ALLAH’IM SENİN İÇİN

Kovulmuş şeytanın şer’inden Yüce Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Selamünaleyküm arkadaşlar. Bugün sizlere Yüce Allah’ın emir ve yasaklarını yerine getirmeye çalışan Müslüman bir kimsenin, her iş ve amelinde sırf ama sırf Allah için, onun rızasına uygu olarak yaptığında, ibadet etmiş gibi olduğu hakkında konuşacağız.

Biz inananlar iyi bilmekteyiz ki Rabbimiz Allah, biz insanlara bazı ibadetleri farz kılmış, bazılarını tesbihat ve salih amel olarak öğütlemiştir. Namaz kılmak, hacca gitmek, oruç tutmak bir ibadettir, zekat vermek, sadaka vermek bir ibadettir, iyilik yapmak bir ibadettir, rızkını helal ve tertemiz yoldan, alnının teriyle kazanmak için çalışmak da bir ibadettir. Karşılaştığınız birine selam vermeniz bir ibadettir, dua etmek de bir ibadettir, hakikatleri öğrenmek için ilim okumak/öğrenmek ve öğretmek de bir ibadettir. Yani kısaca Rabbimizin de buyurduğu gibi yapılan her hayırlı ve faydalı iş ve amel ibadettir.

Günlük hayatlarımızda bir iş ile meşgul olurken bir işe girişirken Allah rızasına uygun mu diye kontrollü hareket etmek, Allah katında çok mühimdir. İbadet ve sâlih ameller, sırf Allah rızâsını kazanmak için yerine getirilmelidir. Beden için ruh ne ise, amel için hâlis yani ihlaslı bir niyet de odur.

Müslüman kişi, bazı temel ihtiyaçlarını yaparken bile (yemek yeme, uyumak, çalışmak vb.) sırf Allah için yaptığında ibadet etmiş gibi olur. Mesela kişi yemek yerken veya uyumak istediğinde, eğer ihlaslı bir niyet ile; Allah’ım ben bu yemeği yiyeceğim ki, güç kazanıp ibadetlerimi iyi bir şekilde yapacağım, senin yolunda bu gücümü harcayacağım, senin rızan doğrultusunda vakit sermayesini harcayacağım. Allah’ım senin için gece ve sabah namazına kalkmak üzere yatacağım, onun için yatıyorum dese ve bu niyet üzere yaparsa, sanki ibadet etmiş gibi olur.

Hiç şüphesiz ki, Yüce Allah’a yapılan tüm ibadetlerin karşılığını/ ecrini, yine Yüce Rabbimiz eksiksiz bir şekilde vermektedir. O dilediğini rezil eder, dilediğini de sonsuz nimetlerine kavuşturarak vezir eder.

De ki: “Herkes bulunduğu hal ve niyetine göre iş yapar. Bu durumda kimin en doğru yolda olduğunu Rabbiniz daha iyi bilir.” (İsra suresi/84.)

“Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek birçok uygun yer ve imkân bulacaktır. Kim Allah ve resulü uğrunda hicret ederek yurdundan çıkar da sonra ölüm onu yolda yakalarsa artık onun mükâfatını vermek Allah’a aittir; Allah daima günahları örtmektedir, engin rahmet sahibidir.”(Nisa suresi/100.)

Yani ayetlerin ışığında, kişi her ne niyet üzere ise, Yüce Allah’ın ona göre yaptığının karşılığını vereceğini bizlere söylemiştir.

 “Sizi yanımızda değerli kılacak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır. Ancak imân edip güzel ve hayırlı işler yapanların durumu başkadır. Onlara yaptıklarının kat kat fazlasıyla mükâfat verilecektir” [Sebe’ sûresi (34), 37].

“İslâm’ın dörtte biri” olarak tavsif edilen meşhur hadiste, amellerin ancak ve ancak niyetlere göre, yani onu yapanın ne maksatla yapmış olduğuna göre değerlendirileceği ifade edilir.

“Amellerin değeri, ancak niyete göredir. Bir kimse neye niyet etmişse, eline geçecek olan da odur.” 

“Mü’minin niyeti, amelinden üstündür/hayırlıdır.” 

“Allah ancak kendi rızası gözetilerek samimi bir niyetle yapılan ameleri/ibadetleri kabul eder.” 

Ne mutlu her iş ve amelinde Allah rızasını gözeten ve sırf Allah için yapanlara.       Vesselam…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir