Ne olurdu geri döndürülsek de Rabbimizin ayetlerini inkar etmeyip, mü’minlerden olsak!” dediklerini bir görsen!”
Evet o iyilik yapmayanlar, fakire yardım etmeyenler, yetime sahip çıkmayanlar bunu diyecekler. Dünyaya döndürülmek isteyecekler. Devamında,
Enam suresi 28. ayet: “Hayır! Önceden gizleyip durdukları karşılarına çıktı da ondan. Yoksa geri çevrilseler, mutlaka o yasaklandıkları kötülüğe yine döneceklerdi. Şüphesiz ki onlar yalancılardır.”
Rabbimiz dünyaya gönderse yine aynı şeyi yapacaklar. Çünkü alışmışlar, iyilik yapmayı sevmiyor ki bu insanlar.
Enam suresi 29. ayet: “Yine dönüp “Hayat, ancak dünya hayatımızdan ibaret. Biz bir daha diriltecek değiliz” diyecekler.”
Bize de öyle diyorlar. Değil mi? “Ya bu dünyadan ibaret hayat, boş ver, niye Kur’an okuyacaksın ki, niye hayatına uygulayacaksın ki. Bu sıcakta örtüde mi takılır. Pardesüyü boş ver. Bu sıcakta namaz mı kılınır? Bu yoklukta fakire, yetime mi sahip çıkılır? Anca kendimizi doyuruyoruz” diyenler. “Ancak dünya hayatı önemlidir”, diyenler. Soruyorum diriltilmeye inanmıyor musunuz?
(24) “Keşke hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim.” der.
Mirası helal haram demeden yığdı ya, bunu yapmayacaktı. Yoksulu yedirecekti, yetime ikram edecekti. Rabbi imtihan ettiğinde bu imtihan Rabbimdendir, deyip sabredecekti, isyan etmeyecekti, bunları yaptığına pişman oluyor. Dolayısıyla bu kişi hazırlık etmemiş oluyor. Halbuki ne iyilik yaparsak Rabbimizin katındaydı.
Bakara suresi 110. ayet:”Siz namazı hakkı ile kılmaya bakın ve zekatı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki, Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.”
Bu kimseler bu ayete rağmen hiçbir iyilik etmedi. Sonuç neye vardı? Bakalım.
Teğâbun suresi 10. ayet: “İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennem ehlidirler. Orada ebedi kalacaklardır. Ne kötü gidilecek yerdir orası!”
Bizler “ya fakiri doyurmazsam ne olur”, “yetime sahip çıkmazsam ne olur”, “Hak hukuk yersem, mirasta kardeşime pay vermesem de olur”, “malımı yığacağım ne olursa olsun” dememeliyiz. Eğer cehennem azabını tatmak istemiyorsak bu ayetleri ciddiye almalıyız.
(25) Artık o gün Allah’ın edeceği azabı kimse edemez.
Allah gibi hiç kimse merhamet edemez. Kimse Allah gibi azap da edemez. Deriniz pişiyor, yanıyor, dökülüyor, sonra tekrar aynısı oluyor. Bu dünyada bu olsa ne olur? Ölürüz değil mi? Ama cehennemde ölüm var mı, yok. Onun için hiç kimse Allah gibi azap edemez.
Nisa suresi 56. ayet:”Şüphesiz ayetlerimizi tanımayan kafirler, muhakkak ki Biz onları, yarın bir ateşe yaslayacağız. Derileri piştikçe bir azabı duysunlar diye kendilerine değişik başka deriler vereceğiz. Çünkü Allah, izzetine son olmayan hüküm ve hikmet sahibidir.
Deriler piştikçe, döküldükçe yeni deriler geliyor. Ne kadar kötü bir azap. Allah gibi kimse azap edemez. “Yok ya bu kadar da olmaz” demeyelim. Kur’an’a eğer iman ettiysek, bunlar olacak ve ona hiç kimse de Rabbimize hiç kimse de engel olamayacaktır.
Tûr suresi 7. 8. ayetler: “Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır. Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.”
Rabbimizin azabı muhakkak olacaktır. Rabbimizin emirlerine uymadıysak “Aman boş ver” dediysek, bunu engelleyebilir miyiz, engelleyemeyiz. Yine olan olur.
(26) Onun vuracağı bağı kimse vuramaz. Hiç kimse Onun bağlaması gibi bağlayamaz. Yani Allah’ın azabı gibi kimse azap edemez. Rabbimizin bağlaması gibi kimse bağlayamaz. Rabbimizin bağı o kadar sağlam ki kimse kurtulmaya çare bulamaz.
Nisa suresi 121. ayet: “İşte onların varacakları yer cehennemdir. Ve ondan kurtulmaya bir çare bulamayacaklardır.”
Rabbimiz bu ayete kadar olumsuzluklardan bahsetti. Emirleri yerine getirmeye gerek görmeyen insan tipinden bahsetti. Şimdi ise iyi insanlar var.
(27) Ey, Rabbine, itaat edip huzura eren nefis!
Huzura ermiş nefis. Bu nefis nasıldır?
Ra’d suresi 28. ayet: “Onlar ki, iman etmişlerdir ve kalpleri Allah’ın zikri ile yatışmış olanlardır. Evet, Allah’ın zikriyle kalpler yatışır.”
Görüyoruz ki insan neyle mutmain oluyor, neyle huzura eriyor? Ayetlerle, Allah ile huzura eriyor. Allah’ın emirlerini yerine getirmekle huzur buluyor. Kalbi işte o zaman rahatlıyor. Sahi bizim kalbimiz neyle rahatlıyor? Ayetleri duyduğumuzda mı, yoksa şarkı sözlerinde mi, yoksa gezmekle mi, alışverişle mi, televizyon seyretmekle mi? Bizim kalbimiz neyle rahatlıyor?
(28) Hem hoşnut edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön.
Razı etmiş ve razı edilmiş olarak Rabbine dön. Hem Allah’ı razı etti hem de kendisi razı oldu. İmtihanlar karşısında sabretti bu kişiler. Rabbimiz ödül olarak ne veriyor bu kişilere…
(29) Kullarımın arasına gir. (30) Cennetime gir.
Ne kadar güzel bir ödül. Bu kişiler fakirlere sahip çıktı, yetime ikram etti, malını biriktirmek peşinde koşmadı, hak hukuka, mirasa dikkat etti ve Rabbinden dünyadayken öğüt aldı bu kişiler. Dünyadayken farkına vardı ayetlerin, hayatına uygulamaya çalıştı. İşte bu kişilere Rabbimizin ödülü nedir? “Cennetime gir” ifadesidir.
Sevgilerimle.

