MÜDDESSİR SURESİ (3.BÖLÜM)

(48)Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.
Ayette geçen nefa kelimesi, fayda demektir. Yani ne şefaatçilerin yardımı ne de aracılık edenlerin desteği o gün onlara bir fayda sağlayacaktır; çünkü artık ölüm gelip çatmıştır.

​Şefaat Konusuna Nasıl Bakmalıyız?

​Şefaat konusu oldukça ince bir meseledir. Bu konuya “Şefaat yoktur!” diye kestirip atarak başlamamak gerekir; böyle yaparsak yanlış bir başlangıç yapmış oluruz. Doğru yaklaşım şudur: Şefaat vardır ve haktır; ancak şefaat yetkisi bütünüyle Allah’ındır. Eğer bunu belirtmezsek, ayet bilgisi yeterli olmayan insanlar konuyu yanlış anlayıp uzaklaşabilirler.

​Ayete dikkat edelim: Allah, “Artık onlara fayda sağlamaz” buyuruyor. Buradan şu sonuç çıkar: Şefaat edenlerin şefaati acaba dünyadayken mi fayda sağlıyordu? Evet, biz dünyadayken birbirimize şefaat edebilir, yardım edebilir veya işlerimizde aracılık yapabiliriz. Ancak öldükten sonra, yani o büyük diriliş gününde, “Din Gününün Maliki”nin huzurunda kimse kimsenin hesabına aracılık edemez.

Peygamberlerin Şefaati ve Örnekliği

​”Peygamberler büyüktür, muhakkak şefaat ederler” diye düşünebilirsiniz. Fakat Kur’an’ın hiçbir ayetinde peygamberlerin (ahirette birer hukuksal aracı gibi) şefaat edeceğine dair bir ima bile yoktur. Peygamberler şefaatlerini zaten yaşarken yapmışlardır; bize örnek olmuş, kitabı bırakmış ve yolu göstermişlerdir. Daha ne yapsınlar? Bizler onun gibi yaşar, kitaptaki emirlere elimizden geldiğince uyarsak, Peygamber Efendimiz’in asıl şefaati bu olur.

​Hesap gününde Allah, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez. Oranın hâkimi sadece Alemlerin Rabbidir. Fatiha Suresi’ni bir daha okuyalım: “Allah, din gününün sahibidir.” Kararı sadece O veriyorsa, O’ndan başka kim hüküm verebilir?

“Yüzü Suyu Hürmetine” Mantığı ve Adalet

​Toplumda sıkça duyduğumuz; yatırlardan, türbelerden şefaat dilemek veya “Allah’ın izniyle şu zatın yüzü suyu hürmetine…” diyerek araya birilerini koymak Kur’an’a ne kadar uygundur? Bir örnekle düşünelim:

​Bir öğretmen, öğrencilerini geliştirmek için sınav yapıyor. Bazı öğrenciler gece gündüz çalışmış, didinmiş. Bazıları ise yan gelip yatmış, hiçbir şey yapmamış. Sınav günü tembel öğrenci gelip öğretmene, “Hocam, şu çalışkan öğrencinin hatırına beni de geçirin, ben onu çok seviyorum” dese bu ne kadar mantıklı olur? Eğer öğretmen o çalışkanın hatırına tembeli geçirirse, o öğretmene “Adil” denir mi? Çalışanla çalışmayanı bir tutan bir sisteme kim güvenir?

​İşte biz, bu mantıksızlığı maalesef Alemlerin Rabbine yakıştırıyoruz. Oysa Rabbimiz Müddessir Suresi 38. ayette “Her nefis kendi kazandığına bağlıdır”; Necm Suresi 39. ayette ise “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” buyuruyor. Eğer hiçbir çaba göstermeden birileri bizi kurtarabilecekse, bu ayetleri ne yapacağız? Kur’an’dan mı çıkaracağız?

​Sonuç: Kendi Davranışlarımızın Şefaati

​Şunu unutmayalım: Bizim davranışlarımız bize şefaat edecek. Peygamber gibi yaşamayıp, vahye uymayıp sadece “Şefaat ya Resulullah!” diyerek, birilerinin gölgesinde cennete girmeyi ummak “beleşçi” bir mantıktır. Bu mantığın hayatımızı esir almasına izin vermeyelim. Ne yaptıysak onu bulacağız.

​Peygamberler bile sadece Allah’a sığınmış ve sadece O’ndan yardım istemişlerdir. Peygamberin asıl sünneti budur. Şah damarımızdan daha yakın olan Allah (Kaf, 16) dururken, araya aracılar koymak neden? Araf Suresi 188. ayette Allah, Peygamberimize şöyle demesini emreder:

“De ki: Ben kendi kendime, Allah’ın dilediğinden başka ne bir menfaat elde etmeye ne de bir zararı önlemeye malikim…” Peygamberimiz, kızı Fatıma’ya bile, “Ey kızım Fatıma, senin için (ahirette) bir şey yapamam, kendi nefsin için çalış” demiştir. En yakınına bunu söyleyen bir Peygamberin, sorumluluklarını yerine getirmeyen ümmetine “avukatlık” yapacağını düşünmek ne kadar gerçekçidir?

​Bizler Zuhruf Suresi 44. ayette belirtildiği gibi “Bu kitaptan sorguya çekileceğiz.” Ödevimize çalışacağız, dürüst olacağız ve davranışlarımızla Allah’a sığınacağız. Ayetin sonunda sorduğu gibi: “Onlara ne oluyor da bu öğütten (Kur’an’dan) yüz çeviriyorlar?” Demek ki ahirette (çabasız bir) şefaat bekleyenler, aslında Kur’an’ın bu gerçeklerinden yüz çevirenlerdir.

(49)Böyle iken onlara ne oluyor da, öğütten yüz çeviriyorlar?
Burada geçen “zikir” kelimesi, aslında “öğüt” demektir. Dolayısıyla zikir, özü itibarıyla Kur’an’dır. Kur’an; insanlar için bir öğüt, bir nasihattır.

​Rabbimiz, “Onlara ne oluyor da öğütten yüz çeviriyorlar?” diye sorarak, bu zikirden (öğütten) uzaklaşanların durumuna dikkat çeker ve onları sarsıcı bir benzetmeyle anlatır.

(50-51) Onlar sanki arslandan kaçan yaban eşekleridirler.
Rabbimiz soruyor: “Onlara ne oluyor ki öğütten (Kur’an’dan) yüz çeviriyorlar?” (Müddessir, 49). Ayetteki benzetmede, Kur’an aslanı, ondan kaçanlar ise yaban eşeklerini temsil eder. Rabbimiz, “Ne oluyor da bu öğüt onlara fayda sağlamıyor da böyle kaçıyorlar?” buyuruyor.

​Gürültüyle Ayetlerin Üstünü Örtmek

​Ayetlerden kaçanlar sadece uzaklaşmakla kalmaz, aynı zamanda büyük bir gürültü çıkarırlar. Fussilet Suresi 26. ayette belirtildiği gibi: “İnkâr edenler, ‘Bu Kur’an’ı dinlemeyin; okunurken gürültü yapın, umulur ki üstün gelirsiniz’ dediler.”

​İnkâr edenlerin stratejisi budur; Kur’an’ın dinlenmesini, açıklanmasını ve anlatılmasını istemezler. Siz bir ayet okuduğunuzda, karşı taraf size öyle bir hışımla bakar ve o kadar yüksek sesle bağırır ki şaşırırsınız. İşte o an bu ayet aklınıza gelsin: Onlar sadece gürültü yapıyorlar.

​Unutma: Sen Müslümansın, gürültüye aldanma. Ayeti duyduğunda “Başım gözüm üstüne” de. Rabbimizin sözünden daha güzel, daha doğru bir söz var mı? Öyleyse ayeti gördüğünde, “Bu Rabbimin kelamıdır” diyerek elinden geldiğince onu uygulamaya çalış.

Ölülere İşittiremezsin

​Şunu bil ki; sen ölülere işittiremezsin. Neml Suresi 80. ayette buyurulduğu gibi: “Bil ki sen ölülere işittiremezsin; arkasını dönüp kaçmakta olan sağırlara da daveti duyuramazsın.”

​Rabbimiz, ayeti duyup da harekete geçmeyene “ölü” ve “sağır” diyor. Sen o körleri sapıklıklarından döndürüp hidayete erdirecek değilsin. Sen ancak ayetlerimize iman edeceklere sesini işittirebilirsin; işte onlar Müslüman olur ve selamete ererler.

Ayetleri ancak iman edenler duyar ve hayatlarına uygularlar. Diğerlerine ne kadar anlatırsan anlat, aslandan kaçan yaban eşekleri gibi kaçmaya devam ederler.

​Bu durumla karşılaştığında fazla üzülme. Çünkü biliyorsun ki körler, sağırlar ve ölüler işitmez. Sen sadece bir duyurucu, bir öğüt verensin; bunu unutma. Ayetleri gördüğünde aslandan kaçan yaban eşekleri gibi davrananlar, üstelik bir de kendilerine (özel olarak) açılmış sayfalar verilmesini isterler.

(52-54)Hatta onlardan her bir kişi, kendisine açılmış sahifeler verilmesini istiyor.Hayır, hayır! Onlar ahiretten korkmuyorlar.Hayır, düşündükleri gibi değil! Şüphesiz bu (Kur’an) bir uyarıdır.
Onlardan her biri, kendilerine önlerinde açılmış sayfalar (özel vahiyler) verilmesini isterler. Peki, ayetlerden “yaban eşekleri gibi” kaçan bu kişiler aslında neyi murat ediyorlar?

​1. Elçiyi ve Mesajı Küçümseyenler

​Bu zihniyet, Peygamber Efendimize geleni kabul etmiyor. “Bu Kur’an ona mı indi?” diyerek itiraz ediyorlar. Bugün de benzer bir tavırla karşılaşabilirsiniz: Siz bir ayeti açıkladığınızda, “Onu sen mi açıklayacaksın? Onca insan denedi de başaramadı, sen mi başaracaksın?” diyerek direnç gösterirler.

​2. “Bana Özel Mesaj Gelsin” Diyenler

​Bu insanlar, hidayet için Kur’an’ı yeterli görmez; sanki “falan oğlu filana” veya “falan kızı kişiye” özel mektup, özel bir vahiy ya da olağanüstü mucizeler beklerler. Sorumluluktan kaçmak için de şu bahanelerin arkasına sığınırlar:

​”Bu hocalara inmiş bir kitaptır, sadece onlar okusun ve uygulasın.”

​”Bana doğrudan bir kitap verilmedi, Allah bana özel bir elçi göndermedi.”

​3. Bilgisizlikten Doğan Korku

​Aslında bu tavrın temelinde ahiret korkusunun eksikliği yatar. Buradaki asıl mesele, bilgisizlikten kaynaklanan bir korkudur. Bu, tam bir müşrik korkusudur. Neden mi? Çünkü ilimleri yok, ayetleri bilmiyorlar ve Kur’an’dan bilerek kaçtılar; öğrenmek dahi istemediler. Elbet bir gün ölmekten ve hesap vermekten korkacaklar, ancak Allah’ın ayetlerini gördükleri halde hayatlarına uygulamamak için adeta “aslandan kaçan yaban eşekleri gibi” kaçtılar.

​Sonuç: Kur’an Bir Hatırlatmadır

​”Kella!” Hayır, hayır! Muhakkak ki o (Kur’an), bir öğüttür. Sizin okumak istemediğiniz, hayatınıza uygulamaktan kaçındığınız bu kitap, Rabbimizden gelen bir hatırlatmadır.

​Peki, bu öğüt kimin içindir? Elbette ahiretten korkan ve sorumluluk bilinci taşıyan insan içindir. Kim ne derse desin, bu dünyada ciddiye alınması gereken en büyük gerçek budur: Kur’an bir öğüt, bir hatırlatma ve bir hidayet rehberidir.

(55)Artık kim dilerse ondan öğüt alır.
​”İnşallah”, “Allah dilerse, Allah isterse” demektir. Müddessir Suresi’nde belirtildiği üzere; bu Kur’an muhakkak ki bir öğüttür. Artık kim dilerse ondan öğüt alır.

​Hemen bu noktada Kehf Suresi 29. ayete bakıyoruz:

​”De ki: O hak Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.”

Rabbimiz seçimleri bize bırakmıştır. Bu Kur’an’ın bir öğüt olduğunu bildirmiş; ister “yaban eşeği gibi” gerçeklerden kaçmayı, ister gerçek bir Müslüman gibi ayetlere sığınıp onları uygulamayı bizim irademize sunmuştur. Rabbimiz, “Bu senin bileceğin iş,” der; ancak ardından da ekler: “Seçiminin sonucuna katlan.”

​Seçimin Sonucu ve Sorumluluk

​Zalimler için öyle bir ateş hazırlanmıştır ki, duvarları onları çepeçevre kuşatacaktır. Eğer feryat edip yardım isteseler, onlara erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. O ne kötü bir içecek ve ne kötü bir barınaktır!

​Allah’ın yolunu seçmeyenlerin varacağı yer, elbette burasıdır. Kim dilerse Kur’an’dan öğüt alır; çünkü bu ayetler birer harita, birer pusula ve yol göstericidir.

​Kitapla Bir Ömür Sürmek

​Hem bu kitabı tanımayacaksın, hem ayetlerinden uzak kalacaksın, hem de kitapsız bir hayat yaşayacaksın… Bu mümkün mü? Rabbine giden yolu bulmak isteyen kişi, bu kitapla sürekli birlikte olmak ve ondan öğüt almak zorundadır; bunun başka çaresi yoktur.

​Hem Rabbimizin gönderdiği kitabı okuma, hem Peygamber Efendimizin bir ömür harcayarak anlattığı ve bizzat uyguladığı ayetleri hayatına geçirme, sonra da “Ben Müslümanım” de… Bu olur mu? Öyleyse bizler, ayetlerden ürküp kaçan yaban eşekleri gibi olmayalım. Bu Kur’an, gerçek Müslümanlar ve inananlar için en büyük öğüttür.

(56)Bununla beraber, Allah dilemedikçe öğüt alamazlar. O takvaya (kendisine karşı gelmekten sakınılmaya) ehil olandır, bağışlamaya ehil olandır.
​”Allah dilemedikçe onlar öğüt almazlar; O, sakınılmaya ve bağışlamaya ehil olandır.”

​Peki, Allah’ın dilediği nedir? Allah’ın muradı; kullarının Kur’an ile birebir bağ kurarak öğüt alması ve bağışlanmayı hak etmeleridir. Eğer Allah bunu dilemeseydi, Kur’an’ı ve peygamberleri gönderir miydi? İnsana akıl verir miydi? Elbette hayır. Allah’ın dilemesi en baştadır; O, bizim öğüt almamızı dilediği için imtihanı bu şekilde kurmuş ve kurallarını Kur’an’da açıkça belirlemiştir.

​Öyleyse bize düşen Kur’an’ı öğrenmek, Rabbimizden öğütler alıp bunları hayatımıza uygulamaktır. Madem “Müslümanız” diyoruz, bunu yapmakla mükellefiz.

​Kur’an Zor mu?

​Eğer “Ben Kur’an’ı anlayamıyorum, öğüt alamıyorum, Kur’an çok zor” diyorsanız, sizden Kamer Suresi’ni bir kez olsun manasını düşünerek okumanızı rica ediyorum. Rabbimiz orada aynı ayeti tam dört defa tekrarlıyor:

​”Yemin olsun ki, Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?”

​Gerçekten, hakkıyla düşünen var mı? Kur’an’ın mealini okuyanlar bile bazen yeterince tefekkür etmiyor, hızlıca geçip gidiyor. Hatmedenler zaten çoğu zaman hızlı okuma telaşında… “Bu ayet neden böyle gelmiş? Rabbimiz burada bana ne demek istiyor?” diye durup düşünen var mı? Maalesef çok az. Rabbimiz “kolaylaştırdık” diyor ama bizler bu ayetler üzerinde derinleşmeyi ihmal ediyoruz.

​Evet arkadaşlar, Müddessir Suresi üzerine benim anlatacaklarım ve anladıklarım bu kadar. Hepinize sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.

Similar Posts

  • KUR’AN-I TERKEDENLERDEN OLMA!

    Bugün dersimizde çok değişik bir konu işleyeceğiz bir o kadar da yürek yakıcı bir konu… Müslüman olmamıza rağmen neden Kur’an’dan yüz çevirdiğimiz konusu. Bugün inşallah bunları madde madde açıklayacağız. 1. Kur’an-ı  okumadık. Kur’an’da İlk inen ayet Alak suresinin ilk ayetidir. Peygamberimiz Hira mağarasındayken Cebrail “oku” demiştir.  “Oku” kelimesi Arapça’da emir sigasıyla gelmiştir. Yani bu “okur musun”…

  • ALLAH KİMLERİ SEVER?

    Bugün sizlere öyle bir soru soracağım ki…Bu sıradan bir soru değil, insanın kalbini yerinden oynatacak türden bir soru. Soruyorum:Allah kimleri sever? Bu soru öyle büyük bir soru ki, sahabeler bile merak edip Peygamberimize gidip sürekli sorarlardı. Çünkü sevildiğini bilmek insanı güçlendirir.Hele ki bizleri yaradan Allah tarafından sevilmek söz konusuysa, bu bambaşka bir şeydir.Sonuçta hiçbirimiz çıkıp…

  • FURKAN SURESİ(3.BÖLÜM)

    61.  Göğe burçlar yerleştiren, orada bir ışık kaynağı (güneş) ve aydınlatıcı bir ay yaratanın şanı çok yücedir. O Allah ki pek yücedir. Gökyüzünün içinde burçlar kıldı  ve kandil yani ışık saçan bir güneş kıldı ve kandilden gelen ışığı yansıtan nurlu bir ay yarattı. Bilgi: Nuru merak ediyorsak, Aya bakalım hiç gözümüz ağrımaz. 62.ve O Allah…

  • KUR’ANDA GEÇEN KALP KELİMESİ ÜZERİNE

    Kalp beynin merkezinde yer alır. Buna komuta ve yönetim merkezi de diyebiliriz. Bu kalp kan pompalayan organdan farklıdır. Beynimizin merkezinde yer alan bu kalp bağlantı kurma, alınan bilgileri sınıflandırma, doğruyu yanlıştan ayırt etme, bağ kurma gibi özellikleri vardır. Gözlerin görme, kulakların duyma, burnun koklama, derinin hissetme ve dokuma, dilin tatma özelliği olduğu gibi beynin merkezinde…

  • CENNETE ULAŞMANIN VE MUTLULUĞA ERMENİN YOLU

    Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillahirrahmanirrahîm. Bu yazıda Hicr Suresinin kırk yedi ve kırk sekizinci ayetlerini tefekkür etmeye gayret edeceğiz. 1- “Ve onların göğüslerindeki kötü duyguların tamamını yok ettik. Onlar, kardeşler olarak, tahtlar üzerinde karşı karşıya otururlar.” (Hicr 15/47) Sadırlarındaki, göğüslerindeki kin çıkarılmıştır. Özetle biz burada şunu anlıyoruz. Orada kötü duyguların olmadığını düşünüyoruz. Yani cenneti hak eden bir insan Allah tarafından…

  • İLAHİ MAHKEMEDE DAVACIN YA HZ. PEYGAMBER OLURSA?

    Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Değerli okuyucu kardeşlerim hepinizi saygı ve muhabbet ile selamlıyorum…. Bu yazımızda farklı bir konu ile devam ediyoruz. Eğer ki hep birlikte bir yerde muhabbet ediyor olsaydık ve ben sizlere bu başlıktan ne anladınız diye sorsaydım mutlaka farklı farklı cevaplar alırdım. Peki  sizin fikrini alalım dediğinizi hisseder gibiyim… O zaman Bismillah diyelim….

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir