Selamünaleyküm arkadaşlar. Bugünkü dersimizde İnfitar suresini öğreneceğiz. İnfitar; çatlamak demektir. İnfitar suresi kıyamet günü meydana gelecek dehşetli olayları anlatarak bizim ona hazırlıklı olmamızı, o gün kimsenin kimseye bir faydasının olmayacağını, iyilerin cennete, kötülerin ise cehenneme gideceğini bize anlatır. Anlatmasını anlatır ama Rabbimiz; bize düşen görev nedir? Ayetlerde kıyameti adeta gözümüzün önünde oluyormuş gibi canlandırmaktadır. Böylece hata yapmamız azalır. Şöyle diyelim; bir yerlere arabayla gidiyoruz, yolda kaza yapan arabaları gördük ne yaparız, aynı hataya düşmemek için daha dikkatli arabayı kullanırız. Ya da bir hastanın yanına gittiğimizde sağlığımıza daha fazla özen göstermeye başlarız. Şimdi kıyamet sahnelerini gözümüzde canlandıralım.
Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim
(1) Gök çatladığı zaman,
Kendimizi bildiğimizden beri gökyüzünde hiçbir çatlak yok. Yukarıda öylece duruyor. Hani Rabbimiz Mülk Suresi 3. ayette şöyle buyurmuştu.
Mülk suresi 3. ayet : O, yedi göğü, birbiri üzerine yarattı. Rahman’ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun?
Gökyüzüne tekrar tekrar bakalım, bir bozukluk var mı, yok.
Mülk suresi 4. ayet : Sonra gözünü tekrar tekrar döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) aciz ve bitkin halde sana dönecektir.
O kadar güzel olan bir gökyüzü, kıyamet günü çatlıyor. Bu çatlama sonucunda da gökyüzünde kapılar oluşuyor.
Nebe’ suresi 19. ayet : O sıra sema da açılmış olmuştur kapı kapı,
Peki gökyüzündeki bu kapılar ne için açılmıştır?
Furkan suresi 25. ayet : Hem o, göğün bulutlar ile yarılacağı ve meleklerin peyderpey indirildiği gün,
Demek ki melekler semada açılan o kapılardan gelecek. “Büyük divan” yani hesap günü hazırlığı başlayacak. Gökyüzü çatladı ama yıldızlar ne halde olacak ?
(2) Yıldızlar döküldüğü zaman,
Yıldızlar dökülüyor. Dökülmez zannettiğimiz yıldızlar, kıyamet günü dökülüyor. Hatta kararıp dökülüyor. Olağanüstü bir sahne bu.
Tekvir suresi 2. ayet : Ve yıldızlar kararıp döküldüğü zaman,
Bu dökülme sonucu sanki yıllardır orada yıldız yokmuş gibi siliniyor. Tamamen yok oluyor.
Mürselat suresi 8. ayet : Hani o yıldızlar silindiği zaman,
Gökyüzü çatladı. Yıldızlar kararak hep döküldü. O uçsuz bucaksız denizler ne halde peki?
(3) Denizler fışkırtıldığı zaman,
Bu fışkırma bizim bildiğimiz gibi bir fışkırma değil. Daha da çok çok fazlası var. Ateşlerin fışkırması var.
Tekvir suresi 6. ayet : Ve denizler ateşlendiği zaman,
Ateşlerin olduğu bir deniz. Dahası bu ateşler fışkırıyor. Gözümüzde canlandırabiliyor muyuz? Film değil bunu birebir yaşayacağız. Şimdi gökyüzü çatladı, yıldızlar döküldü, denizler ateş fışkırdı. Sonra kabirdekiler çıkacak.
(4) Kabirler deşildiği zaman,
Toprağın içine girdiğinde diri olarak çıkmasına asla imkan vermediğimiz Hz. Adem’den bu yana bütün ölen insanlar dirilecek. Ufalanmış olan kemiklerimiz vücut bulacak ve dirilmeyen kimse kalmayacak. Ne de olsa dünya hayatı bitti, imtihan bitti. Hesap vermek için dünya imtihanının sonucu için dirilme başlayacak. O zaman kimse “ya benim burada rahatım iyiydi, ne güzel unutulup gitmiştik.” demeyecek. “Ben kalkmak istemiyorum. Ben hesaba çekilmek istemiyorum da diyemeyecek.” Hani annemiz sabah uyandırırken deriz ya; “Anne ne olur dokunma bana uyuyacağım.” diye. Bunu orada diyemeyeceğiz. Hiç nazlanmayalım herkes kabirlerinden dışarı atılacak. Kimse kaçıp kurtulamayacak. Koşarak Rabbine gidecek.
Yasin suresi 52. ayet : Onlar: “Eyvah başımıza gelenlere! Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı? Rahman (olan Allah’)ın vaad buyurduğu işte buymuş. Gönderilen peygamberler doğru söylemişler.” derler.
Allah’ı inkar eden, kıyamet karşısında dirilince bunu söyler. Yasin suresi 52. ayeti söyler. Sanki haberi yoktu. Sanki hesabı bilmiyordu. Tabi ki de haberi vardı. Ama inkar etmeyi seçmişti. Doğruluğu, iyiliği, dürüstlüğü, adaleti, saygıyı, ibadeti, tesettürü değil. Allah’ı inkar etmeyi seçmişti. Sonuç buna vardı işte. Şaşırmamak gerekir. Hani deriz ya “Görünen köy kılavuz istemez” belliydi işte. Bu şekilde kalkacağı belliydi. İnkar etmeyi seçmeyen güzel insanlar var. Peki bunlardaki dirilme nasıl olacak?
Enbiya suresi 103. ayet : O en büyük korku, bunları üzmeyecek ve bunları melekler şöyle karşılayacaklar: “Bu işte sizin o gününüz ki, vaad olunuyordunuz.”
Ne kadar güzel öyle değil mi? Hatta bu iyi insanlar, ölürken de canları yanmadı. Ne güzel bir ölüm. “Ölümün güzeli olur mu” demeyelim. Oluyor işte. Bu ayeti ilk okuduğumda “Ne kadar güzel dedim. İnşallah böyle güzel ölümüm olur” dedim. Nasıl imrenmez ki insan!
Nahl suresi 32. ayet : Takva sahipleri o kimselerdir ki, melekler, canlarını hoş ve rahat halde alırlar. “Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennete” derler.
İşte böyle güzel bir ölüm istiyorsak güzel işler yapmalıyız. İşte o zaman hiçbir şekil ve durumda canımız yanmaz, kıyametten bile korkmayız.
Gökyüzü çatladı. Yıldızlar döküldü. Denizler ateş fışkırdı ve kabirdekiler dirildi. Bütün bunlar olduğunda her insan ne yaptığını gayet iyi bilir. Kendini gayet iyi bilir.
(5) Herkes neyi önünden gönderdiğini ve neyi geri bıraktığını bilir.
Sonraki ayette Rabbimiz “Kerem sahibi Rabbine karşı seni ne aldattı?” diye sorduğuna göre, demek ki buradaki insanın önden gönderdiği, Allah’a gönderdiği şeyler kötü şeylerdir. Geride bıraktığı şeyler ise iyiliklerdir. İyilik yapmamış hep sona bırakmış. “Şu gün yaparım, bugün yaparım” diye hep ertelemiş. Rabbinin emirlerini elinin tersiyle itmiş. Gönderdikleri; yetimi horlamak, isteyeni hor görmek, fitne çıkartmak, iftira, anne babaya kötülük, yalancılık, borcunu ödememek, kötü lakap takma gibi Kur’an’ın emirlerine ters düşen davranışları yapmışlar. Ama yapması gereken iyilikleri yapmamışlar, geriye atmışlar. Bu ayete hiç mi, hiç dikkat etmemişler.
Haşr suresi 18. ayet : Ey inananlar, Allah’tan korkun ve kişi, yarın için ne (yapıp) gönderdiğine baksın. Allah’tan korkun; çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
Rabbimiz “yarın için ne yapıp gönderdiğine baksın” diye buyurdu. Ama kişi buna dikkat etmedi, hesabını yapmadı, hesabını yanlış yollarda yaptı ve sonunda gönderdiği kötülükler ile arasında uzak mesafe olmasını istedi ahirette.
Âl-i İmrân suresi 30. ayet : Her nefis ne hayır işlemiş ve ne kötülük yapmış ise önüne konmuş bulacağı gün, ister ki onlarla (kötülükler) arasında uzak bir mesafe bulunsaydı.
Uzak bir mesafe istiyor. İstemesine istiyor ama bu mesafe olacak mı peki? Hayır. Yaptıkları kötülükler yanı başında kalacak. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav): “Ölüyü mezara kadar üç şey takip eder. Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, birisi kalır. Ailesi ve malı geri döner. Ameli kendisiyle kalır.” diye buyurmuştu.
Keşke sadece Allah’a gönderdiklerimiz kendi amelimiz olsa. Başkalarının günah yükünü de yükleniriz. Kötü örnek olduğumuzda bizi örnek alan kişilerin davranışları da biz öldükten sonra bizim kötü davranışımıza eklenecektir.
Yasin suresi 12. ayet : Şüphesiz ölüleri ancak Biz diriltiriz. Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız….
Bizlerin bıraktığı izler iyilikte mi, yoksa kötülükte mi? Ne aldattı bizi de kötü izler bırakanlardan olduk.
(6) Ey insan! Seni Kerem sahibi Rabbine karşı aldatan nedir?
Bu ayet İnfitar suresinin çatı ayetidir. İlk başta Rabbimiz “Ey insan” diye seslendi. “Ey inananlar” diye seslenmedi. Demek ki insanların çoğunda bu özellik var. Aldanma özelliği var. Gururlanma özelliği var. Peki Kerem olan Rabbimize bu yapılır mı? Her şeyi veren Allah’a bu yapılır mı? Birileri bize bir çikolata verse hemen teşekkür ederiz. Peki Allah her şeyimizi verdi, neden kulluk ederek teşekkür etmeyiz. Yoksa Rabbimizin hatırını bırakıyoruz da başkalarının hatırını mı önemsiyoruz. Kendimizi ne sanıyoruz acaba! “Cahil cesur olurmuş” derler. Öyleyse bizlerde de cahil cesurluğu var diyelim.
Fâtır suresi 28. ayet : …..Kulları içinden ancak alimler, Allah’tan (gereğince) korkar….
Aldanmamak için ne gerekiyor? Alim olmak gerekiyor, bilen olmak gerekiyor. Bilgin olmazsa aldandığını, gururlandığının farkında bile olmazsın. Önüne ne koysalar tamam dersin. Onun için aldanmamız için Rabbimizin ilk emri olan “oku” kelimesini yerine getirmeliyiz. Kur’an’ı anlamaya çalışmalıyız. Böylelikle aldananlardan olmayız. Kur’an’ı okumayarak aldanmaya devam mı ediyoruz? Peki nereye bu gidiş. Yüz yüze gelince Rabbimiz insana bu şok soruyu soracak. “Kerem sahibi Rabbine karşı seni ne aldattı?”ne cevap vereceğiz. Gerçekten ne diyeceğiz. Şeytan mı aldattı diyeceğiz? Bakın şeytan cehennemde ne diyor.
İbrahim suresi 22. ayet : İş bitince şeytan onlara şöyle diyecek: “Şüphesiz ki
Allah size gerçek olanı vaad etti, ben de size vaad ettim, ama sonra caydım! Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu.
Görüyorsunuz öyle değil mi? Ne diyor, “benim bir gücüm yoktu” diyor. Öyleyse boşuna şeytanın üstüne atmayalım. “Şeytan bizi aldattı” demeyelim. İkram sahibi Rabbine karşı arkadaşın mı aldattı seni? Doğru, dürüst arkadaşlar seçseydin. Bakın Rabbimiz kimlerle arkadaşlık kurmamızı istiyor.
Nisa suresi 69. ayet : Her kim, Allah’a ve peygambere itaatkar olursa, işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihler ile birliktedirler. Bunlar ise, ne güzel arkadaş!
Kimlerle arkadaşlık kuracağımızı Rabbimiz bize anlatıyor. Ayrıca herkes kendisine benzeyeni bulur. Hiç arkadaşlarımızı da suçlamayalım. Sen güzel insan olsaydın böyle insanları arkadaş bulurdun. İkram eden Rabbine karşı seni malın mı aldattı, mülkün mü aldattı o kadar ikram eden Rab’ine karşı O’nun emirlerine karşı bir sayfa olsun Kur’an-ı Kerim’i okuyup anlayıp hayata uygulamadım mı, koşmadın mı namaz kılmaya, iyiliğe, güzelliğe, adalete koşmadın mı? Halbuki Rabbimiz Münâfikûn suresi 9. ayette uyarmıştı.
Münâfikûn suresi 9. ayet : Ey iman edenler! Sizleri ne mallarınız, ne evlatlarınız Allah’ın zikrinden alıkoymasın ve kim öyle yaparsa işte onlar, hüsrana düşenlerdir.
İkram eden Rabbine karşı seni yeminin mi aldattı? “Fakire iyilik yaptım yaptım ama bana şunu yaptı. Bundan sonra kimseye iyilik yapmam mı” dedik. İyilik yapmamak için yemin ederek kaçtık. İşimize geldiği yerde sözümüzün eri olduk, yeminimizi tutan olduk. Ama Rabbimizin emirleri konusunda maalesef kaçtık.
Bakara suresi 224. ayet : Bir de sözünüzde durmanız, takva sahibi olmanız ve insanların arasını düzeltmeniz için, Allah’ı yeminlerinize hedef ve siper haline getirmeyin. Allah işitendir, bilendir.
Cahilliğin mi seni ikram sahibi olan Rabbine karşı aldattı? Bilmiyor muydun ayetleri? Rabbimiz ilk indirdiği ayette ne diyordu?
Alak suresi 1. ayet : Yaratan rabbinin adıyla oku.
Bu bir emirdi. Bunu duymamış olamazsın. Okuman lazımdı. Ama okumadın, her şeyi okudun ama her şeyi okudun. Ama bu kitabı okumadın. Cahilliği kendin seçtin. Sonucun aldatılanlardan oldun. İkram eden Rabbine karşı aldatılanlardan oldun. Zaman mı seni aldattı? “Ya bu zamanda da bu din yaşanır mı? Bu zamanda da olur muymuş, bu zamanda yapamıyorum “ diyenler.
Asr suresi 1.-2.-3. ayet : Asr’a yemin olsun ki, insan gerçekten hüsranda (ziyanda)dır…..
Hüsranda olanları Rabbimiz söylüyor. Hüsranda olmamamız için de ne yapmamızı istiyor?
…..Bundan ancak iman edip salih ameller işleyenler birbirlerine hep hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.
Rabbimiz hüsranda olmamamız için yapmamız gerekenleri burada madde madde söyledi. Öncelikle iman edeceğiz. Ardından salih ameller işleyeceğiz, güzel davranışlar yapacağız. Sonra birbirimize hakkı tavsiye edeceğiz. Sonra da sabrı tavsiye edeceğiz. Bunu yapabiliyor muyuz? İkram eden Rabbine karşı, Kerim olan Rabbine karşı aldanma sebeplerinden birisi de çoğaltma tutkun mu? Çoklukla övünmek mi?
Tekasür suresi 1.-2. ayet : Çoklukla övünmek, sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı.
Çoklukla övünmemizi istememişti. Yoksa çoğaltma tutkumuzu gerçekten kendimize ilah mı yaptık? Kur’an okursak bütün bu aldanmaların aslında bilgisizlikten kaynaklı olduğunu anlarız. Keşke bilgimiz olsaydı. Bunu hayata uygulasaydık. O zaman aldananlardan olmazdık. Aldandık, hep aldandık, her şeye aldandık ama Yaradanın da bizi yarattığını unuttuk.
(7) O Allah ki seni yarattı, seni düzgün yapılı kılıp ölçülü bir biçim verdi.
Allah bizi dengeli yarattı ama fıtratımızla savaştık. Halbuki Rabbimiz bize imanı sevdirmişti. Fıtratımıza güzelliği sevdirmişti. Hucurat suresi 7. ayette Rabbimiz “Fakat Allah size imanı sevdirdi” diye buyuruyordu. Bizler imanı sevmezsek dengemiz bozulur. Allah’ı unuturuz. Halbuki Rabbimiz bizi en güzel biçimde yaratmıştı.
Tin suresi 4. ayet : Ki, Biz İnsanı en güzel bir biçimde yarattık.
Yani Rabbimiz bize imanı sevdirdi, en güzel biçimde yaratılmamız için Rabbimizin emirlerine uymamız gerekiyor. İşte o zaman en güzel biçimde yaratılan insan oluruz. Yoksa aşağılardan aşağıya yuvarlanırız.
Tin suresi 5. ayet : Sonra da onu, (küfre varınca) aşağıların aşağısına çevirdik, (cehenemlik yaptık).
Bunlardan olmak istemiyoruz. Öyleyse dengeli olacağız. İmanı severek dengeli olacağız.
(8) Seni dilediği her hangi bir şekilde parçalardan oluşturdu.
Ali İmran suresi 6. ayete baktığımızda “O sizi rahimlerde dilediği gibi şekillendirir” diyor. Rabbimiz bizi yarattı. Sonra dengeli kıldı. Sonra da imanı sevdirdi, ama biz inatla ne yaptık? Din gününü yanladık.
(9) Hayır, hayır; doğrusu siz dini yalanlıyorsunuz.
Allah bize bir sürü ikramlar verdi. Bizi yarattı, düzene koydu, dengeli kıldı ve en güzel şekilde yarattı. Buna rağmen biz bütün bunları yalanlamış olduk. Bütün bunları biliyoruz ama yine de yalanlıyoruz. Neler yapıyoruz? Mâ’ûn suresindekiler gibiyiz. Orada din gününü yalanlayanlar var. Mâ’ûn suresindeki dini yalanlayanlar gibiyiz yetimi sevmiyoruz. Değil ilgilenmek bakışlarımızla bile onları dışlıyoruz. Bakalım ayette Rabbimiz ne diyor.
Mâ’ûn suresi 1. ayet : Gördün mü, o dini yalanlayanı?
Mâ’ûn suresi 2. ayet : O’dur ki, işte yetimi itip kakar,
Mâ’ûn suresi 3. ayet : Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.
Yoksulu doyurmuyor hem de engelliyor. Birileri doyurmaya çalıştığında: “Paranı neden ona vereceksin, neden onlarla ilgileniyorsun, yapma boş ver.” diyor. Kendisi yapmadığı gibi başkalarını da engelliyor. İşte bunlar dini yalanlayanlardır. Bir de namaz kılanlar var. Namaz kılıp da yalanlayanlar var. Bunlar gösteriş yapanlardır. Gösteriş yapar, sürekli hava atar. Hiçbir yardım yapmaz. Mâ’ûn ufak bir yardım demekti. Ufak bir yardım bile yapmaz çevresine. Ancak namaz kılar. Başka hiçbir şey yapmaz. “Namaz yeterli” der. Doğruluk, dürüstlük, yardım, yetimle ilgilenme bu tip kavramlar bu kişide yoktur. İşte biz de bunları yapmayarak aslında bu dini yalanlamış oluruz. Bizler, biz Müslümanlar maalesef dini yalanlıyoruz ki, İslam’ı anlatmaktan, İslam’ı öğretmekten ücret alıyoruz. Yalanlamasaydık ücret almazdık. Hiçbir peygamber dini anlatmaktan ücret almadı. Ama bizler nasılsa ücret alıyoruz. Geçim kaygısı diyoruz, bir sürü şeyler sıralıyoruz. Halbuki ayet gayet açık.
YâsÎn suresi 21. ayet : “Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tabi olun, onlar hidayete ermiş kimselerdir.”
Hidayetli olan kimseler ücret istemeyen kimselermiş. Bu ayeti görüyor muyuz. Ama bizler ne yaptık, sürekli ücretler aldık, sürekli bir şeyler talep ettik, hediyeler istedik. Aslında ne kadar büyük bir hata içindeyiz. Halbuki sadece karşılığı ne olabilirdi? İnsanlara dini anlatmanın karşılığı ne olabilirdi?
Şûrâ suresi 23. ayet : İşte Allah’a iman edip, salih amellerde bulunan kullarına müjde veriyor. De ki: “Buna karşı, sizden yakınlıktan başka bir mükafat istemem.”….
Görüyorsunuz öyle değil mi? Allah’a yakınlıktan başka bir şey istemeyeceğiz. Anlatırken onların Allah’a yakın olmasını isteyeceğiz. Başka bir şey istemeyeceğiz. “Ama hediye verdiler almazsak olur mu” demeyeceğiz. Kabul etmeyeceğiz bunu. Hatta insanlardan teşekkür bile istemeyeceğiz. Bütün Müslümanlar buna bir uysalar. Bu ayete bir uysalar. Her şey o kadar güzel olur ki. Ama bizler ücret isteyerek Allah’ın dinini yalanlamış olduk.
Din gününü yalanlıyoruz ki yapmayacağımız sözleri söylüyoruz. Boş yere sözler veriyoruz insanlara. Eğer din gününü yalanlamasaydık sözümüzün eri olurduk.
Saff suresi 2. ayet : Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?
Saff suresi 3. ayet : Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah yanında çok büyük nefretle karşılanır.
İman edenlere Rabbimiz bunu yakıştırmıyor. “neden söz veriyorsunuz” neden ağzınızdan çıkan kelimeler insanları kandırıyor. Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah yanında çok büyük bir nefretle karşılanır. Eğer biz sözsüz insansak Allah nefret eder diye düşünüp bu davranışımızdan vazgeçeceğiz. İşte o zaman din gününü yalanlayan olmayız. Yoksa söz verip sözümüzü tutmuyorsak, en ufak şeylerde bile yalan söylüyorsak, o zaman Rabbimiz bizi sevmez. Büyük bir nefretle bizi karşılar. Aslında dünya hayatına verdiğimiz değeri dinimize vermeyerek din gününü yani ceza gününü, ahireti yalanladık. Dünyayı kıble edindik. Programımız hep dünyalık. Böyle olunca da Kur’an’ı ve peygamberleri tanıma imkanı bulamadık. Ahireti değil dünyayı tercih ettik.
A’lâ suresi 16. ayet : Fakat siz, dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
A’lâ suresi 17. ayet : Halbuki ahiret, daha hayırlı ve daha süreklidir.
Bizim daha hayırlı daha sürekli olanı tercih etmemiz gerekirdi. Ama maalesef dünya hayatını tercih ettik. İyiliklere koşmadık. Güzellikler yapmadık. Dünyayı tercih ettik, dünyada oyalandık. Biz yaşantımızla, hayata bakışımızla davranışlarımızla istediğimiz kadar yalanlayalım. Üzerimizde bizim muhafızlar var.

