Selamünaleyküm arkadaşlar! Bugünkü dersimizde Nebe Suresi’ni öğreneceğiz. Nebe Suresi’ni öğrenmek hayatımıza birçok şey katacak ve olaylara bakış tarzımızı değiştirecek. Hadi başlayalım!
Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmannirrahim.
(1)Birbirlerine neyi soruyorlar?
Gerçek Haber: Kur’an
Hayatımızda sürekli bir şeylere çözüm bulma, bir şeylerden haberdar olma merakı içindeyiz, değil mi? Kimin öldüğünü, kimin kaza yaptığını, kimin evlendiğini, kimin doğum yaptığını, maçı kimin kazandığını, falancanın ne kadar maaş aldığını, evini ne kadara kiraladığını… Bitmek bilmeyen meraklarımız var. Çevremize sürekli sorular sorarız.
Peki ya Kur’an’da verilen o büyük haberi, en gerçek haberi görmeyi, hatta duymayı bile neden istemeyiz? Komşumuzun gelininin takılarının, yıllar önce söylenmiş bir lafın bize hiçbir faydası olmaz, hatta bizi ilgilendirmez bile. Ama Kur’an’ın haberi hepimizi yakından ilgilendirir.
Rabbimiz, Sad Suresi 67. ayette ne buyuruyor biliyor musunuz? “De ki: Bu Kur’an büyük bir haberdir.” Rabbimiz bunu söylüyor! Bizlerin artık büyük habere, yani bizi gerçekten etkileyen habere yönelmemiz gerekiyor. Bırakalım artık kim ne kazanmış, kim ne etmiş, kim nereye tatile gitmiş… Bize lazım olmayan haberlerden bize ne?
Evimizde duvara astığımız o Kur’an’da Rabbimizin bize büyük bir haberi var. Önünde saygıyla eğilip hayatımıza uygulamamız gereken büyük haberler! Bize “ne” diyemeyeceğimiz önemli haberler, büyük haberler. Rabbimiz Sad Suresi 67. ayette “De ki: Bu Kur’an büyük bir haberdir” diye buyurdu. Bunu Rabbimiz söylüyor, dostun, akraban, eşin değil. Duyuyor musunuz?
Kur’an’a Ne Kadar Vakit Ayırıyoruz?
Bizler Elhamdülillah Müslümanız ve Allah’a inanıyoruz, değil mi? Rabbimizin sözü olan, bize haberi olan, Müslümanlığın uygulama kitabı olan Kur’an’a ne kadar vakit ayırıyoruz? Çok az, ya da hiç… Nereden biliyorsun derseniz, ayetin devamına bakalım. Rabbimiz ne diyor: “Ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz.” Çeviriyoruz Rabbim, her sözün gibi bu sözün de doğru. Senin ayetlerinden, senin haberlerinden yüz çeviriyoruz. Dizi isimleri kadar ayet bilmiyoruz. Yemek isimleri kadar bile seni tanımıyoruz. Şarkı isimleri kadar peygamber ismi bilmiyoruz. Bir de “Müslümanım” diye dilimizin ucuyla diyoruz.
Rabbimiz, Allahu Teala Peygamberimizden bu ayeti insanlara demesini istiyor: “Bu Kur’an büyük bir haberdir!” Bunu de diyor. Görüyorsunuz değil mi? Peygamberimiz ise Kur’an’ın büyük bir haber olduğundan hareketle ömrünün tamamını insanlara ayetleri duyurmak için harcıyor, hiç durmuyor, gayret ediyor. Şuara Suresi 3. ayette bunu görüyoruz: “Resulüm! Onlar mümin olmayacaklar diye sen adeta kendine kıyacaksın.” Görüyorsunuz değil mi, Rabbimiz bunu Peygamber Efendimize diyor.
Büyük haberi Peygamber Efendimizin duyurma çabası karşısında bizimkilere de “Sen bu kadar uğraşma Kur’an ile, kafayı yersin” derler, “Sana mı kaldı?” derler. Bunu derken de rahatlıkla arkasına yaslanıp çok iyi bir nasihat veriyormuş gibi övünürler. En büyük haber olan Kur’an’dan da böylece yüz çevirmiş olurlar. Allah’ın “oku” emrine karşı yüz çevirmiş olurlar.
(2-3) Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi (mi)?
Nebe ve Haber Arasındaki Fark
Nebe kelimesi, ölüm kalım derecesinde önemli, hayati bir haber demektir. Bu haberi getirene ise Nebi denir. Peygamber Efendimiz’e de bu yüzden Nebi denir.
Peki, Nebe ile haber arasındaki fark nedir?
Haber, önemli veya önemsiz tüm bilgileri kapsar. Örneğin, pencereye kuşun yuva yapması bir haberdir.
Nebe ise sadece hayati derecede önemli haberleri ifade eder. Bakara Suresi 185. ayetteki “Her canlı ölümü tadacaktır” ifadesi bir Nebe’dir, yani çok önemlidir.
Burada bir de Azim kelimesi var. Azim, azametli veya büyük demektir. Kur’an’ın emirlerinin insanın dizlerinin bağını çözecek etkileyici ve dehşet verici sonuçları olduğunu insanlara bildirmek için Rabbimiz bu kelimeyi kullanmıştır. Kur’an’ın bir diğer adı da Nebül Azim’dir, yani azametli haber veya büyük bir haberdir.
İnsanların Kur’an Hakkındaki İhtilafları
Kur’an büyük bir haber olmasına rağmen, insanlar nasıl bir akılsa sürekli ayrılığa ve anlaşmazlığa düşüyor. Sanırım işlerine gelmiyor. Kur’an-ı Kerim’deki ayetler hakkında sürekli ihtilafa düşüyorlar, tartışıyorlar. Bu ihtilaf konularından birkaçına değinelim:
Kıyamet İnancı
Bazı insanlar kıyamete inanmıyorlar. Casiye Suresi 32. ayette şöyle derler: “Allah’ın vaadi gerçektir, o kıyametin geleceğinde şüphe yoktur” denildiğinde, “Kıyamet nedir bilmiyoruz, yalnız bir zandan ibarettir sanıyoruz. Fakat bu hususta kesin bir bilgimiz yok” derler. Yani, sadece zandan ibaret olduğunu sanıyorlar.
Ancak Rabbimiz Yunus Suresi 36. ayette onlara şöyle buyuruyor: “Bununla beraber çoğu ancak bir zan ardında gider. Fakat zan doğru olmaktan hiçbir şey ifade etmez. Şüphesiz Allah onların ne yaptıklarını bilendir.” Rabbimiz, zan’ın doğrudan hiçbir şey ifade etmediğini söylüyor. Doğru olan ise Kur’an’ın ayetleridir. Birileri “Bu böyle olmalıdır, şöyle olmalıdır” derse, biz “Allah’tan daha mı iyi biliyorsun?” diyeceğiz ve zan ardında gitmeyeceğiz.
Kıyamet var dediğimizde ise, yine En’am Suresi 29. ayeti derler: “Hayat ancak dünya hayatımızdan ibaret, biz bir daha diriltilecek değiliz.” Gördüğünüz gibi sürekli bir ihtilaf, sürekli farklı düşünceler. Rabbimiz “kıyamet var, ölüm var, hepsi var” derken, biz “Hayat ancak dünya hayatımızdan ibarettir” deriz. Diriltilecek değiliz diyen insan Kur’an bize lazım deyip açıp okumaz bile. Beş dakikasını bile Allah için harcamaz. Allah’ın emirlerini de bilmediği için, kötülükleri zannederek yapar. Dünya ile kanka olur, ahireti arkaya atar, bir türlü ahireti görmez.
Şefaat İnancı
Bir kısım insanlar da vardır ki dirilişe inanır ama şefaatçilerin Allah’ın hükmünün önüne geçeceğini iddia ederler. Sanki anası, babası, şeyhi, hocası, şusu, busu onu kurtaracak da onlar “bizim yanımızda şefaatçilerimizdir” diyorlar. Hangi ayet delil bilmiyorum, ben Kur’an’da hiç karşılaşmadım. Karşılaşan varsa “şu ayet delil” desin ya…
Rabbimizin şu kapı gibi delil olan ayetini size sunmak istiyorum: Yunus Suresi 18. ayet: “Allah’ı bırakıyorlar da kendilerine ne zarar ne fayda veremeyecek şeylere tapıyorlar ve onlar ‘bizim Allah yanında şefaatçilerimizdir’ diyorlar. De ki: Siz Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber vereceksiniz? Haşa! O, Allah’ın isnat ettikleri ortaklardan uzak, yüksek ve çok yücedir.” Niye “şefaatçilerimizdir” diyorlar? Çünkü bağışlanmaları için Allah’ın onları bağışlaması için aracılık edecek diyorlar.
Şefaate insan neden inanır? Her şeyin bir sebebi olduğu gibi, bunun da bir sebebi var: birilerinin bağışlaması için aracılık etmesi insanın hoşuna gider. Kolay yoldan affedilmek ister, kolaycıdır. Kolaycı insanın dünya hayatına bir bakın: işe girmek için torpil bulur, hastanede sıra beklememek için tanıdık bulur, hiç kimse bulamasa da ayak kırk takla yalan atıp türlü haksızlıkla oyunlar oynayıp işini yürütür. Dinde de aynı şeyi yapmaya çalışır.
“Ya, olur mu öyle şey, Peygamberimiz şefaat edecek, bana yardım edecek” diyorsanız, bakın Ahkaf Suresi 9. ayette Rabbimiz Peygamberimize bu ayeti demesini istiyor: “De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim (yani benden önce de bir sürü peygamber geldi). Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. (İfadeye dikkat!) Ben, yalnız bana gönderilen vahye uyuyorum ve ben apaçık bir uyarıcıyım.” “Bana Allah’ın sıfatlarını vermeyin, Allah’tan istenilmesi gerekeni benden istemeyin” diyor. Ama bu kişi bu ayete gözünü kapatıyor ki şefaat istiyor. Kime sorsam farklı telden konuşuyor ama gözünü kapatıyor.
Kur’an’a Sadık Kalmak
İnsan o kadar kolaycıdır ki, Kur’an’daki salih amel (güzel davranış) kavramlarını bile görmez, güzel davranışta bile bulunmaz. “Peygamber şefaat edecek” der ve keyfine bakar.
Unutmayın, Peygamberimiz Kur’an’ı bırakmakla ve örnek olarak yaşamakla zaten bize şefaat etmiştir. Şefaat, yardım demektir; bize yardım etmiştir. Ahzab Suresi 21. ayette ne diyordu: “Andolsun ki Resulullah’da sizin için güzel bir örneklik vardır.” Rabbimiz Peygamberimizi örnek almamızı istiyor. Bizler Allah aşkına hangi davranışımızda örnek aldık Peygamberimizi? Kur’an’dan bile tanımadık. Hazreti Ayşe’ye soruyorlar: “Peygamber Efendimizin ahlakı nasıldı?” Hazreti Ayşe ne diyor: “Siz Kur’an okumuyor musunuz? Onun ahlakı Kur’an-ı Kerim’dir.”
Bizler Peygamber Efendimizi gerçekten Kur’an ayetleriyle tanıyalım. Bizler Kur’an’ın emirlerine uyarak Peygamber Efendimizin aslında şefaatini görmüş oluruz.
Rabbimiz, insanların düştüğü bu tip ihtilaflar hakkında ne buyuruyor dersiniz?
(4-5)Hayır, ileride bilecekler.Yine hayır; ileride bilecekler.
Yakında Bilecekler Ama İş İşten Geçmiş Olacak
Hayır, onların dedikleri gibi değil! Yakında bilecekler. Hiç tartışmaya gerek yok. İnsanlar Kur’an’ın dediklerinin büyük bir haber, gerçek olduğunu yakında öğrenecekler ama iş işten geçmiş olacak, öldükten sonra “tavşan yamacı geçmiş olacak”.
Yasin Suresi 52. ayette buyurulduğu gibi, o gün şöyle diyecekler: “Eyvah başımıza gelenlere! Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı? Rahman olan Allah’ın vaat buyurduğu işte buymuş! Gönderilen peygamberler doğru söylemişler derler.” Peygamberler hep doğruyu söyledi ama biz bu Kur’an’ı, peygamberler doğruyu söyler dedik ama dinlemedik, şu an dinlemiyoruz.
Peki, öldükten sonra Allah bize şans verse, dünyaya tekrar gönderse ne olurdu? Yine dinlemeyiz! Yine “Bu dünya hayatı daha önemlidir, ahireti boş ver ya” deriz. Peygamberlere yine aynı şeyi söyleriz. Delilim mi? En’am Suresi 27. ayet: “Ateşin karşısında durdurulup ‘Ah ne olurdu geri döndürülsek de müminlerden olsak’ dediklerini bir görsen! Hayır, önceden gizledikleri günahlar karşılarına çıktı da ondan. Yoksa geri çevrilseler mutlaka o yasakladıkları kötülüğe yine döneceklerdi. Şüphesiz ki onlar yalancılardır.” Gördüğünüz gibi, bu dünyada inanmayan, peygamberleri dinlemeyenler, öbür dünyada istediği kadar dünyaya tekrar dönmek istesinler, dönseler de yine peygamberlerin getirdiklerine yalan diyecekler, yine umursamayacaklar, yine “dünya hayatı” diyecekler.
Yeniden Dirilişin Kanıtları: Tabiat
Rabbimiz “yakında bilecekler” diyor. Peki, Rabbim nasıl bileceğiz, yeniden diriliş var mı yok mu diye sorduğumuzda, bizim dikkatimizi yere, dağlara, kısacası tabiata yönlendirir. Ki Allah’ın gücünü görsünler de o Yaratıcı’nın insanı diriltmeye güç yetirebileceğini bilsinler. Rabbimiz bu sebeple gözün gördüğü şeylerle örnek veriyor, dirilmeye bu şekilde örnekler veriyor. İnsan gördüğü şeye daha çok inanır ya… Boşuna Rabbimiz dağlardan, denizlerden, gökyüzünden, bitkilerden boşuna Kur’an’da bahsetmiyor. Onlara bakıp da dirilişi anlamamızı istiyor.
Bu ayetler bize ne gibi dersler çıkarıyor dersiniz?
(6-7) Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı?
Kur’an’daki Meydan Okuyan Sorular
Kur’an’da “yeryüzünü sizin için yaşam alanı yapmadık mı?”, “kılmadık mı?”, “etmedik mi?” gibi sorularla karşılaşırız. Bu sorular, aslında cevap bekleyen sorular değil, aklımızı başımıza davet eden sorulardır. Bütün bunları bir olan Allah’ın yaptığını, bize meydan okuyan ayetlerdir bunlar. Bütün bunlara gücü yeten Allah’ın, bizi diriltmeye de gücü yeter diyen ayetlerdir. Bu ayetleri ona göre okuyalım ve ona göre anlayalım. Kısacası, ayetleri düşünerek ve anlayarak ilerleyelim.
Yeryüzü: Bir Döşek, Bir Geçim Kaynağı
Rabbimiz neden yeryüzünü bir döşek yaptı bize? Araf Suresi 10. ayet cevap verir: “Andolsun ki sizi yeryüzünde yerleştirdik ve sizin için onda birçok geçim kaynakları sağladık.” Rabbimiz niçin yeryüzünü yaratmış? Bize geçim kaynakları olsun diye.
Peki, bizler neler yapıyoruz? “Siz çok az şükrediyorsunuz.” Rabbimiz bize o kadar çok nimet verdi ki, saysak bitmez. İbrahim Suresi 34. ayet: “Hem size istediğiniz şeylerin hepsinden verdi. Öyle ki Allah’ın nimetini saysanız, onu bitiremezsiniz. Muhakkak insan çok zalim ve çok nankördür.”
O kadar çok nankörüz ki, bu kadar nimete rağmen olmayan birkaç şeyi dilimize dolar, şikayet ederiz. Çocuğumuz var diye sevineceğimize, çocuğumuzun saçı az diye şikayet ederiz. Evimiz var diye sevineceğimize, boyası döküldü diye şikayet ederiz. İnsanız işte, uslanmayan nankörler…
Dağlar: Birer Kazık ve Dengelayıcı
Rabbimiz yeri bir döşek gibi yarattı, bir sürü geçim kaynakları verdi. Sonra ne yaptı? Ve daha “Cibel evtad” yani “dağları kazıklar yapmadık mı?” diye soruyor. “Cebel” dağ, “evtad” ise kazık demektir.
Bu kısım bazı meallerde “yeryüzünü beşik yapmadık mı?” şeklinde de geçer. Beşik ile döşek kelimeleri birbirine çok yakındır. Araştırmalara göre, yeryüzünde her saniye dünyanın değişik yerlerinde deprem olmakta ve yeryüzü beşik gibi sallanmaktadır. Sismografi aletleri önünde işaret olarak bir çizgi yer alır. Hiç yer sallanmazsa çizgi dümdüz olur ama o alet hep dalgalıdır çünkü her saniye deprem olur.
Gelelim dağlara. Dağların kökü çok büyüktür, aynı kazık gibi. Küçükken annemgiller keçi beslerdi. Bir kazık toprağa çakılır ve keçinin ipi ona bağlanırdı. O kazık normalde uzun ama toprağa çakıldığında çok azı dışarıda olurdu. Aynı onun gibi, aslında dağlar çok büyük. Biz çok az bir kısmını görüyoruz, büyük kısmı toprağın altında. O kadar büyük olan bu dağlar bile ne yapıyor? Depremin etkisini azaltmak için kazık gibi Rabbimiz onları yerleştiriyor. Ne kadar güzel öyle değil mi? Rabbimiz her yaratmasında, her şeyi yaratmasında bir hikmetinin olduğunu aslında bize anlatıyor ayetlerde.
Peki bunun delili nedir diye sorarsanız, Nahl Suresi 15. ayet: “Hem yeryüzünde sabit dağlar bıraktık ki sizi sarsmasın diye, hem de nehirler ve yollar gerekti ki doğru yolu bulasınız.” Görüyorsunuz değil mi? Niçin dağları Rabbimiz bırakmış, neden kazıklar şeklinde yapmış? Bizi sarsmasın diye. Dağlar hem depremin sarsmasını önlüyor hem de yolları bulmamızı sağlıyor. Bir yerde nehir olmasa, dağlar olmasa, her yer birbirine benzerdi, yolu bulmak nasıl olurdu? Tabii ki zor olurdu. Rabbimiz her şeyi yerli yerinde yaratıyor.
Rabbimiz yeryüzünü döşek yaptık dedi, dağları kazıklar şeklinde yerleştirdik dedi. Başka ne yapmış Rabbimiz?
Bu derin düşüncelere daldıkça, Rabbimizin yaratılıştaki kusursuz düzenini ve bize sunduğu nimetleri daha iyi anlıyoruz. Bir sonraki kısımda Rabbimizin yarattığı başka hangi detaylardan bahsedecek dersiniz?
(8)Sizleri (erkekli dişili) eşler hâlinde yarattık.
Zevç” ve “Çift” Kavramları
Buradaki “zevç” kelimesi, birbirini tamamlayan eş anlamına gelir. Bu kelime, Kur’an’da yaratılan her şeyin çiftler halinde olduğu fikrini pekiştirmek için kullanılır. Başlangıçta bu kavramı sadece “benzerim nerede” şeklinde düşünmüş olsam da, yaptığım araştırma sonucunda aslında çok daha derin bir anlam taşıdığını fark ettim. Bu farkındalık beni oldukça etkiledi.
“Çift” Kelimesinin Anlamı
Ayette geçen çift kelimesi, tıpkı “zevç” gibi, birbirini tamamlayan, dengeleyen ve bütünleyen unsurlar anlamına gelir. Örneğin:
Yer ve Gök
Gece ve Gündüz
Erkek ve Kadın
Zengin ve Fakir
Beyaz ve Siyah
Akıllı ve Deli
Bu örnekler, zıtlıkların birbirini tamamlayarak bir bütün oluşturduğunu gösterir.
Bakara Suresi 187. Ayet ve “Örtü” Benzetmesi
Bakara Suresi’nin 187. ayetinde geçen ifade de bu tamamlayıcılık kavramını destekler niteliktedir: “Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtü durumundasınız.” Bu ayet, eşlerin birbirini tamamlayan, koruyan ve destekleyen “örtü” gibi olduğunu açıkça ortaya koyar.
Kur’an’daki Çiftlere Farklı Örnekler
Kur’an’da bu tür “çift” ifadelerine sıklıkla rastlarız. Örneğin, yeryüzünün bir beşik gibi sallanması (etki) ve dağların yeryüzünü sabitlemek için kazık gibi yaratılması (tepki) da bir tür çift ilişkisini anlatır. Bu ifadeler, evrendeki mükemmel dengeyi ve uyumu gözler önüne serer.
Kur’an’ımızda her incelemede ve her düşünmede farklı bilgilerle karşılaşmak, insanı derinden etkiler. Bu kutsal kitabı okumadan ve anlamaya çalışmadan durmak gerçekten de zordur. Şimdi “çift” kelimesinin manasını, yani “birbirini tamamlayan” anlamını daha iyi anlamış olmalıyız.
Ayrıca, Rabbinizin bahsettiği diğer bir çift de Gece ve Gündüz’dür. Bu ikisi de birbirini takip ederek bir döngü oluşturur ve evrenin işleyişinde önemli bir rol oynar.
Umarım “çift” kelimesinin anlamını ve Kur’an’daki bu derin kavramı daha iyi anlamışsınızdır. Başka merak ettikleriniz olursa sormaktan çekinmeyin.
(9)Uykunuzu bir dinlenme (sebebi) kıldık.
Uyku: Küçük Bir Ölüm, Her Gün Diriliş Provası
Uyku, aslında bir nevi küçük bir ölümdür. Uyuduğumuzda, bilincimiz kapanır ve dünyayla olan bağlantımız geçici olarak kesilir; sanki ölmüş gibi oluruz. Sabah uyandığımızda ise yeniden hayata döner, adeta yeniden diriliriz. Bu döngü, her gün yaşadığımız bir diriliş provası niteliğindedir.
Delilimiz ise En’am Suresi 60. ayettir:
“O öyle bir Allah’tır ki, sizleri geceleyin ölü gibi uyutan, gündüzünde ne işlediğinizi bilen, sonra belirlenmiş ecel tamamlansın diye gündüzün sizi dirilten O’dur. Sonra dönüşünüz yine O’nadır. Sonunda O, yaptıklarınızı size haber verecektir.”
Bu ayetten de açıkça anlıyoruz ki, uyku bir tür ölüm hali gibidir. Gündüzler ise, belirlenmiş ecelimizin tamamlanması için yaratılmıştır.
Ecel: Belirlenmiş ve Değişmez Bir Zaman
Peki, bu ecel, yani ölüm vakti değişir mi? Bu soruya da A’raf Suresi 34. ayet yanıt verir:
“Her ümmet için takdir edilmiş bir zaman (ecel) vardır. Zamanları gelince bir an geride kalmaz, öne de geçemez.”
Bu ayet, herkesin bir ölüm vaktinin belirlenmiş olduğunu ve bu vaktin ne bir an gecikeceğini ne de bir an öne geçeceğini açıkça ifade eder. Rabbimiz, ecel geldiğinde gerekirse uyku halinde bile canları alır.
Rabbimiz, uykuyu aynı zamanda bir dinlenme vesilesi kılmıştır.
(10)Geceyi (sizi örten) bir elbise yaptık.
Gece Bir Örtü Gibidir
Elbise nasıl ki bizi örter, kapatır; bedenimizi güneşin yakıcı ışınlarından, soğuktan korursa, gece de aynı şekilde bir örtü görevi görür. Rabbimiz, rahat uyumamız ve dinlenmemizi huzur içinde yapabilmemiz için geceyi adeta bir örtü gibi üzerimize sermiştir.
Gece, gündüzün getirdiği stresten ve yorgunluktan bizi korur. Ne kadar yorgun olursak olalım, iyi bir gece uykusunun ardından dinlenmiş ve tazelenmiş uyanırız. Rabbimiz, ayetlerinde bile geceyi basitçe “yokluk” olarak tanımlamak yerine, onu örtüye benzeterek anlam katmıştır.
Karanlık ve hatta gece bile bir yokluk değilse, insanın ölümden sonra tamamen yok olacağını düşünmesi nasıl mümkün olabilir ki?
(11)Gündüzü de geçimi temin zamanı kıldık.
Gündüz: Geçim Zamanı ve Nasip Arayışı
Rabbimiz, gündüzü geçim zamanı olarak yaratmıştır. Bu, çalışıp helal yoldan rızkımızı kazanmamız için bir fırsattır. Ancak bu, “Allah verir” deyip tembellik edeceğimiz anlamına gelmez. Tam aksine, nasibimizi aramamız emredilmiştir.
Rum Suresi 23. ayette şöyle buyrulur:
“Yine gecede ve gündüzde uyumanız ve lütfundan nasip aramanız da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda dinleyecek bir kavim için nice ibretler vardır.”
Bu ayet de gösteriyor ki, nasibimizi arayış içinde olmalıyız. Bu arayış sırasında ise helal yollardan şaşmamak esastır. Kul hakkı, sahtekarlık, kandırma gibi durumlarla karşılaştığımızda, Hud Suresi 112. ayetteki “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” emrini hatırlayarak, zararımıza bile olsa dürüstlükten taviz vermemeliyiz. Bu sağlam duruşu sergileyebilmek ancak Kur’an’ı okumak ve öğrendiklerimizi gündüz hayatımıza yansıtmakla mümkündür.
Gece: İbadet ve Kur’an Okuma Vakti
Rabbimiz, Müzzemmil Suresi’nde ise geceyi ibadet ve Kur’an okumak için özel bir vakit olarak belirlemiştir:
“Ey bürünüp örtünen! (Az önce bahsettiğim gibi, Rabbimiz geceyi bir örtü gibi yapmıştır.) Az bir kısmı hariç olmak üzere geceleyin kalk! (Arapçada geçen ‘kum’ ifadesi, hemen ve hiç durmadan kalkmayı ifade eder. İki dakika daha uyuyayım düşüncesiyle derin uykuya dalmadan, hemen kalkmaya özen gösterelim.) Gecenin yarısı yahut ondan biraz eksilt yahut arttır ve tane tane, güzel güzel Kur’an oku.”
Kur’an’ı neden yavaş ve tane tane okumalıyız? Çünkü anlamak için. Hızlı okuduğumuzda aklımızda hiçbir şey kalmaz. Rabbimiz buyuruyor ki: “Çünkü biz senin üzerine ağır bir söz vahy edeceğiz.”
Devamında ise gece ibadetinin (gece neşesi) neden daha dokunaklı ve sağlam olduğunu açıklar: “Çünkü gece neşesi (gece ibadeti) hem daha dokunaklı hem okumak bakımından daha sağlamdır.” Bunun nedeni, gecenin sakinlik ve sessizlik ortamı sunmasıdır. Bu ortamda ayetlere tam dikkatimizi verebilir, zihnimizin berraklaştığı bu özel vakti uykuyla heder etmek yerine Kur’an okuyarak değerlendirebiliriz.
Gündüzün Meşguliyeti ve Gece İbadetinin Önemi
Rabbimiz, neden gece ibadetini özellikle vurguluyor? Çünkü gündüz vakti uzun bir meşguliyet vardır:
“Çünkü sana gündüz vakti uzun bir meşguliyet vardır.”
Hepimiz gündüzleri okula, işe gider, çocuklarla ilgilenir, ev işleri yaparız. Sürekli bir koşturma ve meşguliyet içindeyiz. Ancak gece, gündüzün yoğunluğuna kıyasla daha sakin ve odaklanmaya elverişlidir. Bu nedenle Rabbimiz, Kur’an’ı daha iyi anlayabilmemiz için geceyi bu şekilde değerlendirmemizi tavsiye eder.
Gece ve Gündüzün Dengesi
Peki, ya geceler hiç bitmese, her zaman gece olsa, gündüz olmasa ne yapardık? Bunu bir düşünelim mi?
Kasas Suresi 71. ayet bu durumu düşündürür:
“Resulüm de ki: Söyleyin bakalım, eğer Allah üzerinize geceyi Kıyamet gününe kadar ebedi kılarsa size bir ışık getirecek Allah’ın dışında ilah kimdir? Hala dinlemeyecek misiniz?”
Her yer zifiri karanlık olduğunda halimizi ve psikolojimizi bir düşünebiliyor musunuz? Şükürler olsun ki Rabbimiz, geceyi yarattığı gibi gündüzü de yaratmıştır. Ne güzel yaratmıştır!
Rabbimiz, yeryüzünden, dağlardan, çiftlerden (yani birbirini tamamlayan unsurlardan), geceden, gündüzden ve dinlenmeden bahsetti. Şimdi de bize kendisini bu ayetler aracılığıyla tanımamızı söylüyor.

