BURUC SURESİ(1.BÖLÜM)

Selamünaleyküm arkadaşlar bugünkü dersimizde Buruc suresini öğreneceğiz. Buruc açığa çıkarmak, görünmek, yıldız kümeleri demektir. Buruc suresi inanan insanların karşılaştıkları zorlukları, işkenceleri anlatır. İnsanların bu zorluklara sabrederse, Allah’a kulluğundan vazgeçmezse, Allah’ın onları cennete koyacağını zalimleri de Allah’ın azabının her taraftan ama her taraftan çepeçevre kuşatacağını bize anlatır.

Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim

(1) Burçlar sahibi gökyüzüne,

Burçlarla yani Yıldız kümeleriyle donatılan gökyüzüne Rabbimiz burada yemin ediyor. Herhangi bir insan yemin etse “aman ne var bunda insanların yemin etmesinden daha doğal ne var” deriz geçeriz, ama Allah yemin ederse işte orada durup Rabbimiz yemin ediyorsam demek ki burada çok ciddi bir durum var deyip tüm dikkatimizi yeminden sonraki ayetlere veririz. Ayette Rabbimiz burçlar sahibi göğe yemin ediyor. Gökyüzünün, burçların her şeyin sahibi olan Allah, onlara hükmeden Allah, yerdeki bütün olayları bilir. Zalimlikleri de bilir. Bu zalimlikleri de insanın yanına kar bırakır mı? Bırakmaz.

Hicr suresi 16. ayet :”Yemin olsun ki, Biz gökte burçlar yaptık ve onu ibretle bakanlar için süsledik.” diye buyurur. İbretle bakanlar için süslenen gökyüzü, şimdi ibretle bakalım. Yıldızlar hep bir yörüngede hareket eder. Allah’ın çizdiği yörüngede hareket eder. Bizler Allah’ın çizdiği yörüngede miyiz? Yörüngemiz, Kur’an ise sorun yok ama değilse yıldızlardan bile ibret alamayan insanız demektir.

(2)Vaad olunan o güne,

Vaad edilen gün nedir? Tabii ki kıyamettir.

Hac suresi 1. ayet :”Ey insanlar! Rabbinizden korkun. Çünkü o kıyamet zelzelesi çok büyük bir şeydir.”

Hac suresi 2. ayet :”Onu göreceğiniz gün, her emzikli emzirdiği çocuğu unutur ve her gebe kadın çocuğunu düşürür. Ve insanları hep sarhoş görürsün, halbuki sarhoş değillerdir, fakat Allah’ın azabı çok şiddetlidir.”

Rabbimiz herkese hitap ediyor. Ey insanlar diye buyurdu. En sıcak ilişki anne ve bebek ilişkisidir. O sıcak ilişki bile böyle bir durumda, kıyamet karşısında bitiyor. Peki o vadedilen günde, kıyamette çocuklar nasıl oluyor?

Müzemmil suresi 17. ayet :”Peki inkar ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek o günden (kıyamet gününden) kendinizi nasıl kurtaracaksınız?”

Böyle dehşetli bir gündür kıyamet günü. O vadedilen gün böyle kötüdür. Müslümanın hedefi ne olmalıdır? Vadedilen gün için neler yapmalıdır? Tabii ki Allah için koşmak olmalıdır. Allah’a nasıl koşacağız?

Ali İmran suresi 133. ayet :”Ve koşuşun Rabbinizden bir bağışlamaya ve bir cennet ki, eni göklerin ve yerin genişliği kadardır. Muttakiler için hazırlanmıştır.”

Ali İmran suresi 134. ayet :”O muttakiler ki, bollukta ve darlıkta, infak ederler…”(Yani “benim param yok benim imkanım yok” deyip kenarda durmayıp darlıkta bile yardım eden insanlar.)

“….Kızdıklarında, öfkelerini yutarlar…”

(Dikkat edin kızmazlar demiyor Rabbimiz kızabilir bu insanlar ama  öfkelerini yutarlar.)

“….ve insanların kusurlarını affedicidirler. Allah da iyilik yapanları sever.”

Ali İmran suresi 135. ayet :”Ve onlar ki, bir suç işledikleri veya nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı anarlar da, derhal günahlarından tövbe ederler.”

Hemen tövbe ediyor bu insanlar, günahsız değil.

Rabbimizin vaad edilen gününden emin olmak için, korkmamak için yarış yaparız. 

Bakara suresi 148. ayet :”Her birinin bir yönü vardır….”

Hepimizin bir yönü var. Bazılarımız televizyona yöneliriz, bazılarımız film seyretmeye yöneliriz, bazılarımız gezmeye yöneliriz, bazılarımız paraya, mala mülke, evlada. Hepimizin bir yönü vardır.

“….O, ona yönelir. Haydi! hep hayırlara koşun, yarışın…..”

Rabbimiz hayırlara yönelmemizi istiyor. Hayırlarda yarışmamızı istiyor. Eğer bunları yaparsak işte o zaman Rabbimiz için koşmuş oluruz . O vaadedilen günden yani kıyametten emin olmuş oluruz .

(3)Şahitlik edene ve edilene andolsun ki,

Kıyamet günü yani vaad edilen günde şahitler bunlar.

Yasin suresi 65. ayet :”O gün onların ağızlarını mühürleriz; (günah ve sevap)tan yana kazandıklarını Bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder.”

Fussilet suresi 20. ayet :”Sonunda oraya geldikleri zaman, kulakları, gözleri ve derileri, işledikleri şeye karşı onların aleyhine şahit edecektir.”

Kulaklar, gözler, derimiz, ellerimiz, ayaklarımız her şey şahit. Hatta öyle bir şahit var ki Asr suresinde zaman şahit.

Asr suresi 1.-2. ayet :”Asr’a yemin olsun ki, insan gerçekten hüsranda (ziyanda)dır.”

Rabbimiz burada asra yani zamana yemin etti. Bulunduğumuz zamanda şahittir bize ve çok sevdiğimiz o Peygamber Efendimiz de bize şahittir.

Nahl suresi 89. ayet :”(Ey Muhammed!) Biz o gün, her ümmet içinde, kendilerinden kendi üzerlerine bir şahit göndereceğiz. Seni de onların üzerine şahit getireceğiz…..”

Şahitlerimiz ne kadar çok öyle değil mi? Ama diyorsanız ki “Peygamber şu an yok onun şahitliği olur mu?” diyorsanız, Rabbimiz bizim bahane bırakmamız için bahane yapmamamız için ayetin devamında şöyle buyuruyor: ”…..Bu Kitab’ı (Kur’an) da her şeyi açıklayan ve Müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, bir rahmet kaynağı ve bir müjdeleyici olarak indirdik.”

Hepimizin evinde Kur’an-ı Kerim var bu sebeple istesek ulaşabilir miyiz Kur’an’a, ulaşabiliriz. Ama bu sebeple “Ben bilmiyordum, işte falan kişi şöyle demişti, annem babam şöyle demişti, ben ona inanmıştım, ben bilmiyordum” deyip işin içinden çıkamayız. Çünkü Rabbimizin ilk emri ayetlerde “oku”okuyacaktık, doğru yolu bulacaktık. O zaman şahitlerimiz ne kadar güzel olurdu.

(4) Kahroldu o hendeğin sahipleri, (5) O çıralı ateşin,

İnanan insanlara çukur kazıp içini ateşle dolduranlar bunlar. Eskiden Müslümanları dininden döndürmek için hendekler kazılıyor içi ateşle dolduruluyor inançlarından vazgeçmeleri için her eziyeti yapıyorlardı. İbrahim Peygamber aklınıza geldi değil mi? Nemrut ve halkı ona ateş hendekleri hazırlamışlardı. Onları ateşe atacaklardı.

Enbiya suresi 68. ayet :”Bir iş yapacaksanız “Siz bunu yakın da, ilahlarınızın öcünü alın.” dediler.”

İbrahim Peygamberi ateşe atmak istiyorlar. Ateşe attılar. Ama ateş İbrahim Peygamberi yakmadı. Allahu Teala ateşe ne emretti?

Enbiya suresi 69. ayet : “Ey ateş! İbrahim için serin ve esenlikli ol” dedik.”

Evet İbrahim Peygamber için ateş serin ve esenlikli oldu. Şimdiki zamanda da buradakiler gibi ateş yakan hendek sahipleri var mı? Tabii ki var. Dürüst olduğu için elemanını işten atanlar. Arkadaşının namaz kılmaması için “kalbin temiz olsun yeter” diyenler. Kur’an’ın emirlerini eskilerin masallarıymış gibi dinleyenler. “İbadeti yaşlandığında yaparsın hayatını yaşa” diyenler. “Allah’a inan yeter, kitabı Peygamberi tanımana gerek yok. Boş ver bu bu işleri” diyenler. “Allah merhametlidir. Bütün günahları affeder sen boş ver günah işlemeye devam et” diyenler. “Ahirette azap yoktur. Müslüman olman yeterli boş ver namazını kılma, orucunu tutma iyilik yapma” diyenler. “Merak etme Allah kusura bakmaz. Allah var keder yok, boş ver bu işleri” diyenler. Rablerini tanımayarak ateş dolu hendek sahibi olurlar. Bu insanlar önce senin yanlışını seyrederler, sonra kendileri de ateşe düşerler.

(6) Hani o ateşin başına oturmuşlar, (7) Müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.

O ateş çukurlarının etrafına oturmuş, bu vahşi manzaranın tadını çıkarmak için seyrediyorlardı. Keyifle seyrediyorlardı. Zalimlikleri seyrediyorlardı. Şimdi de ateş dolu çukura atıp insanları seyretmiyorlar mı? Dedikodu ile laf ile hatta iftira ile bunu yapmıyorlar mı? Yürekler yakmıyorlar mı? İnsanın başına gelen fenalıklara sevinmiyorlar mı? Seviniyorlar.

Âl-i İmrân Suresi 103. ayet : “Hepiniz birlikte Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, birbirinizden ayrılmayın ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Sizler birbirinize düşmanlar iken, O sizin kalplerinizin arasında ülfet meydana getirip birleştirdi de, nimeti sayesinde uyanıp kardeş oldunuz. Hem sizler ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da, O tuttu sizi ondan kurtardı.”

Allah’ın ipine nasıl sarılırız? Kur’an-ı mızı okuyarak sarılırız. Bu Kur’an-ın bizi birleştirmesi lazım öyle değil mi? Kalplerimiz arasında sevgiyi oluşturması lazımdı. Yoksa ne olurdu, ateşten çukurun kenarında bulurduk. Oradan da ateşin içine düşerdik.

(8) Müminlere kızmalarının sebebi de, onların yalnız çok güçlü ve övgüye lâyık olan Allah’a iman etmeleri idi.

İnsan durduk yerde intikam almak  istemez. Muhakkak Müminler bir şey yapmış ki o kötülerde intikam almak için ateşe atıyorlar. Bu Müminler eğer kuru iman etseydi, zalimlikleri seyredip destekleseydi, alkışlasaydı o zalimler o Müminleri ateşe atmazdı. İntikam almazdı. O Müminler Allah’a kulluklarını zalimliğe boyun bükmemekle yapmışlar. Bizler de iman ediyoruz ama neden zalimlikler karşısında duramıyoruz. Nerede hata yaptık, neden? Yoksa imanı biz yanlış mı biliyoruz? Lütfen buraya dikkat edelim. İman bir süreçtir. Bir anda olan değildir. Çaba isteyen bir sonuçtur. Yani başlangıç noktası değil, hedeftir de diyebiliriz. Eğer iman etmeyi başlangıca koyarsak ne deriz “tamam ya iman ettim ya bitti artık beni cehennem yakmayacak” deriz. Ne namaz kılarız, ne oruç tutarız, ne de yardım ederiz, ne de dik dururuz. Her kötülüğü seyretmekle de kalmayıp birebir yaparız. Çok rahat davranırız ama Rabbimiz bedevilere ayette boşuna kızmıyor. Bakalım.

 Hucurât suresi 14. ayet :”Bedeviler: “İman ettik” dediler. De ki: “Siz henüz iman etmediniz. Fakat henüz iman kalplerinizin içine girmemiş olduğu halde, İslam’a girdik deyin ve Allah’a ve Resulüne itaat ederseniz, size amelleriniz hiçbir şey eksilmez. Çünkü Allah, çok bağışlayan çok esirgeyendir.”

Rabbimiz ne diyor bedevilere “iman ettik” demeyin diyor. Sadece “İslam’a girdik deyin” diyor. Neden, çünkü iman etmek bir süreçtir. İman eden insan peki nasıl olur, devamına bakalım.

Hucurât suresi 15. ayet :Mü’minler, ancak o kimselerdir ki, Allah’a ve Resulüne iman ettikten sonra şüpheye düşmeyip, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşırlar. İşte onlardır sadık (doğru) olanlar.”

Bir tarafta malıyla canıyla Allah yolunda fedakarlık yapanlar. Diğer tarafta da iman ettim deyip Kur’an’ın yüzünü bile açmayıp bir tane ayet bile bilmeyip uygulamayı, iman etmeyi yeterli görenler. Lütfen Kur’an’ı bir kere anlayarak okuyun. Bizler kendimize istediğimiz kadar Mümin diyelim. Allah diyor mu, demiyor. Eğer kendimizi toparlamazsak hiçbir zaman da Mümin olamayız. O imanımızın Mümin olabilmesi için o imanımızın bir kere fayda vermesi lazım.

Enam suresi 158. ayet :”…..Rabbinin bazı alametleri geldiği gün, önceden iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış bir kimseye o günkü imanı hiçbir yarar sağlamaz…..”

İman etmemiş de, imanında bir hayır kazanmamış kimse aynı cümlede geçti. Dikkat ettiniz mi imanı fayda sağlıyor mu, sağlamıyor. Muhakkak bir hayır yani bir güzellik kazanması gerekiyor, çabalaması gerekiyor. Onun için ne yapacağız ayetleri işiteceğiz. İşiteceği ki bilgimiz artacak bilgimiz artacak ki iman yolculuğunda imanımız artacak. İmanımız fayda sağlarsa imanımız artarsa ne olur? Gıybet olduğunda düzeltmeye çalışırız. Kavgayı arttırmayız. Bir kavga çıktığında devam edip kavgayı arttırmayız. Kötülük gördüğümüzde düzeltmeye çalışırız. Çabalarız. İmanımız işte o zaman artmış olur.

(9) O Allah ki, göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur ve Allah her şeye şahittir.

Bu müminlere ateşe atmasının sebebi ne içinmiş. Demek ki mülk içinmiş, mal içinmiş. Eğer mülk Allah’ın deselerdi. Allah’ın istediği şekilde yaşarlardı değil mi? Allah’ın istediği şekilde paylaşırdı, haksızlık yapmazlardı, adaletli olurlardı ama olmadılar kendileri bilirler Sonuçta mülk kimindir Allah’ındır.

Mü’minûn suresi 16. ayet : ….Bugün mülk kimindir? Kahhâr olan tek Allah’ındır.

Bizler de mülk Allah’ın diye bilenlerden miyiz?

Allah her şeye şahittir. Allah her şeye bilgisiyle belgesiyle şahittir. Her şeye şahit olan Allah tabii ki zalimliklerin hepsini de bilir. Zalimlerin zalimliğini yanına kar bırakmaz. Müminleri ateşe atanları da gördü, onları seyredenleri de gördü Rabbimiz. Rabbimiz her şeye şahittir.

(10) İnanan erkek ve kadınlara işkence yapıp sonra da tevbe etmeyenlere cehennem azabı ve yangın azabı vardır.

Mümin erkekleri ve Mümin kadınları belaya düşürdüler. Sonra bu ateş sahipleri tövbe etmiyor. Rabbimiz ne diyor? “Onlar için Cehennem azabı vardır.” Hatta bir artısı daha var “yangın azabı vardır” diye buyuruyor. Mümin erkek ve kadınları yani herkese güven veren ve güvenen insanları Allah’a güvenen insanları bu insanlar fitneye düşüyorlardı. Fitne imtihan demektir ve bu bir baskı oluşturur. Örnek veriyorum; yöneticinin senden haksızlık yapmanı istiyor ama yapmazsan seni işten atacak. Ailen sefil olacak o an hissettiğin baskı fitnedir. Bu imtihandır. Herkesin birbirinin arkasından konuştuğu dedikoduların havada uçtuğu yerde sen onlara uymazsan yalnız kalma duygusu ne olur, senin fitnen olur. Bu bir baskı oluşturur. Peygamberlere de aynı baskı yapılmıştı.

Neml suresi 56. ayet : “Buna kavminin cevabı sadece şu olmuştu “Çıkarın şu Lut ailesini memleketimizden! Çünkü onlar çok temiz kalmak isteyen kimselermiş” demişlerdi.”

Lut Peygamberi neden çıkarmak istiyorlar? Temiz olduğu için. Lut Peygamber ve ailesi temizdi onları yanlarında istemiyorlardı. Bu durum Lut Peygamber üzerinde bir baskı oluşturdu. Lut Peygamberin de imtihanı bu oldu, yalnız kalmak. Siz de ayetleri söylediğinizde, bir şeyleri düzeltmeye çalıştığınızda yalnız kalma tehlikesiyle karşı karşıya geleceksiniz. Ama nedir bu sadece imtihanın bir baskısıdır, buna aldanmayalım. Eğer bunlardaki baskıyı aşabilirsen,bu sıkıntılara katlanabilirsen, işte o zaman kamil Müslüman olma yolculuğun başlar. Bu sıkıntılarla bu baskılar sonucunda işte Allah’a ulaşırsın. Bir eli yağda bir eli balda olmaz kamil Müslümanlık. Sıkıntı altında bile her zaman doğruyu söyleyebiliyorsan, imkansızlıklar halinde bile namazını kılabiliyorsan, herkes ne derse desin ben Rabbimin dediğine uyarım diyebiliyorsan. İşte o zaman kamil olma yolculuğun başlamış demektir. Kur’an-ı Kerim’de en sert ayetlerde bile Rabbimizin merhametini görüyoruz. Bakın önceki ayetlerde müminleri cayır cayır yanan ateşe atan zalimler var. Rabbimiz onlara bile “Eğer tövbe etselerdi” diyor. Bağışlayacak ama bunlar ne yaptılar, tövbe etmediler. İyi kul olmaya yönelmediler, hatalarının telafisi için çabalamadılar. Bunlara bile Rabbimizin tövbe kapısı açıktı. Yoksa bu insanlar tövbeyi yanlış mı anlamışlardı ki kuru kuru kıbleye yönelip “Estağfurullah Allah’ım affet” mi demişlerdi. Halbuki tövbenin nasıl olacağı Nisa suresinde apaçık şekilde Rabbimiz belirtmişti.

Nisa suresi 17. ayet : “Fakat Allah’ın kabulünü vaadettiği tövbe, o kimseler içindir ki, bir cahillikle bir kusur işlerler de, sonra çok geçmeden tövbe edenler….”

Cahillik de kusur işliyor bilerek yapmıyor. Hatta ne dedi “bir kusur” dedi sürekli kusur işleyip işleyip tövbe edenler demedi. Sürekli kusur işlerse insan ne olur, sonra alışır o günaha. Tekrar tekrar yapar. Kurtulması çok zordur. Aynı kumar gibi. Kumarı bir kere oynarsın sonra alışkanlık yapar. Artık onu bırakmak çok zor olur. Rabbimiz onun için  “bir kusur işler de, sonra çok geçmeden tövbe ederler”dedi.

“…İşte Allah bunların tövbelerini kabul eder. Ve Allah her şeyi bilen ve hikmet sahibidir.”

Rabbimiz Nisa suresi 18. ayette : “Yoksa kusurları yapıp da, ta her birine ölüm gelince “işte ben şimdi tevbe ettim” diyen kimselere tövbe yok. Kafir oldukları halde ölenlere de yok. İşte bunlara Biz acı verici bir azap hazırlamışız” diye buyuruyor. Tövbenin şartlarını görüyoruz ki, cahillikle bilmeyerek kusur işlemek. Defalarca değil, alışmadan bir an önce tövbe etmek. Başka tövbenin şartları neler;

Furkan suresi 71. ayet :”Ve her kim tövbe edip de iyilikte çalışırsa, o muhakkak Allah’a tövbesi kabul olarak döner.”

Furkan suresi 72. ayet : “Ve onlar ki, yalana şahit olmazlar ve boş ve kötü laflara rastgeldikleri zaman şerefli olarak (oradan) geçer giderler.”

Furkan suresi 73. ayet : “Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar.”

Bu tövbesi kabul olanlar ayetleri duyduğunda sağır ve kör gibi davranmaz. Yalan söylemez boş ve kötü laflara rast geldiklerinde onları çok ciddiye almaz. Selam der geçer giderler. Tartışmaz bu insanlar iyilikte çalışır. İşte bunlardır tövbeleri kabul olanlar. Yusuf peygamberin kardeşleri Yusuf’u hiç acımadan kuyuya atıyorlar. Çünkü onu çok kıskanıyorlar. Sonra Yusuf’u o kuyudan birileri kurtarıyor. Mısır’a getiriyor. Sonra birçok olaylar oluyor. Yapılan kötülükler hepsi ortaya çıkıyor ve kardeşleri gidip babaları Yakup Peygambere diyorlar ki bizi bağışla.

Yusuf suresi 97. ayet :” Dediler ki: “Ey bizim şefkatli babamız! Bizim için günahlarımıza istiğfar ediver. Bizler gerçekten büyük günah işlemiştik.”

Babalarından af diliyor Yusuf peygamberin kardeşleri. Babası ne diyor?

Yusuf suresi 98. ayet : “Sizin için Rabbime sonra istifar edeceğim…..”

Diyor, sonra! Neden burada sonra ifadesini kullandı? Çünkü burada bir mağduriyet var bu mağduriyetin ortadan kalkması lazım. Yakup Peygamber gidecek Yusuf’u görecek. Yusuf’un mağduriyeti ortadan kalkacak, babanın hüznü ortadan kalkacak. Sonra Yakup Peygamber onların bağışlanması için dua edecek. Mağduriyet ortadan kalkmadan dua olmaz. Bizler de telafi imkanı varsa bir hatamızın telafi edeceğiz. Eğer telafi etmiyorsak bizim de tövbemiz kabul olmaz. İnsanların kişisel haklarını vermeden tövbemiz kabul olmaz. Eğer onurunu kırdıysak bir insanın bütün duyan insanlara “Ben hata ettim” demiyorsak onun onurunu eğer kurtarmıyorsak bizim tövbemiz kabul olmaz. Eğer birilerinin hakkını yediysek onun hakkını vermeden, istediğimiz kadar tövbe edelim sabahlara kadar “Estağfurullah” diyelim, bizim tövbemiz kabul olmaz. Muhakkak mağduriyetin ortadan kalkması gerekiyor. Peki dualarımız nasıl olmalı? Musa Peygamberden ders alalım.

Kasas suresi 23. ayet : “Musa, Medyen suyuna varınca, orada (hayvanlarını) sulayan birçok insan buldu. Onların gerisinde de (hayvanlarını suyun olduğu yerden) geri çeken iki kadın gördü. Onlara “Derdiniz nedir?” dedi. Şöyle cevap verdiler: “Çobanlar sulayıp çekilmeden biz (onların içine sokulup hayvanlarımızı) sulamayız; babamız da çok yaşlıdır.”

Kasas suresi 24. ayet :”Bunun üzerine Musa, onların davarlarını suladı….”

Musa Peygamber burada bir iyilik yapıyor. İyilik yaptıktan sonra:

…..Sonra gölgeye çekildi ve “Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım” dedi.

Bizler de iyilik yaptıktan sonra, bir şeyler yaptıktan sonra, çabaladık sonra, dua etmeliyiz. Önce dua değil, önce çaba gerekiyor. Musa Peygamber gibi. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir