Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Selamünaleyküm arkadaşlar. Bugün inşallah sizlere “Doğa ve Çevre Hakları” hakkında elimizden geldikçe anlatmaya çalışacağım.
Yüce kitabımız Kur’an-Kerim ‘de ve hadislerde, doğa ve çevre ile doğrudan ya da dolaylı olarak ilişki içerisinde olan birçok ifadeye rastlanmaktadır. Bu ifadeler, çevreyi temiz tutmak, tabiata saygılı olmak, ağaç dikmek, hayvanları korumak, israf etmemek gibi konulara dayanmakta, Müslümanlara çeşitli sorumluluklar yüklemektedir. Nitekim Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır: “Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.” (Kamer suresi 49. ayet).
“Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü (bir biçimde) her şeyi bitirdik.” (Hicr suresi 19. ayet)“Göğü Allah yükseltti ve mizanı koydu, sakın dengeyi bozmayın!” (Rahman suresi 7-8. ayetler). Bu ilahi emri dinlemeyen insanlar zararı kendileri çekerler. Zira tabiattaki ilahi dengeyi bozan en büyük etkenin başta aşırı tüketim, israf ve doğal kaynakları kendini yenileyemeyecek şekilde tahrip etmek olduğunu biliyoruz. Çevreci bir bakış açısıyla okuduğumuzda, Kur’an’ın kutsal kitaplar içerisinde çevreye en çok önem veren kitap olduğunu görüyoruz. İslam öncesi yani “Cahiliye Dönemi” Arapları için doğa-tabiat, “ruhsuz ve anlamsız ” bir varlık iken, daha Kur’an’ın ilk ayetlerinden itibaren, yaratıcısının kudretini, ilmini, iradesini, celâl ve cemâlini yansıtan muhteşem bir kainat tablosu sunulur: “Biz onlara hem ufuklarda ve hem kendi nefislerinde delillerimizi göstereceğiz ki, Kur’ân’ın hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Senin Rabbinin her şeye şahit olması kafi değil mi?” (Fussilet suresi, 53. ayet).
“Gökleri ve yeri yaratan, yukarıdan indirdiği su ile size rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince de denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde, ay ve güneşi, gece ile gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah’tır. İstediğiniz her şeyi size vermiştir. Allah’ın nimetlerini sayacak olsanız sayamazsınız.” (İbrahim suresi, 33-34. ayetler).
Hepimiz küreden zerreye kadar inanıp ve tasdik ediyoruz ki; gökteki güneş, ay ve yıldızlarla; yeryüzünü ağaçlar, çiçekler, bağlar, bahçeler ve çeşitli hayvan türleriyle süsleyen kudret ve azamet sahibi Halikımız olan Yüce Allah’tır. Yeryüzünde suları akıtan, gökleri (direksiz) tutan, kar ve yağmurları yağdıran, gece ve gündüz arasındaki sınırı koruyan yine Allah’tır. Kainat bütün güzelliği, müthişliği, zenginliği ve canlılığıyla Allah’ın, yani kainatın yaratıcısının eseri ve sanatıdır. Bitkileri ve hayvanları çift olarak yaratan ve onların çoğalmasını sağlayan da yine Allah’tır. Yüce Allah daha sonra da biz insanoğlunu da yaratmıştır. Bulutlar O’nun izni ve gücü ile rüzgarlara bindirilmekte ve ihtiyaç olan yerlere gitmektedirler. Kur’an-ı Kerim’in diliyle yağmur, gökten gelen bir rahmettir. Su hayatın kaynağı olup, yeryüzünün ve de insanın yüzde yetmişinden fazlasını oluşturan en büyük nimettir. Dağlar, ovalar, çöller, denizler, karalar, tarlalar, bağlar, bahçeler, hayvanlar, bitkiler ve etrafımızdaki tüm canlı-cansız varlıklar hepsi yüce Allah’ın rahmetinin ve azametinin en güzel örnekleridir. “Allah’ın buyruklarını umursamayan şu insanların yaptığı hatalar yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı, nizam bozuldu. Doğru yola ve isabetli tutuma dönsünler diye Allah, yaptıklarının bazı kötü neticelerini onlara tattırır.” (Rum suresi, 41. ayet) Ayetlerde görüldüğü gibi yüce yaratanımız olan Allah (cc); doğayı ve tabiattaki dengeyi ve ölçüyü vurgulanmış olup bu dengeyi bozmamak konusunda insanları uyarmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de bu prensiplerle çevreyi ele alan yaklaşık 500 ayet bulunmaktadır. Dolayısıyla günümüzde giderek daha fazla önem arz eden çevre bilincinin yüzyıllar önce ele alındığını, Allah’ın (cc) bugün yaşadığımız sorunların çözümlerine dair mesajlarını çok önceden Kur’an-ı Kerim’de vermiş olduğunu görüyoruz. Aynı şekilde, hadislerde de yine Kuran-ı Kerim’de olduğu gibi konular vurgulanmış, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) çeşitli durumlardaki davranışları ile çevre bilinci konusunda bize örnek teşkil etmiştir. Onun teşkil ettiği örneklik, çevre ve tabiatla kurduğu dostane ilişkilerdir. Efendimizin doğaya, çevreye ve canlı-cansız varlığa bakış açısı her zaman emanet, nimet, yaşam hakkı ve sevgi kavramları çerçevesinde olmuştur. Eşref-i mahlukat olan insan, yeryüzünün halifesidir. Tabiat ona bahşedilmiş en büyük nimettir. Bu nedenle de yaşadığı çevreyi, doğayı korumakla ve dengeyi bozmamakla mükelleftir. Kendisiyle birlikte tüm canlı ve cansız varlıkların da yeryüzünde yaşama hakkı vardır. İnsanın sahip olduğu şeyi koruyabilmesi için onu sevmesi ve benimsemesi gerekmektedir. İşte bu yönüyle insanlık Peygamber Efendimizdeki gibi bir çevre bilincine sahip olsaydı, acaba bu yaşadığımız çevresel sorunlar yaşanır mıydı?
Bizler iyi bilmeliyiz ki dinimiz temizdir ve temiz olanı sever. Nitekim “Temizlik İmandandır” hadis-i şerifini duymayan herhalde bir Müslüman yoktur. Bir örnek daha vermek gerekirse Peygamber Efendimiz (sav) başka bir hadisinde “…Yeryüzü bana pak ve mescit kılındı. Her kim namaz vaktine girerse, nerede olursa olsun namazını kılar… buyurmuştur. Burada yeryüzünden mescit olarak bahsedilmesi ve nerede olursa olsun namazını kılar ifadesiyle birlikte “Lânete sebep olan şu üç şeyi yapmaktan; su kaynaklarına, yol ortasına ve gölgelik yerlere abdest bozmaktan sakının.” Biz Müslümanlara tüm yeryüzünü temiz tutma sorumluluğu yüklemektedir. Yine başka bir hadisinde ise “Siz de evlerinizin avlularını ve bulunduğunuz sahayı temiz tutunuz. Evlerinin iç avlularında çöpler biriktiren Yahudilere benzemeyin.” buyurmuştur. Bunun yanı sıra ümmetine daima ağaç dikmeyi, hayvanları ve bitkileri korumayı tavsiye etmiştir. Orman tesisi, yapı yasaklı alan(harem), yol genişliklerinin belirlenmesi gibi konularda tabii çevrenin daha iyi oluşturulması için şehir düzenine yönelik tavsiyelerde bulunduğunu da görmekteyiz. Yüce dinimiz islam bizlere gerek Efendimizin yaşayışı, gerek konuyla ilgili yüzlerce ayet ile çevre bilincine dair çok daha fazla mesaj veriyor. Dolayısıyla tüm bunları gördükten sonra Müslümanlar olarak üstümüze çok fazla vazife düşüyor. Efendimizin yaşamındaki ölçü ve dengeyi tüm yaşamımıza entegre etmemiz, çevreye onun bakış açısıyla bakmamız, bu konuda tüm dünyaya örnek olmamız gerekiyor. Nitekim Hz. Peygamber de, hayatı boyunca doğaya, çevreyle ve onun korunmasıyla ilgilenmiş, bu konuda bize örneklik teşkil etmiştir.. Bu tabirle Hz. Peygamber’in canlı varlıklara ve doğaya olan sevgisini, doğanın ve canlıların korunmasına ilişkin sözsel öğretisi ve fiilen yaptığı şeylerin bütünü kastedilmektedir. Bu bağlamda hadis kaynakları incelendiğinde tabiat ve çevreyle ilgili doğrudan veya dolaylı olarak pek çok hadis bulmak mümkündür. Hadislerde akarsuların, nehirlerin, göllerin ve denizlerin kirletilmemesi ve temiz tutulması konusunda da pek çok uyarılar vardır: Su yollarına, meyveli ağaç altlarına, gelip geçilen yollara ve insanların gölgelendikleri yerlere abdest bozulmaması, hayvan ağıllarının kuyulardan belli bir mesafede uzak tutulması istenmektedir. Mescitlerin temiz tutulması, su kaynaklarına, nehir kenarlarına ve durgun sulara tuvalet ihtiyacının giderilmemesi konusunda ciddi ikazlar vardır. “Sizden biriniz durgun suya bevletmesin, sonra ondan abdest alabilir.”hadisi buna örnektir.
Hz. Peygamber, çevre ve tabiatla çocukluğundan beri çok yakın bir ilişki içerisinde bulunmuştur. Ayrıca Hz. Peygamber’in, hayatının daha sonraki dönemlerinde de pek çok hayvan (at, koyun, keçi vb.), bağ ve bahçeleri olmuştur. Dolayısıyla toprakla, tabiatla iç içe yaşayan Hz. Peygamber, yaşadığı çevrenin yeşillendirilmesi ve ağaçlandırılmasıyla da yakından ilgilenmiş, bu konuda örnek davranışlar sergilemiştir. Hz. Peygamber, Medine yakınlarındaki “Zureybu’t-Tâvil” ismiyle bilinen alanın ormanlaştırılması için çaba göstermiş ve bu konuda şöyle buyurmuştur: “Kim buradan bir ağaç keserse onun karşılığı olarak bir ağaç diksin.” buyurarak en azından kesilen ağacın yerine yenisini dikme şartını getirmiştir. Çevrenin yeşillendirilmesi ve ağaçlandırılmasını teşvik eden pek çok hadis Hz. Peygamber’in çevrecilik anlayışını büyük ölçüde yansıtmaktadır. “Bir müslüman, bir ağaç diker veya ekin eker de ondan bir kuş, insan veya herhangi bir hayvan yerse, bu onun için sadaka sayılır. ” “Kıyamet koparken elinde hurma fidanı bulunanız, -onu dikmeye gücü yetiyorsa-hemen dikiversin.”Burada esas olan, ağaç dikmenin önemini kavratmak ve buna alıştırmaktır. “Kim ağaç dikiminde bulunursa, onun için ağaçtan hâsıl olan ürün miktarınca Allah sevap yazar. ” “Kim bir ağaç diker ve meyve verinceye kadar muhafaza ve büyümesi için ilgisini devam ettirirse, meyvesinden elde edilen her istifade bir sadakadır ve dikenin hesabına yazılır. ” “Kim bir ağaç diker ve de bu ağaç olgunluğa ererse, Allah bu ağaç sebebiyle, diken kimse için cennette bir ağaç diker.
Hz. Peygamber öncelikle çevreye karşı olumlu ve duyarlı davranılmasında sevginin de göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulamış ve Uhud dağına sevgisini şöyle belirtmiştir: “Bu bizi seven bir dağdır, biz de onu severiz.”
İslâm dini insanın, hiçbir ayrım yapmaksızın bütün canlılara karşı sorumlu olduğunu bildirmiştir. Toplumda insan haklarına uyulması gerektiği gibi, küçümser bir tavır takınmadan hayvan haklarına da riayet edilmesi elzemdir. İnsan dışındaki canlılara karşı da kişinin, hakkaniyet ölçüleri içerisinde şefkat ve merhamet göstermesi gerekir. Nitekim Peygamber Efendimiz: “Merhametli olanlara Rahman da merhamet eder. Yerde olanlara merhametli olun ki, gökte olanlar da size merhamet etsinler.” buyurmuştur. Bununla birlikte Hz. Peygamber, hayvanlara kaba kuvvet uygulanmasını yasaklamış, hayvanların hedef yapılarak atış yapılmasını, dövüşmeleri için kızıştırılmalarını, zevk için avcılık yapılmasını, avcılıkta hayvana eziyet verdiği için sapanın kullanılmasını men etmiştir. Hadislerde hayvanlara karşı yapılan kötü muameleden dolayı insanın hesap vereceği ifade edilir: “Haksız olarak bir serçeyi öldürenden Cenâb-ı Hak kıyamet gününde hesap soracaktır.” buyurarak canlılara eziyet edilmemesini ve işkence yapılmamasını istemektedir. Hayvanlara dağlama yapmayı, lanet etmeyi yasaklamış, kuş yuvalarının bozulmasını ve yavrularının alınmasını men etmiş, evcil hayvanların beden ve ağıllarının temizliği ve onların yavrularına hassas davranılmasını istemiştir. Hz. Peygamber, her can taşıyan hayvana yapılan iyiliğin sevabı olduğunu belirtmiş, kediyi aile fertlerinden biri olarak görmüştür. İnsan hayatını tamamlayan, tabiattaki dengenin sağlanmasında önemli bir rol oynayan hayvanlara karşı insanca muamele yapılması, gelenekten gelen yanlış tutum ve davranışların terk edilmesi konusunda herkesin hassasiyet göstermesi ve onlara karşı her türlü zulümden kaçınması medenî bir insanın olmazsa olmaz şartıdır. İslâm dininin peygamberi ve en büyük çevreci olan Hz. Muhammed (sav) de, fiilî olarak hayatının her safhasında doğayla içli dışlı olup, çevrecilikle ilgili olumlu ve yapıcı faaliyetler içerisinde bulunmuştur. Çevre ile ilgili hadislerin kökeninde doğaya ve çevreye karşı duyarlılık, doğayı ve çevreyi koruma ve sahip çıkma bilinci yer almaktadır.
Yüce Rabbim bizleri yeryüzünde kendi rızasına uygun doğayı seven ve koruyanlardan eylesin. Ne mutlu o müminlere ki; Allah rızasını gözeterek; tüm canlıların hak ve hukukuna riayet edebilene. Vesselam…

