CİN SURESİ 2. BÖLÜM

(6)“Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da, cinler onların taşkınlıklarını artırırlardı.”
İnsanlar; cinleri her şeyi bilen, her konuda bilgi sahibi, her şeye gücü yeten, güçlü, kuvvetli, gaybı bilen ve diledikleri her şeyi yapabilen varlıklar olarak görüyorlar. Onlara böyle inandıkları için de bilgilerinden ve güçlerinden istifade edebilmek amacıyla cinlerden yardım istiyorlar.

​”Amanın cinler!”, “Ey cinler!”, “Cinciler siz bilirsiniz, siz bulursunuz…”

​”Biz eşyamızı kaybettik, paramızı kaybettik, biz aklımızı kaybettik; nerede buluruz, acaba nasıl buluruz? Acaba muska yapılmış mı, kim yaptırdı? Kocam terk etti, oğlum söz tutmuyor, komşum büyü mü yaptırdı, eltim beni çekemiyor mu? Ey cinciler, ey cinler siz bilirsiniz!” diyerek insanlar buna benzer şeylerle cinlere ya da cincilere müracaat ediyorlar.

​Onlar da ne diyorlar? “Gel öyleyse” diyorlar, “Gel madem elime düştün, ocağıma düştün… Gel sana yol tarif edeyim. Gel madem istiyorsun; cebindekini alayım, imanını alayım!”

​Ayetin devamında ne diyor? “Azgınlıkları arttırdı” diyor, değil mi? Bizler de onlardan yardım istersek onlar ne yapar? Kendilerini bir şey zannederek şımarırlar. Onlardan yardım istenildiğinde, onlara sığınıldığında daha da yoldan çıkıyorlar, havalara kalkıyorlar. Artık o kadar havalı davranıyorlar ki kibrinden yanlarına yaklaşamıyorsunuz bile maalesef…

Kâhinler, Müneccimler ve Peygamberimizin Sünneti

​Bizler; cinlere geçmişe ait bilgisi olan varlıklar gözüyle bakan bu tarz kâhinleri, gelecekte gerçekleşecek olayları bildiği iddiasında olan kişiler olarak bildik. Müneccimleri ise gökteki ay, güneş ve yıldızlar gibi gök cisimlerine bakarak, onların hareketlerini takip ederek kendince hayatla ilgili kurallar çıkaran kimseler olarak bildik. Yani yıldızlarla bizim hayatımızı yorumlamaya çalışan insanlar bunlar… İşte böyle insanlar geçmişten beri hep olagelmiştir. Cebimize göz dikerler, hayatımızla oynarlar.

​Halbuki Ahkaf Suresi 9. ayette Rabbimiz ne demişti? Peygamber Efendimiz’den yana bakalım:“De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”

Peygamber Efendimiz ne diyor? “Bana bile ne yapılacağını bilmiyorum, ben sadece vahye uyarım” diyor. Peygamber Efendimiz bile gaybı bilmezken bunlar nasıl gaybı bilebilir ya? Nasıl bilebilir? Bilemez ki! Koskoca Peygamberimiz bilemiyor, bunlar nasıl bilecekler? Asla bilemezler!

İmanımızı Boşa Götürmeyelim

​Peki, “Bu cinlerle uğraşanlar, falcılar, müneccimler (yani gökteki ay ve yıldızlara bakarak yorum yapanlar), kâhinler… Bunlar hep yalancı mıdır? Arada bazen dedikleri çıkar mı?” diye sorarsanız; zekaları ve hayat tecrübeleri sebebiyle bir doğrunun yanına beş yalan katıp bazen tesadüf edebilirler.

​Ama eğer “O bilir; geçmişi bilir, geleceği bilir, kimin başına ne gelecek bilir, kim nerede ne yaptı bilir” diyerek onlara gidiyorsanız, lütfen imanınızı boşa götürmeyelim! Nasıl mı? Neml Suresi 65. ayette:”De ki: Göklerde ve yerde Allah´tan başka kimse gaybı bilmez. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.”

Görüyorsunuz, öyle değil mi? Rabbimiz bunu diyor. Biz bu ayete iman etmedik mi ki falcılara, büyücülere, muskacılara, cincilere gidiyoruz? Eğer iman ettiysek ne diyeceğiz? “Gaybı bilemez, yani bilinmeyeni bilemez” diyeceğiz. “Ne geçmişi ne geleceği, hiçbir şeyi bilemez” diyeceğiz. İman edenlerdensek, Müslümansak eğer, bu ayeti ciddiye alacağız; imanımızı satmayacağız arkadaşlar!

​Bizler falcıları, müneccimleri, cincileri pohpohlamayacağız. Yardım isteyip onları da şımartmayacağız. Maide Suresi 90. ayetini birebir tanıyacağız.

“Ey iman edenler!” diyor bize. Rabbimiz bize sesleniyor: “İçki, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.”

​Eğer bu fallardan, bu şans oklarından, bu tip şeylerden kaçınmazsak ne olur? Pislik işlerle uğraşmış oluruz, değil mi? Rabbimiz onlara “pislik işler” diyor. Ne deriz en sonunda? “Onlar her şeyi bilir” deriz, değil mi? “Cinciler, falcılar, müneccimler her şeyi bilir” deriz ve imanımızdan geçeriz; buradaki iman edenlerden olmayız.

​”Keyfine mi, eğlencesine mi fal baktırıyorsun?” Yapmayın! O eğlence için imanını satma. “Geçmişi ve geleceği, her şeyi Rabbim bilir” de; güzel Müslümanlardan ol, doğru Müslümanlardan ol.

Cinlerin İtirafı

​Cinler bile Kur’an’ı dinledikten sonra Allah’a ortak koşmayı bırakıyorlar. İnsanların ve cinlerin Allah’a karşı yalan söyleyebileceğini fark ediyorlar. Dahası, insanların cinlere sığındıklarını söylüyorlar ve cinlerin de bu yüzden kendilerini bayağı bir şey zannettiklerini, bunun sonucunda anlıyorlar.

​Peki, bunu neyle öğreniyor cinler? Tabii ki Kur’an’ı dinledikten sonra anlıyorlar.

​Peki, buradaki insanlar neden cinlere sığınırlar mış? Cinler de neden peki bu sığınmadan dolayı havalara kalkarmış? Bakalım…
(7)“Gerçekten onlar da, sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi öldükten sonra tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı.”

Cinler ne diyor? “Biz bunun sebebini öğrendik” diyor. Neyin sebebini? O beyinsizlerin Allah hakkında abuk subuk konuşmalarının, yalan yanlış şeyler söylemesinin sebebini… Değil mi? İnsanların ve cinlerin, Allah hakkında böyle şeyler söylemeye neden cesaret ettiklerini, neden şımardıklarını anlıyorlar.

​Bir Müslümanın falcılarla, büyücülere ne işi olabilir ki ya? Bir Müslümanın bunlarla işi olmaz! Ama işte, insan Kur’an okumazsa tabii ki öyle şeylerle de uğraşıyor. Cahillik çok kötü bir şey… Onun için Kur’an’ımızı muhakkak okumamız ve anlamaya çalışmamız gerekiyor.

(8-10)“Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk.”“Hâlbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur.”“Hakikaten biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?”

​”Doğrusu biz, yeryüzündekiler için bir şer mi istendi, yoksa Rableri onlar için bir hayır mı diledi, bilmiyoruz” diyorlar. “İdrak edemiyoruz” diyor cinler.

​Cinler, Kur’an inmeye başlamadan önce gökten gelen haberleri alıp insanlara iletiyor ve onları yoldan çıkarabilecekleri yerlere oturuyorlardı; böyle bir imkanları vardı. Ama Kur’an inmeye başlayınca artık bu dinleme, bu haber çalma işini gerçekleştirebilecekleri oturma yerlerini kaybettiler. Çünkü artık bu dinleme ve haber çalma faaliyetlerini gözetleyen, onları bekleyen bir alev hüzmesiyle karşı karşıya geliyorlar. Ve ne diyorlar? “Rableri hayır mı istedi, şer mi istedi; biz bilmiyoruz” diyorlar, değil mi?

​Sonuç olarak; hiç kimse için yarının ne getireceği önceden bilinemez. Hele ki cinlerle konuşarak, falcılarla, burçlarla, yıldızlara bakarak… Bunun imkanı yok, bilinemez! Soruyorsun ya, “Yarın şu olacak” diyor veya “Şu oldu” diyor. “Nereden biliyorsun?” diye soruyorsun; “Yıldızlardan biliyorum” diyor. “Nereden biliyorsun?” diyorsun; “Cinler söyledi” diyor. Bunlara inanmayalım, bunların aslı astarı yok!

​Bakın, burada ne diyor? Cinlerin kendi itirafı bu: “Bizler bilmiyoruz” diyorlar. Onlar gaybdan haber veremez arkadaşlar, Allah’ın takdirini asla bilemezler! “Bilirim” diyen de niçin bunu der? Sizleri sömürmek için der. Seni kandırıp paranı, imanını, inancını almak için der. Bu kadar kör olmayalım; ayette görüyoruz, cinler “Bizler bilmiyoruz” diyorlar. Bilmiyorlar işte!

​Cinler bu ayette hiçbir şey bilmediklerini itiraf ediyorlar da ne diyorlar? “Bizler de insanlar gibi çeşit çeşidiz” diyorlar. Cinlerin de hepsi aynı değil ki… Hepsi iyi veya hepsi kötü değil, değil mi? Tıpkı bizler gibi, onlar da çeşit çeşit…

(11)“Doğrusu içimizde salih olanlar da var, olmayanlar da. Ayrı ayrı yollar tutmuşuz.”

Burada cinler sadece iyi ya da kötü diye iki gruba ayrılmıyor, değil mi? Aynı zamanda çok daha fazla gruplara ayrılıyorlar. Neden böyleler? Çünkü herkesin ayrı ayrı yolları var; ayetleri kendilerine yol edinmemişler.

Hucurat Suresi 1. ayette Rabbimizin, “Ey iman edenler! Allah’ın ve Resûlünün önüne geçmeyin” buyurduğunu bilmeyerek, içlerindeki beyinsizlerin, aklı kıt olanların peşinden dolanmışlar. Kısacası, insan sözünü öne çıkarmışlar da Enâm Suresi 159. ayeti ciddiye almamışlar, görmemişler.

​Bakalım ne diyor o ayette:“Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah´a kalmıştır, sonra (Allah) onlara yaptıklarını haber verecektir.”

Bu ayeti görmemişler, duymamışlar. Çünkü onlar, Allah hakkında yalan söylenmeyeceğini zannediyorlardı. Fakat hakikate o kadar ihtiyaçları vardı ki cinler Kur’an’ı duyar duymaz, “İşte yol bu!” dediler. Çünkü o zamana kadar bir şeyler hep tersti, değil mi? Temiz bir kalp, bu dinde gruplaşmayı kabul etmiyordu; hak yoldan sapıp fırkalara ayrılmayı kabul etmiyordu.

​Kur’an’ı dinler dinlemez hemen iman ettiler ve bu yanlışları düzeltmek için kavimlerine dönüp Kur’an’dan bahsettiler; bu ayetleri okuyarak kendi hatalarını itiraf ettiler.

(12)“Muhakkak ki biz Allah’ı yeryüzünde âciz bırakamayacağımızı, kaçarak da onu âciz bırakamayacağımızı anladık.”

Demek ki iman etmeden önce, yeryüzünde hayat sürüp giderken cinler, Allah’ı aciz bırakacaklarını sanıyorlardı. Onun için insanları yoldan çıkarmaya çalışıyorlardı. Ne yapıyorlardı? İnsanlar onlara sığınıyordu, öyle değil mi? Allah’ın emirlerine uymuyorlardı, Allah’ı hayatlarına katmıyorlardı. Dinde gruplaşarak Allah’ı aciz bırakabileceklerini düşünüyorlardı.

​Ama Kur’an’ı duyunca ne yaptılar? “Biz Allah’ı aciz bırakamayacağız” dediler ve bundan zerre şüphe duymadılar. Kur’an’la müttaki oldular; namazlarını kıldılar, ibadetlerini yaptılar, fakirlere yardım ettiler, iyilikte koştular. Bu cinler Kur’an’ı duyunca değiştiler!

​Ama bizler? Bizler Kur’an’ı ne kadar okusak da Kur’an’ın sorumluluğunu alamadık. Bu da neye sebep oldu? Hidayeti bulamamamıza sebep oldu, hidayeti engelledi. Cinler Kur’an’ı okur okumaz Allah’ı aciz bırakamayacaklarını anladılar. Peki, biz ne yapıyoruz? Biz Allah’ı aciz bırakabileceğimizi mi düşünüyoruz da bu Kur’an’ı açıp okumuyoruz, emirlerine uyma gereği hissetmiyoruz?

​Bizlerde de bazı insanlar cinleri her şeyi beceren, her şeye gücü yeten, güçlü kuvvetli varlıklar olarak görüyorlar. Sanki cinlerin gücü Allah’ın gücüne eşmiş gibi, onları haşa Allah’ın makamına oturtuyorlar, değil mi? Onlardan yardım istiyorlar.

​Halbuki bakın cinler ne diyor: “Bizim kaçarak Rabbimizden kurtulmamız mümkün değildir” diyorlar. Bırakın O’na bir şeyler yaparak karşı gelmeyi, saklanarak bile O’ndan kurtulmamız, O’nu aciz bırakmamız mümkün değildir diyorlar. İşte cinlerin gücü böyle arkadaşlar! Onların insanlara karşı yapabilecekleri hiçbir şey yok.

​Örnek veriyorum: Ben Allah’a kulluğa karar vereceğim, Rabbime O’nun istediği kulluğu yapmaya koyulacağım, hayatımı Allah için yaşayacağım… Cinler de güya güçlü olacaklar ve benim kulluğumu bitirecekler, öyle mi? Benim kulluğumu engelleyebilirler mi? Bu asla mümkün değildir! Beni onların zararından koruyamayacak kadar aciz olan bir Allah benden kulluk isteyecek… Mümkün müdür bu? Değildir!

​Onun için arkadaşlar; Allah’a kulluğa karar veren bir Müslümana cinlerin yapabilecekleri hiçbir şey yoktur. Bakın, diğer ayette zaten bunu cinler kendileri itiraf ediyorlar…

(13)“Gerçekten biz hidayet rehberini (Kur’an’ı) işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa, artık ne hakkının eksik verilmesinden, ne de haksızlığa uğramaktan korkar.”

Cinler Kur’an’ı dinleyince O’nun rehberlik özelliğini fark ettiler. Bu fark ediş ne yaptı? İmanı doğurdu; iman da korkusuzluğu doğurdu arkadaşlar!

​Zaten kim Rabbine iman ederse, onun için ne cin işinden, ne şeytan işinden, ne muskadan, ne de büyüden… Böyle şeylerden korkmasına gerek yoktur. Ne hakkının eksiltilmesinden, ne iyiliklerinin zayi olmasından (yani yok olup gitmesinden), ne de kendisine zulmedilmesinden korkmasına gerek vardır.

​Çünkü Allah’ı dinleyen, O’nun koruması altına giren bir kimseye ne cinlerin ne de başka kötülerin yapabileceği hiçbir şey yoktur! Ancak kişi eğer Allah’a kulluktan uzaklaşır, o hidayet rehberini kendine yol edinmez ve Allah’ın korumasından çıkarsa; işte o zaman değil cinler, herkes ve her şey ona istediği zararı verebilir.

(14)“Kuşkusuz içimizde müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Kim müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır.”
Biz insanlar arasında olduğu gibi cinler de burada iki gruba ayrılıyor: Birincisi Müslümanlar, ikincisi ise zulmedenler. Bakın, başka bir grup yok; ya Müslümansın ya da zulmeden!

​Peki, Müslüman nedir? Bakın, cinler kendi dillerinden bunun tanımını nasıl yapıyor: “Doğruyu arayıp bulanlardır” diyor. Müslüman; doğruyu arayıp bulan, hayrı ortaya çıkarmak için çabalayandır. İşte cinlerin Müslüman tanımı budur.

​Çünkü bir varlık doğruyu arayıp bulamazsa, az önceki ayette gördüğümüz gibi, beyinsizlerin söylediği yanlış işleri din zanneder. Allah’ı aciz bırakabileceğini sanır, emirlere uymaz ve zalimlik yapıp durur. Peki, o zaman onun yeri neresi olur? Tabii ki cehennem olur!

(15)“Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.”

Tahrim Suresi 6. ayette Rabbimiz ne demişti? “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan bir ateşten koruyun.” buyurmuştu. E peki nasıl koruyacağız Rabbim? Tabii ki Müslüman olursak, Allah’ın emirlerine teslim olursak kendimizi koruruz; başka türlü koruyamayız ki arkadaşlar!

​Cinler bile isyan ettiklerinde, kulluktan çıkınca cehenneme gideceklerse; onlara itaat edenlerin, onlara kulluk yapanların, onların geleceği veya geçmişi, her şeyi bildiğini söyleyenlerin, yardım edebileceğini düşünenlerin ve onları dinleyenlerin durumlarını siz bir düşünün! Cinler bu durumdayken, onların çömezleri konumundaki cincilerin durumunu varın siz düşünün! Bizlerden de onlardan yardım isteyip imanını satanları, cehenneme odun olanları bir düşünün… Fatiha’yı sadece bir ritim olarak okuyup, 4. ayetteki “Yalnız senden yardım dileriz” ayetini hiçe sayarak Allah’tan istemeyenleri bir düşünün!

Araf Suresi 179. ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Yemin olsun ki biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır ama bu kalplerle gerçeği anlamazlar; gözleri vardır ama onlarla görmezler, ibret almazlar; kulakları vardır ama onlarla nasihat dinlemezler. İşte bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha sapık ve şaşkındır. Gafil olanlar da işte bunlardır.”

​Rabbimiz bunu açıkça söyledi; insanlardan ve cinlerden birçoğunu cehennem için yarattık dedi. Neden? çünkü onlar bu yolu seçti. Onlar maalesef Kur’an’ı okumayı seçmedi, teslim olmayı seçmedi, Müslüman olmayı seçmedi. Allah’ın emirlerini öğrenip hayata uygulamadı.

​İşte bu ayette cinler konuşmaya devam ediyor: Ayetleri dinleyip ayet yolunda olsalardı ne olacaktı?

(16-17) Yine de ki: “Bana şöyle de vahyedildi: ‘Eğer yolda dosdoğru olurlarsa, mutlaka onlara bol yağmur yağdırırız ki bununla onları imtihan edelim. Kim Rabbinin zikrinden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.”
İşte buradaki cinler cehenneme odun, cehenneme yakıt olacaklarına; eğer doğru yolda gitselerdi Allah onlara icabet edecek, onlara birçok lütuflar verecekti. Peki, bu lütuflar ne için? Tabii ki imtihan için! Unutmayın; insanlar ve cinler doğru yolu tutsalar da Rabbimiz onları asla ama asla başıboş bırakmaz. Ankebut Suresi 2. ayette ne buyuruyor? İnsanlar sadece “İman ettik” demeleriyle başıboş bırakılacaklarını mı sanırlar?

​Ya! Rabbimiz soruyor… Biz öyle sanmayalım artık. “Kur’an okuyorum, Rabbimin emirlerine uyuyorum, iyilikler yapıyorum” deyip keyfimizce yaşayacağımızı sanmayın; bunu sakın düşünmeyelim. İnanın, bollukla yapılan imtihan, yokluk imtihanından çok daha tehlikeli, çok daha zor bir imtihandır. Rabbimizin darlıkla, sıkıntıyla yaptığı imtihan insanın kalbini yumuşatıp onu Allah’a çevirmesi açısından (belki de) başarması daha kolay bir imtihandır. Ama bollukla yaptığı imtihan; insanların şımarıklığını, kibrini artırdığı ve insanı “eyvallahsız” bir hâle getirdiği için bunu başarmak gerçekten çok zordur. Yoklukta sabır, bollukta şükür gerekir, öyle değil mi?

​Şimdi şu imtihana dikkat edin; Fecr Suresi 15. ve 16. ayetler:

​”Fakat insan, her ne zaman Rabbi onu imtihan edip de ona ikramda bulunur, ona nimet verirse; ‘Rabbim bana ikram etti’ (beni üstün kıldı) der. Ama her ne zaman da imtihan edip rızkını daraltırsa, o zaman da ‘Rabbim bana ihanet etti, beni alçalttı’ der.”

​Görüyorsunuz, öyle değil mi? Rabbi verince çok iyi ama imtihan edip daraltınca Rabbi çok kötü; sanki kendisine ihanet eden bir Rabbi varmış gibi düşünüyor. Bizler böyle olmayalım. “Rabbimiz bizi imtihan etmez” diye düşünmeyelim. Şunu unutmayın: Bollukta da darlıkta da muhakkak imtihan vardır, her durumda imtihan vardır! Ayette bu yüzden “fitne” kelimesi geçer; fitne, imtihan demektir. Onu imtihan etmemiz için… O nimetlerin içinde, o bolluğun içinde imtihan etmemiz için…

(18)“Şüphesiz mescitler, Allah’ındır. O hâlde, Allah ile birlikte hiç kimseye kulluk etmeyin.”
Kulluk yalnızca Allah’a ait olmalıdır; dua ettiğimizde muhatabımız sadece Allah olmalıdır. Başkalarına dua edip yalvarmak kesinlikle doğru değildir.

​Peki, “Mescitlerde sadece Allah’a dua edelim ama başka yerlerde başkalarından yardım isteyebiliriz” diye bir ibare var mıdır? Gelin, bu “mescitler” ifadesini biraz inceleyelim: Tüm yeryüzü bir mescit midir? Bakalım Bakara Suresi 115. ayette ne buyruluyor:

“Doğu da Allah’ındır, batı da. O halde nereye yönelirseniz yönelin, Allah’ın vechi (huzuru) oradadır.”

​Bu ayette de gördüğümüz gibi tüm yeryüzü bizim için bir mescittir; tüm yeryüzü Allah’a secde etme makamıdır. Secde; Allah’a boyun bükmek, Allah’ın emirleri karşısında boyun eğmek, O’nu dinlemek ve O’nun dediklerini kabul etmek anlamlarına gelir. Öyleyse bu; tüm dünyada, her yerde, hayatın her konumunda ve her alanında yalnız Allah’ı dinleyerek sadece O’nun emirlerini uygulayacağız demektir.

​Mescitlerde, yani tüm yeryüzünde sadece Allah’a dua edersek, bakın bakalım diğer insanlar ne yaparmış…

Similar Posts

  • KUR’ANDA GEÇEN KALP KELİMESİ ÜZERİNE

    Kalp beynin merkezinde yer alır. Buna komuta ve yönetim merkezi de diyebiliriz. Bu kalp kan pompalayan organdan farklıdır. Beynimizin merkezinde yer alan bu kalp bağlantı kurma, alınan bilgileri sınıflandırma, doğruyu yanlıştan ayırt etme, bağ kurma gibi özellikleri vardır. Gözlerin görme, kulakların duyma, burnun koklama, derinin hissetme ve dokuma, dilin tatma özelliği olduğu gibi beynin merkezinde…

  • NEDEN NASIL BİR EVLİLİK

    Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla…. İnsanoğlunun dünya üzerinde ilk görülmesinden beri evlilik mevcuttur ve tarihinin kaydettiği bütün topluluklarda aile kurumu baş tacı edilmiştir. Bu durum, dişi ve erkeğin aileler kurarak bir arada yaşamlarının fıtrat gereği olduğunu göstermektedir. Evlilikle iki cins birbirlerini tamamlarlar. İki vücut, iki kalp, iki ruh ve daha doğrusu iki şahsiyet birleşir. Evlilik,…

  • KUR’ANDA MÜMİNLERİN VASIFLARI

    Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla. Hayat kitabımızda Müminler nasıl tarif edilmiş, mümin kime denir? Gelin biraz inceleyelim… Sözlükte “güven içinde bulunmak, korkusuz olmak” anlamındaki emn (emân, emânet) kökünün “if‘âl” kalıbından türeyen mü’min kelimesi “inanıp tasdik eden; başkalarının güvenli olmasını sağlayan, vaadine güvenilen” mânalarına gelir. Kelimenin esmâ-i hüsnâdan biri olarak içerdiği mâna da bu çerçevededir. Mü’min: Allah’a kalp ile teslim…

  • ALLAH’IN İPİNE SARIL

    Zümer Suresi 17-18. ayetler: Tağut’a kulluk etmekten kaçınıp, Allah’a yönelenlere müjde vardır.( Ey Muhammed!) dinleyip de sözün en güzeline uyan kullarımı müjdele. İşte Allah’ın doğru yola ilettiği kimseler onlardır. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.” İnsanın kendine yapacağı en büyük iyilik şüphesiz Rabbine yönelmesidir. Bunun için bir çaba harcamak zorundayız. Allahtan başka ibadet edilmeye, sevilmeye layık…

  • PEYGAMBERİMİZİN(SAV) ÜMMETİ ÜZERİNDEKİ HAKLARI

    Kovulmuş şeytanın şer’inden Yüce Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Selamünaleyküm arkadaşlar. Peygamberimizin (sallallahu aleyhi vesellem) ümmeti üzerindeki hakları çoktur. Bunlar, İslâm ümmetinden olan her ferdin üzerine düşen haklarıdır. Allah’ın izniyle bunları biraz tahsilatlı olarak anlatacağız. Bu haklardan bazıları: Peygamberimiz Hz. Muhammede’e İman Edilmesi: Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e iman, müslümanın iman etmesi…

  • KUR’AN-I KERİM’E GÖRE DEDİKODU YAPMAK NEDİR?

    Dedikodusu yapılan kişi o ortamda olmadığından kendini savunamaz. Hayır öyle değil, benim hakkımda neden böyle konuşuyorsun diyemez. Sessizdir, dilsizdir, ölü gibidir. Onun için Rabbimiz Hucurat Suresi 12. ayette ne buyuruyor?Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Tabii ki bundan…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir