DÜNYA HAYATI ALDATMACASI

Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla…

“Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum,

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.”

Necip Fazıl’ın insanoğlu adına, hislerimize tercüman olduğu bir itiraf…

Gökyüzünden habersiz yeryüzüne saplanıp kalmak. Fakat fânîliğin gereği, dünyaya kazık çakmak da mümkün değil. Sonsuza yolculuk var. Lâkin, sonsuzun neresine?

Kimin mülkündeyiz?

Nereye gidiyoruz?

Âyet, ömür çizgisinin, vücutlarımızda seyredilen mesajını okumaya davet ediyor:

“Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (gücünü azaltırız). Hâlâ düşünmeyecekler mi?”(Yasin, 68)

Bu yaşlanma, bu tükenme, ruhta bir yaşlanma meydana gelmezken, bu fânî bedenin çürüyüşü ve devre kalışı neden?

Yolculuk nereye?

Yolculuk sonsuza…

Fakat hangi boyutuna?

Hakk’ın rızâsına mı, gazabına mı?

Dünyayı kana bulayanlar, bu fânî gölgelikte cinayetler işleyenler ve dramlara seyirci kalanlar; sonsuzluğun ateş, pişmanlık ve hüsran dolu çukurlarına yuvarlanacaklarının farkında mı?

Yûnus Emre, asırlar öncesinden, bir hadîs-i şerîfi nazmediyor:

DÜNYA DEDİKLERİ BİR GÖLGELİKTİR!

O gölgelenme bitecek ve SONSUZA YOLCULUK başlayacak…

O fânî, kısa gölgelikte; niyetlerimiz, davranışlarımız, duruşumuz ve şahsiyetimiz çok mühim. Çünkü o duruş belirleyecek, yolun devamındaki gidişâtı…

Takvimlerin yıl hânesine bir rakamın daha eklendiği sene başlarında; mânâsız kutlamalar değil, muhasebeler bekler bizi. Gökyüzünden haberdar olmaya çağırır, yeryüzünün geçiciliği. 

Fânîliği anlamamak, o gölgelikte gaflete sürüklememeli bizi. Dünyayı doğru idrak şart. Dünyaya âhiret ayarı şart. Dünyayı kazanma hırsı beyhude.

Bakınız Rabbimiz dünya hayatının aldatıcılığı hakkında En’am suresinde şöyle buyurmaktadır;

“Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Sakınanlar için âhiret yurdu elbette ki daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”

Özetle iki çeşit hayat vardır; dünya ve ahiret hayatı.

Dünyaya imtihana tabi tutulmak ve misafir olarak gönderilen insan, yaşadığı dünya hayatına göre ahiretteki hayatı da şekillendirecek. Dünya bir misafirhane, ahiret ise insanın ebedi kalacağı yurdudur.

Dünyanın üç yüzü vardır: Birinci yüzü Allah Teâlâ’nın isimlerine bakar. Dünyadaki her şey Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin neticesi olmakla, sıfatları ve isimleriyle Allah’ın varlık, birlik ve sonsuz kudretine delildir, işarettir. Âhirete bakan ikinci yüzüyle dünya, âhiretin tarlasıdır. Cennet ve cehennem, bu dünya tarlasında ekilen ya iman ve amel-i sâlih tohumlarının veya küfür ve günah tohumlarının boy vermiş şekli olarak karşımıza çıkacaktır. Dünya bu iki yüzüyle çok önemlidir. O kadar ki “yer”, “gökler ve yer” şeklinde Kur’an’da bir arada anılmakla göklere denk tutulmuştur. Dünyanın üçüncü yüzü, insanın nefsi arzularına, oyun ve eğlenceye, beşerî tutkulara bakar ki, işte Kur’ân-ı Kerîm’de yerilen dünyanın bu yüzüdür. Bu yüzüyle dünya fânî, boş, oyun, eğlence, mal biriktirip evlat ve mal çokluğu ile övünmeden ibarettir.

Bu sebepledir ki, bir kimse Hz. Ali’nin yanında dünyayı yerince, Ali (r.a.) ona şöyle der. “Dünya ona karşı doğru davrananlar için doğruluk yurdudur. Ondan anlaması gerekeni anlayan için kurtuluş yurdudur. Ondan azık edinen kimseler için de zenginlik yurdudur.” 

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) de pek çok hadis-i şeriflerinde dünya hayatının mâhiyeti hakkında bilgi vermiş, onun aldatıcı yönlerine dikkat çekmiş, imtihan için verilen bu hayattan istifade için: “…Orada Allah’ı zikretmeye ve Allah’ı zikretmeye götüren şeylere ehemmiyet verilmesini; ya öğreten ya öğrenen olmayı ve bunların hepsinin ecirde ortak olacağını” haber vermiştir. 

Dünya hayatı karşısında, Ahiret yurdu için çalışanlara selam olsun…

Selam ve dua ile…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir