ALAK SURESİ (1.BÖLÜM)

Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillahirrahmanirrahîm.

1﴿ Yaratan Rabbinin adıyla oku!

Rabbimiz bu ayette okur musun, okusan diye ricada bulunmuyor, “Oku” diye emrediyor. Okumak, Kur’an okumak Rabbimiz ne emrediyorsa mazeret göstermeden onu yapmaktır. Yoksa her gün sayfalar dolusu okuyup hatim indirmek yani Kur’anı baştan sona kadar okumak değildir. Adaletli ol ayetini okuyup adaletli olmuyorsak, iyilik yap ayetine rağmen kötülük yapıyorsak, faizden uzak dur ayetine rağmen faizden kaçamıyorsak,   dosdoğru ol ayetine rağmen yalan söylüyorsak, iftira atıyorsak, güzel söz söyle ayetine rağmen kaba konuşuyorsak bu nasıl okumadır? Boş okumadır. Faydasızdır. Ama yüce kitabımızı anlayarak okuyup çevremizdeki insanlar ne derse desin Rabbimizin emirlerini hayatımıza uygulamaya çalışarak okuyorsak işte bu faydalıdır. Böyle okuyan o güzel insan meleklerin ettiği duayı da ediyor demektir. Melekler Rabbimize nasıl dua ediyordu? Bakara suresi 32. ayette görelim. “Seni tenzih ederiz! Bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. En kâmil ilim ve hikmet sahibi şüphesiz sensin” cevabını verdiler.”(Bakara:32)

Bizler de meleklerin duasını edebiliyorsak, Rabbimiz her şeyi bilen alim, hakim olan sensin sen diyebiliyorsak, Kur’an gönlümüze işlemiş olur. Okuruz, anlarız, yaşarız, taşırız. Kur’anı okuyup anlamını okumazsak bu okuma eksik olur. Anlamını okuduk ama hayatımıza uygulamıyorsak roman okuyormuş gibi okumuş oluruz. Yine eksik kalır. Ayetleri hayatımıza uyguluyorsak ama diğer insanlara Peygamber Efendimizin (sav) taşıdığı gibi taşımıyorsak, halimizle, tavrımızla, elimizle, dilimizle anlatmıyorsak, insanlar akın akın kötülüğe giderken sadece evde oturup namazımı kılarım, Kur’anımı okurum diyorsak Rabbimizin rızasına ulaşamayız. Gerçek müslüman sadece kendisini düşünmez. Kötülüğe seyirci kalmaz. Engellemeye çalışır. Onun için öncelikle Kur’anımızı okumalıyız + anlamalıyız + yaşamalıyız + taşımalıyız. Kur’anımızı bu dört ilkeyle okursak işte o zaman gerçek okuma olur, işte o zaman “ikra”ayetini yerine getirmiş oluruz. Rabbimizin emirleri sadece Kur’anda var. Kur’anı kursak bilgimiz olursa bu dini doğru yaşarız. Kur’anı bilirken tecvitte yani harfleri güzel çıkartmada kalırsak, anlamazsak, hayatımızda uygulamazsak bizim okumamız gırtlakta kalır. Bir türlü kalbe inmez. Anne yada baba çağırdığında koşmayan, off diyen hafızlar, ücret karşılığı din anlatanlar, kız çocuklarını dışlayalar, yalan söyleyenler Kur’anı öğrenemiyor diye dövenler, kaba konuşanlar ortaya çıkar. Kur’anı okuyan ve okumayan insan arasında davranış farkları olmalıydı. Fark nerede? İşte Kur’anı anlamayınca, ayetler kalbe inmeyince davranışlarımızda ayetler görülmez. Hani derler ya hocanın dediğini yap yaptığını yapma. Maalesef bu durum oluşur. Hz. Ali (ra) : “Anlamayarak yapılan ibadette, düşünülmeden gerçekleşen kıraatte, yani okumakta hayır yoktur.”

Sadece “Yaratan Rabbinin adıyla oku.” ayetini tam okusaydık, hayatımızda çok şey değişirdi. Ama biz okumadık. Televizyonu, dizileri, yarışmaları, indirimleri, reklamları okuduk. Her şeyi ama her şeyi okuduk ama inandığımız, Rabbimizden bize, hayatımıza yol haritası, rehber olarak indirilen, karanlıklardan aydınlığa çıkaran Kur’anı okumadık. Artık ne yaptığımızın farkına varma zamanı gelmedi mi? Çok geç olmadan, ölüm gelmeden bu kitabın değerini lütfen fark edelim.

Ayetleri Çerçeveletip Duvara Asmak

Peygamber Efendimiz (sav) zamanında hiç kimse ayetleri camiye, evinin duvarlarına, dükkanına asmıyordu. Hiç bir sahabe bu ayet beni korur, bereketi artırır, kısmeti açar, şeytanı def eder, tılsımlı ayettir, hastalıklardan korur, zengin eder demiyordu. Duvarlara asmıyordu. Bezlere sarıp üstünde taşımıyordu. Sahabeler ayetleri hayatında birebir yaşıyorlardı. Yaşamlarıyla Kur’anı yaşayan sahabeler…

Şimdi internet sayfalarında şu ayeti, şu duayı, Allah’ın şu isimlerini şu kadar oku, suya ısla, suyunu iç, evin etrafına dök şöyle faydası var bir sürü safsata hikayeler var. Buna, Rabbimizin bize indirdiği bu Kur’anı anlamayarak okuyanlar inanıyor. Ama araştıran, sorgulayan, anlamına dikkat edenler ise inanmıyor. Bizler yaratılanlar olarak “Yaradan Rabbimizin adıyla oku. “ ayetini gerektiği gibi okumazsak Zümer suresi 67 olur.

“Onlar Allah’ı gereği gibi takdir edip tanımadılar. Kıyamet gününde bütün dünya O’nun avucundadır; gökler de O’nun kudret elinde dürülüp bükülmüştür. Allah, müşriklerin koştukları ortaklardan uzaktır ve yücedir.” (Zümer:67)

Bu ayette olduğu gibi Allah’ı hakkıyla tanıyıp bilemedik. İnsanlar yalnız kaldıklarında şu üç durumdan birisi olur. Birincisi can sıkıntısı. Canı sıkılan, oflayıp puflayan, sürekli şikayet eden insan durumu. İkincisi oh kimse yok çevremde, kimse beni görmüyor, istediğimi yaparım durumu. Üçüncüsü ise şükürler olsun Rabbim seninle baş başayım. Seni, senin bana gönderdiğin kitabından doya doya tanıyabilirim. Benden istediklerini öğrenebilirim, diyen insan durumu. Bizler Allah’ı gereği gibi tanıdık deyip bu durumun hangisini yapıyoruz? 

2﴿ O, insanı alaktan (asılıp tutunan zigottan) yaratmıştır.

Önceki ayette Rabbim “oku” emrini buyurmuştu. Neyi okuyayım Rabbim? İnsan öncelikle kendi yaratılışını, kendini okumalı. Kendi yaratılışımızla ilgili Müminun suresi 14. ayete bakalım.

“Ardından nutfeyi (döllenmiş yumurta) alakaya (rahimde asılıp beslenen embriyo) çeviriyor, alakayı şekilsiz et (görünümünde) yapıyor, bu etten kemikler yaratıyor, daha sonra da kemiklere adale giydiriyoruz; nihayet onu bambaşka bir varlık halinde inşa ediyoruz. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah çok yücedir.” (Müminun:14)

Kalbimiz ne kadar mükemmel bir makine ki 

doğduğumuzdan beri sürekli atıyor. Vücudumuzdaki kanı temizliyor, bedenimizin en uç noktasına kadar pompalıyor. Hangi mühendis elektriksiz, makinesiz sadece etten kalp yapabilir ki? 

Ya saçlarımız nasıl uzuyor? Dilimiz nasıl tat alıyor? Derimiz ise bambaşka bir harika. Hangi terzi böyle bir kıyafet dikebilir? Bebeklikten yaşlılığa kadar kullanılan, yırtıldığında kendini onaran, nefes almaya katkısı olan, vücuttaki teri dışarı atan hiç bir kıyafet dikemez. İnsan okumaya kendinden başlarsa Rabbinin ikram sahibi olduğunu anlıyor. 

3-5﴿ Oku! Kalemle (yazmayı) öğreten, (böylece) insana bilmediğini bildiren rabbin sonsuz kerem sahibidir.

Kerem; bağlılık, cömertlik, çok ikram eden demektir. Rabbimiz öyle bir ikram sahibi ki bize en önemli ikramı verdi. Bilgiyi verdi. Kur’anı verdi. 

                                               Vesselam…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir