Selamünaleyküm arkadaşlar. Bugünkü dersimizde Kıyamet Suresini tanımaya çalışalım. Kıyamet suresinde bahsedilen, cehennemlik insanın özelliklerini bilelim de onların karakterleriyle, davranışlarıyla benzeyen hallerimiz varsa kendimizi toparlayalım. Onlara benzemeyelim. Onların baş özelliği dirilme ve ahirete inanmaması. Bunu bilen Rabbimiz insanlara öğüt ve uyarı olsun diye bu konulara geniş yer veriyor. Dirilmeyi bize hatırlatıyor.
Euzbillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmanirrahim
1)Kıyamet gününe yemin ederim.
”Hayır, bundan ötesi yok. Ne gerek var yemine, başka söze?” Rabbimiz bu sözle, “Beni dinle,” diyor, “Yemin etmiyorum, yemine gerek duymuyorum.” Bu bir yemin modelidir. Bizler de bir konuda eminsek, “Yemin etmem,” deriz, değil mi? Aynı öyle.Kıyamet kelimesi, genelde halk arasında kötü bir şey olarak algılanır. Çok bahsetmek, konuşmak istemezler. Çünkü Kıyamet, halkımızın arasında yok oluş, son saat, ölüm saati olarak bilinir. Ama bu doğru değildir.
Kıyam nedir? Aslında, yeniden diriliştir, ayağa kalkmaktır, doğrulmaktır. İnsanların hesap vermek için yeniden dirilmesi… Zaten namazda da kıyamda duruyoruz, yani doğru ve dik bir şekilde. Kelime olarak da buradan geliyor. Bu kelime, cennetlikler için olumlu cehennemlikler için ise olumsuz bir durumdur.Tıpkı sınav dediğimizde, çalışmamış öğrencinin olumsuz bir durumla karşılaştığını düşünmesi, çalışmış, hazırlanmış öğrenci için ise bunun olumlu bir durum olması gibi. Aynı onun gibi, Kıyamet aslında Kıyam Günü, Diriliş Günü’dür. Kötü insanlar için olumsuz, iyi insanlar için de olumlu bir durumdur.
Kıyamet Günü’nden Korkmak Yerine Hazırlanalım
Kıyam Günü’nden, Kıyamet Günü’nden bahsetmekten hiç korkmayalım. İyilikler yapıp biriktirelim, Rabbimizin katına gönderelim. Kıyametten korkmayalım. Bu kıyametten korkan ve korkmayan, hazırlık yapıp yapmayan insanları Kur’an’da bir görelim.
Casiye Suresi 30. Ayet:”İşte o iman edip de iyi ameller yapmış olan kimseler, o zaman onları Rableri rahmet içine koyacak. İşte büyük kurtuluş budur.”
İyilik yapan kimseleri görüyorsunuz, değil mi? İman etmekle kalmayıp iyi ameller, iyi davranışlar yapmış olan insanlara korku var mı? Yok. Rabbimiz onları rahmeti içine koyacak.
Peki, böyle yapmayanlar nasıl olacak?
Casiye Suresi 31. Ayet:”İnkâr edenlere gelince, karşılarına ‘Benim ayetlerim okunurdu da siz büyüklük taslamıştınız ve günahkâr bir kavimdiniz,’ (denilir.)”
Ayetler okunduğunda ne yapıyor bu kimseler? Büyüklük taslıyor. E bu kimseler Kıyamet Günü’nden korkar mı? Tabii ki korkar, dirilişten tabii ki korkar. Çünkü ayetleri gördüğünde büyüklük taslıyordu.
Rabbimiz devamında ne buyuruyor ?
“Allah’ın vaadi gerçektir, o kıyametin geleceğinden şüphe yoktur denildiğinde ‘Kıyamet nedir bilmiyoruz. Yalnız bir zandan ibarettir sanıyoruz. Fakat bu hususta kesin bir bilgimiz yok,’ derdiniz.”
Kıyametten bahsettiğinde, “Ya böyle bir şeyin imkanı var mı ki?” diye düşünen insanlar… İşte bu insanlar için Kıyamet nasıl olur? O kişinin felaketi olur.
Bizler, iman edip de iyi ameller, iyi davranışlar yapanlardan olalım ki, Kıyamet, Kıyam Günü bizim felaketimiz olmasın.
2)(Kusurlarından dolayı kendini) kınayan nefse de yemin ederim (ki diriltilip hesaba çekileceksiniz).
Rabbimiz burada aslında yemin ediyor, tıpkı birinci ayette olduğu gibi. Yani, buna bile yemin etmeye gerek yok diyor, bu durumun kesinlikle olacağı manasında kullanıyor.
Burada nefis kelimesi geçiyor. Arkadaşlar, nefis kişinin kendisi demektir; insanın bizzat kendi istekleri ve arzuları demektir. Biz bu kelimeyi dini olarak hep olumsuz anladık, “nefsi öldürmek lazım” dedik. Aslında bu tam doğru değil. İnsanın acıkması, susaması ve diğer isteklerinin hepsi de nefistir.
Bu istekler hem iyiliğe hem de kötülüğe yönelik olabilir. Önemli olan, bu istekleri nereye yönlendirdiğimiz, değil mi? Bir isteğiniz var, ama siz bunu kötülükte kullanıyorsunuz. İşte bu kötü olur. İyilikte kullanırsanız ise iyilik olarak kalır. Bu nedenle, nefis kelimesini gördüğümüzde, lütfen hemen kötü manaya çekmeyelim.
Kıyamet Gününde Kendini Kınayan İnsan
Bu ayette, Kıyam Günü (kalkış günü) geldiğinde, isteklerini hep kötülüğe kullanan ve bu nedenle derin pişmanlık yaşayan bir insan görüyoruz. İş işten geçtikten sonra pişman olan bu insan, diriliş yönünde neden kendini kınar?
1. Allah’ın Diniyle Alay Ettiği İçin
İnsan, Allah’ın diniyle alay ettiği için kendini kınar. Rabbimiz Zümer Suresi 55. ayette şöyle buyuruyor:”Siz farkında olmadan ansızın başınıza azap gelmezden önce Rabbinizden sizin için indirilmiş olan en güzeline (Kur’an’a) tabi olun.”
Rabbimiz, Kur’an’a tabi olun, emirlerini okuyun, anlayın ve hayata uygulayın dedi. Peki, bu kişi ne yaptı? Ayetin devamı bize pişmanlığını gösteriyor:”Kişinin yana yakıla: ‘Allah’a karşı aşırı gitmemden dolayı bana yazıklar olsun, gerçekten ben Allah’ın diniyle alay edenlerdenim’ diyeceği günden sakının.”
Bu kişi, Kur’an’ı okumadığı, ona tabi olmadığı için Allah’ın diniyle alay edenlerden oldu. Nasıl mı? Namaz dersin, “oo kıl kıl bitmez, uğraşamam,” der. “Sen kıldığında cennetlik mi olacaksın sanki?” der.
Oruç dersin, “bu sıcakta oruç mu tutulur,” der. “Sadece oruçla mı kurtulacağım, sen aç kal ben aç kalmam,” der.
Anne babaya iyilik dersin, “onlar bana mal mülk bırakmadı ki, şunu şunu vermediler,” der. “Onlar yaşlı, işime yaramaz,” der.
Allah’ın emirleriyle böyle dalga geçenler var, değil mi? Kur’an’dan emri okuyup bilmesine rağmen hayatına uygulamayanlar var. Rabbimiz bize iyiliği emretti; ne olursa olsun iyilik yapacağız demeyenler var. Böylelikle ne yapar, insan Allah’ın diniyle alay eder.
2.Hayırlar İşlemediği İçin
Kıyam gününde insan, hayırlar işlemediği için kendini kınar. Fecr Suresi 24. ayet der ki:”Keşke ne olurdu, ben önce hayatım için (sağlığımda) hayırlar hazırlamış olsaydım!”
Bunu der, kendini kınar. Bir yetimin saçını okşamamış, bir insana yardımcı olmamış, ağzından hayırlı bir kelime çıkmamış, iyiliğe koşmamış insanın pişmanlığı işte böyledir.
3. Peygamberlerin Yolunu Tutmadığı İçin
İnsan, peygamberlerin yolunu tutmadığı için, onlar gibi davranmadığı, onların çizgisini çizgi bilmediği için kendini kınar. Rabbimiz Furkan Suresi 27. ayette şöyle buyurur:”Hem o günkü zalim ellerini ısıracak (ve) ‘Eyvah!’ diyecek, ‘Keşke peygamberin beraberinde bir yol tutsaydım!'”
Bu kimdir? Peygamberini tanımayan, onun gibi merhametli, adaletli, sevgi ve saygı dolu olmayan, peygamberin çizgisini edinmeyen insandır. Bu pişmanlığı yaşıyor.
4. Kötü İnsanları Dost Tuttuğu İçin
Başka hangi pişmanlığı yaşıyor?
”Eyvah! Keşke falanı dost tutmasaydım!”
Kimi dost tutmalıydı? Tabi ki peygamberleri ve güzel insanları dost tutmalı, peygamberlerin yolundan gitmeliydi. Ama bunu yaptı mı? Yapmadı. Hâlbuki Kur’an’da Rabbimiz uyarmıştı. Ayetin devamına bakalım: ”Çünkü zikir (Kur’an) bana gelmişken, o hakikaten beni ondan saptırdı.”
Kur’an gelmiş, Allah’ın emirlerini biliyor, ama uymuyor. Kötülerin yoluna giden insan, tabii ki kendini kınayan insan olur.
Bu kınayan nefsin en önemli özelliği, başlangıçta dirilişe inanmamasıdır.
3)İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya getiremeyeceğimizi mi sanır?
İnsan, toprağa karışan kemiklerin toplanmayacağını mı sanıyor? Sanmak kelimesi burada şüphe demektir; tam emin olmamak, dirilişin olmayacağını sanmaktır. Peki, bu şüpheci insan, Rabbimizin bu kemikleri toplayıp yeniden yaratamayacağını mı sanıyor? O’nun için imkânsız mı görüyor ki, Allah’ın emirlerine uymayı maalesef erteliyor?
Bu kişi, Rabbimizin kemikleri toplamaya güç yetiremeyeceğini düşünüyor. İşte bu yüzden:
Namazını kılmıyor.
Orucunu tutmuyor.
Çevreye iyilik yapmıyor, adaletli davranmıyor.
Kalp kırdıkça kırıyor.
Yoksa dirilişe inanan, Rabbimizin kemikleri bir araya getirip bizi ayağa kaldıracağını bilen insan, bu kadar kötülükler yapabilir mi? Yapamaz, imkânı yok, yapamaz!
Eğer bizim de dirilişle alakalı şüphelerimiz varsa, Rabbimiz bize Hac Suresi 5. ayette önce nasıl yarattığından bahsedecek, sonra da anlamamız için çok kolay bir örnek verecektir.
Hac Suresi 5. Ayet: “Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilmekten şüphede iseniz, (ne olduğunu size açıklamak için şüphesiz) biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra bir alakadan, sonra yapısı belli belirsiz bir çiğnem et parçasından yaratmışızdır. Dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz. Sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için sizi büyütürüz. İçinizden kimi vefat eder, yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çağına (ihtiyarlığa) kadar götürülür.”
Rabbimiz burada yaratılıştan ve hayattan bahsetti. Ardından devam ediyor:
“…Ta ki (bilen bir kimse olduktan sonra) bir şey bilmez hâle gelsin. Sen yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir hâlde görürsün. Fakat biz üzerine yağmur indirdiğimizde o kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir.”
Gerçekten de, yağmurdan önce toprak kupkurudur, hiçbir canlılık yoktur. Yağmur yağdıktan sonra bakıyoruz ki, nasıl oluyor da kıpır kıpır bitkiler çıkıvermiş!
Bizler de Kıyam Günü’nde böyle çıkıvereceğiz. Koskoca, uçsuz bucaksız gökleri ve yeri yaratan Allah, bizi mi yaratamayacak? Tabii ki yaratacak! Yeter ki (gerçeği) görelim.
Yasin Suresi 81. ayet der ki:”Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya Kadir değil midir?”
Kadirdir, değil mi arkadaşlar? Elbette O, her şeyi yaradandır, bilendir.
“Bir şey yaratmak dilediği zaman, O’nun emri, ‘Ol!’ demekten ibarettir, hemen oluverir.”
Görüyorsunuz değil mi? Diriltmek, Rabbimiz için böyle kolay ve basit bir şeydir. Bizim için imkânsız gibi geliyor, ama Rabbimiz için çok kolaydır.
Kıyamet gününde insanların dirilmesi, kemiklerin asla toplanmayacağını sanan insana Rabbimiz, “Değil kemikleri, parmak uçlarını bile diriltip düzenlemeye güç yetiririz” diye cevap veriyor.
4)Evet bizim, onun parmak uçlarını bile düzenlemeye gücümüz yeter.
İnsan, kemiklerin asla toplanmayacağını sanıyordu. Hayır, hayır! Rabbimiz, bu düşüncenin tamamen yanlış olduğunu şiddetli bir karşı çıkışla ifade ediyor. Parmak uçlarımız küçüktür, ufaktır, değil mi? Rabbimiz burada küçükten büyüğe doğru bir dikkat çekiyor; küçücük parmak uçlarından bütün bir vücudun diriltilmesine dikkat çekiyor. Kur’an’ın üslubu böyledir; bazen parçadan bütüne, bazen de bütünden parçaya gider. Rabbimiz, bizim kolayca anlamamız için böyle ifade ediyor.
Peki, parmak izi nedir? O, hukukun en büyük delilidir. Parmak izlerimizden, kimin ne yaptığı veya yapmadığı bilinir. Sicilimize dahi parmak uçlarımızdan ulaşıyorlar. Bir hırsızlık yapıldığında, araştırılan en büyük delil parmak izleridir, öyle değil mi?
Ahiretteki En Büyük Delilimiz
Rabbimizin katında da bizim en büyük delilimiz ne olacak? Parmaklarımızı kullanarak ellerimizle yaptığımız iyilikler veya kötülükler olacak.
Allah (c.c.) burada, vücudun tamamını değil, en ince ayrıntıları bile, yani parmak uçlarını bile yaratacağını söylüyor. Ancak insan, bu dirilişe inanmıyor ki, diğer ayette ne yapıyor? Kötülükleri kendisine imam edinmek, öncü edinmek istiyor.
5)Fakat insan önünü (geleceğini, kıyameti) yalanlamak ister.
Günah programlarını tek tek yapmış, ayeti görse de henüz bitiremediği, doymadığı, Allah’ın razı olmadığı arzuları olan bir insan, “Allah beni yarattı ama canım ne istiyorsa yaparım. Kimseye de hesap vermem, keyfime göre yaşarım,” der. Hatta, “Hele ben şu günahı alayım da sonra ibadetlerime başlarım,” diye düşünür. Ölümden sonra kendisini bekleyen upuzun bir hayat olduğunu varsayarak, “Sonra tövbe ederim. Allah rahîmdir, Allah kerîmdir,” der.
Bu kişi, “Ya ölüverirsem? Hayatım bir anda biti verirse? Ya tövbeye imkân bulamazsam?” demez. Bunun yerine, “Bir gün tövbe ederim,” der ve günahı öne alarak hayatına devam eder.
Bu durumdaki insanlar şöyledir:
”Kardeşimin düğünü var, ondan sonra tesettüre girerim,” diyenler.
“Okul bittiğinde namaza başlarım,” diyenler.
”Bir kere faiz çekeyim, daha sonra çekmem,” diyenler.
“Bir kere yalan söyleyeyim,” diyenler.
Bunlar, günahlarına ve zalimliklerine devam etmiş oluyorlar. Boş arzu ve heveslerle ömürlerini geçirmeyi tercih ediyor, Rablerinin yolunu seçmiyorlar. Bir insan, iyiden yana olan değişimi istemiyor.
Allah’ın Sunduğu İki Yol: İsyankârlık ve İtaat
Rabbimiz bizi yarattı, rızıklandırdı ve bize iki yol sundu. Şems Suresi 8. ayette belirtildiği gibi, “Nefsi ve onu (insan biçiminde) düzenleyene, sonra da ona isyanı ve itaati öğretene yemin olsun ki,” Rabbimiz bize iki tane yol sundu: biri isyan etmek, diğeri itaat etmek. Bize itaati öğretti. Aslında imanı sevdirdi.”
İki seçenek vardı:
İtaat eden: Muhakkak kurtuluşa ermiştir. Nefsini kötülükten temizleyen, arındıran itaat eden nefis kurtulur.
İsyan eden: Ziyan etmiştir. Onu kirletip de kötülüklere gömen, Rabbin emrine uymayanlar da onu kötülüklerle sarmıştır.
Rabbimizin bize iki yol gösterse de, bizim için seçtiği yol kötülük değildi. Zümer Suresi 7. ayet bunu açıkça belirtir: “O, kullarının küfrüne razı olmaz.” Rabbimizin bizim isyanda olmamıza razı olmadığını bu ayette görüyoruz. Rabbimiz bunu istemiyor.Onun için bize Âli İmran Suresi 185. ayette şöyle buyurdu:”Her nefis ölümü tadacak. Mükafatlarınız ancak kıyamet günü tamamlanacak. O zaman kim ateşten uzaklaştırılır da cennete konulursa, işte o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Yoksa dünya hayatı aldatıcı bir faydadan başka bir şey değildir.”
Hepimiz ölümü tadacağız. Rabbimiz, nefsinin boş işlerini lider edinme, o kirli yolda koş dedi. Çünkü dünya hayatı aldatıcı bir faydadan başka bir şey değildir diye bize buyurdu. Ama biz ne yaptık? Kötü yarışlar yaptık.Aldığımız bir marka ayakkabıyla bile övündük. Yaptığımız yemeklerle, gezdiğimiz yerlerle övündük. Çevremizdeki üstün makamlı insanlarla övündük.Evlatlarımızla övündük, havalar attık.
Dünya Hayatı: Bir Oyun ve Aldatıcı Bir Zevk
Hadid Suresi 20. ayet der ki: “Biliniz ki dünya hayatı, bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir.”
Rabbimiz bu övündüklerimizi ve hava attıklarımızı neye benzetiyor?
“Bu tıpkı bir yağmura benzer ki, bitirdiği ürün çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Âhirette ise çetin bir azap, Allah’tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.”
Aynı bir ot gibi; ilk başta insanların hoşuna gidiyor, yemyeşil, capcanlı. Ama daha sonra bakıyorsun ki sararmış, çerçöp olmuş. Rabbimiz, bizim övündüğümüz, hava attığımız dünyalıkların aslında değerinin çerçöp olduğunu söylüyor.
Bu övünen kimseler, bu kötülükleri hayat tarzı edinen kimseler, biliyor musunuz, Kıyamet Günü ne zaman diye de alay ederler.
6)“O kıyamet günü ne zaman?” diye sorar.
Kötülüğü Seçenlerin Alaycı Tavrı ve Kıyamet Sorusu
Kötülüğü hayat tarzı (imam) edinen, kötülüğü yaşamak isteyen insan ne yapar? Kıyamet Günü ne zaman diye dalga geçer. Hatta sordukları ilk soru da budur.
Bazı insanlar inanacakları şeyi hem ister hem de bu isteklerini inkârlarının temeli haline getirirler. “Ya bir şeyi görürsem inanırım,” yani “Başıma taş düşerse, bir kötülük görürsem inanırım,” derler.
Alay ederek, dalga geçerek şöyle sorarlar:
“O kıyamet günü nerede kaldı ya? Niye gelmiyor?”
“Öldükten sonra dirilmekten, hesap kitaptan bahsediyorsunuz. Hani nerede kaldı, niye gelmiyor?”
Bu tip insanlar aslında burada gerçekten bir soru sormuyor; kıyamet günü ne zaman diye alay ediyorlar.
“Bana Bir Şey Olmadı” Diyenlerin Durumu
Bu alay içeren soruyu soranlar, yani “Ölüp de gelen var mı?” diyenler, aynı zamanda şu tavırları sergileyen tiplerdir:
“Şu kişiyi üzdüm, başıma taş yağmadı.”
”Annemi babamı kırdım, akrabalarımı fitneye çevirdim, başıma bela gelmedi.”
“Şu akrabam hastaydı, yanına gitmedim, ziyaretine bile gitmedim. Bak ne oldu, bir şey olmadı.”
”Şunu kandırdım ama bir şey olmadı,” diyen tipler.
Rabbimiz bu kişilere ne diyor, biliyor musunuz? Enbiyâ Suresi 37. ayette şöyle buyuruyor: “İnsan aceleci olarak yaratıldı. (Bir bilseler!) Yarın ben onlara ayetlerimi göstereceğim. Şimdi siz acele etmeyin.”
”Kötülük yap yap da başıma bela gelmedi” diyenler… Rabbimiz ne diyor? “Yarın ben onlara ayetlerimi göstereceğim.”
O inkâr edenler ne derler? “Eğer doğru iseniz, bu tehdit ne zaman?” derler.
Rabbimiz devam eder: “Ne yüzlerinden ne arkalarından ateşe engel olamayacakları ve hiçbir taraftan yardım olunmayacakları bir zamanı bir görseler…”
Rabbimiz bir bilseler diyor, o inkâr edenler bilmiyorlar. Bu aceleci insanlar, kıyametin son saatinin gelmesi için ölmek gerektiğini bilmiyorlar. Rabbimiz şimdi değil; insanın, bütün yeryüzünün ölümünden bahsedecek.
(7-10) Gözler kamaştığı, ay karanlığa gömüldüğü, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, o gün insan “kaçış nereye?” diyecektir.
Rabbimiz burada üç tane kıyamet olayından bahsetti:
Gözün kamaşması
Ayın tutulması
Ay ve Güneş’in toplanması
Bu üç kıyamet olayından sonra Rabbimiz kıyamet sahnesini burada kapatıyor.
“Kıyamet Günü ne zamanmış?” deyip alay eden, kötülükleri hayat tarzı (imam) edinen insanın ahiretteki halinden bahsediyor.
Kıyamet ne zamanmış diye alay eden insan, bu sefer de “Kaçacak yer nerede?” diye arayışa başlıyor. Suçlu kaçar! Kaçacak yer bulamadığı için de çırpınır. Çünkü dünyada bu kişi Allah’ın emirlerinden kaçtı. Bu kaçışın yine Allah’a olacağını fark etmedi, buna inanmadı.
Peki bu insan kaçacak yer bulabilecek mi? Bulamayacak.
Bizler nasılsa ahirette hesap gününde kaçacak yer varmış gibi, bu dünyada rahatça günah işliyoruz. Ayak ayak üstüne atma, arkaya yaslanma rahatlığında işlediğimiz günahlar… Bizler bunlar gibi mi olmak istiyoruz?
Niçin bu kadar rahatız? Yoksa ahirette kaçacak yer buluruz diye mi düşünüyoruz?
Nisa Suresi 121. ayet bu soruya kesin bir cevap veriyor: “İşte onların varacakları yer cehennemdir ve ondan kurtulmaya bir çare bulamayacaklardır.”
İstedikleri kadar kaçacak yer arasınlar. Bu dünyada kaçıyorlardı, değil mi? Kötülük yapıp yapıp kaçıyorlardı, yanlarına kâr kaldığını sanıyorlardı. Öbür tarafta kurtulabilecekler mi? Hayır!
Rabbimizin azabından asla kurtulamayacaklar. Rabbimizin adaleti var. Kimsenin ahı yerde kalır mı? Tabii ki kalmaz.

