ATALAR DİNİ Mİ, YOKSA VAHİY DİNİ Mİ?

Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla

Peygamberlerin Allah’tan getirdiği hakikate, sadece Allah’a kulluk yapma mesajına karşı müşriklerin “atalarının yolu”nu gerekçe gösterip ecdatperestlik yapmaları Kur’ân-ı Kerim’de 25 yerde gündeme getirilir. Atalarının izini takip etmelerinin, atalarının yolunu şuursuzca sürdürmelerinin İlâhî ölçüye ters olduğu gibi, akla mantığa da uygun olmadığı, geçersiz bir gerekçe, daha doğrusu şirk için bahâne olduğu vurgulanır.

İnsanların çoğunluğu, düşünce, inanç ve hayat tarzlarını, büyük ölçüde atalarından, babalarından devraldıkları gelenek, kültür ve tarihi birikimle oluştururlar. Tarihi birikimi ya da geleneği, eskilerden devraldıkları örf ve adeti, din anlayış ve uygulamasını, hakikatle mutabakatını, doğru olup olmadığını araştırmaya gerek duymaksızın olduğu gibi sürdürmeyi tercih ederler. Miras olarak kendilerine intikal eden inanç ve ibadete dair bu birikimi, kör bir taklitle doğru kabul edip, tartışmaktan uzak dururlar.

Kur’an’da yer verilen geçmiş kavimlere ait kıssaları incelediğimizde görürüz ki; “Atalar Dini” mazereti, ilahi tebliğe karşı çıkışta büyük bir yer tutmaktadır. İnsanların atalarından devraldıkları dinden ayrılmak istemeyişleri, alışkanlıklarına körü körüne bağlılıkları ve akletmemeleri onları çoğunlukla ilahi dini reddetme sonucuna götürmüştür. Çünkü hemen her yönden birbiriyle tezat teşkil eden “Atalar Dini” ile “İlahi Din”in öğretilerinin kavşak noktasında, bu iki yolun ayrımında karar verme noktasında kalan bu insanlar, cahillikle tercihlerini atalar dini yönünde, yani alışageldiklerinden yana yapmışlardır. Atalardan devralınan yola uymanın, o yolu sorgulamaya ihtiyaç duymadan ısrarla savunmanın ve sürdürmenin pek çok sebebi vardır. Bütün sebeplerin ortak paydası aklını kullanmayan, düşünmeyen, tefekkür etmeyen bir cahilliktir. Bu sebeplerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

1. Bunlardan birincisi; atalara olan bağlılık, büyük saygı ve sevgiden kaynaklanan güvendir, atalara sadakat duygusudur.

2. Bir diğeri; aklını kullanmanın, sorgulayıp araştırmanın gayret gerektirmesi, insanların çoğunun da böyle bir zahmete katlanmaya yanaşmayan bir kolaycılığı, tembelliği tercih etmeleridir.

3. Diğer bir sebep ise; başkalarının ayıplamasından çekinerek, atalarının yolundan ayrıldı denmesin diye atalarının yolunu takip etmektir. İnsan, hem kendisi cahillikle bu yolu takip etmesi gerektiğine inanır, hem de toplumun zorlamasını, kınamaya dair baskısını üzerinde hisseder.

4. Özellikle toplumların önderleri, zenginleri için geçerli olan bir başka sebep ise; atalar dinine dayalı statükonun, kurulu düzenin, kendilerine sağladığı rant, iktidar ve çeşitli imkânları koruma ve bu sömürü çarkını sürdürme hesabıdır. Vahye dayalı tevhid dininin sağlayacağı inkılap bu zayıf bırakılmış kesimlerin lehine bir adalet tesis edeceği halde, akletmeyen, cahileye bağlılığıyla hareket eden bu kesimler, sonuçta kendilerini ezen düzenin sürmesine katkıda bulunurlar.

Atalar dinini oluşturan temel öğelerin neler olduğu üzerinde durularak şu maddeler halinde gündeme getirildi.

Atalar Dinini Oluşturan Temel Öğeler

Ataların bağlı oldukları din ve bu dinin kutsal değerleri.

Ataların kendilerinden din öğrendikleri Alimlerin yanlış yapamayacağı anlayışları.

Atalar dinini oluşturan önemli etkenlerden biriside ata alimler olarak kabul edilen kimselerin eski ve etkilendikleri dinlerin birtakım unsurlarının din ile sentezleme yaklaşımları.

Toplumları idare eden siyasi erklerin atalar dinini toplumlarına dayatmaları.

Toplumun Alim olarak kabul ettiği kişilerin insanları bu tür bir algıya çağırması.

Toplumlarda ve kişilerde var olan ve ırka dayalı bir yüceltmeci algı ve diğer ırklara ve bu ırkların bağlı bulundukları inanç ve yaşayışları kabullenmek istememeleri.

Dini eski veya yaşadıkları hayat şeklini esas olarak anlamaya çalışarak bu çerçevede bir din algısı oluşturmaları.

Bireylerin içlerinde yaşadıkları toplum ile uyumlu bir yaşam sürmek istemeleri ve toplumla zıtlaşacak inanç ve yaşayışlardan kaçınmak istemeleri. Bunun sebebi genellikle insanlara çıkarları doğrultusunda hareket etmeleri ve çıkarlarına zarar verecek şeylerden de kaçınmalarıdır. Toplum ile uzlaşı içerisinde olmak kişinin dünyevi çıkarları için gerekli bir yaklaşımdır. 

İnsanların taklitçiliği esas almaları da atalar dininin oluşturan temel bir öğedir.

İnsanların düşünme yeteneklerini kullanmamaları da içerisinde yaşadıkları toplumun doğrularını kabul etmelerini gerektirmektedir. 

Daha sonra Atalar dininin devamını sağlayan temel etkenlerin neler olduğu gündeme getirilerek bunlar şu şekilde ifade edildi.

Atalar Dininin Devamını Sağlayan Etkenler Nelerdir

• Taklit anlayışı

• Var olan bu yaklaşımdan çıkar sağlayan zümrelerin yönlendirmesi

• İnsanların düşünme yetilerini kaybetmeleri

• İnsanların yaşam standartlarını değiştirmek istemeyişleri

• Toplumun kınamasına muhatap olmak istememek

• Atalar dininin kişinin nefsine hitap etmesi

• Dinin kişiden istediği sorumlulukların kişinin nefsine ağır gelmesi

• Kişilerde var olan çoğunluğun doğru bildiği ve çoğunluğa uyma anlayışları

• Kavmiyetçilik

• Atalara karşı duyulan sevgi, saygı ve güven hissi

• Hak dini yanlış tanıma

• Hak din davet eden kimselere karşı güven oluşmaması

• Hak dinin davetçilerinin örnek bir yaşayış içerisinde olamayışları

Toplumlar sosyolojik olarak içerisinde yaşadıkları ve kendilerinden önceki atalarından aldıkları hayat tarzların kururlar.

Bireyler kendilerinden önce yaşayan atalarının ve özelliklede atalarının bu yaşam şeklerini oluşturan ve alim olarak kabul edilen kişilere duydukları güvenden dolayı atalarının yanlış yapamayacaklarına inanır ve atalarından devraldıkları inanç ve yaşam standartlarına başlı kalırlar.

Bireyler içerisinde yaşadığı toplumun yaşam şeklini benimseyerek hayatını bunlar çerçevesinde yaşarlar.

Peygamberlerin davetlerine kavimlerinin verdiği ve İslam’a antitez olarak sundukları şey atalar dinidir.

Atalar dininin devamını sağlayan temel etkenler gündeme getirildikten sonra İslam’ın bu konuda biz iman edenlerden nasıl bir tutum sergilememiz gerektiği şu maddeler halinde özetlendi.

1. İslam’ın Bizden İstediği Yaklaşım Nedir ?

2. Doğrunun ölçüsü atalar değil vahiydir.

3. Sosyal bağlar uymamız gereken doğruları belirlemede birinci derecede etken olamazlar.

4. Ataların her insan gibi yanlış yapabilme zaafları söz konusu olan insanlardır.

5. İnsanları sevmekle onları her konuda ölçü olarak kabul etmek aynı şeyler değildir.

6. Ataların doğrularını, Kur’an ve dinin doğruladığı ölçüde biz bunları doğru kabul etmeliyiz.

7. Körü körüne bir taklit yaklaşımı bir Müslüman’ın kabul edebileceği bir yaklaşım şekli değildir.

8. İnsanların temel sorumluluğu atalara değil kendilerini yaratan Allah’a itaat etmeleridir.

9. Şeksiz ve şüphesiz itaat ancak ve ancak Allah ve Resulüne yapılır atalara ve topluma değil.

10. Atalar dinin sadece tarihte kalmış bir olgu veya Müslüman olmayan insanların bir problemi değil bütün insanlarla beraber Müslüman olan insanların da düşebileceği bir problemdir.

11. Âlimlerin kutsanması dinin kendisinden kaynaklanan bir yaklaşım değil Müslümanların tarihi süreçte içerisine sürüklendikleri bir uçurumdur.

12. Peygamberler dışında hata yaptığında Allah tarafından düzeltilen ve bu anlamda hatadan korunan hiçbir kimse yoktur.

13. Biz Müslümanların bu konuyla alakalı dikkat etmemiz gereken en büyük problem Müslümanlar tarafından oluşturulan atalar dinidir. Ata alimlerin oluşturduğu İslam algısını dinin kendisi olarak görmek bu yaklaşımın temel bir algısı haline gelmiştir.

14. Kur’an’ın Rabbimiz tarafından korunmasının ve kıyamet kadar aramızda bozulmadan kalmasının temel bir hakikati bütün insanların yanlış yapabileceği gerçeğidir.

15. Allah bizi ata ilimlerin oluşturduğu din algısında değil, kendi gönderdiği kitabı olan Kur’an’dan hesaba çekecektir.

“Onlara, ‘Allah’ın indirdiğine ve Rasûl’e gelin’ denildiği vakit, ‘babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter’ derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?” (5/Mâide, 104)

“Müşrikler/putperestler diyecekler ki: ‘Allah dileseydi, ne biz şirk/ortak koşardık ne de atalarımız şirk koşardı. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık.’ Bu şekilde onlardan öncekiler de (peygamberleri) yalanladılar da sonunda azâbımızı tattılar. De ki: ‘Yanınızda bize açıklayacağınız bir bilgi var mı? Siz zandan başka bir şeye uymuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.” (6/En’âm, 148)

“Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: ‘Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti’ derler. De ki: ‘Allah kötülüğü emretmez. Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?” (7/A’râf, 28)

Selam Hak ve Hakikatin izini sürenlere olsun.

Selam ve dua ile…

Similar Posts

  • İNFAK NEDİR?

    Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. İnfak nedir? TDV İslam Ansiklopedisi sözcüğünde “infak” şöyle anlatılır: “Tükenmek, tamamlanmak, son bulmak” mânasındaki nefk kökünden türetilen infâk “bitirmek, yok etmek; yoksul düşmek” gibi anlamlara gelirse de daha çok “para veya malı elden çıkarmak” mânasında kullanılmaktadır. Dinî-ahlâkî bir terim olarak genellikle “Allah’ın hoşnutluğunu elde etme amacıyla kişinin kendi servetinden…

  • YASİN SURESİ 3. BÖLÜM

    62.Ve andolsun sizden pek çok halkı saptırdı.Artık akıl ediyor olmadınız mı? Burada Allah’ın yemin etmesi aslında bu yasanın değişmezliğini ifade ediyor.Şeytan pek çok insanı doğru yoldan sap-tı-ra-cak. Çünkü onlar Allah’a ulaşmak için, Allah’ın verdiği aklı kullanmadılar. Akıl etmek kavramının üzerinde duralım. Akıl nedir? Olayları, parçaları birbirine bağlayıp gerekeni yapabilmektir ki akıl etmek,zekadan farklıdır. Zeka:Anlık bilgiyi…

  • KURAN OKUMANIN ÖNEMİ

    Selamun aleykum . Bugün Kuran okumanın önemi hakkında konuşacağız. Neden Kuran okumalıyız? Neden anlamalıyız? Neden öğrenmeliyiz? Bu sorular hepimizin aklının bir köşesinde biliyorum. O yüzden bugün bu sorulara beraber cevap arayacağız . Çünkü insan bir şeyi neden yapması gerektiğini bilirse öğrenmek için daha çok çaba gösterir. Bizde neden Kuran’ı öğrenmemiz gerektiğini bilirsek daha çok çaba…

  • RAMAZAN AYI VE KUR’AN

    “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, bir rehber ve doğruyu yanlıştan ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır…” (Bakara 2/185) Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Bu ayı, Kur’an’ı anlayıp yaşamak için bir eğitim sürecine dönüştürmeliyiz. Kur’an’ı anlamadan okumanın bize hiç bir faydası yoktur. Çünkü Rabbimiz Kur’an’ı anlamadan seslendirmek için değil, anlayarak okumamız ve okuduklarımızı hayatımıza taşımamız için göndermiştir….

  • ŞÜKÜR NEDİR?

    “… Ey Davut hanedanı, şükür için çalışın. Kullarımdan şükreden azdır.” (Sebe 34/13) Bu ayette çalışın diye çevrilen kelime  “i’melu” dur. i’melu: Amel edin anlamına gelmektedir. Demek ki, şükür dil ile söylemden çok kişinin amel etmesi yani çalışıp, çabalamasıdır. Bilindiği gibi bir çok ayette Rabbimiz ‘aminu ve amlu salihati” diyor. Yani iman edin ve salih ameller işleyin buyurmaktadır….

  • ALLAH’IN NURU (İÇİNİZDEKİ NURU SÖNDÜRMEYİN)

    Enam suresi 122. ayet: “Ölü iken dirilttiğimiz ve insanlar arasında yürüyebilmesi için kendisine ışık tuttuğumuz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu? İşte kâfirlere yaptıkları böyle güzel gösterilmiştir.” Rabbimiz bize vahyi bir nur olarak gösteriyor, nasıl ki ölü bir beldeye gökten tertemiz bir su göndererek diriltiyorsa aynı şekilde ölü kalpleri, ölü…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir