HOŞGÖRÜ ÜZERİNE

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Hoşgörü nedir?

Wikipedia sözlüğünde: “Müsamaha, tahammül, tesamuh, katlanma, görmezden gelme veya göz yumma, başkalarını eylem ve yargılarında serbest bırakma, kendi görüşümüze ve çoğunluğun görüş biçimine aykırı düşen görüşlere sabırla, hem de yan tutmadan katlanma demektir. İzin verme, aldırmama, iyi karşılama anlamlarına da gelir. Sosyal ilişkilerde bir tarafın, bazen farkında olmadan, kasıtlı olmayarak, bazen de kasıtla diğer tarafa (maddi/manevi) zarar verebilecek bir sahne yaratması durumunda, diğer tarafın bunu görmezden gelerek veya cevabından vazgeçerek ödün vermek tahammülünü (erdem) gösterebilmesidir. (Wikipedia.com.tr.)

Hoşgörü ile ilgili bazı ayetler ve hadislere bakacak olursak;

“Dedi ki: Bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur Sizi Allah bağışlasın O merhametlilerin en merhametlisidir.” (Yusuf Suresi, 92).
“Sen af yolunu benimse, uygun olanı emret ve cahillerden yüzçevir.” (Araf Suresi, 199) “Allah’tan bir rahmet dolayısıyla onlara yumuşak davrandın.” (Al-i İmran Suresi, 159).
“İyilikle kötülük eşit olmaz Sen en güzel bir tarzda uzaklaştır; o zaman seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.”  (Fussilet Suresi, 34).
“Hoş gör ki hoş görülesin.”
“Ey Âişe! Şüphesiz Allah Teâlâ Refîktir, rıfkı (yumuşak huyluluğu) sever. Yumuşaklıkla yapılan işlere, sertliğe ve diğer şeylere vermediği ecri verir.” “Cehennem ateşi kendisine haram olan bir kişiyi size bildireyim mi? Cana yakın, yumuşak huylu, kolaylaştırıcı kimse.”  “Sende Allah’ın sevdiği iki güzel özellik var: Yumuşak huylu olmak ve teenni ile (düşünüp taşınarak) hareket etmek.” “Kardeşini güler yüzle karşılaman, kendi kovandan kardeşinin kabına su vermen de birer maruftur.” 
“Mümin kendisi için sevdiğini kardeşi için de arzular.” 
“Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin.” 
“Mü’min omuzları yumuşak kimsedir (iyi geçimlidir). O din kardeşine rahatlık verir. Münafık ise uzak durur. Ve kardeşine sıkıntı verir. Mü’min selâm vermekte atılgandır. Münafık ise bakar ki önce kendisine versinler.”
“Sana zulmedeni affet. Sana küsene git, sana kötülük yapana iyilik yap. Aleyhine de olsa hakkı söyle.”

Hak olarak yeryüzüne gelen İslam dininin bir gereği ve Rabbimizin bir emri olarak biz Müslümanların karşımızda kim olursa olsun, karşılıklı hoşgörü yani müsamaha ile muamele etmemizi, güler yüzlü, sabır ve iyilik ile yaklaşmamızı emretmiş, ayrıca sevgili Peygamberimiz de bizlere en güzel örnek olarak rehber olmuştur.
Bu ümmettin bir parçası olarak biz Müslümanların hep beraber birlik ve dirlik içerisinde, tüm ferdi ve benzeri farklılıklarımızla birlikte, karşılıklı hak ve hukukumuza saygı ve sebat göstererek, bizim dışımızdaki düşünce ve yaşam biçimlerine karşı hoşgörü ve müsamaha ile davranmamız, birbirimizi dışlamadan, karşılıklı hoşgörülük içerisinde olmamız gerekmektedir. Zira hoşgörü olmadan ne bizler bir arada toplum olarak yaşayabiliriz, ne de kişisel ve toplumsal ahlakımızın Kuran ahlakıyla bağdaştırabiliriz.
Müslüman olan kimse elinden geldikçe kardeşinin sıkıntısını giderir, dertleriyle dertlenir, hata ve kusurlarını da bağışlar, hoşgörü, tahammül, sebat ve iyilik ile muamele eder, karşılıksız, halis bir kalp ve sadece ama sadece sırf Allah rızası için birbirini sever.
Biz mümin kullar şeksiz şüphesiz inanmaktayız ki; Yüce Allah şükreden, fikreden, sabreden kullarının hoşgörülü yani tahammül etmelerini de sever. Mümin kişi her sıkıntı ve darlıkta, her konuda sabır gösterip, karşısındakine yumuşak davranması gerekir. Yeri gelirken sabırlı, saygılı, tahammüllü yani hoşgörülü davranması elzemdir.
Unutulmamalıdır ki; çeşitli zaman ve mekanlarda “özgürlük” adı altına yapılan insanlık suçlarına, yanlışlıklara ve zulümlere karşı hoşgörülü olmak diye bir şey yoktur, zira hoşgörülü olmak karşılıklı saygı ve tahammülü olmaktan geçer.
Hepimiz iyi bilmeliyiz ki; İslam dini, barış dinidir. İslam demek selam demek, kardeşlik, saygı, sevgi, hoşgörü demektir. İslam dini demek ilim demek, maneviyat demektir. Zira İslam dini ile birlikte, Medine şehrinde bir medeniyet doğmuş, ve bu medeniyet günümüze dek bizlere, saygının, barışın, kardeşliğin, yardımseverliğin ve hoşgörülüğün bir miladı bir örneği olmuştur. Peygamber Efendimiz ve kutlu büyüklerin ardında İslam dini, geniş coğrafyalara, değişik ve farklı topluluk ve kavimlere yayılmış, o toplumların da karşılıklı hoşgörü, saygı ve tahammül ile hep beraber barış ve kardeşlik içerisinde yaşamış, birbirlerinin hak ve hukukunu korumuş ve toplumsal barışın temsilcileri ve koruyucuları olmuşlardır. Tarihe tarafsız bir şekilde kısaca bakacak olursak, söylenilebilir ki; İslam medeniyetinin doğduğu Medine şehrindeki yaşayan müslümanlar ve gayrimüslim olan Yahudi toplulukların hep birlikte yaşamalarından tutunda, selam diyarı olan Kudüs şehrinde de yıllarca Müslümanlar, Museviler ve Hristiyanlar barış içerisinde yaşamış, on dört asırdan bu yana üç kıta, yetmiş iki millettin İslam sancağının altında barış ve hoşgörü içerisinde yaşadıklarını bilmekteyiz. Zira hak olan islam dinin içerisinde barış, kardeşlik veya hoşgörü eğer olmasaydı, günümüze dek bizlere hiçbir emsal taşıyacak dönem, toplum ve kişilerden bahsedemezdik.
Ne mutlu o mümin kullar ki, yeri geldikçe celalli ve korkusuz olup, yeri geldikçe de çok sabırlı, hoşgörü ve tahammül etmekten de bir emsal olmuş olanlara.       

Vesselam…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir