İSLAM’IN KARDEŞLİK ANLAYIŞI VE KUR’AN’IN HZ. MUSA VE HZ. HARUN ÖRNEĞİ

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

İslâmî literatürde kardeşlik karşılığında kullanılan Arapça uhuvvet, aynı ana babadan veya bunlardan birinden dünyaya gelenler arasındaki kan bağını belirtmesi yanında aynı sülâleye, kabile veya millete mensup olma, aynı inanç ve değerleri, dünya görüşünü paylaşma gibi ortaklık ve benzerlikleri bulunan kişi ya da gruplar arasındaki birlik ve dayanışma ruhunu da ifade etmektedir

Kur’ân-ı Kerim’in pek çok âyet-i kerîmesi, Müslümanlar arasında var olan ve varlığını devam ettirmesi gereken muhabbet, fedakârlık, birlik ve bağlılığı göstermektedir. Meselâ Âl-i İmrân Sûresi’nde şöyle buyrulmaktadır:

“Hep birlikte Allâh’ın ipine (İslâm’a, Kur’ân’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allâh’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişilerdiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki, doğru yolu bulasınız.” (Âl-i İmrân, 103)

Kardeşlik deyince akla ve dile çok şey gelir… İyi günde ve kötü günde birilerine derdini anlatıp bir nebze de olsa rahatlatan etkinin adıdır kardeşlik.

Yukarıda ki ayette , Müslümanlar arasındaki kardeşliğin “ilâhî bir nîmet” olduğunu açıkça ifade etmekte ve “kardeşlikten mahrum olunduğu zamanlarda” insanların âdeta bir ateş çukurunun tam kenarında gezindiğini haber vermektedir. Gerçekten bu nefret ve düşmanlık duyguları hem fertleri, hem de toplumu içten içe yakıp kavurmakta, güzel haslet ve hüsn-i niyetleri alt üst etmektedir.

Başka bir âyet-i kerimede de mü’minlerin kalplerinin Allah tarafından birleştirildiği şöyle vurgulanmaktadır:

“Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin. Fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak gâliptir ve hikmet sâhibidir.” (el-Enfâl, 63)

Hucurât Sûresi’nde de, mü’minler arasındaki münâsebetin “ancak ve ancak kardeşlik olduğu”ifade edilmiştir.

“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun.” (el-Hucurât, 10)

Âyet-i kerîmede vurgulanan bu kardeşlik, ana-baba bir kardeşlikten öte ve derindir.

Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kim bir Müslüman’ın dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim darda kalan bir kimsenin işini kolaylaştırırsa, Allah da dünya ve ahirette onun işlerini kolaylaştırır. Kim bir Müslüman’ın ayıbını örterse, Allah da dünya ve ahirette onun ayıplarını örter. Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur.”

Aktarılan bu hadis bile İslam’da kardeşlik Hukuku’nun ne denli önemli olduğunu hatırlatır bizlere.

Verilen bu bilgiler ile İslam’ın kardeşlik anlayışını aktarmaya çalıştık, şimdi Hayat kitabımız olan Kur’an’ın bize anlattığı Hz. Musa ve Hz. Harun diyaloguna bir göz atalım.

Araf suresi 150. ayette şöyle geçmektedir;  “Musa, kavmine kızgın ve üzgün bir halde dönünce: “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız? Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?” dedi, levhaları yere attı ve kardeşinin başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): “Anamın oğlu, dedi, bu insanlar beni hırpaladılar, az daha beni öldürüyorlardı. (Ne olur) düşmanları üstüme güldürme, beni bu zalim kavimle beraber tutma!”

Bu ayette her iki peygamber de kardeş olmasına rağmen Hz. Harun’un Hz. Musa’ya “annemin oğlu” diye hitap etmesinin muhtemel sebebi, onun şefkatini beklemesi olabilir. Elmalılı şöyle demiştir: “Ey benim ana gibi merhametli ve şefkatli olması lazım gelen sevgili (can) kardeşim!”. Râzî de onların “ana bir kardeş” olma ihtimalini dile getirmiştir.

Devamında ki ayette ise “Mûsâ da, “Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla! Bize merhamet et, zira sen merhametlilerin en merhametlisisin!” dedi.”  Burada Hz. Musa’nın pişmanlığını dile getirdiği görülmektedir. Allahtan özür dilediği gibi kızdığı kardeşi Hz. Harun içinde bağışlanma talebinde bulunduğu görülmektedir. Kardeş yüreği diyelim…

Taha 92. ve 93. De “ Mûsa dönüşünde kardeşine dedi ki: “- Harûn! Seni engelliyen ne oldu ki, bunların sapıklığa düştüğünü gördüğün vakit benim ardımca yürümedin (tavsiyemi tutub onlarla mücadele etmedin), emrime isyan mı ettin?” yine devamında ki ayette “(Harûn şöyle) dedi: “- Ey anamın oğlu, sakalımı ve başımı (saçımı) yakalama. Ben, senin; “- İsrail oğulları arasında ayrılık çıkardın, sözüme bakmadın.” diyeceğinden korktum.”

Devam eden ayette 

(Harûn şöyle) dedi: “- Ey anamın oğlu, sakalımı ve başımı (saçımı) yakalama. Ben, senin;

“- İsrail oğulları arasında ayrılık çıkardın, sözüme bakmadın.” diyeceğinden korktum.

Meryem Suresi 53’te Rahmetimizden de ona, kardeşi Harûn’u bir peygamber olarak ihsan eyledik.

Hz. Musa yaşadığı olaylar üzerine Rabbinden şöyle niyaz edecektir;

Taha Suresinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;

Musa: “Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun’u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin” dedi.

Bu ayete Karşılık ise Rabbimiz “Andolsun, Biz Musa’ya da kitabı verdik ve beraberinde kardeşi Harun’u da ona yardımcı kıldık.” diye buyuracaktır.

Binlerce Rahmet ve selam olsun Hz. Musa ve Hz. Harun’a.

Vesselam

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir