MUTAFFİFİN SURESİ (1.BÖLÜM)

Selamünaleyküm arkadaşlar. Bugünkü dersimizde Mutaffifin suresini öğreneceğiz. Mutaffifin eksiltmek, noksan yapmak demektir. Mutaffifin suresi, ölçü ve tartıda hile yapanların aslında hesap vermeye inanmadığını, eskilerin masalları olarak dini gördüğünü, hattası bununla da kalmayıp Kur’an ölçüleriyle yaşayanlara, Allah’ın emirlerine uyanlara güldüklerini, alay ettiklerini bize anlatır.

Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim

(1) Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline!
Yüce Rabbimiz her şeyi ölçüyle yarattı. Kamer suresi 49 ayet: “Haberiniz olsun ki biz her şeyi bir kaderle yaratmışızdır.” Rabbimiz her şeyi bir kaderle, ölçüyle yaratmıştır. Rabbimiz bizim ölçüyü bozmamızı istemiyor. Rahman suresi 9. ayette:”Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.” buyuruyor.

Adalet kelimesini görüyorsunuz. Ölçüde adaletin olması gerekiyor ve teraziyi eksik tutmamak gerekiyor. Bizler bunlara dikkat etmedik ki sonuç neye vardı? Rum suresi 41. ayet: “Yaptıklarının bir kısmını tatsın diye insanların kendi ellerinin kazandığı şeyler yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı.”

Ölçümüz adaletli olmazsa, ölçümüzde eksiklikler olursa fesat ortaya çıkar, her şeyin düzeni bozulur. 

Bu kimseler ölçüde ve tartıda nasıl hile yapıyorlar? Ayetin devamına bakalım. 

(2) Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler.
Bu kimseler ölçtükleri zaman insanların üzerinden, insanlardan bir şey alırken tam alıyorlar. 

Ayetin devamına bakalım.

(3)Fakat kendileri onlara bir şey ölçüp, yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar.
Kendileri alırken tam alıyorlar, başkalarına verirken eksiltiyorlar. İşte bu şekilde hile yaparmış bu kimseler. Allahu Teala bunları yapanlara yazıklar olsun diyor. Allah’a inanan insan için bu yazıklar olsun kelimesi çok zoruna gitmeli. Bu sözü duymamak için tartarken bu ayet adeta kulaklarında çınlayacak. İşte o zaman daha dikkatli tartabilecek. Peki bu tartılar hayatımızın nerelerinde var diye sorarsanız tartı hayatımızın her yerinde var. Her anımızda var. Ticarette, evlilikte, komşulukta, ailede, kardeşlikte, bütün her şeyde var. Ticarette bir ürün alırken onu kötüleyip fiyatını kıranlar, aynı malı satarken de öve öve göklere çıkaranlar. Alacaklı olduğunda borçlusuna nefes dahi aldırmayacak derecede sıkıştırıp, kendi yanında çalıştırdığı elemana aylığını bile ödemeyip kırk takla atmayı göze açıklık görenler. Müşteriye göre fiyat biçenler, ona göre davrananlar. Haksızlık yapıldığında dünyayı ayağa kaldırıp kendisi haksızlık yaptığında bunda abartılacak bir şey yok ne olacakmış sanki diyenler. Bakın Allah yazıklar olsun diyor. 

Ailedesinde  sorumluluğunu yerine getirmeyip, evine bir ekmek bile almayıp kendi hakkı söz konusu olduğunda bana hizmet etmek zorundasın diye hak talep eden kocalar. Kocası sabahtan akşama kadar çalışıp evini geçindirir. Ama eve geldiğinde yorgun diye dinlenmesi için fırsat bile vermeden beni gezdir diyen anlayışı unutan hanımlar. Konuşurken kendi çocuğunu övüp komşunun çocuğunu yerden yere vurup kötüleyenler. Erkek çocuğunu önemseyip kız çocuğunu ciddiye bile almayan diğer evlatlarını öksüz ve yetim bırakan anne ve babalar. % 60’lık oğluna % 1200’lük gelin isteyen anne babalar. Yani teneke oğluna elmas gelin isteyenler. Misafirliğe çağırırken makama, zenginliğe önem verip ona göre ağırlayıp evine fakir birisi geldiğinde ayağa kalkmaya gerek bile görmeyen aileler. Bakın Allah ne diyor? Ölçüde ve tartıda hile yapanlara yazıklar olsun diyor. 

Arkadaşlıkta kötü gününde arkadaşının yanında olmayıp, ona destek olmayıp kendisi zor durumda kaldığında böyle arkadaşlık olur mu? İnsanlık bitmiş deyip arkadaşı kendine göre yeterli ilgilenmediği için isyan edenler. Arkadaşı haksızlık yaptığında kızıp da kendisi haksızlık yaptığında bir bildiğim var deyip haksızlığı yapanlar. Arkadaşı on defa hesabı ödese de kendisi bir kere ödeyince hep bana ödetiyor diye arkasından gizli gizli konuşanlar. Bakın Allah ölçüde ve tartıda hile yapanlara yazıklar olsun diyor. Bu ve bunun gibiler başkalarına gelince tam isterler, dört dörtlük isterler. Ama kendilerine gelince ölçüyü eksik tutarlar. Başkalarına farklı ölçü, kendisine farklı ölçü. Böyle olunca da ölçüsü bozuk olduğu için hayatının her yerinde hile yapmış olurlar. Bunu cahillikten değil bilerek yaparlar. Biz Müslümanlar için her şeyde ama her şeyde bir ölçü vardır. Bizler bu ölçüyü tutturmak zorundayız. Şuayp Peygamber Araf suresi 85. ayette halkını uyarıyor. Bizler de bütün peygamberlere iman ettik ya aslında bizi de ölçü konusunda uyarıyor. Araf suresi 85.ayet:”Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz bunlar sizin için hayırlıdır.” 

Yeryüzünde ölçüyü ve teraziyi tam tutmamak fesada sebep olurmuş, ortalık karışırmış. Rabbimiz Rahman suresi 8. ayette ölçü ve dengeyi bozmayın ve ölçüyü adaletle doğrultun buyuruyor. 

Fiyatın olduğu yerde satılacak insan çoktur. Unutmayalım  insanın fiyatı olmaz. İnsanın değeri olur, değerleri olur. Doğruluk, dürüstlük, adalet, saygı gibi. 

Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün pazar yerinden geçerken elini bir zahire yığınının içine sokmuş, alt kısmının ıslak olduğunu görünce sebebini sormuştur. Satıcının yağmurun ıslattığını söylemesi üzerine şöyle buyurmuştur: Bu ıslaklığı herkesin görmesi için zahirenin üstüne çıkarman gerekmez miydi? Hile yapan benden değildir. Yüce Rabbimiz hile yapanlara yazıklar olsun dedi. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) hile yapan benden değildir dedi. Artık ölçüyü doğru tutmamız için bunlar yetmez mi? Şunu diyebilirsiniz: Herkesin hayatındaki ölçüler farklı farklıdır. Herkes farklı düşünür, farklı uygular. Nasıl olacak diye sorarsanız? Öncelikle kaynağımız tek kitap olmalı. O da Yüce Rabbimizin biz kullarına indirdiği Kur’an-ı Kerim. Kur’an bizim ölçümüz olmalı. Bunu da öncelikle Rabbimizin ilk emri olan oku ayetini yerine getirerek yaparız. Kur’anımızı okumalı ona göre de davranmalıyız. Allah’ın ölçülerine göre yaşamalıyız. Okumadığımızda  Alak suresi 7. ayet olur. Rabbimizin ilk emri  Yaradan Rabbinin adıyla oku. Eğer okumazsak  insan muhakkak azar. Azan insan da işte ölçüyü kendine doğru çevirir. Çıkarı için her türlü yolları yapar. Bizler Müslüman olduğumuz için Rabbimizin bize gönderdiği Kur’an’ı okuruz ve ona göre hayatımıza ölçü koyarız. Rabbimiz bize Araf suresi 29. ayette “Rabbim adaleti ve insaflı olmayı emretti” diye buyurdu. Bu ayeti her daim aklımızda tutarak hareket ederiz. Ölçülü olarak adaletten ayrılmayız. Özellikle kul hakkı, haram lokma konuları bizim ince çizgimiz olur. 

Bakara suresi 188. ayet:”Bir de aranızda mallarınızı haksız sebeplerle yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günah ile yemek için o malları hakimlere rüşvet olarak vermeyin.”Bu ayetin gereği olarak ne rüşvet alırız ne de veririz, sonu ne olursa olsun rüşvet olayına girmeyiz. 

Nisa suresi 29. ayet: “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl bahanelerle yemeyin. Ancak kendi rızanızla yaptığınız ticaretle yemeniz helaldir. Birbirinizin canına kıymayın. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.” Bu ayetin gereği olarak insanları kandırmanın cana kıymak gibi büyük bir kul hakkı olduğunu biliriz. Müslümana kandırmak yakışmaz. Müslümana dürüstlük yakışır. Bizler Müslüman olarak ne faiz alırız ne faiz veririz. Çünkü Bakara suresi 278. ayeti biliyoruz. “Ey iman edenler Allah’tan korkun ve faiz hesabından arta kalanı bırakın.” Devamında “Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resûlüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.”

Faiz yiyenler, faiz verenler Allah ve Resulüne savaş açmış oluyor. Bu savaşı elbette kaybeder. Onun için bizler faiz almayız da vermeyiz de. Bizler Müslümanız. Cuma namazı vakti geldiğinde Cuma suresi 9. ayeti bildiğimiz için camilere koşarız. “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.”

Cuma namazı vakti geldiğinde müşterim çok deyip dükkanda beklemeyiz. Camiye aşkla sevgiyle koşarız. Burada bir alışveriş var. Bu alışverişin birisi insanla diğeri de Allah ile olan alışveriş. Cuma vakti namaza koşmak yerine insanlarla alışverişe koşarsak Allah ile alışverişe koşmazsak hangisi daha karlı bir alışveriş olur? 

Yusuf Suresi 53 ayette nefis gerçekten kötülüğü emreder ama Rabbimizin nazarında bu hayırlı ve güzel bir sonuç olur. İsra suresi 35. ayet “Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.”

Eğer bu ölçülerimiz doğru tutulursa toplumda güven oluşur, kardeşlik oluşur. Böylece bağlarımız kuvvetlenmiş olur. Tartılarımızı Kur’an’a göre değil de kendimize, çevremize göre tutarsak güveni öldürenlerden oluruz. 

(4-6) Onlar, büyük bir gün; insanların, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?
Bu aldatan kimseler diriltileceklerini düşünmedikleri için, hesap vereceklerini düşünmedikleri için hile yapıyorlar. Düşünselerdi böyle yaparak dünyada sırtına günah yükünü alıp ahirete götürmezlerdi. 

Enam suresi 31. ayet: “Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara ansızın o saat (kıyamet) gelip çatınca, bütün günahlarını sırtlarına yüklenerek, “Hayatta yaptığımız kusurlardan ötürü vay hâlimize!” diyecekler. Dikkat edin, yüklendikleri günah yükü ne kötüdür!”

İman ırmağımız davranışlarımızla besleniyor. Şırıl şırıl güzel davranış akan iman ırmaklarımız olmalı. İşte o zaman Rabbimiz dirilttiğinde huzuruna kalktığımızda ellerimiz bomboş kalmaz. Enam suresi 158. ayette Rabbimiz “İmanında bir hayır kazanmamış kimseye o günkü imanı hiçbir yarar sağlamaz”diye buyuruyor. Bizler imanımız ile hayır kazanmalıyız. İman ettik demekle de bitti sanmamalıyız.

 Ankebut suresi 2. ayet:”İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler.”

Bizler iman ettik yeter dedik. Halbuki Rabbimiz bizi imtihan edecekti. Aldattık mı, kandırdık mı, hile yaptık mı diye imtihan edecekti. 

Ankebut suresi 3. ayet:”Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah, doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir.”

Doğrular kimler, Allah’ın emirlerine uyan, kul hakkından çekinen güzel insanlar; yalancılar kimler, ölçü ve tartıda hile yapanlar, yalan söyleyenler, insanları kandıranlar, Rabbimiz bunları ortaya çıkaracak. O zaman da  biz imanlıyız yeter  diyemeyiz. Amelimizle, davranışlarımızla bir güzellikler yapmadıysak bunu diyemeyiz. 

Allah ile Kandırmak 
Fatır suresi 5. ayet:” Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı da Allah hakkında Allah’ın adını kullanarak sizi kandırmasın.”

Allah’ın adını kullanarak kandıranlara örnek verirsek; Kur’an çarpar dokunma diyenler, hayatını yaşa Allah affeder diyenler, Kur’an okuma şu kadar zikir çek yeter diyenler, cehennemde yanıp çıkacağız cennete gireceğiz diyenler… Bunlara aldanmamalıyız. Bu dedikleri şeyler Kur’anda var mı yok mu? Ona göre davranmalıyız. Yoksa buradaki aldatıcı bizleri de aldatmış olur.

Zümer suresi 70. ayet:”Herkese yaptığının karşılığı tam olarak verilir. Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir.”

Şura suresi 45. ayet:”Ateşe sunulurken onların zilletten başlarını öne eğmiş, göz ucuyla gizli gizli baktıklarını görürsün. İnananlar da, “İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır” diyecekler. İyi bilin ki zâlimler, sürekli bir azap içindedirler.”

Bu kimseler boyunlarını bükmüş gözaltından bakıyorlar. O kadar çok korkuyorlar ki, o korku ve dehşetten dolayı gözaltından, göz ucuyla bakıyorlar. Eğer kötü insansak bizim çektiğimiz başrolde oynadığımız hayat filminin sonu böyle bitecek. Böyle bir son istemeyiz değil mi?Öyleyse Bakara suresi 203. ayete kulak verelim. “Allah’tan korkun ve bilin ki siz ona toplanıp haşrolunacaksınız.” 

Hayatımızın her yerinde Hud suresi 112. ayeti kendimize kural edinmeliyiz. “Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.”

Rabbimiz Hud suresi 112 ayette Emrolunduğun gibi dosdoğru ol diye buyuruyor. Bizler Allah’ın emirlerine dosdoğru bir şekilde uymaya çalışmazsak, yengeç gibi bir oraya bir buraya gidersek, davranışlarımızın kitabı siccin olur. 

Siccin Nedir?
Kötülerin davranışlarının yazıldığı kitabın adıdır. Böyle bir kitabın yazarı olmamak için dikkat etmemiz gerekiyor.

(7-9)Hayır, günahkârların yazısı, muhakkak “Siccîn”dedir. “Siccîn”in ne olduğunu sen ne bileceksin. O, yazılmış bir kitaptır.
Mücadele suresi 6. ayet:”O günkü Allah onları hep diriltecek de bütün yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onu bir bir saymış onlarsa onu unutmuşlardır. Allah her şeye şahit olandır.”

Kamer suresi 52. ayet:”İşledikleri her şey ise kitaplarda kayıtlıdır.”

 Allah bu kadar ayrıntılı yazıyor. Kul hakkı yiyerek inkar edenlerin sonu Kehf suresi 49. ayetindedir.“Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. “Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.”

Bizler bazen kötülük yaparken bunların karşımıza çıkacağını düşünmüyoruz ama Rabbimiz “Bütün yaptıklarını hazır bulursun” diyor. Müslümanlık, ben yaptıklarımı hazır bulacağım deyip dikkat etmekle olur. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir