CİN SURESİ 1. BÖLÜM
Selamünaleyküm arkadaşlar. Bu haftaki dersimizde Cin suresini işleyeceğiz. Cin
suresi cinlerin ayetleri dinledikten sonra etkilendiğinden, ahiret hayatının olduğundan,
tıpkı insanlar gibi iyilerinin ve kötülerinin olduğundan açık bir şekilde bize bahseder. Yine cinlerin güçlerinin azlığı ortaya konularak insanlardan Allah’a sığınanlara zerre kadar
zarar veremeyeceğini de bize anlatır.
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmanirrahim
(1-2) (Ey Muhammed!) De ki: “Bana cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: “Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur’an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.”
Rabbimiz emrediyor ve buyuruyor… “Vahiy” ne demektir? Elbette ki ayet demektir. “Semi” nedir? İşitmek, duymak demektir. Rabbimizin “Semi” (her şeyi işiten) sıfatından da aklımıza gelebilir; işiten, işitti anlamına gelir.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem), yanındaki arkadaşlarıyla birlikte Ukaz Panayırı’na gitmişti. Yolda, Nahle denilen yerde Peygamber Efendimiz sabah namazını kıldırıyordu. Biliyorsunuz, sabah namazında kıraat sesli yapılır.
Tam bu esnada, cinlerden bir grup Peygamber Efendimizin bulunduğu oradan geçmekteydi. Kur’an-ı Kerim’in tilavetini duyduklarında hemen dikkat kesilerek dinlediler. Orada okunanları anlayıp, “Muhakkak biz, acayip (hayranlık uyandırıcı) bir Kur’an dinledik” dediler. Ayetlerin onlarda bıraktığı ilk tesir buydu. Kur’an’ın bıraktığı ilk etki; şimdiye kadar alışık olmadıkları, farklı ve hayret verici bir şey dinlemeleriydi.
İşte cinler, Kur’an’ı dinler dinlemez kalplerinde bir ürperme meydana geliyor, Yüce Kitabımız onlarda böyle bir etki oluşturuyor. İşte Kur’an’ın muhteşemliği budur! Kur’an insanı hayrette bırakır; çünkü kalplerin derinliklerine işleyen, müthiş bir etkiye sahiptir.
Ahkaf Suresi 29. Ayet ve Cinlerin Daveti
Cinler Kur’an’dan böyle etkilendiler ama ne yazık ki bizler bazen onlar kadar bile olamadık. Ayetleri duyduğumuzda, “Çok acayip, muhteşem bir şey dinledik!” diye heyecanla çevremize bahsetmedik, anlatmadık.
Bakın, Ahkaf Suresi 29. ayette cinlerin Kur’an’ı duyunca hemen ne yaptığı şöyle anlatılır:
”Bir de şu zamanı anlat ki: Cinlerden bir takımını Kur’an’ı dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Bu şekilde ne zaman ki onun huzuruna geldiler, birbirlerine ‘Susun, dinleyin!’ dediler. Okuma bitirildiği zaman da kavimlerine birer uyarıcı olarak döndüler. Dediler ki: ‘Ey kavmimiz! Haberiniz olsun, bizler bir kitap dinledik…'”
Görüyorsunuz değil mi? Cinler ayetleri duyar duymaz hemen çevresine anlatıyor. İşte bizler bu noktada cinler kadar bile olamadık. Onlar, Peygamber Efendimizin okuduğu Kur’an’ı dinler dinlemez hemen iman ettiler. Neden hemen iman ettiler? Çünkü Kur’an’ın, Rablerinin sözü olduğunu anladılar. Rablerinin kelamının insanları ve cinleri doğru yola ulaştıracağını biliyorlardı. Bizler de biliyoruz, değil mi?
Furkan Olan Kur’an ve Kurtuluş Yolu
Cinler, Allah’ın kitabını dinler dinlemez, O’nun ayetlerini duyar duymaz hemen rüşde, yani doğruluğa ulaşıyorlar. Demek ki Kur’an insanı rüşde ulaştırır. Cinler bu hidayetin sonucunda ne yapıyorlar? Doğruya ulaşır ulaşmaz eski yanlış inançlarını, Allah’a ortak koşma gafletini hemen bırakıyorlar. Çünkü Kur’an sayesinde Rablerini hakkıyla tanıyorlar; tek doğru kaynak olan Kur’an’dan öğreniyorlar.
Kur’an’ın diğer adlarından biri nedir, biliyor musunuz? Furkan. Furkan; hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan ayıran demektir.
Âl-i İmrân Suresi 102. ayette Rabbimiz bize ve cinlere şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa öylece sakının ve ancak Müslümanlar olarak can verin.”
Bir insan ya da bir cin, Allah’a karşı gelmekten ne kadar sakınırsa, o kadar Müslüman olarak can vermiş olur. Bu da ancak ve ancak Furkan olan Kur’an’ı okuyarak, yaşayarak mümkün olur arkadaşlar; başka türlüsü olmaz.
Cinler, eski yanlış inançlarından vazgeçtikten sonra Rabbimizin şanının ne kadar yüce olduğunu kabul ediyorlar…
(3-5)“Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir; ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk.”“Demek bizim beyinsiz olanımız, Allah hakkında doğruluktan uzak sözler söylüyormuş.”“Şüphesiz biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk.”
Allah’a Ortak Koşmak ve İnsanları Allah ile Aldatanlar
Muhakkak ki Rabbimizin şanı çok yücedir; O, asla evlat ve eş edinmemiştir. Peki, Rabbimizin şanı neden bu kadar yücedir? Evlat ve eş edinmediği için… Allah’a çocuk ve eş yakıştırmak —dikkat edin— O’nun yüceliğine bir lekedir; O’nu yaradan değil, haşa yaratılmış gibi gösterir.
Dikkat ederseniz cinler, “Yüce bir varlığın nasıl eşi olur, nasıl benzeri olur, nasıl çocuğu olur?” diyerek sorgulamış, akıllarını kullanıp düşünmüşler. Acaba onlara da birileri, “Yahu bu kadar sorgulama, ayrıntıya inme, yoksa dinden çıkarsın, kafayı yersin!” demiş midir? Neyse, onlar bu sorgulamayı yapıyorlar.
Cinlerdeki bu sorgulama, Kur’an’a baktığımızda Yahudi ve Hristiyanlarda yok. Onlar hiç sorgulamadan kabul etmişler. Mâide Suresi 18. ayette belirtildiği gibi, “Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz” dediler. Görüyorsunuz, değil mi? Peki, Rabbimiz Meryem Suresi 88-92. ayetlerde onlara ne diyor? Bakalım:
“O Rahman çocuk edindi dediler. Andolsun ki siz, pek çirkin, pek ağır bir cürrette bulundunuz! Neredeyse ondan dolayı gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp yerlere geçecekti; Rahman’a çocuk isnat ettiler diye… Halbuki çocuk edinmek Rahman’a yaraşmaz.”
Görüyorsunuz değil mi, Rabbimiz bu iddialara nasıl şiddetli bir şekilde cevap veriyor. Hristiyanlar ve Yahudiler böyle dediler ama cinler ne yaptılar? Kur’an’ı dinleyince bunu demediler, sorguladılar.
Bizler senelerdir hatim indiriyoruz, Kur’an okuyoruz ama bu cinler kadar bile anlayarak okumadık ki hâlâ kendimizi ve çevremizi sorgulamıyoruz, değil mi? Halbuki Kur’an’da Rabbimiz, “Hiç düşünmez misiniz? Akıl etmez misiniz?” diye durmadan bizi uyarıyor. Ama bizler nedense bunu yapmıyoruz. Sahi, düşünmek çok mu zor? Bizler de sorgulayalım lütfen. Çevremizden duyduğumuz her dini söylemi “gerçek din” zannetmeyelim, bir Kur’an’a bakalım yahu! Yoksa cinlerin yaptığını yapamayacak, hidayete ve doğru yola ulaşan o cinler gibi olamayacağız.
Sefihlerin (Beyinsizlerin) Allah Hakkındaki Yalanları
Cinler diyorlar ki: “Biz Kur’an’ı dinlemeden önce Rabbimize ortak koşuyorduk. Yani evlat, eş edindiğini; O’nun sevgili kulları olduğumuz için hiçbir kurala uymamız gerekmediğini zannediyor, böyle ortaklar koşuyorduk. Ama bunun asıl sebebi, içimizdeki sefihlerin (beyinsizlerin) yıllarca Allah hakkında yalan yanlış şeyler söylemesi, bizi kandırmasıydı. Biz Kur’an’ı okuyunca bunu fark ettik.”
Ayet-i kerimede cinlerin bu itirafı şöyle geçiyor:
“Ve ennehû kâne yekûlü sefîhunâ alallâhi şetatâ.”
(Meali: “Meğer bizim beyinsiz olanımız, Allah hakkında çok asılsız, çok yanlış şeyler söylüyormuş.”)
Bunu ne zaman fark ediyorlar? Kur’an’ı dinledikten, Kur’an’la tanıştıktan sonra anlıyorlar. “Sefih” ne demektir? Kendi çıkarına göre fikir üreten, aklı hafif, cahil kimsedir. Yani daha önce bahsettiğimiz “rüşt” kelimesinin tam tersidir, zıttıdır. Rüşt ne demekti? Doğruluk ve olgunluk demekti. İşte cinler Kur’an’la tanışıp bu ayetleri dinledikten sonra, “İçimizdeki sefihlerimiz, yani beyinsizlerimiz Allah’a karşı çok yalan söyler, çok yanlış şeyler anlatırlarmış” diyorlar.
Demek ki bizler de sadece Arapçasından kelimeleri tekrar ederek değil; anlayarak Kur’an’la tanışır, onunla içli dışlı olabilirsek Kur’an’ın rüştüne, yani doğruluğuna ulaşabiliriz. Yolumuzu Kur’an’la bulabilecek duruma gelirsek, o zaman biz de çevremizdeki sefihlerin; “Din böyle diyor, Allah böyle istedi, Kur’an’da bu var, Peygamber böyle buyurdu” diyerek anlattıkları şeylerin doğru mu yanlış mı olduğunu çok rahat anlarız. Bunun yolu da bizzat Allah’ın kitabıyla tanışmaktan, ayetlere kulak vermekten geçer; birilerinin dediklerini körü körüne dinlemekten değil. Rabbimizin ilk emri “Oku!” değil miydi? Okumazsak, işte bu yanlış şeylere bizler de inananlardan oluruz.
Allah ile Aldatan Yığınlar
Bugün de insanları Allah ile, din ile aldatan yığınla insan görüyoruz. Rabbimiz Kur’an’da, Fâtır Suresi 5. ayette bizi şöyle uyarıyor:
“…O çok aldatıcı (şeytan ve uşakları), Allah’ın affına güvendirerek sizi aldatmasın!”
Peki, bu aldatıcılar Allah’ın adını kullanarak insanları nasıl aldatırlar?
”Allah hayata karışmaz” diyerek aldatırlar. “Bu kadar yüce bir Allah’ın işi gücü yok da bizim küçük işlerimizle mi ilgilenecek?” derler.
”Allah dünyayı yaratmış ama hayatımızı biz belirleriz” derler. “Allah bizim düğünümüze, toplantımıza, konuşmalarımıza karışmaz; kazanmamıza, harcamamıza, miras paylaşımımıza, mesleklerimize müdahale etmez” derler. İçki dükkanı açıp da “Ne yapayım, rızık Allah’tan, Allah bu kadar küçük şeye karışacak değil ya canım” diyerek kendilerini ve insanları aldatırlar.
Allah’ın sonsuz merhametini öne sürüp O’nun adaletini unutturarak aldatırlar: “Sen günah işlemeye, dedikodu yapmaya, kötülük etmeye, kalp kırmaya devam et; yığınla günah işlesen de, O’na kulluk yapmasan da Allah Kerim’dir, Gafur’dur, Rahim’dir, elbette affedecek” diyerek aldatırlar.
Sırf affeden ama hiç azap etmeyen, sırf cenneti olan ama asla cehennemi olmayan sahte bir Allah inancı tanıtarak aldatırlar. Hatta öyle bir Allah tanıtırlar ki, Kur’an’ın hiçbir yerinde böyle bir tanım yoktur! Kendi kafalarında şekillendirip biçimlendirdikleri bir Allah imajıyla insanları kandırırlar.
”Hiçbir şey yapmana, ibadet etmene gerek yok; sadece şunu yap yeter” diyerek aldatırlar. Veya tam tersine, “Kur’an’ı anlamadan da okusan fark etmez, hatta anlamını okuma dinden çıkarsın!” diyerek aldatırlar. “Şu sureyi şu kadar oku cennete gidersin, Hucurât Suresi’ni oku hastalığın iyileşir, Vâkıa ya da Kehf Suresi’ni oku zengin olursun” diyerek Kur’an’ı bir hayat rehberi olmaktan çıkarıp sadece bir büyü, bir muska kitabına çevirerek aldatırlar.
İmanımızı Nasıl Kurtaracağız?
Maalesef bu şekilde çok kişiyi aldatıyorlar. Sahi, anlamını bilmeden okuduğumuz bir Kur’an’ı hayatımıza nasıl uygulayacağız, nasıl yaşayacağız? Üstelik bu kandıranlar; din görevlisi, ilim ehli, diploma sahibi veya halkın gözünde ünlü, popüler isimler olunca insanlar onlara daha kolay inanıyor, aldanmaları daha da kolaylaşıyor.
Öyleyse tek bir çaremiz var: Dinimizi birinci elden, yani asıl kaynağından öğreneceğiz! Mâide Suresi 3. ayette Rabbimiz, “Size din olarak İslam’ı seçtim ve beğendim” buyuruyor. Dini seçen ve belirleyen Allah ise, biz de dinimizi ondan bundan değil, direkt Allah’ın kitabından ve Peygamberimizin örnekliğinden (sünnetinden) öğrenmek zorundayız. “Bana göre, hocaya göre, Ayşe’ye, Hasan’ın, Zehra’nın, Leyla’nın fikrine göre din nedir?” diye değil; “Allah’a göre din nedir?” diyerek gözümüzle ayetleri okuyarak öğreneceğiz.
Böylece bize din tüccarlığı yapmaya çalışan, Allah adına asılsız sözler söyleyerek bize yaklaşan o sefihlere asla aldanmayız. Ne yaparız? Kim ne söylerse söylesin, o sözü alır Kitap ve Sünnet süzgecine vururuz. Eğer Kur’an’a uygunsa alırız, değilse reddederiz. İmanımızı ancak bu şekilde kurtarabiliriz. Bunu söylerken de kişinin kim olduğuna bakmayız; ister insanların en alim bildiği kişi olsun, ister en samimi arkadaşın, ister annen baban olsun… Ayete bakacaksın! Kur’an ve sünnete uygunsa “Başım gözüm üstüne” diyeceksin; ayetlere aykırıysa gözünün yaşına bakmadan reddedeceksin.
Temiz Kalpli Cinlerin İtirafı
Bakın, cinler Kur’an’ı dinler dinlemez, o sefihlerin Allah ve din hakkındaki tüm yanlış düşüncelerini hemencecik anlayıverdiler. Gerçekten çok hızlılar, değil mi? Bir tek dinlemede bu kadar çok şeyi öğrenip idrak etmişler; bizler hâlâ neyi bekliyoruz, bilmiyorum. Duyup iman ettikleri o ayetlerle, kendilerine yıllarca anlatılan yalanları hemen sorgulayıp sahteyi doğrudan ayırt etmişler.
Bundan sonra cinler şöyle bir itirafta bulunuyorlar —ki bu ayet beni çok etkiler, bu ayette adeta kendimi gördüm—:
”Ve ennâ zannennâ en len tekûlel insu vel cinnu alallâhi kezibâ.”
(Meali: “Doğrusu biz, insanların ve cinlerin Allah’a karşı asla yalan söylemeyeceklerini sanmıştık.”)
Buradaki “kezibâ” kelimesi yalan, yalancılık demektir. Cinler diyor ki: “Biz, inanan birisinin veya herhangi bir insanın/cinin, Allah hakkında iftira atıp yalan söyleyebileceğine ihtimal bile vermiyorduk. Bunu aklımız almıyordu.” İşte temiz kalp dedikleri şey tam olarak budur! Ne kadar temiz kalpliler ki, Allah hakkında asla yalan söylenemeyeceğini düşünüyorlar. Ama maalesef aldatılmışlar.
İnsanlar ve Cinler Arasındaki Etkileşim
Bizler de hayatımızda ve din yaşantımızda Kur’an’ı hakkıyla okursak, birilerinin Allah hakkında yalan söyleyip söylemediğini anlama imkanı elde ederiz. Bu ayetler her ne kadar cinlerin Kur’an sayesinde gerçeği nasıl anladıklarını anlatsa da, bu Kur’an bize de gönderilmiştir. Çünkü Zâriyat Suresi 56. ayette Rabbimiz ne buyuruyor: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” Dolayısıyla bu konu onlar kadar, hatta onlardan daha çok bizi ilgilemektedir.
Şimdi soruyorum size: Bize gelmiş olan bu kitapla onlar bu muazzam gerçeği anlamışlar da, bizler anlamayacak mıyız? Onlar bizim kitabımız sayesinde rüşde (doğruluğa) ulaşmışlar da, bizler ulaşamayacak mıyız? Elbette biz de bu Kur’an sayesinde insanların yanlış inançlarını fark edeceğiz. Allah’ın demediği şeyleri “dedi”, dediklerini de “demedi” şeklinde sunarak Allah’a iftira atanları şıp diye anlayacağız. “Efendim zaten Allah da bundan yanadır, Allah da bunu istemektedir” diyerek, Allah’ın aslında hiç istemediği şeyleri meşrulaştırmaya çalışanların kötülüklerini fark edeceğiz.
Cinler ne diyordu? “İçimizdeki beyinsizler Allah’a karşı çok yanlış şeyler söylüyordu.” Bugün de birileri çıkıp, “Bana göre Allah böyle olmalı, bana göre din şöyle olmalı, şunu emretmemeli, tesettürü veya orucu istememeli” diyerek Allah hakkındaki düşüncelerimizi bozmaya çalışıyorlar. Bu cin ve insan şeytanlarını, yani bu beyinsizleri asla dinlememeliyiz! Çünkü bu bizi —Allah korusun— Allah karşısında bilgi ve güç iddiasında bulunmaya, O’nun emirlerini beğenmemeye kadar götürür.
Eğer böyle davranır, Allah’ın hükümlerini beğenmezsek ne olur? Zuhruf Suresi 5. ayette Rabbimiz bize dehşet verici bir soru sorar:
“Siz haddi aşan, ölçüsüz bir kavim oldunuz diye, şimdi bu Öğüdü (Kur’an’ı) sizden bütünüyle kaldırıp uzaklaştıracak mıyız?”
Biz istediğimiz kadar beğenmeyelim, istediğimiz kadar insanların uydurduğu sözleri öne geçirelim, Kur’an’a bakmayıp yalanlara inanalım; Rabbimiz bu ayetleri Kur’an’dan atacak mı? Atmayacak! Ne yapacak? Yarın mahşerde bizi bu Kur’an’dan hesaba çekecek.
Arkadaşlar, lütfen çevremizde din adına söylenen yalanlara aldırmayalım. Gördüğümüz gibi cinler bile insanların etkisi altında kalabiliyor, onların yalanlarına kanabiliyorlar. Demek ki insanların görmediği cinler ile kendi aralarında çeşitli şekillerde etkileşimler olmaktadır. Kur’an’da Ahkâf ve Cinn sureleri derinden incelendiğinde, En’âm Suresi 112. ayet de dikkate alındığında, cinler alemi ile insanlar alemi arasındaki bu şerli etkileşim açıkça görülür. Rabbimiz En’âm 112’de şöyle buyurur:
“İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Eğer Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. O halde onları uydurdukları hurafeleriyle baş başa bırak!”
Rabbimiz, “Bırak şunları, akla, fikre, mantığa ve dine sığmayan o saçma sapan hurafeleriyle oyalansınlar” diyor. Peki, bu hurafeler nelermiş? Kur’an’ımızı okumaya devam ederek hep birlikte öğrenelim…







